23 Şubat 2018 Cuma

ALFABE İLE HADİS-İ ŞERİFLER

ALFABE İLE HADİS-İ ŞERİFLER

NE KADAR DA HOŞ


📌A: Aranızda selâmı yayın.

📌B: Besmele her hayrın başıdır.

📌C: Cennetin anahtarı namazdır.

📌Ç: Çocuk 7 yaşına gelince,namaz kılmasını söyleyin.

📌D: Dua edenle âmin diyen sevapta ortaktır.

📌E: En hayırlınız ailesine en çok faydası olandır.

📌F: Faiz ağır bir günahtır.

📌G: Güzel söz sadakadır.

📌H: Hayra vesile olan onu yapan gibidir.

📌İ: İnsanların en hayırlısı Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir.

📌K: Kişi sevdigiyle beraberdir.

📌L: Laf getirende ve götürende hayır yoktur.

📌M: Müslüman herkesle iyi geçinir.

📌N: Namazda şifa vardır.

📌O: Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.

📌Ö: Önce selâm, sonra kelâm...

📌P: Pişmanlık tevbedir.

📌R: Rabbin rızası; anne-babanın rızasına bağlıdır.

📌S: Sıla-i rahim farzdır.

📌Ş: Şirk üzere ölen cehenneme gider.

📌T: Tebessüm etmek sadakadır.

📌U: Uykudan uyanan ellerini yıkasın.

📌Ü: Üç kişi bir arada iken, ikisi üçüncüden ayrı olarak
fısıldamasın.

📌V: Veren el alan elden iyidir.

📌Y: Yaşlılara hürmet ediniz.

📌Z: Zenginlik mal zenginliğiyle değil, gönül zenginliğiyle olur.

*****************

bir dosttan gelen mesaj




22 Şubat 2018 Perşembe

Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-25

Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-25
 
 
İlk insandan buyana her zaman sorulan bir soru vardır. Kıyamet  ne zaman kopacaktır? Bu sorunun cevabını herkes merek eder.
 
 
 
 
Yüce Allah insanı dünyaya gönderdiğinde ona  bir yaşama zamanı verir. Buna ömür denmektedir. Bir gün ömür sona erecektir. Ömrün sona ermesiyle ölüm gerçekleşecektir.
 
Her canlı muhakkak ölümü tadacaktır. İlk insandan  günümüze kadar ölüm gerçeği var ola gelmiştir. Bu durum kıyamete kadar da devam edecektir.
 
Ölüm gerçeğini yaşayarak görmekteyiz. Hepimizin yakınlarından ölen insanlar vardır. Böylece ölüm gerçeğini gözardı edemiyoruz.
 
Hepimiz ölümden sonrasını,ölenlerin nereye gittiğini,öldükten sonra tekrar dirilmeyi,ölüm ve ötesini,ahireti ve özellikle de kıyameti ve kıyametin ne zaman kopacağını merak ederiz.
 
İnsan yaratılmışların en şereflisi olduğu için, ölümle beraber insanın son bulması düşünülemez. Allah insanı değerli kıldığı için onu ölümden sonra sonsuz bir yaşama kavuşturacaktır. Burada insana dünya hayatının karşılığı verilecektir.
 
Allah bu dünyanın sonunda yaptıklarımızın hesabını bize soracaktır.
 
Yaptıklarımızın karşılığı, iyi(sevap) veya kötü(günah) olarak cennette  veya cehennemde verilecektir.
 
Bu dünyadan ahiret alemine ölümle geçeceğiz. Ölüm  ilk geçiş yaptığımız kapıdır. Esas ahirete geçiş ise  dünyanın yıkılmasıyla olacaktır. Önce dünyanın sonu gelecek ve dünya yıkılacak. Dünyanın yıkılması kıyametin kopmasıyla başlayacaktır.
 
Dünyanın ne zaman son bulacağı veya kıyametin ne zaman kopacağı herkesin merak ettiği bir sorudur.
 
İnsanlar tarih boyunca kıyametin ne zaman kopacağını peygamberlere sormuşlardır.
 
Peygamberimiz Hz.Muhammed’e de aynı soru sorulmuştur. Bu soruya Yüce Allah Kur’an’da cevap vermiştir.
 
Kıyametin ne zaman kopacağı sorusuna  cevap olarak ,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
 
“Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.  ”
 
(A’raf suresi,187 .ayet)
 
Efkan VURAL
 
 
 
 
 

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN ÖN ŞARTLAR VAR MIDIR?

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN ÖN ŞARTLAR VAR MIDIR?


 0

Duaların kabul olması için ön şartlar var mıdır? Duaların kabul olması için nasıl dua etmeliyiz?
Duanın kabul edilmesi için şu hususlara riayet edilmesi istenmiştir:
a) Duadan önce tövbe ve istiğfar edilmelidir. Günah işleyen, haramlardan uzak durmayan bir kulun duası kabul edilmeye layık değildir. Hz. Peygamberin şu hadisi çok dikkat çekicidir: “Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, ‘Yâ Rabbi, Yâ Rabbi’ diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât, 65; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an, 3)
DUAYA NASIL BAŞLANMALIDIR?
b) Duaya Allah’a hamd, Peygambere salât-ü selam ile başlanmalı; yine salât-ü selam ve Allah’a hamd ile bitirilmelidir. Fudâle b. Ubeyd’den (r.a.) rivâyete göre o, şöyle demiştir: “Resûlullah, mescitte oturmakta iken bir adam geldi, namaz kıldı, sonra şöyle dua etti: Allah’ım beni bağışla, bana acı. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Ey namaz kılan, acele ettin, namaz kılıp oturduğun vakit Allah’a layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salât ve selam et, sonra da yapacağın duayı yap.’ Bundan sonra başka biri namaz kıldı. Namazdan sonra Allah’a hamd etti ve Peygambere salât ve selam getirdi. Başka bir şey yapmadı. Bunun üzerine Resûlullah, o kimseye: ‘Ey namaz kılan kimse! Dua et, duan kabul edilsin.’ dedi.” (Tirmizî, Deavât, 66; Nesâî, Sehv, 48)
DUA NASIL YAPILMALIDIR?
c) Dua içten, tevazu ile ve yalvararak yapılmalıdır. Bir âyette şöyle buyrulmaktadır: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Çünkü o, haddi aşanları sevmez.” (A’râf, 7/55)
DUADA ISRARCI OLMAK DOĞRU MU?
d) Israrla dua edilmelidir. Bir mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Sizden herhangi biriniz ‘dua ettim de kabul olunmadı’ diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur.” (Tirmizî, Deavât, 12)
e) Umut ve korku içinde dua edilmelidir. Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.” (Enbiyâ, 21/90)
HANGİ DUA DAHA MAKBULDÜR?
f) Dua ederken zaman seçimine de dikkat edilmelidir. Dua her zaman yapılabilirse de bazı vakitlerde yapılması, duanın daha çabuk kabul edilmesini sağlar. Bu vakitlerden biri de seher vaktidir. Allah geceleri dua, ibadet ve istiğfar ile meşgul olanları Kur’an-ı Kerim’de övmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.” (Zâriyât, 51/17-18) Hz. Peygambere, “Ey Allah’ın Resûlü, hangi dua daha makbuldür? diye sorulunca, ‘Gece yarısı ve farz namazlardan sonra yapılan duadır.’ cevabını vermiştir.” (Tirmizî, Deavât, 80)
Kaynak: Diyanet Fetva Kurulu

http://www.islamveihsan.com/dualarin-kabul-olmasi-icin-on-sartlar-var-midir.html



SADIK KULLARIN ÖZELLİĞİ

SADIK KULLARIN ÖZELLİĞİ


 0

Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem-; gecelerin en feyizli anları olan seherlerde namaz kılmayı, istiğfarda bulunmayı, zikretmeyi, Kur’ân okumayı ve duâ etmeyi hiç terk etmedi. Öyle ki, hastalandığı ve ayağa kalkamayacak kadar tâkatsiz kaldığı zamanlarda dahî, oturarak da olsa seherlerini ihyâ etti. (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 18/1307)
Seherler, günün en bereketli vakitleridir.
O vakitte namazı, istiğfârı ve gözyaşı dökmeyi ganîmet bilmek îcâb eder!
Seher vakti ibâdetlerle ihyâ edilip o rûhânî ziyafet sofrasından gerekli mânevî gıdâlar alınmalı ki, kul gündüze yüksek bir feyz ve rûhâniyetle girebilsin.
O feyz ve rûhâniyet; gün boyu gönlü günahlardan, gafletten ve mâsivâdan, yani Allah’tan uzaklaştıran her türlü şerden koruyabilsin.
Gönlün hayra iştiyâkını, şerre karşı da mukâvemetini / direncini artırabilsin.
Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem; gecelerin en feyizli anları olan seherlerde namaz kılmayı, istiğfarda bulunmayı, zikretmeyi, Kur’ân okumayı ve duâ etmeyi hiç terk etmedi. Öyle ki, hastalandığı ve ayağa kalkamayacak kadar tâkatsiz kaldığı zamanlarda dahî, oturarak da olsa seherlerini ihyâ etti. (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 18/1307)
SADIK KULLARIN EN BELİRGİN ÖZELLİĞİ
Zira «bilenler»den olmanın bir şartı da; seher vaktinde secde ve kıyâm hâlinde bulunabilmektir.
سَاجِدًا وَقَاۤئِمًا (ez-Zümer, 9)
Yine sâdık kulların vasfı geceleri ihyâdır:
سُجَّدًا وَقِيَامًا (el-Furkān, 64)
  • Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz gece ibâdetine teşvik ederek şöyle buyurur:
“Ey insanlar! Birbirinize selâm verin, yemek yedirin, akrabanızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettirin. İnsanlar uyurken geceleyin namaz kılın. Böyle yaparsanız, selâmetle cennete girersiniz.” (Tirmizî, Et‘ime, 45; İbn-i Mâce, İkāmet, 174)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı DergisiYıl: 2018 Ay: Şubat Sayı: 156

http://www.islamveihsan.com/sadik-kullarin-ozelligi.html



21 Şubat 2018 Çarşamba

TALHA B. UBEYDULLAH (r.a)

TALHA B. UBEYDULLAH (r.a)
 
Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr b. Sa'd b. Teym b. Mürre b. Katb b. Lüeyy b. Gâlib el-Kuraşî et-Teymî. Künyesi, Ebu Muhmmed'dir.
 
Talha, Cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslâm'a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla müslüman olan beş kişiden biridir. Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı ,Surâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir. Annesi, es-Sa'be bint Abdillah b. Mâlik el-Hadramiyye'dir (İbn Hişam, "es-Sîretü'n-Nebeviyye", I, 251, Mısır 1955; el-Askalânî, "el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe", III, 290;İbnü'l-Esîr, "Üsdü'l-Ğâbe fî Ma'rifeti's-Sahâbe", III, 85 vd. 1970).
 
Rivayete göre, Talha b. Ubeydullah, Busra panayırında bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: "Sorun bakayım, bu panayır halkı arasında, ehl-i Harem'den bir kimse var mı?" diye seslenir. Talha da: "Evet var! Ben Mekke halkındanım" diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: "Ahmed zuhur etti mi?" diye sorar. Talha: "Ahmed de kim?" der. Rahip: "Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğludur. Bu ay O'nun çıkacağı aydır. O, peygamberlerin sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Sakın O'nu kaçırma" der.
Rahibin söyledikleri Talha'nın kalbine yer eder. Oradan alelacele ayrılarak Mekke'ye döner ve yakında herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar. Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emîn'in peygamberliğini ilan etmiş oldûğunu ve Ebubekir'in de O'na tabi olduğunu öğrenir. Hemen Ebubekir'in yanına vararak rahibin anlattıklarını haber verir. Sonunda her ikisi birlikte Resulullah (s.a.v.)'a giderler. Talha oracıkta müslüman olur. (İbn Sa 'd, "et- Tabakâtü'l Kübrâ", III, 215, Beyrut; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
 
Birçok müslüman gibi, Talha b. Ubeydullah da İslam'a girdikten sonra müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ama yolundan dönmemiştir. İslam'ın azılı düşmanlarından Nevfel b. Huveylid, Talha'nın müslüman olduğunu duyunca, Ebubekir'le onu bir iple biribirlerine bağlamış, uzun süre iplerini çözmemiş, Teymoğulları da bu duruma seyirci kalmışlardır. (İbn Hişam, a.g.e., I, 709; el-Askalânî, a.g.e., III, 291; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
 
Talha ile Zübeyr müslüman olunca, Resulullah (s.a.v.) onları kardeş ilan etti. Hicretten sonra da Medine'de, Talha ile Ubeydullah b. Ka'b'ı, başka bir rivayete göre ise Talha ile Saîd b. Zeyd'i kardeş ilan etmişti.
 
Talha, Bedir savaşına iştirak etmemesine rağmen Resulullah (s.a.v.) kendisine ganimetten pay vermiştir. Kimi rivayetlere göre, bu sırada ticaret için Şam'da bulunuyordu. Akla daha yatkın olan bir başka rivayete göre ise, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere, Resulullah (s.a.v.) tarafından Şam yoluna gönderilmişti. Nitekim, dönüşte Talha'nın ganimetten pay istemesi bunu gösteriyor (İbn Sa'd, a.g.e., III, 216; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
 
Bedir'den sonraki birçok savaşa katılmıştır. Uhud günü Peygamber (s.a.v.)'i kahramanca müdafaa etmiş, O'na bir şey olmasın diye atılan oklara, indirilen kılıç darbelerine karşı vücudunu siper etmiştir. Sonuçta birçok kılıç ve ok yarası almış, aldığı yara neticesi bir kolu çolak kalmış, yine Resulullah'ı müdafaadan geri durmamıştır (İbn Hişam, a.g.e., II, 80; İbnü'l Esîr, a.g.e., III, 86; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
 
Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali'ye bey'at ettiğini biliyoruz. Bu bey'atte bulunanlardan biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Ancak, bey'atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr ibnü'l-Avvam'ın, Hz. Ali'ye karşı çıkan Hz. Âîşe'nin yanında yer almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali'ye karşı çıktığına pişman olarak savaş meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h. 36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64 yaşlarındaydı (İbn Hişam, a.g.e., 1, 251; İbn Sa'd, a.g.e., III, 224; İbnü'l-Esır, a.g.e., 111, 87; el-Askalânî, a.g.e., 111, 292; İbn Cerîr, Tarîhü'l-Ümemi ve'lMülûk, XI, 50' Beyrut).
Talha, Peygamber Efendimizin bacanağıydı. Hanımlarından dört tanesi Resulullah (s.a.v.)'ın zevcelerinin kız kardeşleriydi. Bunlardan Ümmü Gülsüm, Hz. Âîşe'nin; Hamne, Zeynep bint Cahş'ın; el-Fâria, Ümmü Habibe'nin ve Rukiyye, Ümmü Seleme'nin kızkardeşi idi (el-Askalânî, a.g.e., III, 292).
 
Talha b. Ubeydullah'ın, onbiri erkek, ikisi kız olmak üzere onüç çocuğu vardı. Erkek çocukların herbirine bir peygamber ismi vermişti. Bunlar: es-Seccâd diye bilinen ve Cemel vak'asında babasıyla birlikte öldürülen Muhammed, İmran, Musa, Ya'kub (Harre günü öldürüldü), İsmail, İshak, Zekeriyyâ, Yusuf, İsâ, Yahya, Salih idi. Kızları ise Aişe ve Meryem idi (İbn Sa'd, a.g.e., III, 214; İbn Hişam,.a.g.e., 1,-307).
Talha, doğrudan Resulullah (s.a.v.)'dan rivayette bulunduğu gibi, Hz. Ebubekir'le Hz. Ömer'den de hadis nakletmiştir. Kendisinden de, oğulları; Yahya, Musa ve İsa ile Kays b. Ebi Hâzım, Ebu Seleme b. Abdirrahman, el-Ahnef, Mâlik b. Ebî Âmir ve başkaları rivayet etmişlerdir (İbn Sa'd, a.g.e., III, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 290).
 
Talha; orta boylu, geniş göğüslü, geniş omuzlu ve iri ayaklı idi. Esmer benizli, sık saçlı fakat saçları ne kısa kıvırcık ne de düz ve uzundu. Güler yüzlü, ince burunlu idi. Saçlarını boyamazdı. Yürüdüğü zaman sür'atli yürür, bir yere yöneldiği vakit tüm vucudu ile dönerdi (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 291).
 
Ashâbın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti. Cömertliği sebebiyle kendisine "el-Fayyâd" denirdi. Vefat ettiği zaman, miras olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivâyete göre gayri menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki milyon ikiyüz dirhem ve ikiyüz bin dinar idi. Sadece Irak'tan gelen yıllık geliri yüzbin dirhem civarındaydı (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 221 vd.; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 111, 85).
 
Halid ERBOĞA
 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 

--




HAYIRSEVERLER VERESİYE DEFTERLERİNİ SATIN ALDI

HAYIRSEVERLER VERESİYE DEFTERLERİNİ SATIN ALDI


 0

Kilis’te bir grup hayırsever, esnafı dolaşıp veresiye defterlerini satın aldı.
Suriye’ye sınırı olan ilimiz Kilis, Türk Silahlı Kuvvetleri‘mizin (TSK) Zeytin Dalı Harekatı ile darbe vurduğu teröristlerin saldırıları ile sarsıldı.
Devlet eliyle yaralar sarılırken hayırseverler de boş durmadı. Kilis’te esnafı ziyaret eden bir grup hayırsever, veresiye defterlerindeki borçları hesaplatıp ödeyerek defterleri satın aldı.
“78 YAŞINDAYIM HİÇ BÖYLE BİRŞEY YAPAN GÖRMEDİM”
Olayı duyan vatandaşlardan biri tepkisini şöyle dile getirdi: “Fitre zekat dağıtırlar ama hiç böyle yapan olmadı, benim yaşım 78.”
BİR DEFTER 8 BİN LİRA
Bir fırının 8 bin lira tutan veresiye defteri için pazarlık yapmayı da ihmal etmeyen hayırsever vatandaşlar, durumu iyi olup borcunu ödemeye gelecek olanların ödemesinin alınıp, mağdurlara ulaştırılmak üzere kendilerine verilmesini istedi.
OSMANLI DÖNEMİNDEN BİR ADET
Veresiye defteri satın alma uzun zamandır rastlamadığımız bir geleneğimiz aslında. Osmanlı döneminde hayır yapmak isteyenler dükkanlara gider, zimem defteri denilen versiye defterinden bazı kalemleri ya da tamamını ödeyerek ihtiyaç sahiplerine yardım etmiş olurdu.
MAĞRUR YOK MAHÇUP YOK
Hayır eden kime yardım ettiğini bilmez, yardım olan kimden aldığını bilmezdi. Bu adetle ne zengin mağrur ne fakir mahçup olurdu.
Kaynak: yeniakit

http://www.islamveihsan.com/hayirseverler-veresiye-defterlerini-satin-aldi.html




ÜNLÜ DÜŞÜNÜR GARAUDY NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

ÜNLÜ DÜŞÜNÜR GARAUDY NASIL MÜSLÜMAN OLDU?


 0

Dünyaca ünlü düşünür Roger Garaudy nasıl Müslüman oldu?

Roger Garaudy yıllar önce İstanbul’a gelmişti. Yıldız Sarayı’nda bir konferans veriyordu. O konferansta hasbelkader ben de bulundum. Garaudy’ye:
“‒Sizi önce hristiyan, ardından komünist olarak görüyoruz. Şimdi müslümansınız. Hindistan dolayına doğru da bir seyahat yapacak mısınız?” diye kinâyeli bir soru sordular. O da:
“‒Anlatayım.” Dedi;
KARTELLER MİLYONLARCA SÜTÜ DÖKÜYORLARDI
“Ben hristiyandım. ABD’deki büyük kartellerin fiyatları sabit tutmak için milyonlarca ton sütü döktüklerini, milyonlarca ton buğdayı yaktıklarını görünce, bu vicdansızlık beni komünizme itti. Baktım komünizm de kuru, hiçbir mânevî tarafı yok. Hristiyanlık ile komünizm arasında bir köprü kurmaya çalıştım, ama olmadı.
CEZAYİRLİ MÜSLÜMAN YARDIM ETTİ
O dönemlerde Fransızlar benim öldürülmemi istiyorlardı. Cezâyirli müslüman bir askerin yardımıyla bu tehlikeden kurtuldum. Bilâhare o müslüman askeri buldum.
«‒Fransız subayı benim vurulmamı istemişken, beni neden kurtardın?» diye sorduğumda;
«‒Ben müslümanım, Allâh’ın verdiği canı bilmeden kıymaya râzı olmam. Bunun uhrevî mesʼûliyetinden korkarım.» dedi.
Ben o zamana kadar İslâm’ı bir aşîret dîni zannediyordum. Bu hâdise benim İslâm’a yönelmeme vesîle oldu. İktisatçı olduğum için İslâm iktisâdî yapısını da inceledim. Fâiz nedir, komünizmde nasıldır, İslâm’da nasıldır, nereye kadar yasaktır, hudutları nelerdir? Bu gibi hususları inceledim.
Câbir şöyle der:
“Rasûlullah fâiz yiyene, yedirene, bu muâmeleyi yazan kâtibe ve şâhitlerine lânet etti ve:
«–Onlar müsâvîdir…» buyurdu.” (Müslim, Müsâkât, 105-106)
BİLAL’İN NAKLETTİĞİ HADİS BENİ SELAMETE ÇIKARDI
(Bilâl-i Habeşîʼyi kastederek) Bilâlʼin bir hadisi beni selâmete çıkardı. Bilâl, Allah Rasûlüʼne güzel bir hurma götürür. Efendimiz;
«‒Bunu nereden buldun?» diye sorunca Bilâl de;
«‒Bizde âdî hurma vardı. Rasûlullah`ın yemesi için ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek satın aldık.» der. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber;
«‒Eyvah! Bu ribânın/fâizin ta kendisi, sakın öyle yapma! Şayet iyi hurma satın almak istersen elindekini ayrıca sat; sonra onun parasıyla iyi hurmayı satın al.» buyurur. (Müslim, Müsâkât, 96)
Gördüm ki Allah Rasûlü, fâize açılan her kapının anahtar deliğini bile kapatmış. Bu durum beni İslâm’ı daha çok tedkik etmeye sevk etti.
İSLAM DÜNYASI EBU HANİFE’Yİ LAYIKIYLA TANIMIYOR
İslâm’da iktisat nedir, sorusunun cevaplarını ararken orada büyük bir dehâ ile de karşılaştım. O dehâ Ebû Hanîfe idi. Ne yazık ki bugün Ebû Hanîfe’nin dehâsını müslümanlara ben anlatıyorum. İslâm dünyası daha Ebû Hanîfe’yi lâyıkıyla tanımıyor.” dedi.
Velhâsıl, Rasûlullah Efendimizʼin İslâm iktisâdî hayatında da hiçbir tâvizi olmadı. Mü’minler olarak bizler de İslâmʼı bütün muhtevâsıyla yaşamaya mecburuz.
“Fâiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar. Bu hâl onların «Alışveriş de fâiz gibidir.» demeleri sebebiyledir. Hâlbuki Allah, alışverişi helâl, fâizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de fâizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun hakkındaki hüküm Allâh’a âittir. Kim tekrar fâize dönerse, işte onlar Cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (el-Bakara, 275)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş / Müslümanın Para ile İmtihanı, Erkam yayınları

http://www.islamveihsan.com/unlu-dusunur-garaudy-nasil-musluman-oldu.html



20 Şubat 2018 Salı

SAİD B. ZEYD

SAİD B. ZEYD 

Hayattayken Cennetle müjdelenen on sahabiden biri. Babası Zeyd b. Amr olup, nesebi Ka'b da Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Künyesi Ebul-A'ver'dir. Ebu Tür olarak da çağrılırdı (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 387). Annesi Fatıma binti Ba'ce'dir. Babası Zeyd, Mekke müşriklerinin dinlerini akıl dışı bularak cansız putlara tapınmanın anlamsızlığı karşısında gerçek dine ulaşmak için araştırma yapmaya başlamış ve bunun için Suriye taraflarına giderek yahudi ve hristiyan âlimleriyle görüşmelerde bulunmuştu. Ancak onların verdikleri dini bilgiler Zeyd'i tatmin etmemişti. Zeyd'in bu durumunu gören bir papaz ona, şirkten ve hurâfelerden uzak, Hz. İbrahim (a.s)'in dini olan Hanifliğe tabi olmasını tavsiye etmişti. Zeyd, Hanifliğin ne olduğunu öğrendiği zaman aradığı dini bulduğunu anlamış ve Mekke'ye dönmüştü. O, Kâbe'ye yönelerek ibadet eder, Mekke'de İbrahim'in dini üzere bulunan tek kimse olduğunu Kureyş müşriklerine karşı iftihar ederek söyler ve onların putlar adına kurban kesmelerini ayıplardı. Zeyd, İsmail (a.s)'ın neslinden bir peygamberin geleceğini öğrenmişti. Arkadaşı Amr b. Rabî'a'ya kendisinin bu peygambere kavuşamayacağını zannettiğini, eğer ona ulaşırsa kendi selamını ona iletmesini söylemişti (İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübra, Beyrut (t.y), III, 379). Zeyd, Rasûlüllah (s.a.s)'in Peygamberlikle görevlendirilmesinden önce vefat etti.
 
Said, babası Zeyd'in kendisine telkin ettiği hanif dininin bilincinde olarak yetişmişti. Rasûlüllah (s.a.s), İslâm dinini tebliğe başladığı zaman, onun çağırdığı dinin babasının söylediği prensiplerle aynı olduğunu gördü ve ona tabi olmakta gecikmedi. Rivayetlere göre o, Rasûlüllah (s.a.s)'in az sayıdaki ashabıyla Erkam'ın evinde gizlice toplanmaya başlamasından önce iman etmiştir. Doğum tarihi kaynaklarda zikredilmemektedir. Ancak, onun Hicri 50 veya 51 yılında öldüğü zaman yetmiş yaşını aşmış olduğu (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 389) gözönünde bulundurulursa Hicretten yirmi beş yıl önce doğmuş olabileceği söylenebilir. Said (r.a); Hz. Ömer'in kızkardeşi Fatıma ile evli idi. Hz. Ömer (r.a) da Said'in kızkardeşi Atîke ile evli bulunmaktaydı (İbnül-Esir, a.g.e., II, 387). Hz. Ömer, onların yeni dine girdiklerini öğrendiği zaman son derece kızmış ve yaptıklarının hesabını sormak için hemen evlerine gitmişti. Ancak olay Ömer (r.a)'ın iman etmesi sonucunu doğuracak bir şekilde gelişmişti (bk. Ömer ibn et-Hattab mad.).
 
Medine'ye hicret edildiği zaman Said, Rıfaa b. Abdul-Munzır (r.a)'ın evinde misafir olmuştur. Muâhât olayında bir rivayete göre Ebu Lübabe başka bir rivayete göre de Rafi' b. Malik ile kardeş ilan edilmişti (İbn Sad, III, 382). İbnül-Esîr ise, Ubey b. Ka'b ile kardeş ilan edildiğini kaydetmektedir (Üsdül-Ğabe, II, 387).
 
Saîd b. Zeyd, Bedir savaşı hariç, Uhud, Hendek ve Rasûlullah (s.a.s)'in diğer bütün savaşlarına katılmıştır.
Rasûlüllah (s.a.s), Said ile Talha b. Ubeydullah (r.a)'ı, Suriye taraflarına giden Kureyş kervanının dönüşü hakkında bilgi toplamak ve bu bilgileri hızlı bir şekilde Medine'ye ulaştırmakla görevlendirdi. Böylece, Ebu Süfyan'ın başkanlığındaki bu kervan Suriye dönüşünde yakalanabilecekti. Said, Talha ile birlikte el-Havra denilen yere kadar gitmiş ve kervanın dönüşünü beklemeye başlamıştı. Ancak onların bu kervanın dönüşü hakkındaki haberi Medine'ye ulaştırmadan önce Rasûlüllah (s.a.s) başka kaynaklardan gerekli bilgileri almış ve Medine'den Ensar ve Muhacirlerden oluşan ordusuyla yola çıkmıştı. Onlar Medine'ye Bedir savaşının vuku bulduğu gün ulaşabildiler. Rasûlüllah (s.a.s)'in, kervanın yolunu kesmek için Medine'den ayrılmış olduğunu gören Said ve Talha derhal ona katılmak için Bedir'e doğru yola çıktılar. Onlar Turban denilen yere geldikleri zaman Bedir'den dönmekte olan Rasûlüllah (s.a.s)'le karşılaştılar. Bedir savaşına fiilen iştirak edememiş olmalarına rağmen Rasûlüllah (s.a.s) onları savaşa katılmış sayarak ganimetten diğer mücahitler gibi pay vermişti (İbn Sa'd, III, 382-383). Said (r.a), Hz. Ömer zamanında Suriye bölgesinde sürdürülen askerî harekâtlara katılmış; Dımaşk muhasarası ve Yermuk savaşında bulunmuştur (İbnül-Esir, a.g.e., II, 388; İbnül-İmad el-Hanbelî, Şezerâtu'z-Zeheb, Beyrut (t.y), I, 57).
 
Said (r.a), ömrünün son günlerini, Medine'nin dışında bulunan Akik vadisindeki çiftliğinde geçirdi ve burada yetmiş yaşını geçmiş olduğu halde Hicrî 50 veya 51 yılında vefat etti. Abdullah İbn Ömer onun öldüğünü öğrendiği zaman doğruca Akik vadisindeki evine gitti ve cenazesiyle ilgilendi. Said (r.a)'ın cenazesi Medine'ye taşındı ve Sa'd b. Ebi Vakkas tarafından yıkandı. Medine'de defnedilen Said (r.a)'ın cenaze namazını İbn Ömer kıldırdı ve onu mezara Sa'd b. Ebi Vakkas ile birlikte indirdi (İbn Sa'd, III, 384; İbnül-Esir, II, 389). Onun Medine'de vefat etmiş olduğu kesin olarak bilinmekle beraber, Küfeliler, Muaviye döneminde Kufe'de vefat ettiğini ve cenazesinin Küfe valisi olan Muğîre b. Şu'be tarafından kıldırıldığını iddia etmişlerdir (İbn Sa'd, III, 381).
 
Said (r.a), Hz. Osman (r.a)'ın şehid edilmesiyle başlayan fitne olaylarına şahid olmuştur. O, ümmetin içine sürüklendiği fitne belasından ve kendini bilmez bazı kimselerin ileri gelen ashabdan bazılarına dil uzatmalarımdan aşırı derecede ızdırap duymuştur. Said (r.a), bir gün Küfe camiine gitmiş, orada Muaviye'nin Küfe valisi Muğîre b. Şu'be'yi, etrafında Kûfelilerden bir takım insanlarla otururken görmüştü. Muğîre ona saygı göstererek yanına oturtmuştu. O esnada bir adam birilerini kastederek kötü sözler sarfetti. Said, Muğîre'ye; "Bu adam kime küfrediyor" diye sorduğu zaman; "Ali b. Ebi Talib'e" cevabını alınca son derece üzüldü ve Muğîre'ye; "Muğîre, Muğîre! Rasûlüllah (s.a.s)'in Ashabı senin önünde sövülüyor ve sen buna susuyor ve bir harekette bulunmuyorsun öyle mi? Ben Rasûlüllah (s.a.s)'i; "Ebu Bekir Cennettedir, Ömer Cennettedir, Ali Cennettedir, Osman Cennettedir, Talha Cennettedir, Zübeyr Cennettedir, Abdurrahman b. Avf Cennettedir. Sa'd b. Ebi Vakkas Cennettedir" derken duydum dedi ve şunu ekledi; "Bunların dokuzuncusunu da gerekirse sayarım". Ertesi gün Küfeliler etrafını sarmış ve dokuzuncu kimsenin kim olduğunu söylemesi için çok israr etmişlerdi. Bunun üzerine o; "Dokuzuncu benim, onuncu da Rasûlüllah (s.a.s)'dir" dedi ve sonra da etrafındaki insanlara bakarak sahabilerin İslâm'daki seçkin konumlarını; "Bir kimsenin, Rasûlüllah (s.a.s) ile bir arada bulunarak yüzünün tozlanması, sizin herhangi birinizin Hz. Nuh kadar yaşasa bile, bu müddet zarfında amellerinden daha hayırlıdır" sözüyle vurgulamıştır (Ahmed b. Hanbel, I, 187).
 
Onun hakkında kaynaklar şöyle bir olay zikretmektedir: "Erva adındaki bir kadın, Medine valisi Mervan b. Hakem'e giderek Said b. Zeyd'in kendi arazisine tecavüzde bulunduğunu şikayet etti. Mervan, memurlarını Akik vadisindeki çiftliğinde bulunan Said (r.a)'a göndererek şikayet konusu olayı soruşturdu. Said (r.a) gelenlere; "Ona haksızlık ettiğimi zannediyorsunuz değil mi? Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle dediğini duydum:
 
"Haksız yere her kim bir karış toprağı gasbetse, kıyamet gününde yedi kat yerin dibinde dahi olsa o toprak boynuna dolanır". Sonra şöyle ekledi: "Allahım bu kadın yalan söylüyorsa gözleri kör olmadan canını alma ve kuyusunu ona mezar yap". Rivayet edildiğine göre bu kadın, daha sonra kör oldu ve evine yürürken kuyuya düşerek öldü. Bu olaydan dolayı Medineliler birisine kızdıkları zaman ona, "Allah seni Erva gibi kör etsin" diyerek beddua etmekteydi (İbn Hacer el-Askalanî, el-İsabe fi Temyizi's-Sahabe, Bağdat (t.y), II, 46; İbnül-Esîr, Üsdül-Ğabe, II, 388; ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, I, 188-189).
 
Said (r.a)'dan bazı hadisler rivayet edilmiştir. Bunlardan birisi, Cennetle müjdelenen on kişi hakkında olanıdır. Abdullah b. Zalim el-Mazınî, Said b. Zeyd'den şöyle rivayet etmektedir:
 
"Muaviye Kufe'den ayrıldığı zaman, Muğîre b. Şu'be'yi vali tayin etmişti. Hatipler minberlere çıkarak Ali (r.a)'a hakaretlerde bulunuyordu. Ben Sâid b. Zeyd'in yanındaydım. O, kızdı ve kalktı. Benim de elimden tutmuştu. Ben de ona uydum, o bana; "Şu nefsine zulmeden adamı görüyor musun? Cennet ehlinden olan bir adama lânet edilmesini emrediyor. Ben şahitlik ederim ki dokuz kişi vardır ki onlar Cennettedirler. Onuncusuna da şahitlik etsem günah işlemiş olmam" dedi. Ve sormam üzerine şöyle devam etti; "Rasûlüllah (s.a.s) (sarsılan Hıra dağına); "Hira, yerinde dur! Senin üzerinde nebi, sıddık ve şehidden başkası bulunmuyor" dedi ve arkasından Cennetle müjdelediği sahabileri saydı" (Ahmed b. Hanbel, I, 189; İbnül-Esir, a.g.e., II, 389; Sa'd b. Zeyd'in rivayet ettiği diğer hadisler için bk. İbn Hanbel, I, 187).
 
Sa'd b. Habib, Sa'îd b. Zeyd'in de aralarında bulunduğu, Cennetle müjdelenmiş kimselerin isimlerini zikrederek şöyle demektedir: "Onlar her zaman savaşta Rasûlüllah (s.a.s)'in önünde, namazda ise arkasında durmuşlardır" (İbn Hacer, el-Askalanî, a.g.e., II, 46) demektedir.
 
Ömer TELLİOĞLU
 
 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 
 
 
 


ZEKAT NEDİR?

ZEKAT NEDİR?


 0

Zekat nedir? Zekatın farz olması için şartlar nelerdir?
Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda (nisap) mala sahip olan kimselerin Allah rızası için muayyen kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Zekâtın farz olması için şartlar; malların nisaba ulaşması yanında nâmî (üreyici/artıcı) olması, sahip olunduğu andan itibaren üzerinden bir yıl geçmesi, bir yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlardan fazla olmasıdır.
ZENGİNLİK ÖLÇÜSÜ
Nisap, zekâtla yükümlü olmak için esas alınan zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçü, altında 20 miskal (80.18 gr), devede 5, sığırda 30, koyun ve keçide 40 adettir.
Zekâtın kimlere verileceği Kur’an-ı Kerim’de ayrıntılı şekilde açıklanmış (Tevbe, 9/60), nisabı da hadislerde belirtilmiştir. (Buhârî, Zekât, 32, 36, 38, 43) Buna göre temel ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişi diğer şartlar da yerine gelmişse bu mallarının zekâtını vermesi gerekir. (Kâsânî, Bedâî’, II, 4 vd)
Kaynak: Diyanet Fetva Kurulu

http://www.islamveihsan.com/zekat-nedir.html