9 Temmuz 2014 Çarşamba

Kime uzun ömür verirsek

Kime uzun ömür verirsek

"Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?"
(Yasin suresi, 68. ayet)




Ahmed Şahin - Nevadir-i Süheyli’den günümüze mesaj yüklü misal!

Ahmed Şahin - Nevadir-i Süheyli’den günümüze mesaj yüklü misal!



RAMAZAN2014 Yazarlar Ahmed Şahin

Nevadir-i Süheyli’den günümüze mesaj yüklü misal!

 
 
O günlerde tarihi değeri yüce Bağdat’ta çıkan kıtlık sonunda yaygınlaşan açlık, çevreyi kırıp geçiriyordu.
 
 
Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği dışarıya yayılan kokudan anlaşılan yol kenarındaki evin kapısından seslendi hamalın biri:
 
 
-Allah rızası için bir parça ekmek, günlerdir lokma geçmedi boğazımdan! Tandırın başındaki kadın, taze ekmekleri kızına uzattı, kızcağız da güzelce katlayıp kapıya gelerek uzattı aç hamala. Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandığı sırada karşıdan gelen birinin ‘Bu ekmeleri hangi evden aldın?’ sorusuna muhatap olunca, geriye dönüp parmağıyla ekmek aldığı evi işaretledi. Adam başını sallayarak söylendi:
 
 
- Yanılmamışım, başka kimin evinden ekmek alınabilir bu kıtlık zamanında? Öfkeyle eve gelip çaldığı kapı açılır açılmaz sordu:
 
- Ekmeği kim verdi hamala?
 
 
 Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya acıyacağı kızına tepki göstermeyeceğini düşünüyordu. Elindeki sopayı hızla kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir öfke ile indirdi ki, bilek kemiğinin çat diye kırıldığı duyuldu, el çarpık hale geldi.
 
 
- Ben her isteyene ekmek verseydim bu evde ekmek kalır mıydı şimdiye kadar? diye de söylenmeyi ihmal etmedi.
 
 
 Halbuki Rabb’imiz:
- Verdiğim nimete şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır, şükredene veririm, size de azabım şiddetli olur! Buyuruyordu. Nitekim bu şükürsüzlüğün sonu da öyle olacaktı. Hatta çok geçmeden olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu. Çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması dahi kurtarmadı şükürsüz adamı. Bir ara evine ekmek bile alamaz duruma düştü. Nitekim bir akşam eve gelince kızcağıza acı haberi şöyle verdi:
 
 
- Artık benden ümidinizi kesin, çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da para kazanamadım. Çarşıya in, sattığımız dükkanın karşısında bekle, gelip geçen bir tanıdıktan ekmek parası iste!
 
 
Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısında bir köşeye büzülerek bir tanıdık beklemeye başlamıştı. Bu sırada karşıdaki dükkandan kendini seyreden bir genç hızla yaklaştı: ‘Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada?’ diye sordu. O da mecburen anlattı gerçek durumu.
 
 
- Hiç paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek için bekliyorum burada! deyince elini cebine atan genç adam hatırı sayılır miktarda bir parayı uzattı: Bununla istediğin kadar ekmek al, ben de nimetin şükrünü eda etmiş olayım böylece dedi.
 
 
Ancak, elinin birini arkasına saklayarak tek elini uzatması adamın dikkatini çekti. ‘Elini neden saklıyorsun, bir yara bere varsa tedavi ettireyim, saklama. Allah bana imkan ihsan etti, şükrünü yapmalı, iyilik etmeliyim. Yoksa verdiği nimetini alır elimden’ diye ısrar etti. Kızcağız da durumunu açıklamaya mecbur kaldı:
 
 
- Ben, dedi, bir yoksula ekmek vermiştim, yolda rastladığı babam sormuş, yoksul da ekmek aldığı evimizi gösterip bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayı ekmek veren elime öylesine bir öfkeyle indirdi ki, bileğim kırıldı, elim çarpık kaldı, kimseye göstermekten utanır oldum. İlave etti: Hatta bu yüzden de çarpık elle evde kaldım, kimse bana talip olmadı!
 
 
Bu açıklamayı dinleyen genç adam bağırmaya başladı:
 
 
- ‘Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, işte karşımda, siz de şahit olun.’ diyerek gelenlere başladı gerçeği anlatmaya:
 
 
-Ekmeği isteyen yoksul hamal bendim. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım, hem de seni bu halinle baş başa bırakayım, buna Allah razı olmaz. Seni karşıdan görünce içimden bir sevgi selinin coştuğunu hissettim, bana ekmek veren kızcağıza ne kadar da benziyor, diye düşündüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını alıp bana nasip etti. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi. Ben de aynı cimrilik ve şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi nikahımızı yaptırıp sıkıntıdan kurtulması için birlikte gidelim şükürsüz babaya doğru!
 
 
El ele yürürler, ekmek veren eli kırdıktan sonra ekmek parasına muhtaç hale gelen, şükürsüz babaya doğru!
 
 
Bilmem siz nasıl bakarsınız bu mesaj yüklü tarihi misale?
 
 
 

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-32

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-32

SEVGİLİ EFKAN HOCAM NAÇİZANE FAKİRİNİZ HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ...  Allah razı olsun hocam...
Sizi çok seviyorum canım hocam...

http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-32/Blog/?BlogNo=466943

Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-32


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-32
 


Celal ÇELİK’in  hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi düşünce ve yorumlarını beğeniyle  kendi diliyle sunmaya devam ediyorum.

Allah’ın büyüklüğünü anlamak,

Ben engelli kadrosundan emekli bir elektronik teknikeriyim. Ben pcb tasarımcısıyım. PCB dediğim şey, baskılı devre kartıdır. Ben o kartları bilgisayarda çiziyordum.

Her tür elektronik cihazın içindeki devre elemanları o kartların üzerindedir. PCB, üzerinde, ince ince bazen kalın binlerce bakır yollar, delikler, lehimler olan 2-3 mm kalınlığında kartlardır.

Ben genelde iki katlı kartlar çizdim. Yani kartın hem üst yüzeyinde bakır yollar, hem alt yüzeyinde yollar vardı. Ve bazen bir kartın tasarımı üç ay sürüyordu.

Benim çizdiğim kartlar telefon santralinin 40-50 santimetrekarelik kartlarıydı. Geçen elime bir bilgisayar ekran kartını aldım. Tam on katlı, incecik binlerce yol ve delik...

Ben bir telefon santralinin kartını 40 santimetrekarelik geniş alana, üç ayda sığdıramazken, Allah dünyadaki katrilyonlarca arının beynindeki kartı, belkimilimetrekarenin onda biri yere nasıl sığdırıyor ve kimbilir kaç katlı?

Yıllar önce okuduğum bir sayfada Prof. Dr. Davut Başaran, en gelişmiş bilgisayarın, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beyninin saniyede 10 trilyon işlem yapabildiğini söylemişti.

Tabi ben bunu kendi mesleğimden örnek verdim. Herkes kendimesleğininden kainattaki eserleri kıyas edebilir. Mesela bir mimar, bir binanın tasarımındaki milimetrik hesaplardan bu dünyadaki kusursuz düzeni kıyaslaması gerekir.

Böyle bir büyüklüğe SübhanAllah deyip secde edilmez mi?

 Mutluluk

Aslında huzur ve mutluluk nedir biliyor musunuz?

Huzur ve mutluluk çaresiz bir insana çare olmaktır.

Huzur, muhtaç bir gönüle ışık olmaktır.

Huzur, sevdiğimiz şeylerden fakirlere verip sevindirmektir.

Bu huzur pekçok zenginde yoktur maalesef… Allah onlara nasip etmiyor…

Biz zengin değiliz fakat şükredenve paylaşan bir kalbimiz var hamdolsun…

 Zikir, Fikir, Şükür

Bir adana kebap yiyorsun, en az on lira ödüyorsun. Fakat, Allah öyle merhametli ki, bütün verdiği sonsuz nimetlerine karşı istediği fiyat sadece üç şeydir: Zikir, Fikir, Şükür .Yemeğe başlarken Bismillah demek, zikirdir. Yediğimiz bu nimetlerin yağmur, güneşle nasıl soframıza geldiğini düşünmek, Fikirdir. Sonunda Elhamdülillah demek ise, şükürdür.

Ay sonunda elektrik, su ve doğalgaz faturasını ödemezsek hemen kesiyorlar. Değil mi? İşte beş vakit namaz ile saymaktan aciz olduğumuz nimetlerin günlük faturasını ödemiş oluyoruz.

Allah dünyayı güneşle lamba gibi aydınlatıyor, ısıtıyor. Şairin dediği gibi hava bedava, su bedava değil... Namazı kılmazsak ahirete borçlu gideriz.

Karşımıza öyle bir fatura çıkar ki, Toros dağı kadar altınımız olsa ve hayattayken hepsini bağışlamış olsak, ama namaz kılmıyorsak, o nimetlerin ücretini ödemiş sayılmayız.

Cennet ise Allah’ın ahirete borçsuz gelen sevdiği kullarına bir ikramıdır, lütfudur.

Efkan Vural

 (Devam edecek)



8 Temmuz 2014 Salı

Hz. Muhammed’in SAV Kronolojik Hayatı

Hz. Muhammed’in SAV Kronolojik Hayatı



(Biliyorsunuz her hafta ibret alınacak bir hikaye yayınlıyoruz. Her Müslümanın bilmesi gereken peygamberimizin SAV hayatını bilenlere bir hatırlatma, bilmeyenlere özet bilgi olsun diye ramazanda en ibret alınacak hikaye Efendimizin SAV hayatıdır diye bu hafta yayınlamayı uygun gördük. Allah hisse almayı nasip etsin... Celal)


 
 

HZ. MUHAMMED’İN KRONOLOJİK HAYATI
 
M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan'ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe'ye saldırdı.
20 Nisan 571- İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed (s.a.v.) doğdu.
575 - Dört sene süt annesi Halime'nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü.
576 - Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine'ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ'da annesinin vefâtı.
578 - Dedesi Abdulmuttalib'in vefatı ve amcası Ebû Talib'in himâyesine girmesi.
583 - Amcası Ebû Talib'le Suriye'ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra'da Bahîra'nın, bu genç çocuğun beklenen son Peygamber olabileceğini sezmesi.
588 - Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati.
591 - Kureyş-Hevâzîn arasında dört yıl süren Ficar harbinde tarafsız kalması ve Hılf’ûl Fudûl Cemiyeti'ne girmesi, bununla hep iftihar etmesi.
595 - Hz. Hatice'nin kervanını Şam'a götürmesi, Meysere'nin Hz. Muhammed'e hayranlığı.
596 - Hz. Hatice ile evlenmesi, Ebû Talib’in nikâh töreninde konuşması.
598 - Oğlu Kasım'ın doğması. (Kendisine Ebul Kasım denilmesi).
599 - Hz. Ali’nin doğması.
600 - Kızı Zeyneb doğdu,
604 - Kızı Rukiye doğdu,
608 - Kızı Ümmügülsüm doğdu.
608 - Muhammed’ül Emîn denilen Hz. Muhammed’in Kâbe hakemliği.
610 - Hira mağarasında (Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde) ilk vahyin gelişi, peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm'a davet etmesi. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir,Hz. Ali ve Hz. Zeyd’in müslüman olmaları. *Kızı Hz. Fatma'nın doğumu.
 
 
613 - Üç yıl gizli davetten sonra Safâ Tepesi’ne çıkıp açıktan davete başlaması.
615 - Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz.Ömer liderliğindeki 14 müslümanın Habeşistan'a hicreti. Putperest müşriklerin zulüm ve işkencelerini iyice artırmaları üzerine müslümanların Dâr’ul Erkam’a sığınmaları.
616 - Hz. Hamza ve Hz.Ömer'in müslüman olmaları.
- İran Hükümdârı Perviz’in, Suriye ve Mısır'ı zabtetmesi.
617 - Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer- i Tayyar liderliğindeki (13 kadın, 77 erkek) 90 müslümanın ikinci Habeşistan hicreti. Müşriklerin muhacirleri geri istemesi.
- Habeş Necâşî’sinin, Hz. Câfer’in okuduğu ayetlerden etkilenerek, bunu reddetmesi.
- Kureyş kabilesinin Haşimoğulları'yla münâsebeti keserek boykot ilanı.
619 - Kureyş’in üç senelik ablukayı kaldırması. Hz. Hatice ve hemen peşinden Ebû Talib'in vefatı. Müslümanların sevinçle üzüntüyü bir arada tatması (Hüzün Yılı).
620 - Peygamberimizin İslâm'a davet için Taif'e gitmesi. Ağır hakaretlere uğrayarak Mut’im bin Adiy himâyesinde geri Mekke'ye dönmesi.
- İsrâ ve Mi'rac Olayı. Allâhu Zülcelâl’in Peygamberimizi onurlandırması.
- Peygamberimizin hac münâsebetiyle dışarıdan gelen yabancılarla görüşmesi.
- I. Akabe Biatı. Medineli (Yesribli)12 kişinin müslüman olması. Beş vakit namaz farz kılındı.
621 - II. Akabe Biatı. Peygamberimiz geçen yıl Medinelilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab b. Umeyr’i göndermişti. Mus’ab’ın gayretiyle 75 kişilik Evs ve Hazreçli, Peygamberimizle gizlice buluştu, O’nu Medineye davet etti.
 
622 - Hz. Muhammed'in, dostu Hz. Ebû Bekir’le Mekke'den Medine'ye hicreti. Hicrî takvimin başlangıcı.
- Rasûlullah'ın Kuba Mescidi'ni yaptırması. Ranuna vadisinde ilk Cuma namazını kıldırması ve ilk hutbeyi okuması. Neccâr oğullarının Rasûlullah’ı Medineye götürmesi.
- Ebû Eyyûb el Ensârî’nin evinde 7 ay misafir kalması.
- Muhacirlerle Ensar arasında kardeşliğin kurulması.
- Mekke’de nişanlandığı, Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Aişe ile evlenmesi.
- Bizanslıların Suriye ve Mısır'ı İran’dan (Sâsânîler’den) geri alması.
623 - Medine'de Mescid-i Nebevî'nin ve Hâne-i Saâdet’in yedi ayda inşâsı.
- Ezanın meşrû kılınması. İlk nüfus sayımı.
- Mescidin önünde fakirleri barındırmak için Suffa yapılması.
- Kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan, Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe-i Muazzama'ya çevrilmesi.
- Müslümanlarla Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşması.
- Medine İslam Şehir Devleti' nin ilk anayasasının hazırlanması.
- Medine Şehir (site) Devleti'nin kurulması. Yönetimin başına Allah Rasûlünün geçmesi.(Müslümanlar hicretle; ezilen horlanan bir cemaatten devlete geçmişlerdi. Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke’de yalnızca bir peygamberdi. Şimdi ise hem peygamber, hem de bir devlet başkanı idi).
- Cihada izin verilmesi.
624 - İslam'da ilk harb olan şanlı Bedir zaferi ve küfrün elebaşısı Ebû Cehil'in öldürülüşü (Yerine Ebû Süfyan’ın geçmesi).
- Ramazan orucunun ve zekâtın farz kılınışı. İlk bayram namazı.
- Peygamberimizin kızı ve Hz Osman'ın hanımı Rukiye'nin vefatı.
- Peygamberimizin kızı Hz. Fatma ile Ebû Talib'in oğlu Hz. Ali'nin evlenmesi.
- Yahudilerin müslümanlara karşı düşmanca harekete başlamaları, münâfıkların türemesi.
625 - Uhud harbi, Hz. Hamza'nın şehid olması.
- Hz. Hasan’ın doğumu (Ramazan ayında)
- Peygamber Efendimizin Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evlenmesi.
- Reci’ vak’ası: İslâm’a davet için çevre kabilelere gönderilen muallimlerden dördünün şehid edilmesi, Zeyd ve Hubeyb’in Mekkeliler’e satılması ve şehid edilmesi.
- Bi’r-i Maûne faciası: Necid’e gönderilen 70 muallimin şehâdeti.
- Benî Nâdir Gazvesi: Şımaran Yahudilerin sürgün edilmesi.
- Hz. Hüseyin’in doğumu. (Şaban ayında)
- Tercüme işlerinde Yahudilere güven kalmadığından Hz. Peygamberin Zeyd b. Sabit'e İbrânice öğrenmeyi emretmesi.
626 - Dûmetü’l Cendel Gazvesi. Suriye'de toplanan eşkıyalar dağıtıldı.
- Peygamberimizin Ümmü Seleme ile evlenmesi.
- İçki ve kumarın haram kılınması.
627 - Hendek (Ahzab) Harbi: Medine'yi kuşatan müşriklerin perişan olmaları.
- Hendek harbinde hainlik eden Benî Kureyza Yahudilerin cezalandırılmaları.
- Peygamberimizin, halasının kızı Cahş kızı Zeyneb’le evlenmesi.
- Müreysî (Benî Mustalık) Gazâsı: Bu kabile Medine’ye saldırmak istediğinden susturuldu. Dönüşte ifk (Hz. Aişe’ye iftira) dedikodusu yayıldı.
- Teyemmüm meşrû kılındı.
 
628 - Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları ağır görülen bu antlaşma müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekke müşrikleri İslam Devleti'ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes süresi içinde Peygamberimiz (s.a.v.) Kureyş tarafından emîn olarak tebliğ faaliyetlerini rahatça sürdürebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarını İslâma davet fırsatını buldu. Mektuplar göndererek onları İslâm’a çağırdı. (Bizans İmparatoru Heraklius’a, İran Kisrâsı Perviz’e, Mısır Azîzi Mukavkıs’a, Habeşistan Necâşîsi’ne, Yemen Vâlisi Bâzân’a, Bahreyn, Umman, Dımeşk (Şam) ve Yemâme emirlerine elçiler ve mektuplar gönderdi. Yemen Vâlisi, Bahreyn ve Umman emîri, Habeş Necâşîsi (gizli) Müslüman oldu. Heraklius ile Mukavkıs elçilere iyi davrandı.)
- Hayber'in Fethedilmesi. Hz. Ali'nin dillere destan kahramanlıklar göstermesi, Yahudilerin baş cengâveri (savaşçısı) Merhab'ı bir hamlede yere sermesi.
- Fedek Yahudileri’nin vergiye bağlanması.
- Bir Yahudi kadının Hz. Muhammed'i (zehirli etle) zehirleme girişimi.
- Peygamberimizin Hz. Safiyye ile evlenmesi.
- Mut’a nikâhının yasaklanması.
- Mekke'den Habeşistan'a göçmüş olan müslümanların Câfer-i Tayyar başkanlığında Medine'ye dönmeleri. Necâşi tarafından Peygamberimize gıyaben nikâhlanan Ümmü Habibe vâlidemiz de bu kafiledeydi.
- Bizans-İran savaşı. İran’da müthiş veba salgını.
 

629 - Hudeybiye Antlaşması hükümlerine göre müslümanların Kâbe'yi ziyaret etmeleri (Umret’ül Kazâ).
- Halid bin Velid ve Amr İbnü’l As'ın müslüman olup Medine’de müslümanlara katılması.
- İran’ın Yemen Vâlisi Bazan’ın Müslüman oluşu.
- Mu’te Harbi. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha'nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid’in askerî dirâyeti sayesinde üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zâyiat vermeden geri çekilmesi. Mu’te Savaşı, Suriye’de müslümanların Bizans'la ilk karşılaşması idi.
- Zâtu’s-Selâsil Olayı’nda Amr İbnü’l As’ın kumandanlık etmesi.
 

630 - Mekke'nin Fethi, Kâbenin putlardan temizlenmesi. Gâlibin mağlupları toptan affederek dünyada eşine rastlanmayan bir büyüklük göstermesi. İşte İslâm İnkılâbı!..
- Ebû Süfyan ve oğlu Muaviye’nin Müslüman oluşu.
- Huneyn Gazâsı ve Evtas Savaşı.
- Taif’in muhasarası, putlarının Ebû Süfyan ve Mugîre’nin eliyle yıkılması.
- Savaş esirleri arasında (Halime’nin kızı) süt kardeşi Şeymâ’yı görünce serbest bırakması ve Hevâzîn heyetine bütün esirlerin serbest bırakıldığını bildirmesi.
- Savaş ganimetlerinden müellefe-i kulûba (kalpleri islâma ısındırılacak olanlara) hisse verilmesi.
- Çevredeki bazı Arap emirliklerine elçiler göndermesi.
- Kasîde-i Bürde şairi Kâ'b bin Züheyr'in Peygamberimizin huzuruna gelerek “Bânet Suâdü” diye başlayan meşhur kasîdesini okuması ve "Peygamber etrafı aydınlatan bir meşaledir, her fenâlığı kökünden kazıyan Allah'ın kılıçlarından biridir" beytini söyleyince Efendimizin çok memnun olması ve Hırka-i Şerîf’ini hediye etmesi.
- Kızı Hz. Zeyneb'in vefatı. Eşi Mâriye’den oğlu İbrahim’in doğumu.
- Mescid-i Nebevîde üç basamaklı bir minber yapılması.
- Tebük Seferi. Peygamberimizin son gazâsı. Bir çatışma olmadı ama çok zor şartlar altında dünyanın en büyük devleti olan Bizans’a karşı 30 bin kişilik bir ordunun gönderilebilmesi askerî ve siyâsî bir zaferdir.
- Münafıkların Tebük Seferi'ne katılmaktan kaçınmaları ve toplandıkları fesat yuvası Mescid-i Dırar'ın yıktırılması.
- Sulh ve sükûn devresi. Elçiler yılı (Senetü’l Vüfûd). 70 kadar kabileye heyetler ve muallimler gönderilmesi, bütün kabilelerden gelen heyetlerin Müslüman olduklarını arz etmeleri.
- Sevgili oğlu İbrahim'in vefatı. Necâşî için gâib namazı kılması.
631 - Hz. Ebubekir’in hac emirliği.
 
632 - Peygamberimizin (ilk ve son) Vedâ Haccı ve yüz bini aşkın hacıya yaptığı Vedâ Hutbesi. İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’nden asırlarca önce insan haklarının ilânı.
- Müslümanlığın hemen hemen bütün Arabistan’a yayılması. (M. Hamîdullah’ın tahminine göre müslümanların sayısı bu sırada 400. 000 idi.)
- Peygamberimizin Bakî Mezarlığı'na esrârengiz bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü'minleri selamlaması ve şehidlere duası.
- Vefâtından üç gün önce Hz. Ali ile Fahd’a dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması, ashâbına hayır temennîlerde ve son tavsiyelerde bulunması.
Fazîlet dolu nurlu bir hayattan sonra bu fânî âlemden ebedî âleme göç etmeleri ve ruhunun Refîk-i A’lâ’ya (Yüce Dost'a) yükselişi. (8 Haziran 632)


Mustafa TAŞÇI (Eğitimci-Yazar)
“Nesillerden Nesillere Armağan Sözler Hazinesi” adlı eserden.



 

 

Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 3

Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 3
 

 


1 - Tevbe sûresi 126. âyet

 

“Onlar, görmüyorlar mı ki her yıl, bir veya iki kere imtihan ediliyor,çeşitli belalara çarptırılıyorlar da yine nifaklarından dönüş yapmıyor (günahlara tövbe etmiyor), onlar bundan ibret de almıyorlar.”

 

***************

 

2 -  Bakara sûresi 13. âyet


”Ne zaman onlara: "Şu güzel insanların iman ettiği gibi siz de iman edin." denilse "Yani o beyinsizlerin inandıkları gibi mi inanalım?" derler. Asıl beyinsizler kendileridir de farkında değiller. “

 

***************

 

3 -  Bakara sûresi 45. âyet


“Sabır göstererek, namazı vesile ederek Allah’tan yardım dileyin! Gerçi bu çok zor bir iştir, fakat içi saygı ile ürperenlere değil. “

 

 

***************

 

4 -  Bakara sûresi 186. âyet


“Kullarım Ben’i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.”

 

*****************

 

5 -  Bakara sûresi 214. âyet

 

“Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara dûçar oldular, öyle şiddetle sarsıldılar ki, Peygamber ile yanındaki müminler bile "Allah’ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?" diyecek duruma geldiler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır. “

 

******************

 

6 - Enbiya Suresi, 30. ayet

 

“Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?”

 

********************

 

7 -  Zilzal Suresi, 1-8. ayetler

 

99-ez-ZİLZÂL: Deprem demek olan "zilzâl", sûrenin ilk âyetinde geçer. Nisâ sûresinden sonra Medine'de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder.

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

1. Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı,

2. Toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı,

3. Ve insan "Ne oluyor buna!" dediği vakit,

4. İşte o gün (yer) haberlerini anlatır,

5. Rabbinin ona bildirmesiyle.

6. O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.

7. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.

8. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.

 

 

********************

 

 

 

Dr. Vehbi Karakaş - Zekât Vermek İstemeyenler Okusun!

Dr. Vehbi Karakaş - Zekât Vermek İstemeyenler Okusun!

        
Dr. Vehbi Karakaş
Zekât Vermek İstemeyenler Okusun!
Dr. Vehbi Karakaş
Allah Tealanın zekat vermeyenler hakkındaki şiddetli tehditlerini dikkatlere sunmadan geçemeyeceğim. Allah Teala'nın bu tehdit ve uyarıları da Onun şefkat ve merhametinin bir başka tecellisidir. önündeki ateşe veya uçuruma düşecek olan bir görmeyene, önündeki ateşi veya uçurumu haber vermek, haber verenin iyilikseverliğini ve şefkatini göstermez mi?
 
Şimdi buyurun hep beraber Yüce Rabbimizin uyarılarını büyük bir dikkatle okuyalım, dinleyelim:
 
Altın ve gümüşü (parayı) biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acı dolu bir azapla müjdele. O gün bu paralar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı”! denilecek.
 
Bir başka ayet-i celilesinde de şöyle buyurmaktadır:
 
“Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, (zekat ve sadaka vermeyenler, hayır-hasenat yapmayanlar) bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.''
 
Bu ayetlerden aldığı ilhamla Allah Rasulü Efendimiz de malının ve parasının kırkta bir zekatını kuruşu kuruşuna hesap edip vermeyenler hakkında şöyle buyurmuştur:
 
“Allah kime mal verir de zekatını ödemezse, kıyamet gününde o mal, sahibine, gözlerinin önünde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli ve zehirinin etkisinden başı kel bir yılan şeklinde onun karşısına getirilip boynuna dolandırılır, sonra yılan onu avurtlarına alarak boğmaya başlar: ‘Ben senin malınım, ben senin yığdığın stoklarınım.” der.
 
Allah Rasulü Efendimiz bu sözünün arkasından yukardaki ayet-i celileyi okuyarak işin ciddiyetini ortaya koymuştur.
 
Zekat, servetimizi, ona zarar verecek kirlerden temizleme, sadaka da bedenimizi sağlığa kavuşturma operasyonlarıdır. Zekat ve sadakalar, bahçemizdeki ağaçlarda görünen fazla dallardır. Onlar budanırsa bahçe sağlığa kavuşacak, daha güzel meyveler vermesine sebep olacaktır. Dalların budanmasına izin vermeyen bahçesine zarar verir. Günün birinde de bahçeden de, meyveden de mahrum kalır. Servetini kaybeden, sıhhatini de kaybeder. Gerek servetimizi ve gerekse sıhhatimizi korumak istiyorsak bu makaleyi ve Rasulullah Efendimizin şu sözünü hep görebileceğimiz bir yere koyalım, gidip gelip onu okuyalım ve gereğini yapalım. İki dünyamızın Saadeti buyurmuşlar ki:
 
“Servetinizi zekat vererek koruyun, hastalarınızı ve hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin, belaların defi için dua ile (namazla Allah'tan) yardım isteyin.”
 
Varisü'n-Nebi'nin muhteşem tesbitiyle makalemizi noktalayalım: “Kalp amellerinin güneşi imandır, beden ile yapılan amellerin fihristesi namazdır, mal ile yapılan amellerin kutbu zekattır.”Namaz, dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekat da islamınkantarası, yani köprüsüdür. Demek, birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden ilahi iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır.”
 
Tarih : 15.08.2012 Kaynak : Risale Ajans
 
 

Ahmed Şahin - Orucu bozan ve bozmayan önemli alışkanlıklarımız

Ahmed Şahin - Orucu bozan ve bozmayan önemli alışkanlıklarımız



RAMAZAN2014 Yazarlar Ahmed Şahin

Orucu bozan ve bozmayan önemli alışkanlıklarımız

 
 
Soru: Tiryakinin sigara dumanı yutması orucunu bozar mı? Oruçlunun maruz kaldığı sıcağın şiddetini azaltmak için başına su döküp ıslak mendil sarması tuttuğu orucuna zarar verir mi?
 
 
Cevap: Ramazan’da tiryakinin sigara dumanı yutması orucu bozar mı sorusuna iki şekilde bakmak gerekiyor: Sigara dumanı ya kasti olarak yutulur, yahut da istemeyerek... İstemeyerek yutulursa orucu bozma söz konusu olmaz. Ama isteyerek ve kasten sigara dumanını kendine doğru çekip yutan kimsenin orucu bozulur. Bu sebeple tiryakilerin böyle dumanlı yerlerden uzak durmalarında mecburiyet derecesinde isabet vardır.
 
 
- ‘Oruçlunun sıcaklarda su ile serinleme’ tedbirine gelince: Siyerdeki kayıtlarda görüyoruz ki, Resûl-i Ekrem (sas) Efendimiz, bir oruç gününde sıcakların şiddetlenmesinden dolayı başına su döktürmüş, maruz kaldığı şiddetli sıcağın tesirini azaltmayı mahzurlu görmemiştir.
 
 
Hazreti Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah da başına ıslak mendil sarmış, yakıcı sıcakların meydana getirdiği şiddetli hararetin etkisini azaltmaya çalışmıştır.
 
 
Bunlar da gösteriyor ki, sıcakların şiddetlendiği anlarda başa su dökmek, yahut ıslak mendil sarmak ya da başı akan musluğun altına tutup serinlemek caizdir, hatta mekruh da değildir.
 
 
Nitekim güneş altında ağır işlerde çalışan işçiler zorlandıkları anlarda başlarına su dökerler, ıslak şeyler sarınıp serinlemeye çalışır, dayanma gücü elde etmeye gayret ederler. Bu sırada su yutmak gibi bir hata meydana gelmedikçe bir mahzur da söz konusu olmaz.
 
 
Ancak Ebû Hanîfe Hazretleri’nin bir uyarısı var burada. Şöyle demiştir:
 
 
- Bu gibi serinleme tedbirlerinde oruçtan şikâyet mânâsı kastedilmediği takdirde mekruh dahi olmaz. Şayet oruçtan şikâyet gibi bir tavra girilirse bu görüntüler mekruh hale gelir.
 
 
Soru: Ramazan’da iftar yemeği hazırlayan hanımların yemeğin tadına tuzuna dil ucuyla bakmaları orucu bozar mı? Bazı hassas hanımlar bu konuda şüpheye düşüp “Orucumuza bir zarar geliyor mu acaba?” diye ısrarla sorma gereği duyuyorlar.
 
 
Cevap: Bu konuda kısaca denebilir ki, dil ucuyla yemeğin tadına tuzuna bakılması halinde, dil ucundaki bulaşığın ağız içine dağılmasına fırsat vermeden, hemen anında dışarıya tükürülerek atılması gerekir ki, orucu bozma tehlikesi meydana gelmesin. Demek oluyor ki, bu gibi dil ucuyla tada bakmalarda boğazdan aşağıya, mideye doğru bir kırıntı ve bulaşığının gitmemesi şarttır.
 
 
Bununla beraber, iftar sofrasındakilerin yemeğin tadında, tuzunda bir eksiklik hissetmeleri halinde, bunu yemeği hazırlayanın oruçlu olmasının makul ve meşru bir sonucu olarak görmeleri gerekir, bir kusur saymamaları icap eder İslam terbiyesi gereğince.
 
 
Soru: Gündüz acıkmamak için sahurda ihtiyaçtan fazla yemek, tıka basa mideyi doldurmak da mekruh bir tedbir sayılmaz mı?
 
 
Cevap: Sayılır elbette. Çünkü orucun bir hikmeti de acıkmak, susamak, acıkanların, susayanların hâlini anlamaktır. Sahurda tıka basa yemek, gündüz de acıkma, susama gibi mahrumiyetlerden tümüyle kendini korumaya almak caiz olsa bile mekruh sayılır. Kaldı ki en sevaplı oruç, en çok acıkılıp susanılan oruçtur!
 
 
Soru: Tükürüğü ağzında biriktirip yutma alışkanlığına girmek doğru bir tedbir midir? Bunu devamlı yapmak da mekruh sayılmaz mı?
 
 
Cevap: Evet, sayılır. Hatta sakız çiğnemek de aynı şekilde mekruhlardan sayılır. Ancak çiğnenen sakızdan boğazdan aşağıya parçacıklar kaçarsa, yahut sakızda var olan şeker ve diğer tat mideye akar da içeriye gıda gitmiş olursa, oruç mekruh olmakla kalmaz, bozulur. Demek ki, tadı olmayan, parçaya bölünmeyen sakızı çiğnemek mekrûh olur. Tadı olan, yahut bölünüp içeriye parçası giden sakızı çiğnemek ise orucu bozar. Çünkü boğazdan aşağıya oruç bozucu bir şeylerin gitmesi söz konusudur bu çiğnemede.
 
 
- Bir mecburiyet olmadan oruca dayanma gücünü azaltacak derecede kan vermek, zor işlerde çalışmak da mekruhlardan sayılır. Çünkü kan aldırarak enerjiden kayba uğrayacak ölçüde zayıflamak, zor işlerde çalışarak oruca dayanıklılığı yok etmek de mekrûh işlerden sayılmıştır. Şayet mecburiyet yoksa tabii.
 
 
( MEKRUH NE DEMEKTİR?
 
Mekruh; yapılması dinen doğru bulunmayan, terk edilmesi istenen, yapılmaması yapılmasından daha uygun olan davranışlardır.
 
Hanefi mezhebine göre mekruh; tahrimen mekruh ve tenzihen mekruh olmak üzere iki kısma ayrılır.
Tahrimen mekruh; harama yakın olan mekruhtur. Vacip olan bir şeyi terketmek gibi. Tahrimen mekruh olan bir şeyi işlememek sevaptır, işleyenin ise azaba uğrama ihtimali vardır.
 
Tenzihen mekruh; helâle yakın olan mekruhtur. Namazın sünnet ve adabını terk etmek gibi. Tenzihen mekruh olan bir şeyi terkedene sevap, yapana da azab yoktur, kınama vardır.  )
.
.
.
 
 
 
 

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Fıkra: Veresiye zeytin

Fıkra: Veresiye zeytin
 
 
 
Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş...
İki üç sokak ileride oturan yarıbuçuk tanıdığı bir kadın gelmiş.
Kadın: - Zeytinin iyi mi?
Hoca: - Tadına bak.
Kadın...: - Ben orucum.
Hoca: - Madem oruçlusun zeytini al git parasını sonra ver.
 
Hocanın birdenbire aklına düşmüş; Ramazanlık değilmiş çünkü...
 
Hoca: - Tuttuğun oruç ne orucu ki?
Kadın: - Üç sene önceden borcum vardı da onları tutuyorum.
 
Hoca tam zeytinleri veriyormuş vazgeçmiş...
Kadın: - Biraz önce al git dedin nolduda vazgeçtin Hoca?


 Hoca: - Get anam get...
 
 Allah'a olan borcunu üç senede veriyorsan bizim borcu ne zaman getirirsin kimbilir. :))

 
 


 

En Büyük Nimet: Kur’an-ı Kerim

En Büyük Nimet: Kur’an-ı Kerim


 
 
“Rahmân, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyânı (anlamayı ve anlatmayı) öğretti.” (Rahmân:1-4)
 
Düz mantığın akışına kendisini kaptırmış zihnimiz, Rahmân sûresini uyanık bir akılla okumaya giriştiğimizde, daha en başta şaşırır ve sarsılır. Şaşırır, çünkü bu âyetler dünya hayatına, insanlık tarihine dair bildiğimiz ‘kronoloji’yi tersyüz etmektedir.

Bizim zihnimiz önce kâinat, sonra kâinat içinde dünya ve dünya içinde insan yaratıldı, sonra insana peygamberlerin elçiliğiyle vahiyler inmeye başladı ve en son peygambere de Kur’ân adlı en son vahiy indi diye bir tarihî zincir oluşturmuşken, Rahman sûresi Kur’ân’ı en başa, en öne koymaktadır.

Bizi önce şaşırtan ve sarsan bu sıralama, üzerinde düşündükçe, bir dizi hakikatin kapısını aralar. En başta fark ederiz ki, bu sûre adı üstünde Rahmân sûresidir. Sûre daha ilk âyetiyle âlemler Rabbini er-Rahmân ismiyle bildirmekte; sonraki bütün âyetleriyle de O’nun rahmâniyetinin delillerini insana tanıtmaktadır.

Rahmâniyetin en birinci delili, Kur’ân’dır. Zira, rahmâniyetin delili olan başka bütün nimetler Kur’ân ile tanınıp bilinmektedir. Dahası, sûredeki sıralamadan öğrendiğimiz üzere, Rahmân-ı Lemyezel önce insanı yaratıp sonra o insan için Kur’ân’ı vahy etme kararına ulaşmış değildir.

Bilakis, mutlak ve sınırsız isimlerini bildirmek üzere Kelâm-ı Ezelîsi olan Kur’ân’ı irade buyurmuş; ve o âlemler Rabbini tanıtıp bildiren o Kur’ân’ın muhatabı olarak insanı yaratmış ve o Ezelî Kelâmı anlayabilsin ve anladıklarını da anlatabilsin diye insana beyanı da öğretmiştir.

Yani, Kur’ân insan için olmaktan ziyade, insan Kur’ân içindir. İnsan, bir ölçü ile yaratılmış kâinatta bu ölçü ve dengenin taşıyıcısı ve koruyucusu olmayı ve bütün bu kâinatın varediliş amacına dahil olmayı ancak Kur’ân’a kulak vererek başarabilir.

Bu açıdan bakıldığında, Allah’ı bütün isimleriyle tanıma ve bilme kapasitesi ile insan kâinatın merkezine yerleştiği gibi, insanın bu kapasitesini açığa çıkarabilmesi ancak kendisi ile mümkün olan Kur’ân da bütün varoluşun merkezine yerleşir. Kur’ân, Rahmân’ın nimetlerinden en büyüğü ve en birincisidir. Başka bütün nimetler ile bu kâinat içinde insanın varediliş sebebidir zira. Hem, insanın bütün bu nimetleri fark edebilmesi de ancak onun iledir:

“Rahmân, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyânı (anlamayı ve anlatmayı) öğretti. Güneş ve ay, dakik bir hesap iledirler. Necm (bitki ve yıldız) ve ağaçlar devamlı secde ederler. Göğü de Allah yükseltmiş; tartı ve ölçü (denge) koymuştur ki, kendi mizanınızı (dengenizi) bozmayasınız. Adalet terazisini doğru tutunuz, (alışverişlerde) kâr terazisini zarara uğratmayınız. Yeryüzünü de insanlar için koymuş. Onda meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır. O yeryüzü (hayvanlarınıza ve size) rızık olan hububat ve bitkiler mahzenidir. Madem böyledir, ey insanlar ve cinler! Artık Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız?” (Rahmân sûresi, 55:1-13)

Sûre, bu şekilde, Allah’ın kulları, özelde insanlar üzerindeki nimetlerini sıralayarak akar gider. Âlemlerin Rabbi, ehadiyet sırrıyla nimetlerini tek tek sıralayarak nimetleri üzerinden mutlak ve sınırsız rahmetini ve rahmâniyetini insana bildirir ve er-Rahmân ismini bir ism-i âzam olarak ders verir. Dikkat edelim; bu dersi Kur’ân ile verir; ve bizatihî Kur’ân, sûrenin daha en başında bildirildiği üzere, nimetlerin en büyüğü ve en önde gelenidir!

Rahmân sûresinin ışığında rahmâniyet ile Kur’ân arasındaki bu bağ zihne yerleştiğinde, Ramazan da başka ve daha yüksek bir anlama kavuşur insan zihninde. Çünkü, tıpkı Rahmân sûresinde ders verildiği gibi, Ramazan nimetlerin tek tek hatırlandığı bir aydır.

Oruç, günün belli bir vaktinde o nimetlerden istifadeye gelen ilâhî yasak ile, ‘sıradan’ deyip geçtiğimiz nice şeyin, içtiğimiz su en başta olmak üzere, ne kadar büyük bir nimet olduğunu tek tek insana göstererek bir rahmâniyet talimi vermektedir.

Ve yine Ramazan, Kur’ân ayıdır, Kur’ân’ın dünya semâsına inzâl buyurulduğu aydır. Zaten Kur’ân’ın indirildiği ayda kulları Rahmân isminin cilvesi olan sayısız nimetleri ile onu tanıyıp bütün bu nimetlerin en büyüğü olan Kur’ân’a kalblerini hakkıyla açabilsinler diye âlemlerin Rabbi onlara orucu emretmektedir.

Açıkçası, âlemlerin Rabbi, gündelik hayatın akışı içinde yüz yüze olduğu nimetlerin ne kadar büyük ‘nimet’ler olduğunu hakkıyla idrak edemeyen kullarına, oruç ile bir büyük rahmâniyet dersi vermektedir.

Orucun verdiği bu rahmâniyet dersi ile nefsin firavunluğunun yol açtığı katılıktan kurtulup yumuşayan kalbler ise, nimetlerin en büyüğü olarak Kelâm-ı Ezelî’yi işitip anlamaya müsait hale gelmektedir. Bu anlamda, orucun bir hikmeti, insanın Kur’ân’ı kalb kulağıyla dinleyip akleden bir kalble anlayabilmesidir.

Zira, oruç ile bütün bu nimetleri derk ile beraber yemekten içmekten kesilen insan âdeta meleklere benzemekte ve önüne müthiş bir imkân çıkmaktadır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “Kur’ân’ı yeni nazil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbat-ı ilâhiyeyi güya geldiği ân-ı nüzûlünde dinlemek ve o hitabı Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamdan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelîden dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar” olmak gibi bir imkân hem de…
 
Metin Karabaşoğlu
 
 
 
 

Her Sofraya Bir Komşu

 
Her Sofraya Bir Komşu
 
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“…Anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edin, iyi davranın…” (Nisâ, 36)
​​
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“…Komşuna ihsanda bulun ki (kâmil bir) mü’min olasın…” (Tirmizî, Zühd, 2/2305; İbn-i Mâce, Zühd, 24)

--

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Depresyonun bir dermanı da riyazettir…

Hekimoğlu İsmail - Depresyonun bir dermanı da riyazettir…



Hekimoğlu İsmail
 

Depresyonun bir dermanı da riyazettir…

 
 
Tank taburu olarak atış yapmak için Karaburun’a gitmiştik.
 
 
 Çadırları kurduk; geceyi çadırlarda geçirip sabahleyin atışa başlayacaktık. Yağmur, fırtına çadırları uçurdu. Sabaha kadar dışarıda, yağmurun altında bekledik. Sırılsıklam olduk. Güneş doğunca çamaşırlarımızı çıkarıp sıktık. Eğrelti otlarının arasında oturduk, oturduğumuz yer de çamur… Bekliyoruz, kıyafetlerimiz biraz kurusun da giyinelim. Ekmek, yemek yetişmedi; açız… Sonra sırayla çorba dağıttılar. Çorba İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan peksimetlerle yapılıyor. Kaynayan suya biraz yağ, biraz salça atıyorlar, peksimetleri de bu suya döküyorlar, oluyor çorba. 5-6 senedir bekleyen bu peksimetler kurtlanmış, dolayısıyla çorbanın üzerinde kurtlar dolaşıyor. Aşçı kepçeyle ne kadarını atsa da herkesin karavanasına biraz düşüyor. Biz de evvela kurtları ayıklıyoruz, sonra kaşıklıyorduk. Bir Cumhuriyet Bayramı’nda helva çıkmıştı, çamur mu çamur. Bir kaşık aldım, ikincisini almam mümkün değil. Tahta ranzalar, ot yataklar, bir de battaniye… Su sıkıntısı çekilirdi. Sabunun az olduğu, kaşıkların cepte taşındığı, ot yataklarda yatıldığı bu yerlerde biti önlemek de mümkün değildi. Burası ayrı bir âlemdi. Omuzlarımızın çöktüğü zamanlarda komutan gür sesiyle haykırırdı, “Bu hal savaş ortamından bir örnektir. Savaşta hiçbirinize somyalı karyola, ipek yorgan, kaz tüyü yastık vermezler. Et, baklava ikram etmezler. Düşman karşısında aç, susuz, zor şartlar içinde savaşırsınız.”
 
 
O zaman şu düşünce bizi teselli ederdi: “Her türlü zorluğa rağmen kumandana itaat ederek, vatanımız için çalışıyoruz. Öyleyse düşmana hayır, çileye evet!” Böylece şartlara aldırmaksızın çalışır, psikolojik yönden de rahat ederdik.
 
 
Aynen öyle de Ramazan’da çekilen zahmetler, “Nefsime hayır, cennete evet!” demektir. Mesela Hindistan’da Budistler şöyle düşünüyorlar: “Çile çekmek insanı olgunlaştırır.” Bu düşünceyle öyle az yerler ki, bir deri bir kemik kalırlar. Tahtaya çiviler çakıp üstünde yatarlar, sadece bir elbiseleri vardır. Budistler de biliyor ki çile çekmekte ruhu güçlendiren bir şeyler var... Tabii onlarda da akıl var. Amma aklın vazifesi İslamiyet’i anlamaktır. Onların çektiği çilenin Allah katında bir değeri yoktur... Bu sebepten biz, “Niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya. Niyet ettim Allah rızası için namaz kılmaya.” diye niyetimizi belirtiriz. Niyetsiz ibadet olmaz.
 
 
Mesela Mehmet Zahid Kotku Hazretleri bir sohbetinde anlatmıştı; Allah dostu bir zat buyurmuş ki: “Benim için bir gecede yiyeceğim ekmekten bir lokma eksik yemek, sabaha kadar ibadet etmekten hayırlıdır. Çünkü lokma azaldıkça gönle nur dolar.”
 
 
Mideyle kalp ters orantılıdır. Meyvenin özü geliştikçe, kabuk incelir. Beden beslendikçe maneviyat geriler. Karanlık dünyama güneş gibi doğan Bediüzzaman Hazretleri buyurmuştu ki: “Öyle bir hayat yaşayın ki, hapishanede evi aramayasınız.” Bu dersi aldıktan sonra çok zamanlar kuru ekmeği ıslatıp yedim, acîp bir lezzet aldım. Bazen de zeytin çekirdeklerini yiyip açlığımı gidermeye çalıştım. Olur ki, yolum hapishaneye düşer, açlıktan ölmektense çekirdekle, ekmekle iktifa etmek daha iyidir.
 
 
Gerçekten de gün geldi, dini çalışmalarımdan ötürü beni hapse attıklarında, peynir ekmek yemek zoruma gitmedi. Zaten hep yediğim şey… Mesela bir akrabam belki elli senedir, senenin her günü yalnız öğle yemeği yer. Adam her gün oruçlu gibi. Hal böyle olunca da Ramazan’daki oruç onu zorlamıyor. Bana göre şimdilerde yaygın olan depresyonun bir dermanı da riyazettir. Nefsin isteklerine tabi olmamak, dünya zevklerinden uzaklaşmak…