28 Ağustos 2017 Pazartesi

Allah’ın Sevgisini Kazanma Yolları

Allah’ın Sevgisini Kazanma Yolları
 
Manevi hayatımızın şekillenmesinde, iyiye doğru yol almada, dünyayı anlamlandırmada, ahrete daha iyi hazırlanmada en temel sevgi Allah sevgidir. Nitekim imanımızın temelini, ibadetlerimizin makbul olmasını, ahlakımızın güzelleşmesini hep O’nun sevgisiyle gerçekleştiririz. Her şeyin özünde asıl olan Sevgi değil midir? İbrahim Ethem’e birisi gelir ve kendisine “Ben Allah’tan korkmak değil, O’nu sevmek istiyorum” diye söyleyince İbrahim Ethem “Sevgiden büyük korkumu olur diye” cevap vermiş. Öyle değil midir? Sevgiden büyük korkumu olur.  
 
Eşimizi seviyor isek onun kırılmaması için çaba gösteririz. Çocuklarımızı seviyor isek onlara sıkıntılar gelmemesi için kol-kanat gereriz. Ana-babamızı seviyor isek onlara olan şefkatimiz daha fazladır. Ağacı seven ona zarar gelmesini ister mi? Onu yakar mı hiç. Suyu seven onun tükenmesine sebep olur mu? Doğayı seven ona zarar verir mi? Daha nice sorular ve daha nice cevaplar. Elbette seven sevdiğine zarar gelmesini istemediği gibi, sevdiğinin kendisinden gücenmesine asla rıza göstermez.
 
Yaratanı seven yaratılanı sever. Yaratanı seven yaratılanı hoş görür. Yaratanı seven O’nun Peygamberlerini, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’i sever. Allah’ı (c.c.) seven O’nun gönderdiği kitapları, son kitabı Kur’an-ı Kerimi sever ve O’nu son kutsal kitap olarak kabul eder. Yaratanı seven O’nun emirlerini sever ve onlara dâhil olur. O’nun yasaklarının kendisi açısından kötü olduğunu bilir ve onlardan uzak kalır. Yaratanı seven ibadetlerini üşene üşene yapmaz. İbadetleri Yaratana ulaşmada birer vesile bilir.
 
Bugünkü vaazımızda Kur’an-ı Kerimden ayetleri aktarmak suretiyle Rabbimizin kimleri sevdiğini ve kimleri sevmediğini sizlerle paylaşmak isterim. Böylelikle nasıl davranışlar içerisinde olmamız gerektiğini daha iyi kavramış olacağız. Rabbimizin sevgisini kazanma yollarını iyi anlayacağız.
فَإِن فَاءتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
 
“…Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever.”(Hucurat, 49/9)
تَقُمْ فِيهِ أَبَداً لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
 
“… İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz onları sever.”(Tevbe, 9/108)
بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
 
“Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever.”(Al-i İmran, 3/76)
 
فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الآخِرَةِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
 
“Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah güzel davrananları sever.”( Al-i İmran, 3/148)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
 
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”( Al-i İmran, 3/159)
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُواْ لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا اسْتَكَانُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
 
“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.”( Al-i İmran, 3/146)
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
 
“…Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”(Bakara, 2/222)
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
 
“Allah (haksızlıktan) sakınanları sever. (Tevbe, 9/4)”
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
 
“(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadid, 57/23)
لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
 
“Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.” (Rum30/45)
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ
وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
 
“Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28/77)
 
إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ
أُولِي الْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ
 
“Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlükuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (28/76)
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوْمٍ خِيَانَةً فَانبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاء إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الخَائِنِينَ
 
“(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.” (Enfal8/58)
يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ
وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
 
“Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf, 7/31)
ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعاً
وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
 
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” (Araf, 7/55)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحَرِّمُواْ طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
 
“Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.” (Maide, 5/87)
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراً
 
“Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa, 4/36)
وَلاَ تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّاناً أَثِيماً
 
“Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.” (Nisa, 4/107)
وَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
 
“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.” (Al-i İmran, 3/57)
وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبِّ الْمُعْتَدِينَ
 
“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.” (Bakara, 2/190)
 
Bir başka unutmamamız gereken husus ise şudur. Hz. Peygamber Efendimize (s.a.s) uymak Yüce Rabbimizin sevgisini kazandırmaktadır. Ayrıca Peygamberimize itaat Rabbimize itaat anlamına gelmektedir.  Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
 
“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ali İmran, 3/31)
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ َلَيْهِمْ حَفِيظاً
 
“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa, 4/80)  
 
Seven sevdiğine itaat etmeli. Seven Sevdiğine tabi olmalı. Seven Sevdiğinin isteklerine yerine getirmeli, sakındırdıklarından kaçınmalı. Seven Sevdiğini razı etmeye çalışmalı. Sevilen Allan olunca O’nun isteklerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmak en büyük vazifemiz olmalı değil mi?
 
Yüce Rabbim bizleri sevsin. Kendi sevdikleriyle beraber olmayı, Sevgili Peygamberimize itaat etmeyi nasip etsin. Sevdiği amellerle meşgul olmayı sevmediği şeylerden sakınmayı nasip etsin. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 
 

--


Dînin Direği, Îmânın Nûru

Dînin Direği, Îmânın Nûru




Cenâb-ı Hak buyuruyor:


“…Şüphesiz ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar...” (Ankebût, 45)



Rasûlullah (sav) buyurdular:


“Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir.” (Müslim, Mesâcid 284)



Ebû Hüreyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sav)’i şöyle buyururken işittiğini söyledi:

“-Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahâbîler:

“-O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz,” dediler. Rasûl-i Ekrem:

“-Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder.” buyurdular.



(Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283. Tirmizî, Emsâl 5; Nesâî, Salât 7; İbni Mâce, İkâmet 193)







27 Ağustos 2017 Pazar

Ölümü Hatırlamak-2

Ölümü Hatırlamak-2
 
Kur’an-ı Kerimde bir ayette şöyle buyruluyor.
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
 
“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (9) Yukarıda ayetlerde aktardığımız üzere bize ölümün ne zaman geleceğini bilmemekteyiz. O zaman bu ayette ifade edilen ölüm gelinceye kadar ibadet etmeyi nasıl anlayacağız. Bu ayeti şöylece izah edebiliriz. Öyle bir ibadet hayatı geçir ki, ölüm geldiğinde seni ibadet yaparken bulsun. Bunu ise, yapmış olduğumuz her şeyi Allah rızası için yapmakla elde edeceğiz. Yaşamımız, ölümümüz, ibadetlerimiz, her şeyimiz Allah için olmalıdır. Rabbimizin emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçtığımız, itikat ile ilgili problemlere düşmeden imanımızı kemale erdirme yolunda çaba gösterdiğimiz, ahlaken olgun olma yolunda olduğumuz müddetçe yapacağımız her meşru şey ibadet seviyesine çıkmaktadır. Böyle bir hayat yaşarken uyuduğumuz zaman uyumamız bir ibadettir, ölüm bizi uykuda yakalayınca ibadet yaparken ölmüşüz demektir. Böyle bir hayat geçirirken çocuklarımızın nafakasını kazanma yolunda ölürsek ibadet yaparken ölmüşüz demektir. Örnekleri çokça zikredebiliriz.
 
Pişmanlığı ölüm anında yaşamayalım. Pişmanlığı kabir’in içine vardığımızda yaşamayalım. Pişmanlığı mahşer meydanında, mizan terazisi başında, Rabbim saklasın Cehennemliklerin içerisinde olduğumuzda göstermeyelim. Gelin pişmanlığı şimdi yaşayalım. Gelin şimdi pişman olalım. Gelin hatamızdan dönme imkânımız olduğu ve hatasından dönenlerin hatalarının affedildiği bu dünyada pişman olalım. Hatamızdan dönelim. Rabbimize sığınalım. O’ndan başka gidecek bir durumumuz olduğunu artık gönlümüze gerçek anlamda yerleştirelim.
 
Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği şu ayetleri kendimize tavsiye almamızı aktararak vaazımızı sonlandırıyoruz.
حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ {} لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحاً فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ {} فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءلُونَ {} فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ {} وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ {} تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ {} أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ {} قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَالِّينَ {} رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ {} قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ {} إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ {} فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيّاً حَتَّى أَنسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ {} إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ {} قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ {} قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلْ الْعَادِّينَ {} قَالَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلاً لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ {} أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
 
“Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca: Rabbim, der. Ne olur beni dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım. Hayır, hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler. Sûra üflendiği zaman artık aralarında soy sop ilişkisi kalmaz. Birbirlerinin hâlini de sormazlar. Kimin yaptığı iyilikler ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin yaptıkları da hafif gelirse, işte onlar zarara uğrayanlardır. Onlar cehennemde devamlı kalacaklardır.  Bunların yüzlerini ateş yalar da, dişleri sırıtır kalır. Allah Teâlâ onlara:
 
“Benim âyetlerim size okunurdu da, siz onları yalanlardınız, değil mi?” der.
 
Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizleri altetti. Biz sapıklık içinde kalmış bir kavim olduk. Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar! Eğer tekrar önceki hâlimize dönersek, kendimize zulmetmiş oluruz.
 
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Alçaldıkça alçalın orada. Bana artık bir şey söylemeyin! Çünkü kullarımdan bir grup insan: Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla. Bağışlayanların en iyisi sensin, demişlerdi. Fakat siz onlarla eğlenir, beni anmayı unutarak onlara gülerdiniz. Sabrettikleri için bugün ben onları mükâfatlandırdım. Onlar muratlarına erenlerdir.”
 
Allah Teâlâ inkârcılara:  “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
 
- Bir gün veya daha az bir zaman kaldık; sayanlara sor, derler.
 
Allah Teâlâ da onlara şöyle buyurur: “Pek az kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz (dünyaya tapmazdınız). Sizi boşuna yarattığımızı, bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?”(10)
 
Aklımızı kullanmamız gerek. Yanlış yollardan kurtulmak gerek. Hatalarımıza bu Ramazan akşamında tövbe etmek gerek. Bir daha yanlışlıklara dönmemeye azimli olmak ve karar vermek gerek.
 
Ey Rabbimiz! Güzeller güzeli Efendimiz (s.a.s.) hürmetine, sevdiklerin hürmetine,  bilerek veya bilmeyerek yaptığımız bütün günah, hata, isyan, küfür, yanlışlıklarımızın tamamına tövbe ettik, pişmanız. Bir daha yapmamaya azmediyoruz. Bu azmimizde kararlık göstermemize yardım et. Bizlerden razı ol. Ölüm günümüzde kelime-i şehadet getirmeyi bizlere nasip et. Allah’a emanet olun.
 
Ahmet ÜNAL
Vaiz
9. Hicr, 15/99
10. Mü’minûn 23/99-115
 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 
 

--


SUFİLERE GÖRE KURBAN KESİLMESİNİN HİKMETİ

SUFİLERE GÖRE KURBAN KESİLMESİNİN HİKMETİ   
     
Allah Teâlâ’nın yakınlığını kazanmak için kurban kesmek bir ibâdettir. Kurban kesmenin târihi insanlığın târihi kadar eskidir. Âdem’in iki oğlundan her biri bir kurban kesmiş, Hak Teâlâ niyeti hâlis olanın kurbanını kabul etmiş, diğerininkini kabul etmemişti. Allah ancak takva sahibi olanların kurban ve ibadetlerini kabul eder (Mâide, 5/27-31).

Kurban bütün dinlerde, özellikle semâvî dinlerde var olan bir ibâdet şeklidir. Her dinin kendine göre bir kurban geleneği mevcuttur. Mûsevîlikte ve Hıristiyanlıkta da kurban vardır ancak çeşitli sebeplerle bu gelenek terk edilmişse de hâlâ bu iki dinde dar çevrede sınırlı olarak kurban kesme geleneğine uyulmaktadır.

İslâm’da kurban bayramında, hacda kesilen (Hedy) ve adak kurbanlar birer ibâdet şekli olarak kabul edilir ve önemli bir şekilde bu dinî ve İslâmî gelenek sürdürülür (Bk. Hacc 22/37, Mâide 5/27, Ahkaf 46/28, Âl-i İmran 3/183).
“çün bu can kurban sana, ben koç kurbanı neylerem.”

Sûfîler kurban kesilmesini Hak Teâlâ’ya kayıtsız şartsız teslim olup tefviz ve tevekkül ehli olmanın, hak yolda fedakârlık göstermenin bir remzi ve bir simgesi olarak görürler. Kurbanın özünde mevcut olan dört temel kavram, Yüce Allah’a giden yolda teslimiyet, tefvî, tevekkül ve fedakârlık. Ama nereye kadar? Bu yolda kendini kurban edip can verene kadar “Halîlullah” diye anılan Hak dostu İbrâhim (a.s.) bu yolda sevgili İsmâil’i (a.s.) kurban etmeyi, oğlu Hazreti İsmâil de bu yolda aziz canını fedâ etmeyi hiç tereddüt etmeden kabullenmişlerdi (Saffat 37/100-111). Bu hususta Hak Teâlâ’dan gelen hitap baba ve oğlunu demek ve bize de teslimiyet ve fedakârlık konusunda ders vermek içindir. Hazreti İbrâhim’e oğlu İsmâil yerine Allah tarafından büyük bir kurban (koç) gönderildi (Zemahşehrî, el-Keşşaf, Kahire 1947, IV, 55).
Kayıtsız şartsız itaat ve fedâkârlığın mükemmel bir simgesi olan kurban kesmeye, daha doğrusu kurban olmaya acaba biz ne kadar yakınız?

Kurban kesmek Hanefîlere ve bazı müctehidlere göre vâcib, fakihlerin çoğunluğuna göre sünnettir. Sûfîler bu ibâdete her zaman uymuşlardır. Ancak tasavvufa dâir yazılan kitaplarda, özellikle ilk sûfîlerin eserlerinde kurban konusunda ya hiç yer verilmez veya çok az yer verilir. Bunun sebebi, tasavvufu Allah’ın emrine tâzim, yaratılanlarına şefkat şeklinde târif eden ve canlılara merhameti esas alan sûfîlerin bu konu üzerinde fazla durmamışlardır.

SUFİLERİN ALLAH YOLUNDAKİ CÖMERTLİĞİ

Attar der ki: Bir gün geyik ve ceylanlar Râbiatü’l-Adeviyye’nin çevresinde toplanmışlardı. Hasan Basrî’nin geldiğini gören bu hayvanlar ürktüler ve oradan kaçtılar. Hasan Basrî “Yâ Râbia! Senden kaçmayan bu hayvanlar neden benden ürktüler?” Râbia “Bugün ne yedin” diye sordu. Hasan Basrî ciğer yediğini söyleyince Râbia dedi ki “Hem hayvanların ciğerini yediğini söylüyor hem de soruyorsun: Bunlar benden neden ürküyorlar?” (Attar, Tezkiretü’l-evliyâ, Tahran 1346, s. 78).
Sûfîler bütün canlılara karşı merhamet ve şefkat gösterdiklerinden kasaplık ve avcılık gibi mesleklere fazla itibar etmezler. Fütüvvet ehli kasapları ve avcıları aralarına almazlardı. Bu mesleklerin merhamet ve şefkat duygularını azalttığını bazı hâllerde kalp katılığında sebep olduğunu düşünürlerdi. Tasavvufta hisli ve içli kalp önemlidir.

Diğer canlılara merhamet etme ve insanlara şefkat gösterme hususunda gayret cimri olan sûfîler kendi canlarını Allah yolunda fedâ etme husûsunda son derece cömert idiler. Hak âşıkları için en iyi ve güzel şey seve seve O’nun için can fedâ etmektir.

Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem îd için
Dem bedem saat besaat ben senin kurbanınem (Fuzûlî)
Bin can olaydı kâş men-i dil-şikestede
Tâ her biriyle bir kez olaydım kurban sana (Fuzûlî)
Vermeyen canın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvid ona derler ki kurbandır sana
(Fuzûlî)

Bir hayvanı kurban olarak kesmek can fedâ etmenin yanında acaba ne kadar fedakârlıktır?

İsmâilem Hak yoluna cânım kurban eyledim
Çün bu can kurban sana ben koç kurban neylerim
(Yunus)

Yüce Allah gibi O’nun tecellîleri de güzeldir. O güzelliğe âşık olanların bir bedel (borç) ödemeleri gerekir: Âdet oldur yâr ilinde can alırlar hüsne borç.

Tasavvufta kendini kurban ve feda etmenin, Hakk’ın yolunda seve seve can vermenin örnekleri çoktur ve ilk sûfîlerden Feth Mevsîlî bir gün bayram günü mü’minlerin kurban kestiklerini görünce;
“İlâhî; biliyorsun ki benim nesnem yoktur ki Senin için kurban edeyim, (canına işâret ederek) bende ancak bu var” dedi parmağını boğazına koydu ve yere düştü. Gelip baktılar, gitmiş ama boğazı üzerinde yeşil bir hat var (Câmî, Nefahatü’l-üns, trc. Süleyman Uludağ).

Mekke’de bir derviş Ka’be karşısında “Mevlâm! Hacılar sana kurbanlarıyla yaklaşıyorlar. Benim bir şeyim yok, sadece bir canım var” diye niyazda bulundu. Derviş bir sayha atarak rûhunu teslim etti (Câmî, Nefahatü’l-üns, s. 245).

SUFİLER KURBAN KESMEYİ NASIL YORUMLUYOR?

Sûfîler kurban kesmeyi nefislerini boğazlama şeklinde yorumlayarak “Nefslerinizi katlediniz!” (Bakara 2/54) mealindeki âyeti nefslerinizdeki kötü duyguların kökünü kazıyınız, onları tesirsiz hâle getiriniz, şeklinde yorumlarlar (Sülemî, Hakāiku’t-tefsir, Beyrut 2001, I, 60).
Cüneyd Bağdâdî hacdan dönen dervişe sordu:
“Kurban kestin mi?” “Evet kestim.” “Kurban kesme yerine gidip kurban keserken nefsinin bütün kötü duygularını kurban ettin, bunların kökünü kestin mi?” “Hayır.” “Öyleyse sen kurban kesmiş değilsin.” (Hucvirî, Keşfu’l-mahcub, Tahran 1338 s. 426; İbnü’l-Arabî, el-Fütuhatü’l-mekkiyye, Kāhire 1292, I, 911, 852).

İşte bu anlamdaki kurban nefsten fâni olup Hak ile bâkî olmanın simgesidir. Hak Teâlâ’ya ulaşan kesilen kurbanın eti değil, takvâdır (Bk. Hac 22/37) yâni kurbanla ilgili iyi niyet ve ihlâstır.
İbnü’l-Arabî’ye göre en büyük kurban da insandır. İnsanın gösterdiği teslimiyet ve fedakârlıktır. (Fusûsu’l-hikem, Kāhire 1946, s. 84-90; Afifi şerhi, s. 71-75).

İbrahim (a.s.) “Halîlullah”tır, Hak Teâlâ’nın dostudur. Onun gösterdiği teslîmiyet ve fedâkârlık ise dostluk mertebesidir, hedef alınması ve ulaşılması için çalışılması gereken yüce bir makām, yüksek bir mertebedir (Hücvirî, s. 423).

Kurban ya deve (Bedene) veya sığır (Bakara) ve ya koyun/koç (Kebş) olur. Kurbanın önem ve büyüklüğü bu sıraya göredir ama İbnü’l-Arabî’ye göre bunların en değerlisi koçtur.

Tasavvuf dilinde riyazet yaparak, çile çekerek, kötülüğü emreden nefsin kökünü keserek tasavvuf yoluna girmeye elverişli hâle gelen insan nefsine Bakara, nefsin bundan evvelki hâline kebş, Hakk’a giden yolu tutup (sülûk) menzilleri geçen ve mertebeleri aşan nefse ise bedene denir (Kâşânî, Istılâhâtu’s-sûfiyye, Kāhire 1981, s. 36, 38; Lâhicî, Şerh-i Gülşen-i Râz, Tahran 1381, s. 19).

Sûfîler geleneğe ve göreneğe uyup kurban kesmeyi güzel görür, şartları oluştuğu zaman kendileri de bu geleneğin gereğini yapar ama buna “sûrî kurban” (şekil olarak kurban) derler. Mânevî ve hakikî kurban mü’minin içindeki kötü duyguların kökünü kesip ondan gelecek olan kötülüklerden kendini koruması ve emniyet alması, bundan öte de Hakk’ın yolunda ve sevgilinin uğrunda seve seve can vermeye hazır olması, şartları oluşunca da canını fedâ etmesidir.

Kaynak: Süleyman Uludağ, Hüdâyi Bülteni, Sayı: 4, 2016

http://www.islamveihsan.com/sufilere-gore-kurban-kesilmesinin-hikmeti.html


 

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Ölümü Hatırlamak-1

Ölümü Hatırlamak-1

 Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ

“Lezzetleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!”(1) Bu Ramazan akşamında, iftar sofralarından, lezzetli yemeklerimizden kalkıp geldiğimiz şu zaman diliminde belki de ağzımızın tadını kaçıracağımız bir şeyi hatırlayacağız. Aslında hiç aklımızdan çıkmaması gereken ölümü bu Ramazan akşamında yeniden hatırlayacağız ve siz kıymetli cemaatimize hatırlatacağız. Rabbim sadece hatırlamakla kalmayıp, hazırlık yapanlardan eylesin.

Neyleyelim ölüm hepimizin başında. İster hatırlayıp uykularımız kaçsın, ister hiç hatırlamamak için aklımıza getirmek istemeyelim, isterse kendisine hazırlık yapsak ta durum böyle. Yaşam bulan bütün canlılar için kaçınılmaz bir gerçek: Ölüm. Cahit Sıtkı TARANCI “Yaş Otuz Beş” şiiriyle karşılaşacağımız ölümü, bizlere ne güzel hatırlatıyor.
“… Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”

Ölüm imtihanın tabii bir sonucudur. İmtihan dünyasında yaşayan insanların yapmış olduklarının sonuçlarıyla karşılaşacağı zaman dilimine atılan ilk adım. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. (2)

Ölümle karşılaşan ise mutlaka Rabbine geri dönecektir. Geri döndürülecektir. Rabbimizin (c.c.) Kur’an-ı Kerimde bildirdiği üzere.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

“Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (3)

Ölümü tadıp bir çukurda bedenimiz yok olmayacak. Rabbimize geri döndürülüş mutlaka gerçekleşecek. Bu döndürülüşün ise neticesinde karşılaşacağımız bazı durumlar var. Kur’an-ı Kerimden bu hususu aktaralım.
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (4)

Ölüm geldiğinde vakit ileriye veya geriye alınmayacak. Vakti gelen vaktinde bu dünyadan ayrılma mecburiyetinde kalacak. Bu gerçeği hiçbir şey unutturmamalıdır. Dünya sevgisi, dünyanın süsü olan çocuklarımız, mallarımız ölüm gerçeğini hafızamızdan silmemelidir. Münafıkun Süresinde bildirilen ayetleri beraberce lütfen dikkatlice dinleyip anlayalım.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ {} وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ{} وَلَن يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْساً إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (5)


وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.(6)

Hazırlık yapmalı mı veya yapmamalı mı sorusundan ziyade şu soruyu sormak isterim. Ne zaman kendisiyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz ve vakti geldiğinde bizi apar-topar alıp götürecek olana ölüme nasıl hazırlık yapmalıyız?

Ölüm fani âlemden ebedi âleme geçişin adıdır. Ölümle karşılaşan bizler için eğer ahiret sermayemiz iyi ise o zaman bu yolculuk çok güzel bir yolculuk olacaktır. Ya tam tersi ise, Ya ahiret azığımız az ise. O zaman Ölüm geride bıraktıklarımız için bir acı, hüzün, keder olsa da, asıl hüzün bizim için olacaktır. Sevgili Peygamberimizin bir hadisini tam bu noktada hatırlamakta fayda var. Gönüller Sultanı (s.a.s.) şöyle buyuruyor.

يَتْبَعُ المَيِّتَ ثَلاثَةٌ : أَهْلُهُ وَمالُهُ وَعَمَلُهُ : فَيَرْجِعُ اثْنَانِ . وَيَبْقَى وَاحدٌ : يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ
“Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; yaptığı işler kendisiyle birlikte kalır.” (7)

Biz bizimle olacak olana asıl kıymeti vermeliyiz. Bizimle kabirde kalacak olan ise amellerimizdir. Ne kadar çok sevsek de, bizi ne kadar çok sevseler de aile efradımız, dostumuz, arkadaşlarımız hep geride kalacak. Bu sebeple ölüme hazırlıklı olmak isteyen bizler için öncelikle neye değer verdiğimizi sorgulamamız gerekir. Biz bu dünyada, dünyamızı ve ahretimi kurtaracak ve mutluluğa eriştirecek olanları mı, yoksa dünya ve ahretimiz açısından bize hiçbir faydası olmayan şeylere mi kıymet vermekteyiz? Soru kendimize cevap yine kendimize aittir. Soruya doğru cevabı verdikten sonra halimiz düzeltmekte kendimize aittir. Sormuş olduğumuz bu soruya bir cevap Efendimizin (s.a.s.) hadislerinden arıyalım.
İbni Ömer (r.a.)’tan aktarılan bir hadiste; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem omuzumu tutarak şöyle buyurdu: “Dünyada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi davran!”
İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle derdi:

Akşamı ettiğinde, sabahı bekleme!
Sabaha çıktığında, akşamı bekleme!

Sağlıklı günlerinde, hastalanacağın vakit için; hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!(8)
http://www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
 Vaiz


 1. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 580
2. Enbiya, 21/35
3. Ankebut, 29/57
4. Al-i İmran, 3/185
5. Münafıkun, 63/9-11
6. Nahl, 16/61
7. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 462
8. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 575

BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:

http://www.guncelvaaz.com/index.php/vaaz-bolumu/ramazan-vaazlari/93-olumu-hatirlamak-vaaz.html

--


ALLAH’A YAKIN OLMA ARAYIŞI

ALLAH’A YAKIN OLMA ARAYIŞI   
     
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu haftanın Cuma hutbesinin konusu, “Allah’a yakın olma arayışı: kurban” oldu. İşte haftanın Cuma hutbesi…
25 Ağustos 2017 tarihli Cuma hutbesi…

Aziz Müminler!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “De ki: Şüphesiz namazım da, diğer ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de sadece ve sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Âdemoğlu kurban bayramı günlerinde Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir ibadet yapmış olamaz…”2

Kıymetli Kardeşlerim!

Yüce Allah’a manen yakınlaşmamıza ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olan kurban bayramının heyecanı bir kez daha yüreklerimizi sardı. Bizleri bu mübarek günlere ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd-u senalar olsun. Önümüzdeki Cuma günü, müminler olarak hep birlikte bayramı idrak edeceğiz. Kurbanlarımızdan elde edeceğimiz sevabın sevinciyle ve bayramın coşkusuyla en büyük arzumuz olan Rabbimizin rızasına beraberce ulaşmaya çalışacağız.

Aziz Kardeşlerim!

Kurban, yüce Allah’a yakın olma arayışıdır. Kurban, teslimiyet ve sadakatin, sevgi ve vefanın, fedakârlık ve paylaşmanın adıdır. Kurban, nice hikmet ve ibretlerle dolu manevi bir yolculuktur. Bu yolculukta ihlas ve samimiyet sınavına tabi tutulan Âdem’in (a.s) evlatları Habil ile Kabil’i hatırlarız. Bu sınavda ihlas ve kanaatkârlık kazanırken, samimiyetsizlik ve tamahkârlık kaybetmiştir. Zira bütün ibadetlerin kabul şartı ihlas ve samimiyettir.

Kardeşlerim!

Kurban ibadetinde sadakat ve teslimiyet sınavından geçen İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail’in (a.s) hatırası vardır. Bu imtihanda Hz. İbrahim ve ciğerparesi Hz. İsmail, sahip olunan her şeyin Allah yolunda tereddütsüz feda edilebileceğini göstermişlerdir. O gün bugündür müminler, sadakatin zirvesinde İbrahim (a.s)’ı, teslimiyetin zirvesinde İsmail’i (a.s) görmüşlerdir. Ve nitekim kurban ibadetinde Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.s) vefası, fedakârlığı ve cömertliği vardır. Onun ümmetinde kurban, paylaşma, yardımlaşma ve kardeşlik sınavının adı olmuştur.

Muhterem Müslümanlar!

Kurbanlarımız, bir taraftan bizi Rabbimize yakınlaştırırken, bir taraftan da insanlığımıza anlam ve derinlik katar. Kurban, her şeyden önce bizlere sorumluluğumuzu hatırlatır. Hayatın akışı içerisinde unuttuğumuz değerleri bir kere daha gözden geçirmemize ve sırât-ı müstakim üzere sebat etmemize vesile olur. Kurban, aslında nefsin arzu ve isteklerine esir olmamayı, kulluk basamaklarında samimiyetle yükselmeyi ifade eder. Zira kurbanımız, Rabbimize sunduğumuz bir samimiyet ve kulluk beyanımızdır.

Rabbimiz, bu gerçeği bizlere şöyle haber verir:

“Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşan yalnızca takvanızdır, samimiyetinizdir.”3

Kardeşlerim!

Kurban, Allah yolunda infak ve paylaşma bilincimizin göstergesidir. Kurban, muhtaçların, yoksulların, garip ve kimsesizlerin yüzünü güldürmektir. Bayram yapamayanları bayram sevincine ortak etmektir. Rabbimize yaklaşırken aynı zamanda komşularımıza, akrabalarımıza, eş ve dostumuza, hâsılı birbirimize de yakınlaşmaktır kurban. Bu yönüyle kurban, adını bile duymadığımız nice ülkelerde daha önce hiç görmediğimiz, tanımadığımız kardeşlerimize uzattığımız bir yardım eli ve kardeşlik dokunuşudur.

Kardeşlerim!

Namaz, zekât, oruç, hac nasıl kendine has bir ibadetse kurban da kendine has bir ibadettir. Yoksula, kimsesize, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve hayır işlemek nasıl güzel bir ibadetse kurban da öyle güzel bir ibadettir. Bu ibadetin de kendine özgü şartları, rükünleri vardır. Kurbanda aslolan, nisap miktarı mala sahip olan müminin gerekli şartları taşıyan hayvanı Allah rızası için bizzat kurban etmesidir. Dolayısıyla kurban ibadeti, maddi yardıma dönüştürülemez.

Kardeşlerim!

Diyanet İşleri Başkanlığımız ile Türkiye Diyanet Vakfımız, bu yıl da vekâletle kurban kesim organizasyonu düzenlemektedir. Hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki mağdur ve muhtaç kardeşlerimize cömert ve hayırsever milletimizin kurbanları ulaştırılacaktır. Bu vesileyle kardeşlik köprüleri sağlamlaştırılmaya çalışılacaktır.

Aziz milletimizin, ihtiyaç sahibi kardeşlerimize hediye edeceği her kurban, insanlığın, kardeşliğin ölmediğinin; insafın merhametin tükenmediğinin kanıtı olacaktır. Milletimizin yardımseverliğinin göstergesi olan kurbanlar; çaresize “Biz varız”, muhtaca “Seninleyiz”, yoksula “Beraberiz” anlamına gelecektir.

Kardeşlerim!

Kurban bağışları 1 Eylül tarihine kadar devam edecek, müftülüklerimiz tatil günlerinde de hizmet sunacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Rabbimizden hepimizi bayrama huzur içerisinde kavuşturmasını ve kurbanlarımızı kabul buyurmasını niyaz ediyorum.

1 En’âm, 6/162.
2 Tirmizî, Edâhî, 1.
3 Hacc, 22/37.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

http://www.islamveihsan.com/allaha-yakin-olma-arayisi.html


 

25 Ağustos 2017 Cuma

NEFSİN TUZAKLARI

NEFSİN TUZAKLARI   
     
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lütfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir.

Akıllı insan, kendisine bahşedilen kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar. Nitekim Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur:

“Dünya, mü’minlerin pazarı; gece ile gündüz, sermâyeleri; güzel ameller, ticâret malları; Cennet, kazançları; cehennem de zararlarıdır.”

HER HAYRI FIRSAT BİL!

Âhiret gününe kat’î bir îmanla inanan bir Müslüman, amel defterini hayırlarla doldurabilmek için hayat sermâyesini en verimli bir şekilde kullanmalı ve dâimâ amel-i sâlih gayreti içinde bulunmalıdır.

Karşısına çıkan her türlü hayır imkânını Cenâb-ı Hakk’ın bir lütfu olarak değerlendirmeli, bulunmaz bir fırsat bilmelidir. İnsanların bâzı hayırlara iltifat etmediğine bakarak aldanmamalı, imkân bulabildiği her hayra koşmalıdır.

NEFSİN TUZAKLARI

Nefsânî arzularının esiri olmuş bir insan, bütün dünyâ menfaatlerini kendisinde toplamak ister. Böylece Allâh’ın vaatte bulunduğu Âhiret nîmetleri karşısında gâfil kalır. Cenâb-ı Hak, bu kullarını şöyle îkaz buyurur:

“Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk elde edilen ve hızla geçen (dünya hayâtını ve nîmetlerini) seviyor/tercih ediyor, Âhireti ise bırakıyorsunuz.” (el-Kıyâme, 20-21)

“Şu insanlar, çarçabuk ele geçen ve hemen zevâl bulan dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (âhireti) ihmâl ediyorlar.” (el-İnsân, 27)

“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer. Fakat siz dünya hayâtını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki Âhiret, daha hayırlı ve daha bâkîdir (ebedîdir).” (el-A’lâ, 14-17)

Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri, insanı bâdirelerden bâdirelere sürükleyen bu hırs ve menfaatperestliği şu teşbîh ile hülâsa eder:

“Mîde derdi olmasaydı hiçbir kuş tuzağa düşmezdi.”

Mevlânâ Hazretleri de şu misâli verir:

“Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 2, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/nefsin-tuzaklari.html


 

24 Ağustos 2017 Perşembe

Ezanın Hayatımıza Kattığı Anlam

Ezanın Hayatımıza Kattığı Anlam

İnsanları birbirlerine bağlayan milli ve manevi değerler vardır. Bu değerler bir milletin olmazsa olmazlarındandır. Bu değerlere sahip olmak ve bağlı kalmakla bir bütün oluşturulmuş olur. İşte bu değerlerin biride, manevi değerlerimiz arasında zikrettiğimiz ezandır. Ezan, sözlükte "bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek" anlamlarına gelen ezan, dinî bir terim olarak, farz namazlarının vaktinin girdiğini belli sözlerle ve özel bir şekilde ilan etmek, bildirmek demektir. Ezan sünnet-i müekked olmakla birlikte, Müslümanlığın şiarı haline gelmiştir. Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allâh'ın büyüklüğü, Peygamberimizin O'nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.(1)

Hicretin birinci yılında, Peygamberimiz Aleyhisselamın mescidi yapıldıktan sonra, Müslümanların kendilerini namaza toplayacak birşey düşündükleri ve içlerinden bazılarının boru, bazılarının da çan çalınması teklifinde bulundukları, Peygamberimiz Aleyhisselamın ise bunların hiçbirisini benimsemediği sırada idi ki, Ensardan Abdullah b.Zeyd b. Abdi Rabbih'e, rüyasında ezan gösterildi.
'Bilal ile kalk da, gördüğünü ona telkin et, ezberlet de, ezanı o okusun! Çünkü, onun sesi seninkinden daha yüksek, daha gürdür! buyurdu.

Bilal ile kalktım. Ben ona telkin etmeye başladım, o da okumaya başladı." Peygamberimiz Aleyhisselama bu hususta vahiy de gelmişti.

Hz. Ömer evinde bulunduğu sırada Bilal-i Habeşî'nin okuduğu ezanı işitir işitmez ridasını sürüyerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip:

"Ey Allah'ın Peygamberi! Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, onun (Abdullah b. Zeyd'in) gördüğü şeyin tıpkısını ben de görmüştüm!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah'a hamd ettikten sonra:  "Vahiy seni geçti!" buyurdu.(2)

Kur’an-ı Kerim insanların namaza çağrıldığına vurgu yapmaktadır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” (3)
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ اتَّخَذُوهَا هُزُواً وَلَعِباً ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْقِلُونَ

“Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.” (4)

Sevgili Peygamberimizden ezanın önemi, ezanı okuyan müezzinlere müjdeleri hakkında birçok hadisler bizlere ulaşmıştır. Vaazımızın bu kısmında bu hadisleri beraberce anlamaya çalışalım.
إِذا سمِعْتُمُ النِّداءَ فَقُولُوا مِثْلَ ما يَقُولُ ، ثُمَّ صَلُّوا علَيَّ ، فَإِنَّهُ مَنْ صَلَّى علَيَّ صَلاةً صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ بِهَا عشْراً ، ثُمَّ سلُوا اللَّه لي الْوسِيلَةَ ، فَإِنَّهَا مَنزِلَةٌ في الجنَّةِ لا تَنْبَغِي إِلاَّ لعَبْدٍ منْ عِباد اللَّه وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُو ، فَمنْ سَأَل ليَ الْوسِيلَة حَلَّتْ لَهُ الشَّفاعَةُ

“Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediklerinin aynısını siz de söyleyin. Sonra bana salâvat getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salâvat getirirse, Allah buna karşılık ona on defa salât eder. Daha sonra benim için Allah’tan vesîleyi isteyin. Çünkü vesîle,  cennette Allah’ın kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için vesîleyi isteyen kimseye şefatim vâcip olur.” (5)
إِذا نُودِي بالصَّلاةِ ، أَدْبرَ الشيْطَانُ و لهُ ضُرَاطٌ حتَّى لا يسْمع التَّأْذِينَ ، فَإِذا قُضِيَ النِّداءُ أَقْبَل ، حتَّى إِذا ثُوِّبَ للصَّلاةِ أَدْبَر ، حَتَّى إِذا قُضِيَ التَّثْويِبُ أَقْبلَ ، حَتَّى يخْطِر بَيْنَ المرْءِ ونَفْسِهِ يقُولُ : اذْكُرْ كَذا ، واذكُرْ كذا ­ لمَا لَمْ يذْكُرْ منْ قَبْلُ ­ حَتَّى يظَلَّ الرَّجُلُ مَا يدرَي كَمْ صلَّى

“Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan ezanı duymamak için arkasını dönüp yellenerek kaçar. Ezan bitince tekrar geri gelir. Namaz için kamet edilince yine arkasını dönüp kaçar. Kamet bittiğinde yine gelir ve kişi ile nefsi arasına sokulur ve ona: Filân şeyi hatırla, filân şeyi hatırla diyerek, namazdan önce aklında olmayan şeyleri hatırlatır da, neticede insan kaç rek’at namaz kıldığını bilemez olur.”(6)

Ezan okuyan müezzinler için ise şöyle müjdeler verilmektedir.
المُؤذِّنُونَ أَطْولُ النَّاسِ أعْنَاقاً يوْمَ القِيامةِ

“Kıyamet günü boyunları en uzun olanlar müezzinlerdir” (7)

Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Efendimizin şöyle dediğini işitmiş. “Ben senin koyunu ve kır hayatını sevdiğini görüyorum. Koyunlar arasında veya kırda iken, namaz için ezan okuduğunda sesini iyice yükselt. Çünkü müezzinin sesinin ulaştığı yere kadarki alanda olup da onu işiten cin, insan ve her varlık, kıyamet gününde ezan okuyanın lehine şahitlik yaparlar.”(8)

Efendimiz (s.a.s.) ezan işitildiği zaman dua etmemizi istemektedir. Bu dua neticesinde ise Güzeller güzelinin şefaatine nail olmak var. Ne güzel ve ne büyük bir müjdedir bu.
 من قَال حِين يسْمعُ النِّداءَ : اللَّهُمَّ رَبَّ هذِهِ الدَّعوةِ التَّامَّةِ ، والصَّلاةِ الْقَائِمةِ، آت مُحَمَّداً الْوسِيلَةَ ، والْفَضَيِلَة، وابْعثْهُ مقَامًا محْمُوداً الَّذي وعَدْتَه ، حلَّتْ لَهُ شَفَاعتي يوْم الْقِيامِة

“Kim ezanı işittiği zaman: Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi Allahım! Muhammed’e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, diye dua ederse, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur.” (9)

Bir diğer hadiste ise, Ezan okunduğu zaman onun lafızlarını söyleyerek, bu lafızlarn doğruluğuna şahitlik edenin ise geçmiş günahlarının affedileceği müjdelenmektedir.
مَنْ قَال حِينَ يسْمعُ المُؤذِّنَ : أَشْهَد أَنْ لا إِله إِلاَّ اللَّه وحْدهُ لا شَريك لهُ ، وَأَنَّ مُحمَّداً عبْدُهُ وَرسُولُهُ ، رضِيتُ بِاللَّهِ ربًّا ، وبمُحَمَّدٍ رَسُولاً ، وبالإِسْلامِ دِينًا ، غُفِر لَهُ ذَنْبُهُ

“Kim müezzini işittiği zaman: Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik ederim. Rab olarak Allah’tan, resûl olarak Muhammed’den, din olarak İslâm’dan razı oldum, derse, o kimsenin günahları bağışlanır.” (10)
Ezan ile namaz kılmak için okunulan kamet arasında yapılacak duaların ise makbul olduğu müjdesi şöyle aktarılmaktadır.
الدُّعَاءُ لا يُردُّ بين الأَذانِ والإِقامةِ

“Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez.” (11)

Bazı semboller vardır ki, o semboller kişilerin inançlarını gösterir. Hıristiyanlıkta Çan bir semboldür. Hıristiyanlıkta farklı bir uygulama olmamıştır. Hıristiyanlıkta nasıl ki çan bir sembol ise ve kendisinden o dine mensup olanlar vazgeçmiyor ise, İslam Dininde de ezan bir semboldür ve kendisinden hiçbir inanan asla vazgeçmek istemeyecektir. Çünkü her nereye yolculuk yapılırsa yapılsın ezan sesi duyulduğu zaman, orada Müslümanların olduğu bilinir. Bu haliyle ezan Müslümanlığın genel şiarı haline gelmiştir. Ezan hüküm olarak vaktin sünneti olsa bile, artık kendisinden vazgeçilemez farzlar mertebesine ulaşmıştır. Hem lafzi hem de manası yönüyle her İnananın belleğine kazınmış durumdadır.

Ezan bir ilandır, bir duyurudur. Ezan duyulduğu zaman “burada bir cami var demek” akla gelir. Ezan vaktin ilanıdır. İşitildiği zaman namaz vakti geldiği anlaşılır. Böylece Müslüman hangi yere yolculuk yaparsa yapsın, ezanlar sebebiyle namazlarını vaktinde kılar.

Kur’an-ı Kerimin gönderiliş dili Arapçadır. Bu durumun elbette birçok hikmeti vardır. Ancak Kur’an Arapça indirildi diye sadece o millete ait değildir. Kur’an hepimizin kabul ettiği kutsal kitaptır. Bu durum aynen ezan içinde geçerlidir. Ezan lafızları Arapça olabilir. Ancak ezan, sadece Arap’a ait değildir.(12) Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana hiçbir üstünlüğü yoktur. İnanalar kardeştirler ve bu kardeşlik bağlarını güçlendiren unsurların biri de ezandır.

Birlik ve beraberliğimizi destekleyici o kadar çok unsur var ki. Yeter ki bir ve beraber olmak isteyelim. Yeter ki, bizi ayırmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Ezanı şerifi birde bu açıdan düşünmenizi istirham ediyorum. Bu gecede ezanı şerifin, Ramazanın, namazın birleştiriciliğinden istifade edelim. Ayrılmayalım.  Ayrılığın hepimiz açısından felaket olduğunu unutmayalım. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

http://www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz


 1. Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB yayınları, “Ezan” bahsi
2. İslam Tarihi, M. Asım Köksal.
3. Cuma, 62/9
4. Maide, 5/58
5. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1039
6. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1038
7. Müslim, Salât 14.
8. Buhârî, Ezân 5,
9. Buhârî, Ezân 8
10. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1042
11. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1043
12. Örneklerle Peygamberimiz, Prof. Dr. Abdurrahim ÇETİN, s. 129

BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:

http://www.guncelvaaz.com/index.php/vaaz-bolumu/ramazan-vaazlari/94-ezanin-hayatimiza-kattigi-anlam-vaaz.html