3 Haziran 2015 Çarşamba

Haftanın Hikayesi: ÖN YARGILARIMIZ

Haftanın Hikayesi: ÖN YARGILARIMIZ

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur. Örneğin trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç "susun!" demeden yolculuğa devam ettiğinde; siz ona ‘ne gamsız adam!!!’ diyebilirsiniz. Ama sorsanız, onlar hastaneden geliyorlardır; bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof. Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna; şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu, anne "o adam Finlandiyalı, burada simültane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk", demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve de yemeye başlıyor.
 
Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta, canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. "Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır" diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışmadır başlamış, adam bir tane, kadın bir tane.
 
Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş, gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, bir de ne görsün? Kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?!! Meğer, adamın kurabiyesini yiyormuş…

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
 
Covey bu örnekleri; aynı 'bilgi'ye farklı bir bakış, bizim davranışlarımızı belirler, diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor.

Einstein'in bir sözünü anımsatıyor: Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz. Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, "sorunların içinde kaybolmak" yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir??

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda paradigma değiştirmenin önemi vardır. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle, onlara verdiğimiz "tepki ve yanıt" arasında geniş bir hareket alanı vardır.......

Stephen Covey

ÖNYARGI, SUİZANA NEDEN OLUR.
SUİZAN DA KUL HAKKINA.... 
FAKAT ALLAH'IN KENDİSİNİ SEVMESİNİ İSTEDİĞİ KULLAR, KÜSMEK DARILMAK BİLMEZLER. HAKLARINI HEP HELAL ETMİŞLERDİR...
 
 
 
 

MUTLULUĞUN PEŞİNDEN GİTMEK

MUTLULUĞUN PEŞİNDEN GİTMEK

500 kişi bir seminerdeydi. Birden konuşmacı durdu ve bir grup çalışması yapmaya karar verdi. Herkese bir balon vererek başladı. Herkes gazlı kalemle balonuna adını yazmalıydı. Sonra bütün balonlar toplandı ve bir odaya kapatıldı.

Katılımcılar odaya alındı ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı, insanlar çarpıştılar, bir birlerini ittirdiler, tamamen bir kaos ortamı oluştu.

5 dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.

Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyledi. Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştu.

Konuşmacı dedi ki: "Yaşamımızda bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor.
Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir.
Onlara mutluluk verin; sizinki size gelir.
Ve insanların yaşam amacı da budur...mutluluğun peşinden gitmek."
 
 
 

2 Haziran 2015 Salı

Ahmed Şahin - Ahiretimizi kurtaracak üç ayların özelliği

Ahmed Şahin - Ahiretimizi kurtaracak üç ayların özelliği


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK

 

Ahiretimizi kurtaracak üç ayların özelliği


Bir okuyucum bu köşeyi okuyarak birçok yanlışlarından kurtulmuş, uzun zamandır alıştığı günahlardan da uzak kalma kararı almış, aynı zamanda bu kararını da büyük bir titizlikle üç aylarda uygulamaya başlamış. Artık geçmişteki hatalarını tekrarlamıyor, tövbe istiğfar ederek uzak kaldığı kötü alışkanlıklarına dönmeyi de asla düşünmüyormuş.

Ne var ki bu defa da çevresindeki kötü arkadaşları kötü şeyler telkin ediyorlarmış kendisine.

- Alıştığın bunca günahlara karşı boşuna direniyorsun. Sen öylesine büyük günahlar işledin, kötü alışkanlıklar edindin ki, bunları kolay kolay bırakamazsın. Bu kadar günah işleyeceksin, sonra da bir tövbe ile üç aylar hürmetine kurtulup gideceksin. Yok öyle yağma! demeye getiriyorlarmış.

Bu türlü şeytanî telkin ve tesirleri etkisiz hale getirecek pek çok ayet, hadis, dinî deliller vardır. Bunlardan biri de Rabb’imizin kullarını affetmek için senenin 12 ayı arasına koyduğu içinde yaşadığımız üç aylardır. Kimse günah ve hatalarının büyüklüğünü düşünüp de Rabb’imizin rahmetini küçük göremez, gösteremez. Kulun günahı ne kadar çok ve büyük olursa olsun Rabb’imizin rahmeti ondan daha büyük ve çoktur.

Özellikle içinde bulunduğumuz üç aylarda bu af ve mağfiret daha da artar. Hatta Rabb’imiz bu üç aylar boyunca tüm kullarına:

-”Yok mu üç aylar boyunca günahlarına tövbe eden, affedeyim?” diye hitap ederek davette bulunur.

Yeter ki kulları samimi şekilde tövbe etsin, kötü alışkınlıklarını bırakarak tertemiz bir İslamî hayata girme azim ve aşkına yönelsin.

Denebilir ki, Rabb’imizin af ve mağfiretini yağmurlar gibi yağdırıp, nehirler gibi de coşturduğu bir fırsat devresidir içinde bulunduğumuz üç aylar.

Bu ayların tövbe eden insanlara sağladığı günahlardan arınma fırsatının büyüklüğünden dolayıdır ki, mahşerde cehenneme doğru sürülen bazı insanlara melekler soracaklar:

-Sizler üç aylara hiç erişmediniz mi, Ramazan’ı, Kadir Gecesi’ni hiç yaşamadınız mı ki, günahlarınızdan arınmadan gelmişsiniz buraya da, sürülüyorsunuz böyle hep birlikte cehenneme doğru?

Onlar derin bir üzüntü içinde diyecekler ki:

-Üç aylara da eriştik, Ramazan’a da ulaştık, Kadir Gecesi’yle de buluştuk. Ancak onların insanın sene boyunca maruz kaldığı günahlarını af ettirecek değerde ve kutsiyette aylar ve günler olduğuna ihtimal vermedik, özel bir tövbe, istiğfarla ibadet ve itaat halinde yönelmedik, bundan dolayı da o günlerin affından istifade edemeden günahlarımızla geldik buraya! Şimdi çok pişmanız ama bu pişmanlığın faydası yok artık.

Evet, Recep ayı ile başlayıp Şaban ayı ile artarak devam eden Rabb’imizin af ve mağfiret coşması, Ramazan ayında en üst dereceye ulaşır, Kadir Gecesi’nde ise üç aylar boyunca kendini büyük affa layık hale getirmiş olan insan, 80 sene nafile ibadet etmiş kul sevabına bile nail olabilir!

Böyle bir tövbe, istiğfarla eriştiği Ramazan Bayramı’nda ise, bir beyaz sayfa açarak hayatına devam etme bahtiyarlığına kavuşması bile söz konusu olabilir.

-Neden böylesine geniş bir af ve mağfiret söz konusu oluyor bu üç aylarda?

-Rabb’imiz kulunun cehennemde azap görmesinden değil, cennette mükâfata nail olmasından memnun oluyor. Bunun için de vesileler hazırlıyor, bazı ayları günleri bazılarından üstün özelliğe sahip kılıyor ki, inanmış insanlar bu özel ay ve günlerde kendilerine çekidüzen versinler, tövbe istiğfar ederek yeni bir heyecan ve ümitle cennete layık tertemiz bir İslamî hayata kavuşsunlar.

Bundan dolayı bu aylar içinde insanlar samimi tövbe, istiğfarlar yaparak daha şevkli bir ibadet hayatına yönelirler. Tutulacak oruçlarla, kılınacak fazla namazlarla, yapacakları hayır hasenatlarla sevabı daha çoğaltıp günahı daha da azaltma azmine girerler ki, üç ay boyunca ilan edilen bu umumi aftan istifade edip berat eden kullar arasına girmiş olsunlar. Bayramda da beyaz bir sayfa açarak tertemiz bir İslamî hayat yaşama bahtiyarlığına erişmiş bulunsunlar.

İşte burada söylenecek son söz:

-Fatebir ya ülil ebsâr!.. Düşünün ey basiret sahipleri! İlgisiz kalmayın ahiretinizi kurtaracak üç ayların bu özellik ve güzelliğine!
 
 
 
 

Nefsimize Karşı Savaşırken Edinebileceğimiz 10 Silah

Nefsimize Karşı Savaşırken Edinebileceğimiz 10 Silah

 
İçimizde bize sürekli kötülüğü emreden bir düşmanla birlikte yaşıyoruz. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şu iki şiiri nefsimizin tehlikesini çok iyi anlatır;

-Ferhat’ın sevgilisine kavuşmak için deldiği dağ
Benim devirmek borcunda olduğum nefsimin yanında bir kum tanesi…
-Hep nefis çıkar karşıma ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay ; kendimden kaçabilsem…

Bu tehlikeli düşmanla savaşırken silahsız değiliz elimizde yararlanabileceğimiz bir çok ipucu var biz bunlardan 10 tanesini inceleyelim inşallah

 


1.Taviz Vermeyin


Yaptığımız hiçbirinden hiçbir zaman taviz vermemelisiniz . ‘Bırakın bugün yapmasam olmaz mı ?’ yı ‘Yarım saat sonra yaparım ‘ bile demeyin. En kolay sünnetlerden biri olan tebessümü alışkanlık haline getirmeye çalışıyorsunuz ve o gün oldukça moraliniz bozuk , derin bir nefes alın ve helal dairede insanlara karşı tebessüm edin .Allah rızasını kazanmak adına yapılan her ne varsa bunları ertelemek şeytandandır ..

“Muhakkak ki, onlar amellerini geriye erteleyen / yarıncı kimselerdir.” (Müsned, 1/129). Ertelemek ancak inkarda artıştır…(Tevbe Suresi, 37)

nefsimize karşı savaşta 10 silahımız-zaman

 


2.Amellerinizin Üzerine Daima Bir Yenisini Ekleyin


Hz. Ali (r.a)”Daha iyi olmak için çabalamayan iyi olarak kalamaz” buyurmuştur. Size ne kadar zor gelirse gelsin amellerinizin üzerine yeni küçük bir amel daha eklemelisiniz . Diyelim mi tebessümü fıtratımıza yerleştirdik artık mahrem kişilere ( yolda gördüklerimiz dahil ) selam vermeye başlamalıyız .Peygamber Efendimiz ( s.a.v) “Selamı aranızda yayınız (Müslim,İman 93-94)” buyurmuştur. Veyahut günlük iki sayfa kuran okumak alışkanlık haline geldi artık bunu üçe çıkarmalıyız.

nefsimize karşı savaşta 10 silahımız-tebessüm

 

3.Yapmanız Gerekenleri Çekici Hale Getirin ve Göz Önünde Bulundurun


Kendinize renkli kuran-ı Kerim alabilirsiniz ya da güzel bir namaz elbisesi , ezber kartları..Esprili sohbetler dinleyebilirsiniz ,içinde uhuvvetin olduğu sohbetler ortamlarına girebilirsiniz .Diğer bir önemli nokta tüm bunların ise sizin gözünüzün önünde olmasıdır. Kuran’ınız ,seccadeniz diğer bir odada olmasın sürekli görebileceğiniz bir yerde olsun böylece beynimiz sürekli onları görerek onları kullanmamız gerektiğini bize hatırlatacaktır.

nefsimize karşı savaşta 10 silahımız-kuran
  

4.Hedef Koyun


Başıboş ve plansız hareket etmemelisiniz .Bir yerde yazılı olmasa bile muhakkak bir plan ya da taslak oluşmalı kafanızda .Az ya da çok önemli değil ama bir sayı olmalı .Günde bir sayfa kuran okuyacağım deyip bunda devamlılığı sağlamalısınız .Her gün iki rekat nafile namaz(kaza namazınız varsa önce onlar tabi ki ) kılmakla başlayabilirsiniz. Çok değil sadece iki rekat kendinizi ikna edin .Nefiste bizi çok değil sadece bir kez diyerek kandırmıyor mu ? Şimdi nefsimizi kandırma sırası bizde , çok değil sadece iki rekatcık…

nefsimizle savaşımızda 10 silahımız- hedef koyun

 

5.Abdestli Olmaya Özen Gösterin


Zorda olsa güzelce abdest almalısınız .Böylelikle namaz kılmakta Kuran okumakta zorlanmaz , abdestli olduğunuzu hatırlayıp kötü davranışlardan kaçınırsınız .Tekrar tekrar abdest almak kişiye huzur verir rahatlatır ,serinletir( hele ki şu sıcak günlerde).Peygamber Efendimiz (s.a.v) ahirette bizi abdest azalarımınız parlamasından tanıyacak inşallah.

nefsimizle savaşımızda 10 silahımız-abdest

 

6.Bol Bol Dua Edin


Hidayet bulmak için hem çevrenizdekilere hem kendinize bol bol dua etmelisiniz. Dua kulluğun anahtarıdır.“ De ki Rabbim size ne kıymet verir duânız olmasa? Demek ki tekzib ettiler, o halde yarın ceza yapışacak.(Furkan suresi, 77).Peygamber Efendimizin(s.a.v) ettiği duaları öğrenip görebileceğiniz bir yere yazabilirsiniz . Unutmamak için kendinize dua saatleri belirleyebilirsiniz .Gerekirse çalar saat kurar ve alışkanlık haline gelinceye kadar devam edersiniz .Yoksa nefis ve dünya meşgalesi bize dua etmeyi unutturacaktır.

nefsimize karşı savaşta 10 silahımız-duaaa

 

7.Uygun Bir Çevre Seçin


Zaten bize sürekli kötülüğü emreden bir düşmana sahibiz birde çevremizdeki insanlar böyle olursa haramları reddetmek zorlaşacaktır. İhlaslı iyi niyetli insanlarla takılın . İçlerine girince sıkıcı olmadıklarını göreceksiniz .Bilakis hem eğlenmenize hem düşünmenize ve tabi ki düzelmenize sebep olacaklarıdır. Mevcut çevrenizden uzaklaşmak ve onlara hayır demek zor olacaktır ama birkaç kez içiniz yana yana da olsa onlara hayır deyin zaten bir şeylerin değiştiğini göreceksiniz. Allah’ın size Allah’tan korkan insanlar vermesi için dua edin. Namaz kılan ve özellikle Kuran okuyan insanlar bulun ve tabiri caizse onlara yapışın.

nefsimizle savaşımızda 10 silahımız-arkadaş seçimi

 

8.Oruç Tutun


Günlük plan ve işlerinize göre size en kolay gelen günleri belirleyin , bunların pazartesi ve Perşembe olsa daha güzel olur. Haftada bir , iki haftada bir , hiç olmadı ayda bir belirlediğiniz günü oruçlu geçirin. Oruç nefsin Rabbini tanıdığı en iyi eğitme yöntemidir.

nefsimizle savaşımızda 10 silahımız-oruç

 

9.Namazlarınıza Dikkat Edin


Namazınızı hemen vakit girer girmez kılmaya ve tüm rükunları sakin sakin yerine getirmeye özen göstermelisiniz. Ezan programı indirebilir ,etrafınıza namazla ilgili notlar yazabilirsiniz .Namazla ilgili sohbetler dinlemelisiniz. Okuduğunuz surelerin tefsirlerine ve indiği olaya bakmakta size huşu ve takva katacaktır.

nefsimize karşı savaşta 10 silahımız-namaz

 

10.Sohbet İzleyin /Dinleyin


Uzun olmayan dikkat çekici konularla ilgili sohbet dinleyin ama bunun da bir günü olmalı .En geç bir hafta aralıkla şu günde şu sohbeti dinleyeceğim demelisiniz .Size hitap edebilen birini seçmeli, seçtiğiniz alimle ilgili önce bir araştırma yapmalı ve ehli sünnet olduğuna emin olmalısınız sonra onun tüm sohbetlerini dinleyip sıkı bir takibe almalısınız .Böylelikle zamanla o alimin ahlakıyla ahlaklanacağınızı göreceksiniz.

nefsimizle savaşımızda 10 silahımız-SOHBET DİNLEYİN


Nefsinizin vesveseleri üzerine takılıp kalmayın o sürekli bir şeyler fısıldayacaktır.
Unutmayın hiçbir şey kolay değil .
Bediüzzaman’ın söylediği gibi “ Cennet ucuz değil , cehennem dahi lüzumsuz değil.”


Mekteb-i Suffa ekibi tarafından Suffgah.com için çevrilmiştir.


http://suffagah.com/nefsimize-karsi-savasirken-edinebilecegimiz-10-silah


 

Günün Menkıbesi: Kuş, köpek ve zehir

Günün Menkıbesi: Kuş, köpek ve zehir
 

Bir gün hazret-i Ömer “radıyallahü anh” evinde oturuyordu ki, bir haberci geldi huzuruna.

Ve arzetti:
- Bizanstan elçi geldi efendim.

Halife hazretleri;
- Peki, içeri alın! buyurdu.

Elçiyi odaya aldılar.
Bizans imparatoru, hazret-i Ömer’e üç hediye göndermişti bu elçisiyle.

Neler mi?
Bir kuş, bir köpek ve bir şişe zehir.

Hazret-i Ömer önce kuşu gösterdi o elçiye:
- Bu nedir?
- Doğan kuşu efendim.

- Peki, neye yarar?
- Yaman avcıdır. Pençesinden kurtulan olmadı bugüne kadar.

Halife emretti adamlarına:
- Çözün bağlarını, salın gitsin!

Çözüp saldılar o kuşu.

Sonra köpeği gösterdi elçiye:
- Bu nedir?
- Cins bir tazı köpeği efendim.

- Bu ne işe yarar?
- O da yaman avcıdır. Elinden kurtulan olmadı bugüne dek.

Emretti yine:
- Çözün zincirini, salın gitsin!

Çözüp saldılar onu da.
Sıra “zehir”e gelmişti.

Sordu elçiye:
- Bu şişede ne var?
- Zehir var efendim.

- Ne işe yarar?
- Zerresi bir insanı öldürür efendim. Tebânızdan bir düşmanınız varsa, bunun sayesinde kurtulursunuz ondan.

- Peki, ver bakayım onu.

Elçi kalkıp, hürmetle uzattı şişeyi.
- Buyurun efendim.

Halife hazretleri o zehir şişesini alıp döndü elçiye:
- Bunun zerresi, bir insanı öldürür dedin değil mi?
- Evet efendim.

- Düşmanlarıma karşı tavsiye ediyorsun.
- Evet.

- Bak elçi, tebâmdan bana düşman kimse yoktur. Ama benim bir tek ve çok tehlikeli bir düşmanım var ki, o da bizzat içimdedir.

Elçi şaşırmıştı:
- Anlamadım. Kimdir o düşmanınız efendim?
- Kendi nefsim, dedi.

Sonra dayadı zehir şişesini ağzına.
Ve “Besmele” okuyarak içti tamamını.

Elçi, gördüğü manzaradan dehşete kapılıp titremeye başladı.
Ve bayılıp düştü yere.

Ayılınca, sağ salim gördü Halifeyi.
Kafası karışmış, kalbi değişmişti.

Kapandı Halifenin nurlu ayaklarına.
Doğrulurken “kelime-i şehadet”i okuyordu.

 

1 Haziran 2015 Pazartesi

Haftanın meşhur şiiri

Haftanın meşhur şiiri



ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme

 



 

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-83

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-83

SEVGİLİ EFKAN HOCAM Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ... 

SEVGİLİ EFKAN HOCAM , YAZIDAKİ KONULARI YİNE KISACA MADDELER HALİNDE ÖZETLEMİŞ AŞAĞIDAKİ YAZININ SONUNDA...

Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...

Sevgili Efkan hocam benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın -inşallah- salih bir kuludur.

Benim namaza başlamama vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.

YALNIZ ŞUNU BELİRMEK İSTİYORUM. BEN BUNLARI YAYINLARKEN EFKAN HOCAMA HEP ŞUNU DEMİŞİMDİR:

HOCAM UTANIYORUM, İNŞALLAH BİRGÜN VUSLAT OLUNCA BUNLARI YAYINLAMAN DAHA GÜZEL OLMAZ MI?
OLSUN CELAL SEN MERAK ETME, SEN ÖLÜRSEN YİNE YAYINLARIM... DİYOR.

Çok emek harcayıp özet haline  getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...

http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-83/Blog/?BlogNo=500831


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-83


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-83

Celal ÇELİK’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisini, sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını yeniden gözden geçirerek kısa ve öz olarak özet şeklinde sizlere sunmaya devam ediyorum.

En etkili Nasihat
1. "Dost istersen Allah yeter."

Evet, O dost ise her şey dosttur. Allah’ı bulan neyi kaybeder, O’nu kaybeden neyi bulur ki? Elimi açınca beni dinleyen ve duama karşılık veren Rabbim var.

2. "Yârân istersen Kur'ân yeter."

Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder. Bütün sevgililer günün birinde çirkinleşir, yaşlanır, ölür. Gerçek aşk Allah aşkıdır. Seven sevdiğinin kitabında yazanları okur ve uygular.

3. "Mal istersen kanaat yeter."

Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir. Ziyafet için kebaplara gerek yok, inanın resimdeki gibi çıtır simit, peynir ve demli çay beni sevindirmeye yeter.

4. "Düşman istersen nefis yeter."

Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.

5. "Nasihat istersen ölüm yeter."

Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır. Her sabah bu nasihati okuyunca belki bugün son günündür. Namazını ona göre huşu ile kıl ve ihlasla duanı et diyorum ki hergün gözyaşıyla uzun uzun dua ediyorum. Belki de bugün akşama ölebilirim diye...

İyilik

Bir güzel davranış, bir yudum sefkat ve merhamet, samimiyetle uzanan bir el, samimi bir yardım, bazen en sihirli kilitleri açıyor, sihirli bir anahtar oluyor, bir insanin hidayetine, bir dünyanın değismesine vesile olabiliyor.

Kalbler Allah'ın elinde. Keşke her zaman çevremizdeki insanlara birer şefkat meleği gibi davranabilsek, rahmet yüklü bulutlar gibi olabilsek. Kim bilir aynı vaziyette uzanacak bir eli, bir yudum samimiyet ve sıcaklığı bekleyen, soğukta titreyen nice gönüller vardır.

Sayacak olsak bitiremeyiz

Size benim hayatımdaki bazı zorlukların bazılarını yazıp bir soru sormak istiyorum:

- Yaklaşık 17 yıldır tekerlekli sandalyedeyim ve hiç yürüyemiyorum.

- Geceleri sağdan sola dönemiyorum.

- Lavabo-banyo ihtiyaçlarımı tek başıma karşılayamıyorum.

- Yemek ve giyinme gibi hiçbir şeyi tek başıma yapamıyorum. (Annem ve babamdan Allah razı olsun, uzun ömür versin.)

- Sabahtan akşama kadar yatıyorum, sadece yemekte oturuyorum, oturan yerlerim ağrıyor :)

- Evlenip çoluk çocuğa karışamayacağım.

- Namazda alnımı secdeye koyamıyorum….. Daha nice maddeler...

Şimdi soruyorum:

- Ben neden sürekli şükrediyor ve namazlarımı kılıyorum?

- Ben hayvan, bitki, dağ, taş değil, varlıkların en şereflisi yani insan olarak yaratıldım.

- Gözüm görüyor, müzik dinliyorum, seviyorum ve en önemlisi düşünüyorum.

- Çok mutlu bir yuvamız; annem, babam, kardeşlerim, sağlıklı yeğenlerim var..

- Belki de en önemlisi iman nimetim verildi.

Yani verilen bu imanla dünyada yaşarken tabiri caizse perde arkasını, yani ahiret hayatını görür gibi mahşer gününe hazırlanmak...

- Kalp-mide-böbrek-ciğer …vs. hastalığım yok. istediğim şeyleri yiyebiliyorum ve tat alıyorum.

- Arabamız, evimiz, eşyalarımız, giyecek, yiyeceklerimiz var...

- Yağmur, denizler, çiçekler, pirinç pilavı :

Şu anda aklıma yüzlerce nimet geliyor.

Ve ben sahip olduğum bunca nimetlere teşekkür etmek için namaz kılıyorum.

Celal ÇELİK’in yukardaki yazı ve yorumlarından şu sonuçları çıkarabiliriz.

1- En iyi dost Yüce Allahtır.

2- Allah ile dost olan, Kur’an ile dost olur. Kur’an’I dost edinen hayatını Kur’an’a gore düzenler.

3- Gönül zenginliği herkese nasip olmaz.

4- Para, mal mülk, makam ve mevkiler geçicidir. Bunların esiri olmamalıyız.

5-İnsanların en büyük düşmanı nefsidir. Şeytan kötü duygu ve düşünceleri harekete geçirerek insanı günaha sürükler.

6-Bizim için ölümden daha büyük bir nasihat yoktur. Ölüm ve ötesini düşünürsek bu dünyada yaptıklarımıza her an dikkat ederiz.

7-Güzel davranışlar,güzel bir söz ve hareket başkalarının hidayetine sebep olabiliyor. Hayatımızın her anında tatlı dilli güler yüzlü gönül ehli olmalıyız.

8-Allah biz kullarına öylesine nimetler Verdi ki, bunları saymakla bitiremeyiz. Allah’ın verdiği bu nimetleri göz önüne alarak O’na şükretmeliyiz.

9-Şükür olarak Allah’a bol bol ibadet etmeliyiz. Özellikle şükür borcu olarak da namazımızı ihmal etmemeliyiz. Allah’a inanarak yaratıklarına iyi davranmalıyız. ki, Cennette iyi makamlara ulaşabilelim…
 
Efkan Vural

   (Devam edecek)

​Suizan zinadan beterdir

Suizan zinadan beterdir

"Kişinin zina veya içki yoluyla
 kendisine vermiş olduğu zarar,
 suizan ile vermiş olduğu zarardan
  çok daha azdır."

 (İbni Hacer el-Heytemi )




Sevgilerimle...

Allah'a emanet olun.
 

Celalcelik@gmail.com     Ankara    ( Yazları: Konya-Ereğli )http://celal1973.blogspot.com/

 


Af ve Kader Kapısı Berat Gecesi

Af ve Kader Kapısı Berat Gecesi

 
Af ve Kader Kapısı Berat Gecesi

c.tokpinar@meydangazetesi.com.tr
29 Mayıs 2015, 08:20
 
Önümüzdeki pazartesiyi salıya bağlayan gece, ‘af ve kader gecesi’ diyebileceğimiz mübarek Berat Gecesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ’in hadislerinden anlıyoruz ki, bu gece ibadetle geçirildiği takdirde günahlardan arınmak ve büyük sevaplar elde etmek mümkündür.
 
Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat Kandili hakkında Rabbimiz şöyle buyurur:
 
“O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede ayırt edilir.” (Duhan Suresi: 2-4)
 
Âlimlerin bazısı bu ayette kastedilen gecenin Kadir Gecesi olduğunu, bir kısmı ise Berat Gecesi olduğunu belirtmişlerdir. İki açıklamayı birleştiren diğer bir görüşe göre de hikmetli işlerin ayrımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir.
 
İbni Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi şu anlama gelmektedir:
 
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur.  Herkesin ve her şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir. (Hülâsâtü’l-Beyân, 13:5251)
 
Müminlerin günah kirlerinden kurtulup Rabbimizin af ve mağfiretine nail olmaları ümit edildiği için bu geceye Berat Gecesi denmiştir.
 
‘İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.’ Böylece tanyerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.” (İbn-i Mâce, İkâme: 191)
 
Bu af ve berat gecesinde affedilmeyenler ise bazı hadislerde şöyle belirtilir:
 
“Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şaban’ın on beşinci gecesinde rahmetiyle yetişip her şeyi kuşatır. Bütün mahlûkatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalpleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna.” 
 
“Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.” (İbn-i Mâce, İkâme: 191)


Mübarek gecelere nasıl hazırlanılır?
 
Üç Ayları ve mübarek geceleri ibadetle geçirmeye büyük bir ehemmiyet veren Bediüzzaman Hazretleri, Afyon Hapishanesi’nde talebelerine yazdığı bir mektupta Berat Gecesi’nin faziletini şöyle anlatır:
 
 “Berat Gecesi, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Kadir Gecesi’nin kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Beratta her bir salih amelin ve her bir Kur’an harfinin sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, Üç Aylarda yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî meşhur gecelerde on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’an’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. Berat Gecesi, elli senelik bir ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilir. (Şualar, 14. Şua)
 
Mübarek gecelere günler öncesinden hazırlanmak lazımdır. Mümkün oldukça o gecelere misafirlik, seyahat, ağır ve yorucu işler denk getirmemek, bunları mübarek gecelerin öncesinde veya sonrasında yapmak gerekir. Bir gün önce uykumuzu yeteri kadar almak gerekir ki, o gecelerde uyumayıp rahatça ibadet edebilelim. Hatta gündüz bir miktar uyuyup geceyi dipdiri geçirmek büyük bir kârdır. Akşam yemeğinden sonra uykumuzu kaçıracak çay veya kahve içip dolu dolu bir ihya yapmalıyız. 
 
Berat Gecesini namaz, Kur’an, dua, istiğfar ve salâvatla geçirmek, geceden sonraki gün de oruç tutmak gerekir.
 
 
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN...

 
 

Birer cümleyle Ashabı Kiram...

Birer cümleyle Ashabı Kiram...
  




Peygamberlerden sonra insanların en üstünü: Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK
Adâletin timsâli ikinci büyük halîfe: Hz. ÖMER
Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe: Hz. OSMAN
ALLAHın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı: Hz. ALİ BİN EBÎ TÂLİB
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri: ABDURRAHMAN BİN AVF
Cennetle müjdelenen ümmetin emîni: EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH
Resûlullahın okçusu: SA'D BİN EBÎ VAKKÂS
İlk Müslüman olanlardan: TALHÂ BİN UBEYDULLAH
Cennetle müjdelenenlerden: ZÜBEYR BİN AVVÂM
Peygamberimizin amcası: ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB
Tefsîr âlimlerinin şâhı: ABDULLAH BİN ABBÂS 


 Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî: ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS
Uhud şehitlerinden: ABDULLAH BİN CAHŞ
Hz. Ebu Bekir'in oğlu: ABDULLAH BİN EBÎ BEKR-İ SİDDÎK
Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu: ABDULLAH BİN HANZALA
Resûlullahın elçilerinden: ABDULLAH BİN HUZÂFE
Kur'ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî: ABDULLAH BİN MES'ÛD
En çok hadîs bilen sahâbîlerden: ABDULLAH BİN ÖMER
Resûlullahın şâiri: ABDULLAH BİN REVÂHA
Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî: ABDULLAH BİN SELÂM
Bedir'de babasına karşı savaşan sahâbî: ABDULLAH BİN SÜHEYL

 Sâhib-ül ezân: ABDULLAH BİN ZEYD
Medîne'de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî: ABDULLAH BİN ZÜBEYR
Âilece cömert olan sahâbî: ADİ BİN HÂTİM TÂİ
Meleklerin defnettiği sahâbî: ÂMİR BİN FÜHEYRE
Şehîd oğlu şehîd: AMMÂR BİN YÂSER
Meşhûr Arab dâhîlerinden: AMR BİN ÂS
Arıların koruduğu sahâbî: ÂSIM BİN SÂBİT
Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî: BERÂ BİN ÂZİB
Hz. Ebû Bekir'e ilk bîât eden sahabî: BEŞİR BİN SA'D
Peygamber efendimizin müezzini: BİLÂL-İ HABEŞİ

Resûlullahın sancaktarı: BÜREYDE BİN HASİB
Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden: CÂBİR BİN ABDULLAH
Cennete uçarak giden sahâbî: CA'FER-İ TAYYÂR
Cebrâil aleyhisselâmın, şekline girdiği sahâbî: DIHYE-İ KELBÎ
Peygamber efendimizin fedâisi: EBÛ DÜCÂNE
Mihmândâr-ı Resûlullah: EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ
En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî: EBÛ HÜREYRE
Resûlullahın süvârilerinden: EBÛ KATÂDE
Tevbesi ile meşhûr sahâbî: EBU LÜBÂBE
Kur'ân-ı kerîmi en iyi okuyan sahâbîlerden: EBÛ MÛSEL-EŞ'ARÎ

 Çok hadîs rivâyet eden yedi sahâbîden: EBÛ SA'ÎD-İ HUDRÎ
Tek başına hicret eden sahâbî: EBÛ SELEME
Resulullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ
Gıfarî kâbilsenin reisî: EBÛ ZER GIFÂRÎ
Kâdılık yapan sahâbîlerden: EBÜDDERDÂ
Resûlullahın hizmetçisi: ENES BİN MÂLİK
Evi ilk vakıf olan sahâbî: ERKAM BİN EBİ'L ERKAM
Câhiliye devrinde de tek bir ALLAHa inanan sahâbî: ES'AD BİN ZÜRÂRE
Yemenli sahâbîlerden: FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ
İlk Müslüman sahâbîlerden: HABBÂB BİN ERET

İlk Müslüman olan sahâbîlerden: HÂLİD BİN SA'ÎD BİN ÂS
Meleklerin yıkadığı sahâbî: HANZALA BİN EBÛ ÂMİR
Darağacında ilk namaz kılan sahâbî: HUBEYB BİN ADİY
Sevgili Peygamberimizin sırdaşı: HUZEYFE BİN YEMÂN
Şehîdlerin efendisi: Hz. HAMZA
Peygamber efendimizin şâirlerinden: KÂ'B BİN MÂLİK
Resûlullahın süvârilerinden: MİKDÂD BİN ESVED
Resûlullah efendimizin fedâîlerinden: MUHAMMED BİN MESLEME
İslâmda ilk öğretmen: MUS'AB BİN UMEYR
Helâl ve harâmı iyi bilen sahâbî: MU'ÂZ BİN CEBEL

 Hâşimoğullarının en yaşlısı: NEVFEL BİN HÂRİS
Eshâb-ı kirâmın meşhûr kumandanlarından: NU'MÂN BİN MUKARRİN
Medîne'de ilk vefât eden muhâcir sahâbî: OSMAN BİN MAZ'ÛN
Kâbe'nin hizmetinde olan sahâbî: OSMAN BİN TALHÂ
Peygamber efendimizin hatîblerinden: SÂBİT BİN KAYS
Ensârın en hayırlılarından: SA'D BİN MU'ÂZ
Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî: SA'D BİN REBİ
Hz. Ömer'e benzeyen vâli: SAİD BİN ÂMİR
Kur'ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan: SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE
Eshâb-ı kirâmın okçularından: SEHL BİN HANİF

 Medîne'de en son vefât eden sahâbî: SEHL BİN SA'D
Piyâdelerin en hayırlısı: SELEME BİN EKVÂ
Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî: SELEME BİN HİŞÂM
Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî: SELMÂN-I FÂRİSİ
Resûlullahın hizmetçisi: SEVBÂN
ALLAH yolunda malını mülkünü terkeden sahâbî: SÜHEYB-İ RUMİ
Yemâme kabîlesi reisi: SÜMÂME BİN ÜSÂL
Işık Saçan Sahâbî: TUFEYL BİN AMR
Akabe bî'atlerinde kavminin temsilcisi olan sahâbî: UBÂDE BİN SÂMİT
Eshâb-ı suffadan: UKBE BİN ÂMİR

 Kırâati ile meşhûr sahâbî: ÜBEYY BİN KÂ'B
Resûlullahın çok sevdiği sahâbîlerden: ÜSÂME BİN ZEYD
Eshâb-ı kirâmın sancaktarlarından: ÜSEYD BİN HUDAYR
Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî: VELÎD BİN VELÎD


alıntıdır.
 
 
 

Günün Menkıbesi: Kalk ey Abdülmuttalib!

Günün Menkıbesi: Kalk ey Abdülmuttalib!
 

Abdülmuttalib, bir gece rüyada ses işitti:
- Kalk! Zemzem kuyusunu çıkar!

Uyandı, tekrar uyudu.

Aynı sesi yine duydu:
- Kalk ey Abdülmuttalib! Zemzem kuyusunu çıkar!

Üçüncü gece de gördü aynı rüyayı.

Ve sordu hemen:
- Zemzem nedir?
- O, bir sudur ki, susuzları kandırır, açları doyurur, hastalara şifa olur.

Sordu yine:
- Yeri neresidir?
- Kâbe’nin yanıdır. Yarın oraya git, bekle. Kırmızı gagalı bir karga gelip, gagasıyla yeri eşeler. İşte orasıdır.

Uyanıp mırıldandı:
- Hayırdır inşallah! Bu, ilahi bir işaret.

Oğlu Harisi alıp, koştu o yere.
Az sonra bir karga gelip, başladı yeri eşelemeye.
Gagası kırmızıydı.

- Tamam! dedi.
Ve başladı kazmaya.

Çok geçmeden göründü kuyu ağzı.

Sevinçle haykırdı:
- Allahü ekber!Fakat Kureyşliler toplanıp geldiler ve;
- Bu kuyuda bizim de hakkımız var! dediler.

Abdülmuttalib;
- Hayır! dedi. Bu, yalnız bana ihsan edilmiştir.

Tehdit ettiler:
- Ama sen yalnızsın. Bizimle baş edemezsin!

İçi burkuldu.

Bana on oğul verirsen…

Kalbinden;
“Ya Rabbi! Bana on oğul verirsen, birini senin için kurban edeceğim” dedi.

Ve bir teklifte bulundu onlara:
- Gelin, hakeme gidelim!
- Olur, gidelim!

Şam’da bir kâhin vardı.
Onun hakemliğinde anlaşıp düştüler yola.

Ancak hava çok sıcaktı.
Susuzluktan bir adım atamaz hale geldiler.

Herkes hayattan ümidini kesmişti ki, Abdülmuttalibin sesi yükseldi:
- Koşun! Koşun!

Hep oraya seğirttiler.

Abdülmuttalib sevinçle bağırdı:
- İşte size su!
Evet, çöl ortasında, Abdülmuttalibin ayağı dibinden bir su fışkırıyordu.
Hem de ne su.

Leziz ve serin.
Kana kana içip, hayat buldular.

Ölümden kurtulmuşlardı.

Büktüler boyunlarını.
- Ey Abdülmuttalib! Tamam. Zemzem kuyusu senindir, dediler. Geri dönüyoruz!

Ve döndüler.

Abdülmuttalibin alnında parlayan “Nur-u Muhammedi” hürmetine bu mucize gerçekleşmiş ve Zemzem kuyusunu çıkarma şerefi ona nasip olmuştu.