5 Ocak 2015 Pazartesi

Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 28


Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 28


 


1 - Lokman sûresi 6. âyet

 

“Kimi insanlar da var ki, (din hakkında) bir bilgisi olmaksızın, (insanları) Allah yolundan saptırmak ve onu (o yolu), eğlence edinmek için laf eğlencesi sözleri satın alır (ve okur veya dinleyip seyreder). İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”

 

***************

 

2 - Fatır sûresi 5. âyet


Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz (vaadi) gerçektir. O halde dünya hayatı, sizi aldatmasın, (ibadet ve taattan alıkoymasın) çok aldatıcı (şeytan), sizi Allah(‘ın affına güvendirmek)le aldatmasın.

 

***************

 

3 - Enam sûresi 32. âyet


“Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise takvalı olanlar (Allah'ın emrine uygun yaşayanlar/aykırı davranmaktan sakınanlar) için elbet daha iyidir. Hala düşünmeyecek misiniz?”

 

***************

 

4 - Kehf sûresi 46. âyet


“Mal ve oğullar, (geçici) dünya hayatının zîynetidir. Bakî kalacak olan salih ameller ise Rabbi’nin katında sevapça daha hayırlı, ümit bağlanmaya da daha layıktır.”

 

*****************

 

5 - Necm sûresi 29. âyet

 

"Onun için, bizi anmaktan (ve Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyen kimselerden yüz çevir.

 

******************

 

6 – Ali İmran sûresi 191. âyet

 

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.” derler.”

 

********************

 

7 - Muhammed sûresi 7. âyet

 

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”

 

********************

 

8 - Kaf sûresi 16. âyet

 

“Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız.”

 

********************

 

9 - Asr sûresi 1-3. âyet

 

"Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır."

 

*******************

 

10 - Nur sûresi 54. âyet

 

De ki: "Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin! Eğer sırtınızı dönerseniz bilin ki peygamber kendi görevinden, siz de kendi yükümlülüğünüzden sorumlu olursunuz. Ama ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Yoksa, peygamberin görevi, açıkça tebliğ etmekten başka bir şey değildir."

 

 

 

 

 

Fâiz Niçin Haram?



Fâiz Niçin Haram?
 
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“…İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın!..”(Mâide, 2)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımcısıdır.” (Müslim, Zikr, 37-38; Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Hudûd, 3)
​​
İmâm Câfer-i Sâdık’a:
“-Allah, fâizi niçin haram kılmıştır?” diye sorulduğunda şu cevâbı vermiştir:
“-İnsanlar birbirlerini ihsanlarından mahrum bırakmasın ve birbirlerinden yardımı esirgemesinler, diye haram kılınmıştır.” (Ebû Nuaym, Hilye, III, 194)


--

Suyun damlaları adedince sana hamdolsun Allah'ım

Suyun damlaları adedince sana hamdolsun Allah'ım

Dr. Muhammed Bozdağ


Bir yudum suyun değerini yokluğunda anlıyoruz.
Hayatımız değerini bilmediğimiz, dikkatimizden kaçan nimetlerle dolu.




NEDEN DÜNYA HAYATINI TERCİH EDİYORUZ?

NEDEN DÜNYA HAYATINI TERCİH EDİYORUZ?




Hepimiz yaratılış gayemizin kulluk olduğunu ve bir imtihandan geçtiğimizi biliyoruz..

Bilmeyen olduğunu zannetmiyorum.

Ancak kimimiz her yaşanılan anda Allah rızasını gözetirken, kimimizde önceliği dünya hayatına veriyoruz..

Oysaki Cenab-ı Allah ayetinde; 
 
"Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadir.Ahiret ise Allah'tan korkanlar için elbette daha hayırlıdir. Hala akıllanmiyacakmisiniz?"(en'am süresi 32) buyuruyor..

Gün içerisinde bir çok olay yaşıyoruz.. hepimizin belli amaçları var..ev, okul, iş arasında günler gelip geçiyor..
Diyeceksiniz ki, yaşadığımıza göre hedeflerimizin olması yanlış mı?
Tabii ki değil.. ancak hırs yapmak yanlış..
Allah rızasının önüne, dünya işlerini geçirmek yanlış..
Bizim amacımız kul olmak..

Örneğin bir iş adamı düşünün..namaz kılmıyor..

Kendine göre bir çok sebepleri var; yorgundur, vakti yoktur, sabah erkenden kalkıp namaz kılmak zordur..vs..
Ancak yarın iş için seyahate çıkması gerektiğinde; uçağa binmek için sabahın beşinde kalkar.. kalkabilir değil mi? çünkü o onun görevi ve gitmesi gerekiyor..
Peki namaz kılması görevi değil mi? bunun için erkenden kalkamaz mı?
Hayır efendim kalkamaz.. çünkü o nefsinin sesini dinliyor.

Şimdi gelelim yukarıdaki sorunun cevabına..

İnsanın Allah rızasına uygun bir yaşam idam ettirme çabasında olmamasının tek nedeni: nefsine yenilmesidir.
Pekii nefsimizi nasıl yeneceğiz?

Cenab-ı Allah'ın her yaptığımızı gözetlediğini ve bir gün tüm yaşamımızla tekrar herkesin önünde karşılşacağımız gerçeğini hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor..

Kullandığımız tek bir kelime dahi çok çok önemli..
Ben bunu söylersem, Rabbim incinir mi? O'nun rızasına uygun mu diye düşünmeliyiz..
Bu dünya gerçekten üç günlük..ve göz açıp kapayana kadar geçiyor.
Yarın ne olacağımız, hangimizin sağ çıkacağı belli değil..ve bizler sadece burada yapıp, ettiklerimizle ebedi hayatı kazanacağız..

Sözün özü; Allah her an bizimle ve biz imtihan oluyoruz.. bize düşen her ne yaşarsak yaşayalyaım hep Allah'ın rızasını gözeten olmak.. 


Gülümce Yıldız (İlk yayın: 13-04-2012 )

21-04-2013 Sevgi ve ışıkla efendim..
 
 
 
 
 
 

Sela Nedir Niçin Okunur?

Sela Nedir Niçin Okunur?




 Sela, İslam dininde yeri oldukça önemlidir Selanın. Müslümanların bayramı olan Cuma günlerinde Cuma namazını kılma saatinin geldiğini haber verir tüm inananlara. Çok güzel sözleri vardır. Biz Müslümanların peygamber efendimize olan sevgisinin işaretidir. Okuyan müezzinin sesi de güzel olduğunda dinlemeye doyamayız. Ayrıca bir Müslüman vefat ettiğinde yine sela okunur.... Okunan selanın ardından vefat eden kişinin ismi anons edilir. Ve kişi tanıyan eş dost akrabaları, ölen kişinin cenaze merasimine, en önemlisi de cenaze namazına iştirak eder.

Bir anlamda sela,
Bu dünyada iyi veya kötü günler geçirmiş dostlarımız için son vefa borcunu yerine getirmemiz için bize bir çağrıdır.
...
Haberin Tamamı İçin Linke Tıklayınız:

http://maranki.com/tr-TR/haberler/1269/sela-nedir-nicin-okunur

*********************
 ...
 
Her duyulduğunda acaba kim öldü? Sorusunu sordurur sela. Ayrıca ölümü hatırlatır insana, yüzümüzde hüzün belirir hemen.

Önceki yıllarda bazı yörelerde ay tutulduğunda ve özellikle Ramazan ayında insanları sahura kaldırmak içinde sela okunurdu. Ancak artık bu gelenek devamlılığını yitirmiştir. Ancak halen bir çok yöre de Perşembeyi Cumaya bağlayan gecelerde yatsı namazı öncesi sela okunmaktadır. İnsanlar bu selanın neden okunduğunu bilir ve mübarek gece olduğunun farkına vararak camiye koşarlar. Yine birçok yörede kandil gecelerinde yatsı namazından önce okunacak mevlidi Şerif merasimine davet maksadıyla okunmaktadır.

...
Güzel Bir Sela Dinlemek İster misiniz?
....
http://www.youtube.com/watch?v=ZiDEAMNmy3U&feature=youtu.be
....
 

Sela ilk nerede okunmuştur?
 

Selanın ilk ne zaman okunduğu, kim tarafından okutulduğu bilinmemektedir. Anlam bakımından oldukça güzel olan selanın sözlerine ve anlamlarına isterseniz bir göz atalım:

Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Rasullallah


* Anlamı : Ey Allahın elçisi Salat Ve Selam Senin Üzerine Olsun


Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Habiballah
 

* Anlamı : Ey Allahın Sevgilisi Salat ve Selam Senin Üzerine Olsun
 

Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Nebiullah
 

* Anlamı : Ey Allahın Peygamberi Salat Ve Selam Senin Üzerine Olsun
 

Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Nure Arşillah
 

* Anlamı : Ey Allahın Arşının Nuru Salat Ve Selam Senin Üzerine Olsun
 

Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Hayra Halgillah
 

* Anlamı : Ey Allahın Yarıtılanlarının En hayırlısı Salat Ve Salam Senin Üzerine Olsun
 

Esselatü Ve's-Selamü Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin
 

* Anlamı : Ey Öncekilerin Ve Sonrakilerin Efendisi Salat Ve Selam Senin Üzerine Olsun
 

Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin
 

* Anlamı : Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah içindir.
 

Görüldüğü gibi sela her kelimesi ile adeta peygamber efendimize olan sevgimizin bir dışa yansımasıdır. İnşallah bu güzel nidalara ve anlamalara sahip naat, hiçbir zaman susmaz. Bize müminlerin bayramı olan cuma namazına çağrı olarak okunmaya ve her an ölümü aklımızda tutabilmemiz için okunmaya devam eder.



 

3 Ocak 2015 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Peygamberimiz’le (sas) irtibat kurmak her Müslüman’ın vazifesidir!

Hekimoğlu İsmail - Peygamberimiz’le (sas) irtibat kurmak her Müslüman’ın vazifesidir!


Hekimoğlu İsmail
 

Peygamberimiz’le (sas) irtibat kurmak her Müslüman’ın vazifesidir!


Temizlik imandandır, hem maddi hem de manevi dünyamızı kurtarır. Aldığımız nefes kanımızı temizliyor, Kur’an-ı Kerim ruhumuzu temizliyor, camiler cemaati temizliyor.

Mesela biz sobayla büyüyen bir nesildik; her sene bacalar ve boruların içi temizlenirdi ki duman rahatlıkla çıkıp dağılsın. Emniyette olmak için, her sonbahar bu temizlik tekrarlanırdı. Yani yaklaşan her kış mevsimi, bacaların temizlik vaktinin geldiğini bildirirdi.

İslamiyet zahiri ve batınıyla temizlik dinidir; Müslümanlar da maddeten ve manen temizlenir. Maddi temizlik belli. Manevi temizlik ise haramları birer birer terk etmekle olur. Günahlar temizlensin ki dualarımız kabul olunsun.

Otomobillerin panosunda da çeşitli göstergeler, lambalar vardır; bir gösterge “Benzin bitiyor!” der, bir diğeri “Yağ yok!” der, başka bir lamba elektriğin kesildiğini gösterir. Aynen böyle de mübarek gün ve geceler, ikaz lambaları hükmündedir, nefis muhasebesini başlatır insanın; “Kur’an okumasını bilmiyorum, hadis, fıkıh, siyer hep bizim için yazılmış; bunları okumuyorum!..” İlim, bilgi değildir, ihtisastır. İslamiyet de öyledir. Nereden geliyorum, nereye gidiyorum sorularını ilmen öğrenip, bunlarla amel etmektir. Bu da Kur’an’a, Sünnete ittiba ile olur. Biz Resulullah (sas) ile manen irtibat kurarsak, Resulullah (sas) da bizimle irtibat kurar. Mübarek geceler, Allah’a yaklaşabilmek, Peygamber’le irtibat kurabilmek için fırsattır aynı zamanda; kalplerde cemaat ruhu estirir. İnsanlar arasında Allah dostları gizlidir, cemaatle yapılan dualar, kılınan namazlar içinde onların yüzü hürmetine cemaatin yaptığı dualar kabul olunur. Rahmet cemaat üzerindedir.

Bir kandil gecesi Isparta’da konferans vermiştim. Dedim ki: “Aziz Müslümanlar, bu gece hepiniz birer kağıt alın, üzerine günahlarınızı, hatalarınızı, pişmanlıklarınızı yazın. Ve düşünün; bunlardan hangisini ya da hangilerini düzeltebilirim? Birisine karar verin, yani ertesi gün farklı bir adam olarak ortaya çıkacağınıza karar verin, evinize gidip yatın. Bu niyetinizi hayatınıza uygularsanız bütün gece ibadet etmiş gibi sevap da kazanırsınız.” Bu sohbetten sonra dinleyenlerden biri dedi ki : “Biz senden başka türlü bir konuşma bekliyorduk. Bu konuşman hiç olmadı.” Neden? Çünkü cennete gitmek için de olsa kötü alışkanlığından vazgeçmek istemiyor.

Her haram bir hastalık gibidir. Herkes o listeden bir kötü alışkanlığını, bir haramı silse, mesela “Bu kandil gecesinin yüzü suyu hürmetine söz veriyorum, sigarayı bırakacağım!” dese, herkes böyle düşünse, ertesi gün sigara içmeyen bir millet ortaya çıkar. Bir başka kandilde bir başka harama tövbe edilse, haramlardan temizlenmiş bir millet ortaya çıkar. İnsanların birbirine güveni artar. Müslüman her zaman, her yerde haramlardan kaçmakla İslamiyet’i yaşar.

Rebiülevvel ayının on ikisi; Mevlid Kandili.

Peygamberimiz’in doğumu, her türlü kötülüğe, cahiliye devrine son veren bir milattı. Çünkü hak geldi, batıl zail oldu. O’nun (sas) ümmeti olmak Müslüman için şeref olduğu gibi Peygamberimiz’le (sas) irtibat kurmak her Müslüman’ın vazifesidir.

Bediüzzaman Hazretleri de bu konuyu anlatırken “Mevlid-i Nebevî ile Miraciye’nin okunması gayet faydalı ve güzel bir âdettir ve iyi, hoş bir âdet-i İslamiye’dir. Belki hayat-ı içtimaiye-i İslamiye’nin gayet latîf, parlak ve tatlı bir sohbet sebebidir. Belki, hakaik-i imaniyenin hatırlatılması için en hoş ve şirin bir derstir. Belki imanın envarını, muhabbetullahı ve aşk-ı Nebevi’yi göstermeye ve tahrike en müheyyic (heyecan uyaran) ve müessir bir vasıtadır.” demiştir.

Peygamber Efendimiz, ne yapmış, nasıl yaşamış, namazını nasıl kılmış, orucunu nasıl tutmuş, sıkıntılara nasıl katlanmış, nasıl dua etmiş, Allah’tan neler istemiş, ümmetine neleri tavsiye etmiş, bütün bunları düşüneceğiz. Biz, Peygamberimiz’e benzemeye gayret göstereceğiz. Gerekirse O’nun hayatına dair yazılmış bir siyer kitabı okuyacağız. Sonra da yaptıklarını kendimize örnek alıp hayatımıza katacağız; yani sünnetine uyacağız. Uyacağız ki, O’nun ümmeti olduğumuzu gösterelim. Uyacağız ki O’nun şefaatine nail olalım, Kur’an ahlakıyla ahlaklanalım.

Müslüman’ız amma Müslümanlar arasında çok büyük farklar vardır. Mübarek gecelerde insan kendini İslamiyet’in mihengine vuracak, kaç ayar olduğunu anlayacak.

Kur’an’da “Muhakkak, Allah müminlerden nefislerini ve mallarını cennet mukabili satın almış bulunuyor.” denilmiştir. Allah, kulunun duasını kabul eder, onu yüceltir. Duası yoksa, ibadeti yoksa onu da alçaltır. Bu İlahi bir merdivendir. Yükselmek de alçalmak da insanın elindedir.

“Mübarek”, kötülüklerden arınmış demektir. Kandiller zaten mübarektir. İnsan da kendini ne kadar temizlemişse haramlardan, ne kadar tövbe etmişse, kandilin kıymetini bilmişse o kadar mübarektir yoksa kandil ona uğramadan geçmiş gitmiştir.
 
 
 

2 Ocak 2015 Cuma

Dr. Vehbi Karakaş - Hz. Peygamber'i (s.a.v) anlatmak

Dr. Vehbi Karakaş - Hz. Peygamber'i (s.a.v) anlatmak
 
 Dr. Vehbi Karakaş
 
Hz. Peygamber'i (s.a.v) anlatmak
Dr. Vehbi Karakaş
 
 
Kutlu Doğum Konferansı için davet edildiğim yerlerden birinde protokol konuşması yapan herkes konuşmasını kısa tuttu. “Sözü sahanın uzmanına bırakıyorum.” diyerek topu bana attı. Nihayet kürsüye davet edildim. Besmele'den sonra sözlerime şöyle başladım:


Hakkında çok düşünmüş, çok konuşmuş, çok yazmış hatta bu hususta kitap çıkarmış bir kardeşiniz olarak diyorum ki: Allah Resülü Efendimizi anlatmak ne hakkım, ne de haddim. Ama neyliyeyim Rabbim bu görevi ifa etmem için bu gün benim burada olmamı takdir buyurmuş. Ben de beni buraya gönderen Rahmet-i Sonsuz'dan bu zor işi başarabilmek için bana kolaylıklar ihsan etmesini, engin lütfundan niyaz ediyorum.

Ona benim hamdim kafi gelmez. Başta Kendi hamdini, sonra bütün peygamberlerin, özellikle bütün hamidlerin sultanı son peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.v) hamdini kendisi'ne takdim ediyorum. Konumuz ve kainatın konusu olan Sevgili Peygamberimiz'e de sonsuz salat ve selamlarımı arz ediyorum.

Hz. Peygamberi anlatmak, gerçekten sanıldığı kadar kolay değil. O'nu en iyi tanıyan ve anlayanlar dahi O'nu anlatmakta aciz kaldıklarını itiraf etmişler. Mesela Hassan b. Sabit: “Ben sözlerimle Hz. Muhammed'i (s.a.v) övemedim; Hz. Muhammed'i (s.a.v) övmekle sözlerime değer ve kıymet kazandırmış oldum.” demiştir.

Hassan bin Sabit'in (r.a) bu sözünü, 19. sözünün başına koyan çağın Büyük Düşünürü, bana göre emsali bulunmayan 19. sözü için: “Bu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan Hz. Muhammed'in (s.a.v) güzellikleridir.” diyerek sözündeki güzelliğin sırrını açıklamış, Sözler'ine gelen güzelliğin o güzelden geldiğini ilan etmiştir.

Yine çağımızın Hz. Muhammed (s.a.v) Sevdalısı, “Sonsuz Nur” adıyla ortaya koyduğu iki ciltlik eserinde Efendiler Efendisi'ni anlattığı halde kendi kendine soruyor ve: “Beş yaşından beri başını secdeye koyan ve O'nun boynu tasmalı kapısının “kıtmir”i olduğunu söyleyen ben, O'nu tam anlatabildim mi? Hayır. Eğer beşeriyet O'nu tanısaydı, mecnun olur, yollara düşerdi.” demiştir. Onlar böyle derken Allah Resulü'nün bendelerinin bendesi olan ben, O'nu nasıl anlatabilirim veya anlatabildim, iddiasında bulunabilirim.

Bir insan düşünün, okyanusa parmağını batırıyor, geri çekiyor. Okyanustan bu insanın parmağına bulaşan ne ise, bizim Efendiler Efendisi hakkındaki anlattıklarımız işte o kadardır.

ONU ASIL ANLATILABİLİR Kİ?

Hayatında malayanisi olmayan, yani ciddiyetsiz ve lüzumsuz işi bulunmayan, gayr-i meşru eğlencelere tenezzül etmeyen,

Heva ve hevesden konuşmayan, konuşmaları ya vahiy, ya da vahiy kontrollü olan,
Zikirsiz, fikirsiz ve şükürsüz hali olmayan,

Sireti-sureti, kalbi-kalıbı, halkı-hulku, içi-dışı, sözü-sohbeti, hali-dili, eli-yolu, adı-yadı, Kitabı ve Dini güzel olan,

Kendisinden önce geçmiş bütün zamanların zulüm ve ahlaksızlık birikimini 23 sene gibi çok kısa zamanda söküp atan,

Bütün peygamberlerin özellik ve güzelliklerinin doruk noktasında bulunan,
Geçmiş ve geleceğe ait ilimlerle donatılan,

Her güzel insanın ve her güzel kitabın ilham kaynağı olan, sözleri ve ahlakıyla kendisinden bahseden her kitabı ve her insanı süsleyen,

Hayatında karanlık kalmış bir noktası dahi bulunmayan, her noktasından güzellikleri görülen, hem Hakk'a, hem de halka karşı görevlerini en güzel yapan, tükenircesine gayret sarfeden, bununla beraber “tam yapamadım Allahım!” diyen, inleyen, affını isteyen, hep mahcup ve mahzun yaşayan,
Duadan, istiğfardan ve niyazdan bir an uzak durmayan,

Yaşamaktan çok yaşatmayı, yemekten çok yedirmeyi, içmekten çok içirmeyi, giymekten çok giydirmeyi seven,

Muhtaçların sıkıntıları için borçlanan, borçluların borcunu üstlenen,
Hiç kimseye hakaret etmeyen, kendisine hakaret edenleri affeden,

Kendisine kan kusturanların düzelmesine, İslam'la tanışmalarına, Allah'la barışmalarına dua eden…
Bedevilere dahi medenice muamele eden,
Şakalarında dahi ders, ibret ve letafet bulunan,
Namazını vaktinde, hem de cemaatle kılan, savaşta dahi olsa bundan taviz vermeyen, namazını kazaya bırakmayan,

İncinen ama incitmeyen, incitenleri affeden,
Hanımlarına, arkadaşlarına, çocuklarına vefalı, şefkatli davranan,
Eşlerin birbirine Allah'ın emaneti olduğunu söyleyen, ihaneti, hiyaneti ve aldatmayı haram kılan,
çocukların cennet kokusundan olduğunu, kızının saçlarını koklayıp, onların arasından cennetin kokusunu aldığını, üç kızı veya üç kız kadeşi olup onlara iyi davrananlara cennetin vacip olduğunu söyleyen, bunları kız çocuklarının hor görüldüğü, diri diri kumlara gömüldüğü, kuyulara atıldığı devirlerde ifade eden,

Olumlu inkılaplarıyla insanlığın yüzünü güldüren…

Kendisinden önce geçen peygamberlerin ve kitapların müjdelediği ve Allah'ın övdüğü
Bir rahmet peygamberini,
Bir haya ve edep peygamberini,
Bir nezaket ve zerafet peygamberini,
Bir ilim ve fazilet peygamberini,
Bir güzel ahlak ve medeniyet peygamberini,
Bir adalet ve hukuk peygamberini,
Bir barış ve kardeşlik peygamberini,
Bir düzen ve disiplin, bir plan ve program peygamberini,
Bir faaliyet ve aksiyon peygamberini,
Bir diyalog ve iletişim peygamberini,

Dünya ve ahiret halklarının muhtaç olduğu bir peygamberi elbette anlatmak kolay değil. Bunlardan başka bir de Peygamberi anlatmak için, Onu anlamak, tanımak ve Ona (s.a.v) kara sevda ile sevdalanmak gerekir. Bunu da hepimize lutfetmesini Latif-i Kerim'den niyaz ediyorum. Allah Teala bizleri affeylesin. Onun (s.a.v) şefaatine layık ve nail eylesin.
 


PROBLEMLERİMİZİN TAMAMI ASLINDA TEK BİR PROBLEMDİR

Bir zaman Zonguldak'ta “Problemlerimizin çözümünde Hz. Peygamber'in Yeri” konulu konferansımda söylediğim bir cümleyi bu gün de söylemek istiyorum: “Problemlerimizin tamamını tek bir probleme indiriyorum. O da: Bütün insanlığın son kitabı olan Kur'an'ı ve onu bize getiren, hayatıyla yaşayan Peygamberimiz Hz.Muhammed'i (s.a.v) tanıyamayışımız ve o ikisine karşı görevlerimizi yapamayışımızdır.”

Şahsi hayatımızın, aile hayatımızın, toplum hayatımızın, siyasi hayatımızın, ticaret hayatımızın, eğitim hayatımızın ruhu HZ. MUHAMMED (s.a.v), aklı da KUR'AN'dır. Hangi insanda, hangi ailede, hangi toplumda, hangi siyasette, hangi ticarette, hangi eğitimde bu ikisi, yani Kur'an ve onun uygulayıcısı Hz. Muhammed (s.a.v) yoksa; o insanda, o ailede, o toplumda, o siyasette, o ticarette, o eğitimde kıyamet kopmuştur.

Bir kitap düşünün 114 suresinin başında Bismillahirrahmanirrahim bulunsun, rahmetten şefkatten, adaletten ve hikmetten, ihlasdan ve isardan, insan haklarına ve emanete riayetten bahsetsin, bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek kadar büyük bir cinayet olduğunu söylesin, bir peygamber düşünün, besmelesiz başlanan işlerde rahmet ve bereket olmadığını söylesin, kendisi som rahmet, som adalet, som huzur ve güven, som vefakarlık ve fedakarlık olsun; siz yerdekilere acıyın ki, göktekilerde size acısın, merhamet etsin, buyursun. Böyle bir kitabın ve böyle bir peygamberin müminleri neden problemlerle boğuşur, neden anarşi ve terörden yakasını kurtaramaz, şaşarım.

Ya Kur'an ve Peygamber anlattığımız gibi değil, diyeceğiz, haşa! Bunu dememize imkan yok. Bütün dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneşi inkar gibi bir akılsızlık ve nankörlük olur bu. Ya da bizim imanımızda ve teslimiyetimizde problem var diyeceğiz, tevbe istiğfar edeceğiz, yeniden kelime-i şehadet getirip Müslüman olacağız, yeniden kelime-i tevhidi söyleyip imana gireceğiz. Hiç şüphesiz bize gerekli olan ve yakışan da budur. Yani yeniden iman seferberliği başlatmak, ilimli ve ahlaklı müminler topluluğu oluşturmak olacaktır. İşte bunun içindir ki çağın Büyük Düşünürü: “Ben, mesaimi yalnız iman üzerine teksif etmiş bulunuyorum.” demiştir.
 
Tarih : 27.06.2012 Kaynak : Risale Haber

http://www.risaleajans.com/dr-vehbi-karakas/hz-peygamberi-sav-anlatmak



NİHAT HATİPOĞLU - Müslümanlar nereden nereye geldi?

NİHAT HATİPOĞLU - Müslümanlar nereden nereye geldi?

Abdülkadir Geylani ile bir an
  •    

Müslümanlar nereden nereye geldi?

1 Ocak 2015 Perşembe

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - Veren El Alan Elden Hayırlıdır

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - Veren El Alan Elden Hayırlıdır

Prof Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001)

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Cumanız mübarek olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah bu mübarek sevaplı, nurlu günün hayrından, bereketinden en güzel tarzda hissemend olmayı cümlenize nasîb eylesin...

(EMEKLİ OLMADAN İŞYERİNDE KULAKLIKLA; ŞİMDİ İSE YATAĞIMDA KÜÇÜK RADYOMDAN HERGÜN SABAH 9:30'DA VE ÖĞLEDEN SONRA 15'DE M. ESAD HOCAEFENDİNİN AKRA FM'DE SOHBETLERİNİ DİNLİYORUM. Ankara Akra FM: 107.4 )

Bismillâhir-rahmânir-rahîm

Veren El Alan Elden Hayırlıdır

Şimdi bu kur'a ile çekilmiş sayfadan birinci hadis-i şerif. Abdullah ibn-i Ömer RA'dan Hanbelî mezhebinin kurucusu, mübarek alim, mübarek mezheb imamı Ahmed ibn-i Hanbel rivayet etmiş. Konu hayır vermek, sadaka vermek, nafaka vermek, birilerine bakmak ile ilgili... Peygamber Efendimiz aynen şöyle buyuruyor:

RE. 110/1 (İnnel-yedel-ulyâ) "Hiç şüphe yok ki daha yüksek olan el, (hayrun minel-yedis-süflâ) daha aşağıda olan elden daha hayırlıdır. (Vebde' bimen tel) Geçimi, nafakası üzerine olan, bakımıyla sorumlu olduğun insanlardan başla!" diyor Peygamber Efendimiz.

Şimdi tabii burada o zamanın insanlarıın bildiği, bizim bilmediğimiz, açıklama ihtiyacını duyduğumuz kelimeler var. Daha yukarıdaki el ne demek, daha aşağıdaki el ne demek?..

Daha yukarıdaki el, el-yedül-ulyâ; yâni hayır yapan, kesesini açıp da, parayı çıkartıp da, muhtaca veren eldir. El-yedis-süflâ, daha aşağıda olan elden, daha yukarıda olan el daha hayırlıdır. Yâni cömertliği yapan kimsenin eli, cömertliğe muhatap olan fakirin elinden, yâni el açıp da alan kimsenin elinden daha hayırlıdır. Yâni hayır yapmanın, bağış yapmanın, sadaka vermenin, zekât vermenin, cömertliğin kıymetli olduğunu anlatıyor bu ifade... Vermek iyidir, veren el alan elden daha üstündür demek oluyor.

Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemize helâl para kazanmayı nasib etsin... Helâl paramızla güzel hayırlar, makbul hayırlar yapmayı nasib etsin... Bütün kardeşlerimiz mutlu olsun, bahtiyar olsun, muhtaç kimse kalmasın diye temenni ederiz ama, hem memleketimizde hem de çevre ülkelerde, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Rusya'da, Orta Asya'da, Afrika'da, Güneydoğu Asya'da çok fakir var...

Kazananlar, tahsilli olanlar, dünyayı anlamış olanlar, geçimini düzene sokmuş olanlar, zengin olanlar fakir kardeşlerini aramalı, bulmalı, onlara yardım elini uzatalı, onların gönlünü hoş etmeli, işlerini görmeli!.. İslâm'ın emri bu...

İslâm bir dindir, inançtır, ibadet çok önemlidir. Ama ibadetlerin bir tanesi bakıyoruz, zekât diye karşımıza mâlî bir ibadet olarak çıkıyor. Yâni mâlî bakımdan çıkartıp birisine bir şey vermek de ibadet oluyor ve Allah'ın çok sevdiği ibadetlerden biri oluyor. Çünkü her şey bu zenginlikle, parayla çözümleniyor. Parayı veren istediğini alıyor, istediğini yapıyor. Parası olmayan da kenarda boynu bükük, mahzun bakıyor.

Tabii o kardeşimiz neden öyle fakir düşmüş, ötekisi nasıl kazanmış?.. Bazan fakir olan, tahsilsiz olduğu için, yoksul olduğu için, babası okutamadığı için, çoban olduğundan, sürüye bakmak zorunda olduğundan, rençber olduğundan, tarlayı sürmek zorunda olduğundan, okula parası olmadığından, tahsil yapmağa, taksit vermeğe imkânı olmadığından böyle oluyor. Bazan başka arızalar oluyor, hastalıklar oluyor, zayıflıklar, çelimsizlikler oluyor; çalışamıyor, kazanamıyor.

Bazan bazı insanlar saf oluyor, elinde parası olsa da onu idare edemiyor. Bazı insanlar da açıkgöz oluyor, çalışıyor çabalıyor, zengin oluyor. İşte sonuç itibarıyla bazı insanlar zengin oluyor, bazı insanlar fakir kalıyor. İktisatta da kuralmış zaten; bir yerde bütün insanlara eşit miktarda para versen, "Hadi bakalım, buyurun çalışın!" desen, bir zaman sonra paraların belli ellerde toplandığı, bazılarında paraların daha çok olduğu, bazılarında azaldığı bir kural imiş. Bazıları bu işi, parasını arttırmak işini beceriyorlar, bazıları beceremiyor.

Tabii, hepsi Allah'ın takdiri... Fakirlik de bir imtihan, zenginli de bir imtihan... Fakirlik daha kolay bir imtihan, zenginlik daha zor bir imtihan... Çünkü fakir olan ihtiyaç sahibi olduğundan el açar, yalvarır, dua eder, namaz kılar. "Aman yâ Rabbi, çoluk çocuğumun ihtiyacı var... Aman yâ Rabbi, kirayı veremedim... Aman yâ Rabbi, kış geliyor, yakıtımı alamadım..." diye yalvarır yakarır.

Ama zengin parasıyla her şeyi yaptığından duaya ihtiyaç duymaz. Her şeyi paranın yaptığını sanır. Allah'ı düşünmesi daha az olur. Allah aklına gelmez. parasıyla keyif yapmak aklına daha çok gelir. Şeytan onu daha çok kandırır, nefsi onu daha çok meşgul eder. Bastırır parayı, işler günahı...

Zengin olduğu zaman, parası pulu çok olduğu zaman, hiç de Allah'ı düşünmez. Ancak fakir düştüğü zaman, hasta olduğu zaman, amansız, çaresiz bir derde düştüğü zaman aklı başına gelir, Allah'ı anmaya başlar. Veyahut etrafında bir felâket olur, bir yakını vefat eder, çocuğu kazaya uğrar... O zaman onun için artık hayır yapacağım filân diye tevbekâr olur, doğru yola girer.
Orhan Veli de mizahî bir şekilde şiirinde ne diyor:

Ayakkabısı vurmasaydı,
Anmazdı Allah'ın adını.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye...


Yâni ayakkabısı vurduğu için, "Of, aman, Allah'ım!" diyor ama, ağrısı için diyor, ayağı acıdığından diyor. Yoksa Allah'ı bildiğinden, sevdiğinden, aşık-ı sàdık olduğundan değil. O tabii latîfe yollu söylemiş.

(İnnel-insâne leyetgà) "İnsan kendisinin paralı, pullu, ihtiyaçsız olduğunu görünce, tuğyan eder, sapıtabilir." Onun için zenginlik daha zor bir imtihandır. Çünkü zenginlikte Allah'ı bulmak daha zorlaşıyor. Mevki makam sahipleri, zengin insanlar dünyaya dalıyorlar. "Para benim değil mi, ne istersem onu yaparım!" diyorlar.

Fukara Allah'ı daha çok anıyor. Dindarlar onların arasından daha çok çıkıyor, zenginlerin arasından daha az çıkıyor. Tabii bunlar herhalde bir nisbet dairesinde oluyor. Daha çok, daha az diye bunu ifade ediyoruz. Tabii zenginlerin içinde de çok ibret alınacak, çok mübarek, çok cömert, çok hayırsever insanlar olabiliyor. Fakirlerin içinde de fakirliğinden dolayı kötü yollara sapanlar, hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük yapanlar da çıkabiliyor. Bunlar da istisnası oluyor işin...

Fakat biz insan olarak, beşer olarak, müslüman olarak, bizim gibi benî Adem olan, hemcinsimiz olan fakir kardeşlerimizi aramalıyız. Onları gözetip kollamalıyız. Çeşitli sebeplerden o duruma düşmüş olabilirler. Zarif bir şekilde, kırmadan, üzmeden hayrımızı yapmalıyız.

Şimdi bana geçen gün Türkiye'den telefon etti bir kardeşimiz; birtakım şikâyetlerde bulundu. Ben de dedim ki: "Bu kardeşimiz hayır yapıyor. Hayır yapıldığı zaman, hayrın başa kakmadan, minnet etmeden, ezâ vermeden, zarif bir şekilde yapılması lâzım! Fakirin gönlünü alarak, fakiri üzmeden yapılması lâzım! Hayrı o tarzda yapsın, sen onu söyleyiver!" dedim.

Hayırseverlik iyidir. Yarım elma bile insanın karşısındakinin gönlünü almasına faydalı olabilir. Bir bardak su bile makbule geçer. Onun için elimizden geldiği kadar hayır yapmağa, iyilik yapmağa, cömertlik yapmağa, bir şeyler vermeğe çalışmalıyız.

Vermek almaktan daha hayırlıdır. Başkalarına faydalı olmak, başkalarına asalak olmaktan, sırtına binmekten, başkasını sömürmekten, başkasından istifade etmekten, tenbellik yapmaktan daha iyidir.

Derece derece, yâni duruma göre sömürmek, tenbellik yapmak, aldatmak yoluyla olursa, tabii günah olur. Dinini satarak olursa, tabii çok büyük günah olur, ahiretini mahveder. Onun için bu hususta çok hadis-i şerifler var. Dinin ihlâslı olması lâzım! İnsanların dini geçim vasıtası yapmaması lâzım!

Bunları böyle söylüyor Efendimiz. Bu sözden anladığımız: "Elinizden geldiğince cömertlik yapın, bağışlarda bulunun! İlgili yerleri arayıp bulun, hayır yapın!" demek oluyor.

İkinci cümlede de buyuruyor ki: (Vebde' bimen tel) Hayır yapacaksın, kime hayır yapacaksın?.. "İlkönce senin yakının olan, çevrende olan, bakımıyla yükümlü olduğun kimselere; aile fertlerine, yakın akrabana, yakın komşularına hayır yap!" buyruluyor.

Burda telü-àle-yelü; birisinin geçimini üzerine almak, nafakası üzerine borç olmak, ona bakmak mânâsına geliyor. Bakmakla yükümlü olduğu insana yapılan hayırlar da, ilk önceliği alıyor. Hani evinde çoluk çocuğun aç iken, götürüp de başkasına vermeyeceksin! Veya akraban muhtaçken çok uzak bir yere vermeyeceksin! Mümkün olan en yakınındaki insandan başlayacaksın.

Hattâ hadis-i şeriflerde geçiyor ki: "Bir insanın kendi ailesine, kendi çoluk çocuğuna bile yaptığı masraflar çok sevaplıdır. Hadis-i şerifler okumuştum bu hususta, beni devamlı dinleyen kardeşlerim hatırlayacaklar; insanın evine yaptığı güzel yardımlar, getirdiği yiyecekler, içecekler, giyecekler, cihada verilen para kadar kıymetlidir. Çoluk çocuğunun yüzü gülmesi, başkalarına muhtaç olmaması, gözünün dışarıda kalmaması, gözünün, karnının midesinin evde doyması önemli...

Onun için ilkönce aile efradından, geçimiyle yükümlü olduğu kimselere iyilik yapmaktan başlamak lâzım! Halka halka, derece derece başkalarını da gözetmek lâzım!..

Allah-u Teàlâ Hazretleri hepimizi merhametli müslüman eylesin... Çünkü merhamet eden, merhamet bulur, Allah'ın rahmetine, merhametine mazhar olur. Merhamet etmeyene de merhamet olunmaz. O da ahirette cimriliğinin cezasını çeker.

Bugün dünyada pek çok muhtaç insan var... En yakın çevremizden halka halka kimler kimler muhtaç diye düşünerek, onlara doğru hayrımızı hasenatımızı tevcih etmeye, cömertlik yapmağa, hayır yapmağa gayret edelim!


HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN

 ************************




Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Vedud

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Vedud



El Vedud isminin anlamı nedir?

O dilediği kulunu çok seven, salih kullarını, Onun aşkı ile yanan kullarını seven, onları rahmetine ve rızasına ulaştıran, sevilmeye layık olandır. İtaatkar kullarını seven, onlardan razı olan Allah'a itaat etmek, sevgisini kazanmak, insanların en büyük amacı olmalıdır.

O emir ve yasaklara uyan, ibadet eden kullarını diğerlerinden çok sever. Yaradılışın temeli sevgidir. Allah'ın isimleri de çoğunlukla sevgiyi anlatır. Bu isim özellikle sevgiyi anlatmış, insan sevgilerinin gelip geçmekte olduğunu, Rabbin sevgisinin ebedi olduğunu belirtmiş. Bu sebeple Allah gerçekte sevilecek varlıktır.

El Vedud isminin Kuran'ı Kerim'deki ayetlerdeki yeri nedir?
  • Rabbinizden mağfiret isteyin, tövbe edin. Şüphesiz ki O çok merhametli, Vedud'dur. (Hud 11/90)
  • Kuşku yoktur, Rabbinin yakalaması serttir. O yoktan yaratır ve tekrar diriltir. Bununla birlikte Gafur'dur, Vedud'dur. O arşın sahibi ve yücedir. İstediğini, dilediğini yapandır. (Büruc 12-16/85)
  • Allah onları sever, onlarda Allah2ı severler. (Maide 5/54)
  • Takva sahibi olanlar, cennette nur içindedirler. Allah'ın huzurunda onun koltuklarının altındadırlar. (Kamer 54/55)
  • İyi işler, güzel ameller yapanlara daha güzeli ve ondan fazlasını karşılık olarak verir. (Yunus 10/26)
  • Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. (İnsan 76/21) Rabbinin temiz içeceğine nail olan, O'nu bulan neden mahrum olabilir, Vuslat son duraktır.


İnsan Vücudunda İşleyen Kusursuz Sistemlerden Bazıları:

İnsan Vücudunda İşleyen Kusursuz Sistemlerden Bazıları:


Human body anatomy
 
İnsan Vücudunda İşleyen Kusursuz Sistemlerden Bazıları:
Ortalama yetişkin bir insanın günde;

103.689 kere kalbi atar.

23.040 defa nefes alır

750 büyük kasını hareket ettirir.

Saatte derisinden 600.000 partikül düşürür.

Beyni bir günde 86 milyon bayt bilgiyi kaydedebilir.

Kalbi her gün vücudunda 12.000 mil boyunca 8000 galon kan pompalar.

Yaklaşık olarak 300 kere vücudundaki tüm kan böbreklerden geçer.

Her saniye yaklaşık olarak 8.000.000 (8 milyon) kan hücresi vücudunda ölür ve aynı sayıda kan hücresi oluşur.

Vücudunda yaklaşık 5.6 litre kana sahiptir. Bu 5.6 litre kan her dakika tam 3 kere vücudu dolaşır.

Vücudundaki kan tam 19.000 km yol alır. Bu ise Amerika’nın bir kıyısından diğer kıyısı arasındaki uzaklığın 4 katıdır.
​​

Yaklaşık 15.000 kere göz kırpar. Her kırpmada 200’den fazla kasını hareket ettirir.

 
 
BİR NEFES ALIP VERMENİN BİLE ŞÜKRÜNÜ YERİNE GETİREMEZKEN,
VERDİĞİ BUNCA NİMETLER İÇİN ŞU KILDIĞIM BEŞ VAKİT NAMAZI
YETERLİ GÖRMÜYORUM. HER AN ALLAH'I HATIRLAMALIYIZ
VE ELHAMDÜLİLLAH DEMELİYİZ.
 
ALLAH'IM VERDİĞİN SAĞLIĞIM VE
SAYMAKTAN ACİZ OLDUGUM NİMETLER İÇİN
SANA BİNLERCE HAMDOLSUN.  ... Celal