9 Kasım 2015 Pazartesi

Af dilemeden asla!

Af dilemeden asla!

 
Hüseyin Gültekin - [İslami Hayat]

h.gultekin@meydangazetesi.com.tr
06 Kasım 2015, 02:03


Günah; kalpte açılan bir yara, bembeyaz bir sayfaya konulan simsiyah bir nokta, düz bir satıhta yürürken ayağın sürçmesi, kalpten arşa uzanan hatta meydana gelen bir parazit… Yaranın derinleşmesi, noktaların artması, sürçmelerin çoğalması ve parazitlerin sıklaşmasıyla birlikte kul ile Rabbi arasındaki münasebet gitgide zayıflar. Günahlar işlendikçe kul, Rabbinden biraz daha uzaklaşır. Hele içlerinde öyle bir günah vardır ki, bunun için oturup özel olarak tevbe etmedikçe, pişman olup dövünmedikçe Allah asla affetmiyor.
Bunu bir örnekle izah edelim:

Issız çöllerde bir yolcu


Issız çöllerde yolunu şaşırmış, kervandan ayrı düşmüş, üstüne üstlük devesini de kaybetmiş bir insan, perişan ve hayatından ümidini kesmiş bir vaziyette dolaşırken birdenbire karşısına bir kişi çıkıyor ve onu alıp hükümdarın sarayına götürüyor. Hükümdar, o kişiye merhamet ederek, saraya yerleştirilmesini ve üç öğün, yemeğinin önüne gelmesini hizmetçilerine emrediyor. Ayrıca sarayın her yerinde serbestçe dolaşabileceğine dair bir de emir yayımlıyor. Günler geçiyor, hükümdarın acıyıp sarayına aldığı bu yolcu, nimetin kadrini anlayamıyor, hükümdarın küçük bir-iki isteği karşısında itiraz ediyor ve hükümdarı artık tanımadığını, o sarayda kendisinin de hakkı olduğunu iddia etmeye başlıyor. Hükümdar ise bu nankörlüğe asla razı olmuyor ve onu en acı bir şekilde cezalandırıyor.

Bu meselde olduğu gibi Allah’a şirk koşan insan da her nimeti kendisine veren Zât’ı görmezden gelerek O’nun yaptığı iyilikleri başkalarına nispet eder. Sonuçta da eğer af dilemezse en büyük cezaya çarptırılır ve Cehennem’e girer.

Şirki, sadece putlara tapmaktan ibaret görmemek gerekir. Cenab-ı Hakk’ın yerine konulan her şey put olabileceği gibi, O’ndan daha fazla bu puta saygı göstermek de müşrikliktir. Para, makam, şan-şöhret, kadın, eğlence gibi şeyler günümüzde o kadar revaçta ki; kimi insan Allah’a karşı belini bükmekten kaçınırken bir kadın karşısında iki büklüm olur. Kimi, namaz için secdeye gitmeyen başını para uğruna yerlere sürter. Kimi, Allah için ellerini bağlamaktan kaçınırken şan-şöhret karşısında el-pençe divan durur.

      Demek ki asırlar geçtikçe putlar da değişiyor şirk de. Cahiliye döneminin Lât’ının, Uzzâ’sının, Hübel’inin yerini bugün başka putlar dolduruyor. Rabbimiz bizi şirkin her türlüsünden korusun.

Kahve falına bakmak dinen caiz midir?


Bazı insanların, içtikleri kahve fincanının dibindeki kahve artığı şekillerine bakarak yaptıkları tahmin, ne ilmî ne de dinî bir tahmindir. Tamamen bakanın zekâsının mahsulü, tahminden ibaret bir bilgiçliktir. Zira gelecekte meydana gelecek bir hâdisenin fincanın içinde ne yazısı vardır ne de krokisi. Fincan içindeki şekiller tamamen elin tutuşuyla meydana gelen şekillenmeden ibaret normal bir durumdur.

Bırakın kahve falından gelecekle ilgili değerlendirmeler yapmayı, Allah’ın veli kulları bile istikbalden kesin haber veremezler. Bu itibarla, kahve falı, iskambil falı, şu ya da bu şeye bakarak haber verilen gelecekle ilgili haberler, imanı sağlam insanları aldatmamalıdır.

 
 
 
 

7 Kasım 2015 Cumartesi

Ali Bulaç - Hüseyin'in hikâyesi!

Ali Bulaç - Hüseyin'in hikâyesi!
 

Hüseyin'in hikâyesi!

 


Muğire bin Şu'be, Muaviye'ye hilafetin sürekli Beni Ümeyye'nin elinde kalması için oğlu Yezid'i veliahd ilan edip ona biat almasını tavsiye etmişti, Muaviye de öyle yaptı.

Babasının ölümünden sonra Yezid rıza veya baskıyla biat istemeye başlayınca Hz. Hüseyin ayaklandı. Çünkü Hz. Hasan'la Muaviye'nin yaptığı anlaşmaya göre Muaviye'den sonra hilafet Hz. Hasan'a veya Hz. Hüseyin'e geçecekti, Muaviye anlaşmaya bağlı kalmadı.

Belki Hz. Hüseyin Yezid'e biat etmeyip Medine'de kalmakla yetinecekti, onu kıyama sevk eden faktörlerden biri Kufelilerin ona üst üste mektuplar gönderip Yezid'i devirmeye teşvik etmeleriydi.

Hz. Hüseyin (r.a) Kufe'ye gitmek üzere yola çıktı, yolda ünlü şair Ferazdak'a rastladı. Ferazdak ona geri dönmesini öğütleyip şunları söyledi: “Onların kalpleri seninle ama kılıçları sana karşı olacaktır!”
 
Azibu'l Hicanet denen yere geldiğinde de Hz. Hüseyin karşılaştığı dört atlıya Kufelileri sordu. Ona “Kufelilere bol miktarda rüşvet dağıtıldı, sana destek vermeyecekler.” dediler. Hz. Hüseyin, bir kere azmettiği için “Allah'ın dediği olur.” deyip yola devam etti.
 
Yol boyunca onu Hür bin Yezid'in komutasında bin kişilik bir ordu takip ediyordu. Derken bir süre sonra Kerbela denen mevkide Sasani İmparatorluğu'na son veren Kadısiyye Savaşı'nın kahramanı büyük sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas'ın oğlu Ömer bin Vakkas, 4 bin kişilik ordusuyla çıkageldi.
 
Hz. Hüseyin durumun ciddiyetini anlamıştı, Ömer'e üç seçenek sundu: a) İzin verin, Medine'ye geri döneyim; b) Yezid'le konuşarak ihtilafı çözelim; c) Sınır bölgelerinden birine gideyim.
 
Ömer bu teklife sıcak baktı, kendisini bilgilendirdiği Yezid'in Kufe Valisi İbn Ziyad da, teklifin işe yarayacağını düşündü ama danışmanı Şimşir bin Zi'lcuşan, ele geçirilmişken Hüseyin'in infaz edilmemesinin vahim hata olacağını söyleyince İbn Ziyad, Ömer'e şu talimatı gönderdi.
 
“Önce Yezid'e biat etsinler. Hüseyin ve arkadaşlarına su vermeyin. Nasıl Osman mahrum kaldıysa onlar da bir damla sudan mahrum kalsınlar. Emirlerim açıktır, teslim olursa bana canlı olarak gönder, direnirse kanını dök, hak ettiği şekilde vücudunu parça parça et, cesedini atlara çiğnet, çünkü o bir asidir ve cemaati terk etmiştir.”

Katliamdan önce gece gizlice Hz. Hüseyin ile Ömer bin Vakkas bir araya geldiler. Taberi ve İbn Esir'in kayıtlarına göre Hz. Hüseyin ona “Ordularını Kerbela'da bırak, seninle Yezid'e gidelim.” teklifinde bulundu. Ömer “Bunu yapacak olursa evini yerle bir edeceklerini” söyledi. Hz. Hüseyin “Evini yeniden yaparım.” deyince, Ömer “Bütün malımı mülkümü müsadere ederler.” dedi. Hz. Hüseyin Hicaz'daki malı mülkü için garanti verdiyse de, Ömer kabul etmedi.

57 yaşında şehid edilen Hz. Hüseyin şöyle diyordu: “Ben kimin canına kıydım ki, beni öldürmek istiyorsunuz? Kimin malını gasbettim? Söyleyin, suçum nedir?”

İbn Ziyad'ın talimatı ve Ömer bin Vakkas'ın kararlılığı anlaşıldığında, onu Kerbala'ya kadar takip eden Hür bin Yezid, vicdanı infiale uğramış vaziyette “Allah'a andolsun cennetle cehennem arasında seçim yapıyorum, vücudum lime lime olsa da bunu günahlarımın kefareti sayıyorum.” deyip, ordudaki görevini bırakıp Hz. Hüseyin'in tarafına geçti, Hz. Hüseyin onun için şefkatle dua etti.

Kerbela olayının üzerinde durulması gereken birkaç boyutu var. Bir boyutu da Kufelilerin tavır ve tutumudur. Hz. Hüseyin'in davasında yüzde yüz haklı olduğuna kalpleriyle inanan Kufeliler onun yanında yer almadı. Bir bölümü korktular; bir bölümü iktidarın yanında yer alarak çıkar sağladılar, bir bölümü de “Nemelazım, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dediler.

Bizim tarihimizin temel siyasi kodlarını Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp “kerb-u bela”nın toprağında yaşanan dramlar, travmalar tayin etmiştir. Yönetimler de, halk da değişik biçimlerde yüzyıllarca aynı refleksleri göstermektedirler.
 
 
 
 

6 Kasım 2015 Cuma

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-89

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-89

SEVGİLİ EFKAN HOCAM Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ... 

SEVGİLİ EFKAN HOCAM , YAZIDAKİ KONULARI VE ÇOK KIYMETLİ TAVSİYELERİNİ MADDELER HALİNDE ÖZETLEMİŞ AŞAĞIDAKİ YAZININ SONUNDA...

Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...

Sevgili Efkan hocam benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın -inşallah- salih bir kuludur.

Benim namaza başlamama -oturarak teyemmümle nasıl kılacağımı öğreterek ve namazın önemini anlatarak- vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.

YALNIZ ŞUNU BELİRMEK İSTİYORUM. BEN BUNLARI YAYINLARKEN EFKAN HOCAMA HEP ŞUNU DEMİŞİMDİR:

HOCAM UTANIYORUM, İNŞALLAH BİRGÜN VUSLAT OLUNCA BUNLARI YAYINLAMAN DAHA GÜZEL OLMAZ MI?

OLSUN CELAL MERAK ETME, SEN ÖLÜRSEN YİNE YAYINLARIM... DİYOR.

Çok emek harcayıp özet haline  getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...

http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-89/Blog/?BlogNo=513934

Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-89


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-89

Celal ÇELİK ’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisini, sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını gözden geçirerek kısa ve öz olarak sizlere sunmaya devam ediyorum.

Allah, yarattığı biz insanı en iyi bilendir. İnsanın ruhi, bedeni, toplumsal ihtiyaçlarının neler olduğunu en iyi O bilir. O yüzden Allah’ın bütün emrettiği ibadetler bizim sağlığımız içindir.

Namaz kılan insan; Hergün beş vakit namazda bütün eklemlerini hareket ettirip spor yapmış oluyor. Kuran ayet ve dualarını okuyup sürekli beynini çalıştırıyor. Namazını hakkıyla kılan alzeimer olmaz.

Oruç tutan insan, bedenini tazeliyor, günümüzde tespit edildi ki, oruç tutan insanın organları dinlenip adeta bakıma alınıyor. Ayrıca oruç nefsimizi terbiye ediyor.

Yani Allah, insanın nefsine uyarak hem bedenen hem ruhen sağlığını kaybedeceğini biliyor ki bizi bu imtihanımızda yalnız bırakmadı. Orucu emretti. Nefsi bizi imtihan etmek için vermişti.

Nefis yatıp uyumak ister, herşeyi yemek ister, şehvet ister, haramları ister. Allah nefsimizi kontrol altına alıp eğitmemiz için bizi yılda bir ay kampa alıyor.

Tıpkı sporcuların sezon başlamadan kampa alınıp sürekli antrenman yapmaları gibi, Allah’ta biz insana bir ay ramazan orucunu farz kılmış ki, bir yıl boyunca bu nefsin aşırı isteklerine karşı antremanlı olup sabredebilelim.

Allah neden bizden ibadet etmemizi istiyor? Çünkü bizi sevdiği için sağlıklı olmamızı istiyor.

Bizi imtihan etmek için dünyaya gönderdi fakat musallat ettiği nefis ve şeytan düşmanlarımıza karşı nasıl savunma yapacağımızı da Kuran’da bildirdi.

Allah bu imtihan dünyasında irademizi tamamen serbest bıraktı

Sevgili Celal ÇELİK’in yazılarından özetleyerek yukarda sunduğum yazıda aşağıdaki yorumları yapabiliriz:

1-İnsanı en iyi tanıyan ve bilen onu yaratan Allah'tır.

2-İnsanların ihtiyaç duyacağı ibadetler Allah tarafından bildirilmiştir.

3-Her bir ibadetin ayrı bir hikmeti ve sebebi vardır.

4-Namazın ruh ve beden sağlığımıza, Kur’an ayetlerini ve duaları okumakla da zihnimizin ve beynimizin çalışmasına yardımcı olur.

5-Oruç ibadeti nefsimize hakimiyet kurmamızı sağlıyor.

6-Allah bize özgür bir irade vererek yaptıklarımızdan bizi sorumlu tutmaktadır.
 
Efkan Vural

  (Devam edecek)
 



En büyük şükür: Namaz

En büyük şükür: Namaz

 
Cemil Tokpınar

c.tokpinar@meydangazetesi.com.tr
16 Ekim 2015, 01:55

Rabbimizin bize ihsan ettiği sonsuz nimetlere karşı en güzel şükür, namaz kılmaktır. Çünkü sayısını bile bilmediğimiz ve ardı arkası kesilmeyen nimetlere, ölünceye kadar hiç bitmeyen ve günde beş vakit kıldığımız namazla karşılık verebiliriz.
 
Acaba, gözlerimiz görmese, sıhhate kavuşmak için, olsaydı milyonlarımızı bağışlamaz mıyız? Acaba iki elimizi veya iki ayağımızı, bütün kâinâtı verseler değişir miyiz?
 
Ya aklımızı? Ya ruhumuzu? Ya her biri birbirinden güzel duygularımızı herhangi bir dünya malı karşılığında satar mıyız?
 
İşte bize namazı emreden Rabbimiz, tüm bunları, üstelik sayısız nimet ve rızıklarla birlikte bize bağışlamıştır. Zaten Kur’an’da mealen, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz” (Nahl: 18) buyruluyor.

Bir ayak kaç lira?


Bizler beş vakit namaz kılmakla bu sayısız nimetlerin şükrünü bile eda edemeyiz. Ama o şefkati sonsuz Rabbimiz ne yapıyor? Bir de bize Cenneti veriyor. Cehennemden kurtarıyor.
 
Onu razı etmek için, ebedî azaptan kurtulup, tüm dostlarımızla cennette sonsuz bir hayat yaşamak için namaza dört elle sarılmak, ezan okununca camiye koşarak gitmek gerekmez mi?
 
Bir habere göre, ABD’de, metro çıkışındaki yürüyen merdivenlerde sıkışan ayağını kaybeden 7 yaşındaki bir çocuğa mahkeme, 53 milyon dolar (152 milyon lira) tazminat verilmesini kararlaştırmış.
 
Demek sadece bir ayağın bedelini bile ömür boyu çalışsak kazanamayacağız.
 
Şunu da unutmayalım: Bir göz, bir ayaktan çok daha gerekli ve önemli. Bir kalp ve beyin ise, gözden ve kulaktan değerli. Akıl ve ruh ise hepsinin üzerinde. Hele ebedî hayatı bize kazandıran iman nimetinin değerini hiçbir şeyle ölçebilir miyiz?
 
İşte biz böylesine muhteşem nimetlerle kuşatılmışız ve şükürle görevliyiz. Peygamberimiz (s.a.v.), “Namaz şükrün bütün çeşitlerini içinde toplar” buyurduğuna göre, Allah’a teşekkürümüzü, beş vakit namazla ifade etmeliyiz.

“Bana şükredin, nankörlük etmeyin”


Rabbimiz, Kur’an’da birçok ayette nimetleri sayıp şükretmemizi emreder. İşte bunlardan birkaçı:
“Beni (namaz ve diğer ibadetlerle) zikredin ki, Ben de sizi (rahmet, inayet ve nimetimle) anayım. Bana şükredin; sakın nankörlük etmeyin. Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 152-153)
 
Bir başka ayette ise yine sabır ve namazla yardım istemek emredilir ve “Fakat bu, Allah’tan korkanlardan başkasına pek ağır gelir” buyrulur. (Bakara: 45)
 
Demek ki, ‘namaz kılmamak’ bir bakıma Allah’tan korkmamak demektir. Hangi mümin, her şeyin yaratıcısı ve sonsuz güç sahibi Allah’tan korkmaz? Eğer bütün zerreleriniz bu ifadeden ürperiyorsa, hemen namaza ciddiyetle ve coşkuyla sarılın.
 
İşte namaz, ayetlerde emredilen şükrün en güzel ifadesidir. “O gün bütün nimetlerden sorgulanacaksınız” (Tekâsür: 8) anlamındaki ayeti aklımızdan hiç çıkarmamak gerekir. Bilhassa namazı, isteksiz ve baştan savma değil, severek ve büyük bir özenle kılmalıyız.

 

Bir göz için ömür boyu ibadet


Bir hadiste anlatıldığına göre, bütün hayatını ibadetle geçiren bir zat vefat edince Cenab-ı Hak şöyle sormuş:
 
Ey kulum, sana rahmetimle mi muamele edeyim, yoksa yaptığın ibadetlerle mi?
 
Adam bütün hayatını ibadetle geçirdiği için şu cevabı vermiş: İbadetlerimle ya Rabbi!
 
Melekler yaptığı ibadetleri bir bir hesaplamışlar. Bir de ne görsünler? Adamın ibadetleri bir gözünün şükrü için bile yeterli değil ve Cehenneme gitmesi gerekiyor. Fakat pişman olup yalvarıyor ve Cenâb-ı Hak affederek: “Seni rahmetimle Cennetime koyuyorum” buyuruyor.
 
Allah bizi böyle ucubdan, yani kendi ibadetlerine güvenmekten korusun.

Sürekli ibadet etsek yine yetmez


Bir gencin beyin ameliyatı Türkiye’de yapılamıyor ve ABD’ye gitmesi için yoğun bakım donanımlı uçak gerekiyordu. Ailesi varlıklıydı ve her türlü masrafı yaptı. Yaklaşık bir milyon dolarlık masrafın sonucu maalesef ölüm oldu.
 
Boyu posu yerinde, organları sağlıklı, bütün hormonları ve enzimleri doğru çalışan insanlar ne büyük bir nimet içindeler ve bunun için gece gündüz şükretmeleri gerekmez mi?
 
Bir de bu güzel organlarımızın rızıkları var. Midemiz için binlerce çeşit yiyecek ve içecek, dilimiz için binlerce tat, kulağımız için birbirinden güzel sesler, burnumuz için sayısız güzel koku, gözümüz için sınırsız güzel manzara yaratılmıştır.
 
Verdiğimiz örnekler sadece maddî varlığımızla ilgili. Oysa bu organlar, insandaki kadar gelişmemiş de olsa, hayvanlarda da var. Bizim asıl zenginliğimiz, aklî, ruhî, kalbî ve hissî derinliğimizde gizli. Bunların her birini sayfalarca anlatmak gerekir.


 
 
 
 

Grip ve soğuk algınlığına karşı vücut direncini artıran mucize besinler

Grip ve soğuk algınlığına karşı vücut direncini artıran mucize besinler

 

[MEYDAN ÖZEL İNFOGRAFİK]

 
Havaların soğuması, ani sıcaklık değişiklikleri ve okulların açılması grip ve soğuk algınlığı dönemini başlatmış oldu. Son günlerde bu hastalıklardan etkilenen kişi sayısı oldukça arttı.
 
Sanırım kış dönemi boyunca hemen hemen her ailenin kapısını çalacak grip ve soğuk algınlığı. Bu hastalıklara yakalanmamak, daha çabuk iyileşmek için vücut direncini arttıran ve hastalık sırasında iyileşmeyi hızlandıran besinleri bilmekte fayda var.


Her derde deva sebze ve meyveler
 
Cvitamini ve antioksidan içeriği yüksek olduğu için bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Bunun yanında fazla alınan C vitamini soğuk algınlığının daha hafif geçirilmesini sağlar. Portakal, mandalina, limon, yeşil yapraklı sebzeler ve kırmızı ile yeşil biber iyi C vitamini kaynaklarıdır. Ancak C vitamini, besinlerin kesilmesi ve sıcağa maruz bırakılması yani pişirilmesiyle kayba uğrar. Besinlerdeki C vitamininden daha çok yararlanmak için kesmeden ve çiğ tüketmeye özen gösterilmelidir. 

Sarımsak
 
Sarmısak bağışıklık sistemini güçlendirip hastalıklardan korunmamıza yardımcı olur. Burun tıkanıklığını giderici etkisi vardır. Düşük veya yüksek tansiyon problemi olan kişilerin kullanım miktarına dikkat etmesi gerekir.

Tavuk suyu çorba
 
Bizim kültürümüzün geleneksel hasta çorbasıdır. Sıcak içecekler gibi burun tıkanıklığının giderilmesine yardımcı olur. Virüslerle savaşarak hastalık belirtilerini azaltır.

Probiyotikler: Yoğurt ve Kefir
 
Probiyotik besinlerin bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruduğu artık ispatlanmış durumda. Kefir ve probiyotik yoğurtlar, en rahat kullanabileceğimiz probiyotik kaynaklardır. Yoğurdun içerisindeki faydalı bakteriler, virüslerin üremesini; kefirin içerisindeki bazı maddeler zararlı bakterilerin üremesini engelliyor. Günde 2 porsiyon kefir veya yoğurt tüketmeye özen göstermek gerekir.

Son yılların parlayan yıldızı: Zencefil
 
Soğuk algınlığında zararlı mikroorganizmalara karşı savaşır. Öksürüğün ve boğaz yanmasının azalmasına, ateşin düşmesine yardımcı olur. Kurutulmuş olarak 1-2 gram günlük kullanılabilir. Bazı ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu nedenle ilaçlarla arasına en az 2 saatlik bir süre koymak gerekir.

Sıcak içecekler
 
Grip ve soğuk algınlığında ilk aklımıza gelen hasta içecekleridir. Tüm içecekler vücuttaki sıvı kaybını karşılamada etkilidir. Ihlamur ve adaçayı en çok kullanılan ve bağışıklık sistemini güçlendiren sıcak içeceklerdir. Ekinezya bitkisi özellikle üst solunum yollarında ilk günlerde kullanılabilir. Yeşil ve siyah çay, içerdikleri flavanoid ve antioksidanlarla bağışıklık sistemini güçlendirir. Siyah çay, mukus salgısını incelterek burun tıkanıklığının giderilmesine ve sinüslerin boşalmasına yardımcı olur.

Klasik ikili: Bal ve karabiber 
 
Hastalandığınızda mutlaka balla karıştırılan bir şey içmişsinizdir. Bal, boğazı kaplar ve ağrıların geçmesini sağlar. Virüslere ve bakterilere karşı savaşarak enfeksiyonlara karşı vücudumuzu korur. Karabiber, grip ve soğuk algınlığına en iyi gelen baharat çeşididir. Ayrıca ateş düşürücü ve ağrı azaltıcı etkisi vardır.
 
 
 

5 Kasım 2015 Perşembe

Furkan suresi (35-77)

Furkan suresi (35-77) 



BU SUREDEKİ 67-77 ARASINDAKİ AYETLER VE ÖZELLİKLE 70. AYET BİZE TÖVBE ETMEKTE ŞEVK VERECEKTİR İNŞALLAH... 


25-el-FURKÂN

Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine'de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

.....

35. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.

36. "Ayetlerimizi yalan sayan kavme gidin" dedik. Sonunda, (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ediverdik.

37. Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.

38. Ad'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok nesilleri de (inkârcılıklarından ötürü helâk ettik).

39. Onların her birine (uymaları için) misaller getirdik; (ama öğüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.

40. (Resûlüm!) Andolsun (bu Mekkeli putperestler), belâ ve felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye uğramışlardır. Peki onu görmmüyorlar mıydı? Hayır, onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.

41. Seni gördükleri zaman: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği!" diyerek hep seni alaya alıyorlar.

42. "Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, asıl kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!

43. Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin?

44. Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.

45. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.

46. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik (kısalttık).

47. Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur.

48. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.

49. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.

50. Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşitli şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.

51. (Resûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.

52. (Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik..) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'an ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!

53. Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur.

54. Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.

55. (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.

56. (Resûlüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

57. De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.

58. Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.

59. Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.

60. Onlara: Rahmân'a secde edin! denildiği zaman: "Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların nefretini arttırır.

61. Gökte burçları var eden, onların içinde bir çerağ (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.

62. İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren de O'dur.

63. Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);

64. Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.

65. Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.

66. Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!

67. (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

68. Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur;

69. Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.

70. Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.

71. Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.

72. (O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.

73. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;

74. (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.

75. İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.

76. Orada ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşme ve ikamet yeridir.

77. (Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!


http://www.enfal.de/mdiyanet/furkan.htm


4 Kasım 2015 Çarşamba

Güzel Ahlak'a bir örnek

Güzel Ahlak'a bir örnek

Ali Ulvi Kurucun ‘’hatırlar kitabından ‘’ bir hikaye paylaşmak istiyorum..

Allah dostu, bir gün pazara gidiyor.. ve beş kilo patlıcan alıyor..
Eve geldiğinde.. hanımı;
Bey bu kadar patlıcanı ne yapacağız?...
İhtiyacımız yok ki.. diyor.


Cevap o kadar güzel ki:
Bizim ihtiyacımız yok ama satıcının çok ihtiyacı vardı..
Sen de konuya komşuya dağıt hanım..


**

Ne kadar güzel ahlak değil mi dostlar?
Bugünkü ablanın tezgahı da minicikti.. o tezgah ile ev geçindiriyorlarmış..
Bazen hatta köşe başlarında ayaklı tabla üzerinde : ıslak mendil satarlar.. yanında da, üç beş tükenmez kalem..


Kimi gözünün ucunla bakar geçer, amaan senden başka insan mı yok alacak der gibi..
(İşte o ses şeytanın sesi oluyor.. )


Kimi de aynı kitapta anlatıldığı gibi.. karşı tarafın ihtiyacı olduğu için alıp.. dağıtır..

İnşaALlah biz de satın alan olalım eğer imkanımız varsa.. bizim olmasa da, karşı tarafın ihtiyacı var çünkü..

Facebook arkadaşım öğretmen Gülümce Yıldız


Dipnot: { Resim google bilgisi: Görme engelli Hafız Abdullah. Karton kutusunun üzerinde kâğıt mendil, tesbihler ve yara bantları bulunuyor. Tam 30 senedir, Pertevniyal Valide Sultan Camii’nin karşısında duruyor. }

Gülümce Yıldız'ın fotoğrafı.


 

Ahmed Şahin - Artık toplumu geren üslubu bırakmak gerekmez mi?

Ahmed Şahin - Artık toplumu geren üslubu bırakmak gerekmez mi?


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK

 

Artık toplumu geren üslubu bırakmak gerekmez mi?


Seçimlerden sonra yeni bir devreye girerken artık, toplumu cepheleştiren incitici üsluptan kaçınmak gerekir gibi geliyor bana.

Zira kırıcı, incitici üsluptan şimdiye kadar hiç fayda gelmemiştir topluma. Kardeş insanlar arasındaki gerilim üslubu, karşılıklı sevgi, saygıyı yok etmekle kalmamış, onulmaz yaralar da açmıştır gönüllerde.

Bu sebeple, düşüncelerimizi toplumu cepheleştirmeyecek yumuşaklıkta kardeşlik üslubuyla ifade etmemiz gerektiğini anlatan çok değerli tarihî bir uyarıyı bir daha hatırlatmakta fayda mülahaza ettim bugün. Sahabeden ders almış büyük veli Hasan Basri Hazretleri'nin, itham üslubunu tercih eden o günkü taraftarlara yaptığı bu tarihî uyarısını, gelin bugün biz de birlikte okuyalım yeni bir devreye girerken.

Bilindiği üzere Haccac-ı Zalim, bir Emevi yöneticisi ve kumandanıdır. 95 tarihinde kendi kurduğu Vasıt şehrinde 53 yaşında ölünce, Haccac'ın Emevi taraftarları mateme bürünmüş, Abbasi karşıtları ise ölüm gününü bayram ilan etmişlerdi.

Böylece Irak'ta iki cephe oluşmaya başlıyordu; Haccac taraftarları ile Haccac karşıtları. İşte bu sıralarda Haccac taraftarı bir adam, çevresindeki Haccac karşıtlarına duyuracak sesle şöyle diyordu: Ya Rabbi, büyük kumandan Haccac Hazretleri'nin şefaatinden beni mahrum eyleme!

Bunu duyan Haccac karşıtı bir adam da düşüncesini şöyle dile getiriyordu: Ya Rabbî, cehennemliği kesin olan zalim Haccac'a taraftar olmaktan beni muhafaza eyle!

Toplumun cepheleşmesini körükleyen bu iki tarafın iddiasından rahatsızlık duyan mutedil insanlar da vardı. Onlar bu aşırı iddia sahiplerine ikazlarını şöyle yaptılar:

-İkiniz de gidin, büyük veli Hasan Basri Hazretleri'nden Haccac'ın durumunu sorun. Bakalım şefaati istenecek derecede cennetlik biri mi diyecek, yoksa taraftarı olmaktan Allah'a sığınılacak derecede cehennemliğin teki mi olduğunu söyleyecek öğrenin. Sonra gelin toplum içinde konuşmanızı ona göre ayarlayın!

Bu ikaz üzerine iki zıt iddia sahibi, tartışa tartışa büyük veli Hasan Basri Hazretleri'ne giderek Haccac hakkındaki iddialarını anlattılar. Hasan Basri Hazretleri, tartıştıkları Haccac'ın durumunu fevkalade net bir üslupla şöyle açıkladı:

-Haccac ölürken: “Rabb'im, demiş, halk Senin beni affetmeyeceğini zannediyor, ben ise Senin rahmetinin benim zulmümden çok olduğuna inanıyor, affedeceğini ümid ediyorum. Bana halkın su-i zannıyla değil de benim hüsn-ü zannımla muamele eylemeni diliyorum!” Böyle bir dua ile ölen Haccac'ın imansız gittiğini, cehennemliğin teki olduğunu iddia etmek dinen mümkün değildir. Nitekim bunca zulmün, katlin sorumlusu olan Haccac'ın şefaati istenecek derecede cennetliğin biri olduğunu iddia etmek de mümkün olmayacağı gibi! Büyük veli, bundan sonra şu uyarıda bulunur iki tarafa da:

-Unutmayın ki siz, tarafını tuttuğunuzu cennetlik, karşıtı olduğunuzu da cehennemlik ilan etme bilgisine de, hakkına da sahip değilsiniz! Düşüncenizi toplumu bölmeyecek yumuşaklıkta ifade etmeniz gerekir. Yoksa halkı cepheleştirme fitnesinin sorumlusu haline gelirsiniz bu aşırı iddialarınızla.

Sakin bir üslupla yapılan bu uyarıyı dinledikten sonra, Haccac'dan şefaat isteyecek derecede cennetlik olduğunu iddia eden taraftar ile, Allah'a sığınılacak derecede cehennemlik biri olduğunu iddia eden aleyhtarı, düşünmeye başlarlar. ‘Haccac'ın gerçek durumunu Allah bilir, biz taraftarlıkta aşırı gitmişiz.' diyerek tartışarak gittikleri Basra'dan bu defa yumuşak üslupla konuşarak dönerler, tahriksiz konuşma örneği verirler topluma.

Hasan Basri Hazretleri'nin şu cümleleri çok önemli gibi geldi bana:

-Siz tarafını tuttuğunuzu cennetlik, karşıtı olduğunuzu da cehennemlik ilan etme bilgisine de, yetkisine de sahip değilsiniz dinen! Toplumu cepheleştirmeyecek yumuşaklıkta ifade edin düşüncelerinizi! Yoksa halkı cepheleştirmenin sorumlusu olmaktan kurtulamazsınız bu zıt iddialarınızla!

-Ne dersiniz bize de bir şeyler fısıldamış oluyor mu bu tarihî uyarı? Ülkemizdeki birlik beraberliğimizi korumak için hepimizin kardeşlik üslubuna ihtiyacımız yok mu? Üslubumuzu kardeşliğimizi incitmeyecek, muhataplarımızı küstürmeyecek yumuşaklıkta ayarlamamız gerekmez mi? Aksi halde kardeş toplumu karşıt toplum haline getirme vebalini yüklenmemiz söz konusu olmaz mı? İnanmış insanların, kardeş bir toplumu karşıt toplum haline getirmenin vebalini yüklenmeyi göze almaları mümkün mü?

-Fa'tebirû ya ülil ebsar! Düşünün ey basiret sahipleri!
 
 
 

3 Kasım 2015 Salı

Ahmed Şahin - Toplum neye layık olursa Allah onu verir onlara?

Ahmed Şahin - Toplum neye layık olursa Allah onu verir onlara?


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK

 

Toplum neye layık olursa Allah onu verir onlara?


Enfal ve Raad sûrelerindeki ayetler bu uyarıyı yapmaktadır bizlere: ‘Allah, bir topluma verdiği nimeti değiştirmez, toplum o nimete karşı şükrünü değiştirmedikçe! Yani nimete karşı şükür arttıkça nimet artar, şükür azaldıkça nimet de azalmaya başlar. (53-11)

Kulların nimetin kıymetini bilip bilmemesine göre tecelli eden bu İlahi adalet, şöyle bir Hz. Ömer adaleti örneğiyle da anlatılır bizlere. İsterseniz birlikte okuyalım günümüze mesaj yüklü bu Hz. Ömer misalini.

Halife Hz. Ömer, geçtiği yollarda halkın yürümesini zorlaştıran taşları, dikenleri dışarıya atarak yürümeyi âdet edinmişti. Bir gün yine yolda giderken gözüne çarpan bir taşa ayağıyla vurdu. Taş, karşıdan gelmekte olan halktan birinin ayağına çarptı. Aradan bir sene gibi uzun zaman geçmişti. Hz. Ömer, yine aynı yolda yürürken, ayağına taş değen adamın karşıdan geldiğini görünce hemen durup cebinden bir miktar para çıkararak ‘Buyur bunu harçlık yap' dedi. Heyecanlanan adam: ‘Harçlığım var, ya Emirel Mü'minin' dedi ise de, ‘Buna rağmen kabul etmeni istiyorum' diyerek şöyle açıklama yaptı: ‘Geçen sene bu yolda taşları ayıklayarak giderken ayağımla vurduğum bir taş, yuvarlanıp senin ayağına değmiş; ben de halkımdan birinin ayağını incittiğim için sene boyu üzüntü hissettim. Alır da hakkını helal edersen, beni bir senedir hissettiğim bu üzüntüden kurtarmış olursun!'

Bu olay, o günkü yöneticiden bir örnek. Bir de o günkü halktan örnek arz edelim.

Halktan biri olan Hz. Ebu Zer, komşusunun karnı açken Müslüman'ın evinde tok olarak uyumasının caiz olmayacağını söylüyor, elinde imkânı olanların ihtiyaç içinde inleyen aç kardeşlerini doyurmadan evlerinde uyumalarının helal olmadığını iddia ediyordu. Onun bu iddiasında ne kadar samimi olduğunu anlamak için bir akşamüzeri kendisine bir kese dolusu para gönderip hediye olarak kabul etmesini istediler. Ebu Zer, bu parayı kendisinden daha zor durumda olan komşulara vermek gerektiğini söyleyince, parayı getiren köle, “Bunu sana kabul ettirebilirsem hürriyetime kavuşacağım sözü verildi.” diyerek, parayı kabul ettirdi. Sabah ise köle erkenden geri gelerek:

- Size akşam getirdiğim parayı yanlış adrese getirmişim. Başkasına vermem gerekirmiş; parayı geri istiyorlar, deyince Ebu Zer'in cevabı şöyle oldu:

- ‘Ben komşularımın ihtiyaç içinde inledikleri sırada evinde bol para ile uyumamın caiz olmayacağına inandığım için, verdiğin parayı eve götürmeden aç yatan yoksul ailelere akşam dağıttım, ondan sonra gelip evimde uyuyabildim. Şu anda sana iade edecek para yoktur bende' karşılığını verdi.

Bu da o günkü halktan bir örnek.

Şimdi bir de hicretin yetmişinci senelerinde Emevi-Abbasi çekişmeleri sırasında halkın birbiriyle kavgaya başladığı günlere bakıyoruz. Zulmüyle şöhret yapmış Haccac-ı Zalim, olanca katılığıyla halka zulmünü sürdürüyor. İşte bu sıralarda kendisine halktan gelen teklif şöyle oldu: ‘Sen Hz. Ömer'in halkına karşı gösterdiği şefkatli, adaletli tavrını biliyorsun. Ne olur, biraz da ona benze. Onun gibi adaletli davran bize. O, halkının kazara ayağına bir taş dokundurmasından bile üzülüyor, bir sene sonra da olsa, incittiği halkından helallik diliyordu!'

Halkın bu isteğine Haccac'ın tarihî cevabına bakın lütfen:

- Ömer'in zamanında Ebu Zer gibi birbirini düşünen kardeş halk vardı. Siz Ebu Zer gibi birbirini düşünen kardeş halk olun, ben de Ömer gibi sizi düşünen adil yönetici olayım. Siz Ebu Zer gibi kardeş halk olmuyorsunuz, ama benden Ömer gibi adil yöneticilik istiyorsunuz. Allah, birbiriyle uğraşan geçimsiz insanlara Ömer gibi yönetici göndermez. Halk neye layık halde ise yönetici de ona münasip şekilde gelir. Bunu böyle bilin. İyi yönetici istiyorsanız siz kendi aranızda kardeş kardeşe iyi geçinin, iyi örnek verin, sonra iyi yönetici bekleyin!'

Ne dersiniz bu cevaba? Biz Ebu Zer gibi birbirini düşünen kardeş halk olmadıkça Hz. Ömer gibi yöneticiler nasip olmaz mı bizlere? Önce bizim kardeşçe münasebetlerimizi düzelterek kucaklaşmamız mı gerekecek? Nitekim şu anda iyiye doğru küçük gelişmeler oluyorsa bu da kardeşçe birlik beraberliğimizi korumaya doğru yönelmemizin peşin bir sonucu değil mi?

- Fatebiru ya ülil ebsar! Düşünün ey basiret sahipleri!
 
 
 
 

2 Kasım 2015 Pazartesi

Son nefeste iman için

Son nefeste iman için

 
Hüseyin Gültekin - [İslami Hayat]

h.gultekin@meydangazetesi.com.tr
30 Ekim 2015, 02:36


Kur’ân ve Sünnet’in açıklamaları içinde, insanın imanlı gitmesine sebep olarak; Müslüman olarak yaşamak, Müslümanca düşünmek, Müslümanlık çizgisinde bulunmak gibi esaslar söylenmiştir. Meselâ, “Başka değil, Müslüman olarak ölmeye bakın!” (Bakara sûresi, 2/132) âyet-i kerimesiyle, “Nasıl yaşıyorsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” hadis-i şerifi bu gerçeği ortaya koymaktadır. Hatta denebilir ki insan, şuuraltındaki bilgilerle ölür ve yine dirilirken de şuuraltındaki bilgilerle dirilir; tabii ki ona göre de mükâfat görür.

Bir insan, aklını ve ruhunu bu dünyada ne ile doldurduysa, neyin peşinde koşmuşsa, neyi önemli görmüşse buradan göçüp giderken de öyle gidecektir. Tıpkı uyuyan bir insanın, biraz önce yaşadıklarının tesiri altında konuşup düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gibi ahirette o, bu kazanımıyla yeni bir varlığa erecektir.

Samanı getirin! Hayvanlara ot verin!


İmam Kurtubî der ki: “Devrimizde öyle kimselere şahit olduk ki, bunlar, nasıl bir hayat yaşamışlarsa vefat ederken gözlerini o hayata ait düşüncelerle kapamışlardır. Meselâ birisi ‘Samanı getirin.

Hayvanlara ot verin. Merkepleri dışarıya çekin!’, başka birisi ‘Şu çocuğuma bakın. Ben biraz raks edip eğlenmek istiyorum’ diyorlardı.”

Evet, insan burada ne ile ömrünü geçirmişse, giderken de onunla gidecektir.

Bu sebeple insan, burada ruhunu iyi şeylerle doldurmaya çalışmalıdır. Bununla beraber, Cenâb-ı Hak, takvalı yaşayan bir insanın elinden –hafizanallah– bütün sermayesini alıp onu baş aşağı götürse de O’na kimsenin bir şey demeye hakkı olamaz. Fakat Allah Teâlâ’nın âdetinin bu şekilde olmadığını âlimlerimiz bize bildirmektedir.

Peygamber Duasına Mazhariyet


Ashabdan birisi bir gün Şam’daki Hıristiyanlardan aldığı, içi zeytinyağı dolu bir kandili getirip mescide asmıştı. O günlerde Müslümanlar Medine’de böyle bir kandili henüz bilmiyorlardı. Mescide gelenler bunun Hıristiyanlardan alındığını öğrenince, “Müslüman mescidine Hıristiyan’ın kandilini mi asıyorsun? Resûlullah gelince çekeceğin var” diyerek sahabiyi kınamaya başladılar.

Bir müddet sonra Efendimiz geldi, kandili görünce, “Kim getirdi bunu?” diye sordu. Oradakiler getireni göstererek “Şam’da Hıristiyanlardan alıp getirmiş” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz kandili getiren sahabesine tebessümle bakarak şöyle dua etti: “Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın!” Sonra da sözlerine şunu ekledi: “İnsanlığa faydalı olan şeyler müminin kaybettiği malı gibidir. Nerede ve kimde bulursa bulsun hemen sahip çıkarak getirip Müslümanların istifadesine sunmalıdır!”


Allah’ın Rahmetine Sığınmalıyız


Evet, Cenab-ı Hak, âdeti gereği güzel bir hayat süren bir insanı son nefesinde yarı yolda bırakmamıştır. Binaenaleyh bizler, Cenâb-ı Hakk’ın kulları olarak her zaman O’nun bu âdetine ve rahmetine sığınmalıyız. Aslında O, her zaman hayrın şerre galip gelmesine hükmeder ama yine de bizler tir tir titremeliyiz. Allah, bazen bir hayırla insanı affeder, bazen de etmez. O Yüce Yaratıcı’dan dileğimiz, bizi ötede hüsran içinde bırakmasın...

En Az Grip Aşısı Kadar Etkili: Bağışıklık Sistemini Güçlendiren 10 İçecek

En Az Grip Aşısı Kadar Etkili: Bağışıklık Sistemini Güçlendiren 10 İçecek

Bakmayın hala havaların sıcak olmasına efendim. Sonbahar Eylül’le birlikte başladı. Çok hafif hafif de olsa havalar bir tık soğumaya başlayacak.

Unutmamakta fayda var: Mevsimsel soğuk algınlıkları, grip, öksürük gibi hastalıklardan korunmanızın en kolay yolu bünyenizi doğal yoldan güçlendirmektir.

Zaten uzmanlar bas bas bağırıyor kış gelmeden, hasta olmadan önleminizi alın diye. İşte biz de önlem almanıza yarayacak çaylara, içeceklere değindik. Üstelik henüz kışa daha çooook varken.

Neymiş bu güzelim içecekler dediğinizi duyar gibiyiz. Telefonlarınızın not bölümünü açın, yazıyoruz.
 
 
1- Çinliler yanılıyor olamaz: Karahindiba çayı

ABD’de bir tür yabani ot olarak kabul edilen karahindiba, alternatif Çin tıbbında bir asırdır soğuk algınlığı tedavisinde kullanılmaktadır.
 
Ayrıca, karahindiba bitkisinin ülsere, diş eti hastalıklarına, bronşite ve zatürreye iyi geldiği düşünülmektedir.

2- Vücut direncini arttırır: Papatya çayı

Çok uzun süredir sinirleri yatıştırmak ve uykuya geçişi kolaylaştırmak için tüketilen en popüler bitkisel çaylar arasında yer alan papatya çayı bağışıklık sisteminizi güçlendirmenize de yardımcı olur.

Papatya çayının bağışıklığa etkisi üzerine yapılan araştırmalar, papatya içinde bulunan kimyasalların makrofajlar ve B lenfositlerin üretimini ve dolayısıyla beyaz kan hücresi sayısını arttırarak bakteri, virüs ve mantar gibi bulaşıcı hastalıklara karşı vücudun direncini arttırdığı yönünde sonuçlara sahiptir.

3- Bulunması zordur ama: Matcha

Geleneksel Japon çay saatlerinde içilen matcha çayı, antioksidan özelliği ve içerdiği tıbbi bileşiklerle virüs ve bakterilerin bir numaralı düşmanıdır. Damar sağlığını destekler, hormon dengelerini korur.
 
Bu arada matcha çayı ile hazırlayabileceğiniz nefis de bir kek var ki, hem sağlık deposu hem de çok hafif: Matcha çaylı kek tarifi
 Aktarlar yazımızda yer verdiğimiz aktarlardan bu çayı rahatlıkla bulabilirsiniz.

4- Hep duymuşuzdur: Ginseng çayı

Tarihi, 5000 yıl önceye dayanan Çin şifalı bitkiler kılavuzu olan Pen Tsao Ching’e dayanan ginseng’in yapılan araştırmalar sonucunda çayının hem kırmızı hem de beyaz kan hücresi sayısını arttırarak bulaşıcı hastalıklara karşı vücudu güçlendirdiğini ortaya koyuyor.

5- Kokusu yeter: Zencefil Çayı

Taze veya kuru zencefil ile hazırlayabileceğiniz, hoş kokulu bir çay olan zencefil çayı, göğüs tıkanıklığını açmak ve grip ile bağlantılı boğaz ağrılarını hafifletmek için etkilidir. Ayrıca zencefil içinde bulunan bileşenler, vücudunuzun viral hücrelere karşı direncini arttırarak grip ve soğuk algınlığından kurtulma sürecini hızlandıracaktır.

6- Anında ferahlatır: Okaliptüs çayı

Avustralya kıtasına özgü bir bitki olan ancak günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde yetiştirilen okaliptüs, göğüs ve burun tıkanıklığı başta olmak üzere gribin belirtilerini hafifletmek için kullanılabilir.

7- Okaliptüs yoksa eğer: Nane çayı

Nezle ve grip için ülkemizde de popüler olarak kullanılan nane çayı  öksürüğü hafifletirken boğazı yumuşatır. Ticari olarak üretilen pek çok burun açıcı ve öksürük ilaçları içinde de aktif bileşen olarak kullanılan nane, gribe neden olan virüslerin yayılmasını önleyici antiviral özelliklere sahiptir.

8- Bunların hiçbiri yoksa: Sıcak bal

Sıcak içecekler, sindirimi uyararak soğuk algınlığı ve grip belirtilerini hafifletirler. Bağışıklık sisteminin mikroplarla savaşmasına destek olurlar. Sıcak suya veya süte bal koyup içebilirsiniz.

9- Olmazsa olmaz: C vitaminli meyve suları

meyve-suyu-havuc-portakal

Satır satır yazmaya pek de gerek yok diye düşünüyoruz ancak yine de belirtelim C vitamini vücudu bir kalkan gibi koruyor.

10- Bonus: Ekinezya çayı

 Türkiye Aktarlar ve Baharatçılar Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Hande Polat’ın Yemek.com için yazdığı “Ekinezya çayının faydaları” yazısını da buraya bırakıyoruz. Çünkü üzerine anlatacak bir şey bulamadık.