7 Şubat 2017 Salı

İSTİĞFAR

İSTİĞFAR

 

‘İstiğfar’, Allah (c.c.)’tan hata ve günahların bağışlanmasını istemek, mağfiret (bağışlanma) dileğinde bulunmak, demektir.

 

İçerisinde ‘istiğfar’ (bağışlanma dileği) bulunan bütün dualara da ‘istiğfar duası’ denmiştir.

 

İstiğfar; Müslüman bir insanın bir kul olarak kendini Allah (c.c.)’ın büyüklüğü karşısında bir yere koyması, Allah (c.c.)’ın her şeye sahip olduğunu anlaması demektir. Kişi Allah (c.c.)’ın kuludur. Kul Allah (c.c.)’ın herhangi bir yasağını çiğner veya bir emrine aykırı hareket ederse günah kazanır. Yani kendisini ve bütün varlıkları yaratan Allah (c.c.) karşısında hata eder. Günahları ise yalnızca Allah (c.c.) bağışlar. [1]

 

Kul, yaptığı hatanın farkına varır, pişman olur, ellerini açar Rabbinden bağışlanma diler, af edilmeyi bekler. Kulun böyle yapması hem yaptığı hatadan dönmektir, hem de Allah (c.c.)’ın büyüklüğüne yeniden teslim olmaktır. Kişi, bir hatayı yaptığı halde umursamaz, aldırmaz, hatta yaptığı hatanın iyi bir şey olduğunu düşünür de, affedilmesi için Allah (c.c.)’a yönelmezse; bu tavır Allah (c.c.)’a karşı bir kibirdir (gururdur). Böyle bir ahlâk ancak inkârcıların davranışıdır.

 

Kul, Allah (c.c.)’ı sevdiğini, O’nun büyüklüğünü tanıdığını, O’ndan korktuğunu (havf ettiğini), O’na sığındığını, yalnızca O’ndan yardım dilediğini, Allah (c.c.)’tan bağışlanma dileği (istiğfar) ile yerine getirir. Kulun en Yüce Makam karşısında acizliğini ve günahkârlığını dile getirmesi, Allah (c.c.)’ın rahmetine sığınması veya onu istemesi, onun çok önemli bir ibadetidir. Bu tavır, Allah (c.c.)’a olan bir bağlılığın ispatıdır.

 

Kur’an- Kerim diyor ki:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, doğrusu O çok bağışlayandır. (Ğafûr’dur)”  [2] İnsanların günahlarını tamamen gören ve bilen yalnızca Allah’tır. [3] Öyleyse insanlar günahlarını yalnızca Allah (c.c.)’a itiraf ederler ve yalnızca O’ndan bağışlanma dilerler.

 

“Rabbinize istiğfar edin, sonra da O’na tevbe edin. Şüphe yok ki benim Rabbim Rahim’dir (merhamet sahibidir), Vedûd’tur (seven ve sevilendir. [4]

 

“Rabbimiz, biz inandık, bizim günahlarımızı  bağışla, bizi ateş azabından koru’ diyenleri, sabredenleri, doğru olanları, huzurunda boyun büküp divan duranları, Allah için (mallarını) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri görmektedir.”[5]

 

Peygamberimiz (s.a.v.) günahsız olmasına rağmen her gün yetmiş defa tevbe ve istiğfar ettiğini söylüyor. [6] O, insanlara şöyle sesleniyor:

“Ey insanlar, Allah’a tevbe edin! Muhakkak ki ben (de en azından) günde yüz defa tevbe ederim.” [7]

 

Yine buyuruyor ki:

“Kalbimin üzerini unutkanlık (sıkıntı-gaflet) kaplar da bunun için günde yetmiş defa istiğfar ederim.” [8]

 

Başka bir hadiste şöyle buyuruluyor :

“(Amel) defterinin sayfasında çokça istiğfar bulana ne mutlu ...” [9]

 

İnsan günah işlediği  zaman bunda ısrar etmemeli, hemen istiğfar ve tevbe etmelidir. İstiğfar, günahın bağışlanmasını istemek: tevbe, günahtan vazgeçmektir. Allah (c.c.)’a istiğfar etmiş bir kimse, istiğfarından önce günah işlemiş de olsa onun affedileceği umulur.

 

İstiğfarın yalnızca dil ile yapılması yetmez. Bunun hem dil, hem de kalp ile yapılması gerekir. Her ibadette olduğu gibi istiğfarda da niyet çok önemlidir. İhlaslı ve kararlı bir şekilde bağışlanma isteyip de günahtan vazgeçeni Allah (c.c.) affedebilir.

 

Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Kim yatağına girince üç defa: Êstağfirullahe’l azîm ellezi lâ ilâhe illahûve’l Hayyu’l Kayyûm (Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan, diri ve her an yaratıkları gözetip duran yüce Allah’tan bağışlanma dilerim)’ derse, Allah onu savaştan kaçmış olsa da bağışlar.” [10]

 

Müslüman, insan olması dolayısıyla yanılıp hata edebilir, günaha düşebilir. Önemli olan günahta israr etmemek ve Allah (c.c.)’a istiğfar etmektir. Böyle yapmak imanın ve ahlâkın gereğidir.

 

Hz. Muhammed (s.a.v.), müslümanlara istiğfarı emrettiği gibi, diğer peygamberler (a.s.) de aynı şeyi kendilerine inananlardan istemişlerdir. Örneğin Nuh (a.s.) : “Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır.” [11]

buyurmuştur.

 

Müslüman, kendisi için bağışlanma dileğinde bulunabileceği gibi, annesi, babası ve diğer müslümanlar için de istiğfar edebilir, bağışlanmalarını Allah (c.c.)’tan isteyebilir. Namazlarda son oturuşta Tahiyyat, Salli, Barik ve Hasene dualarından sonra okunan ‘ Rabbenağfirli…duası gibi. [12]

 

Allah (c.c.)’ın güzel isimlerinden (Esmaü’l-Hüsna) biri de ‘Ğafur veya Ğafir’ yani, istiğfar edenleri, bağışlanma isteyenleri çokça bağışlayandır. [13]

        

Allah (c.c.) aynı zamanda ‘Ğaffar’dır. Yani günahları çok çok bağışlayan,

kullarını çok affedendir. [14]

      

O halde müslümanlar  her zaman Allah (c.c.)’ın Ğafur ismine sığınırlar, hatalarının bağışlanması için yalnızca O’ndan yardım dilerler ve samimi bir dilekle O’na tevbe ederler. 

 

Peygamber (s.a.v.), en güzel istiğfarın şöyle yapılacağını buyurmuştur: “Allahım, Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın, ben Sen’in kulunum. Elimden geldiği kadar sana verdiğim sözde, ahdimde duruyorum. Yaptığım kötü işlerden sana sığınırım. Senin bana olan nimetini ve benim sana karşı günahlarımı itiraf ediyorum. Günahlarımı bağışla, Sen’den başka günahları bağışlayan yoktur.” [15]

 

İstiğfar ahlâkını kazanmak için, Müslüman her hata ve günahtan sonra derhal pişman olmalı, bundan dolayı tevbe etmeli ve kendini yargılamalıdır. İşlediği hataya bir daha düşmemek için de yine Allah (c.c.)’tan yardım istemelidir. Resûlullah ((s.a.v.)’in sünnetine uyarak her akşam yatağına yattığı zaman o günün bir muhasebesini yapmalı, üç kere istiğfar duasını okumalı ve ondan sonra uyumalıdır.

 



[1] Al-i İmran sûresi,  3/135.
[2] Nuh sûresi,  71/10.
[3] Furkan sûresi,  25/58.
[4] Hud sûresi, 11/90.  
[5] Al-i İmran sûresi,  3/16-17.
[6] Buharî, Tirmizî.
[7] Müslim, İbnu Mace.
[8] Müslim.
[9] İbnu Mace.
[10] Ebu Davud, Tirmizî.
[11] Nuh sûresi,  71/10.
[12] İbrahim sûresi,  14/41.
[13] Ğafır sûresi,  40/13; Bakara sûresi,  2/173.
[14] Taha sûresi,  21/82 ; Zümer sûresi,  39/5.
[15] Buhari, Daavat, 15; İbn Mace, Dua, 14.


BU YAZI AŞAĞIDAKİ WEB SİTESİNDEN ALINMIŞTIR:
http://www.islamahlaki.com/default.asp?kat_no=629

--

Lâ TAHZEN! İNNALLÂHE MEASSABİRİN..

Lâ TAHZEN! İNNALLÂHE MEASSABİRİN.. 

 (Üzülme ALLAH sabredenlerle beraberdir}


Ama ben.. Ama benim...şu kadar.. Sakın sakın deme!
Şeytan da böyle demedi mi? Ben! dedi..Üstünüm ondan! dedi, kıyasladı
kendini, gururlandı...Ve kovulmuşlardan oldu!


Sen de, eğer böyle dersen; Hidayeti için dua ettiklerin varsa mesela,
asla kabul olmaz duaların!..İstersen gece-gündüz namazda, oruçta,
ibadette ol, Ben! dediğin, Başkaları hakkında hüküm verdiğin, kıyas
yaptığın, Onun makamına göz diktiğin müddetçe Hiçsin!

Çünkü O, Ben diyene değil, Sen diyene, rahmet nazarıyla bakıyor..
O, önünde iki büklüm gözyaşlarıyla durana kapılarını açıyor..
Aşağıla nefsini!
Bil ki Sen alçaldıkça yükseltirler seni..

Karı-koca ilişkilerinde olsun, tüm diğer beşeri ilişkilerde olsun,
sakın kibirlenme!. .Gururlanma! .. Kendini üstün görme kimseden!..

Bil ki şeytan sana bu yolla yanaşır ve mağlup eder seni..
Perde olur, O nunla arandaki rabıtaya..
Vuslatına eremezsin! Daim gurbetlerde kalırsın..

Sakın deme; Ama benim şu kadar ibadetim var, o namaz bile kılmıyor
..O cumaya bile gitmiyor..
O...böyle, ben böyle!.. Sakın!

Anlasana, şeytanın oyunu bu!
Ah bilsen ne sinsidir o! Böyle böyle kaydırır ayağını..

Bil ki ALLAH 'ın en sevmediği şey; Tahkir etmek!
Kendi yarattığının, diğer mahlukları aşağılaması, hor görmesi..
Bir nevi TANRILIK iddiası!
Ah bilsen, bir hor bakış kaç namazı siler götürür!
Bir aşağılayış, kaç iyi ameli yok eder!

Duymadın mı, baksana kötü bilinen bir kadın, ayakkabısıyla bir köpeğe
su içirdiği için cenneti kazandı! Dün şöyle-böyle diye hor
baktıkların, O'nun sevgilisi oldular!

O var ya O, bir Ahhhh için, yürekten ama, ızdırapla, pişmanlıkla,
samimi, ihlaslı bir ahhh için, günahla geçirilmiş bir ömrü siliyor!
Sanki yeni doğdun gibi..Afuvv çünkü O..

Eskilerde, böyle bir Ahhh duyan bir gönül eri, muhatabına diyor ki; Al
benim tüm ibadetlerimin ecrini, o ahhhını ver bana..Vefatından sonra
rüyasında halini soran bir dostuna da; İşte o Ahhh sebebine
cennetlerdeyim! der..

Var mı böyle bir ahın, iki büklüm o kapılarda? Yoksa da amelin, var mı
Onun sevgisinden, Onun utancıyla, nedametle akıtılmış iki damla
gözyaşın?
Var mı?

Varsa korkma hiç!
Burda da orda da SEVGİLİSİN!...
 

(​Bu yazıyı kaynağını almadan 2012'de talak hazırlamışım.)​

AH!" DEDİ

AH!" DEDİ

Ebü'l-Hayr el-Akta hazretleri büyük velîlerdendir. Aslen Mağriplidir. Bir zaman talebelerine şöyle anlattı:

-"Sakın Allahü teâlâdan sabır istemeyin. Lütfunu isteyin. Lütuf, sabır acılığını tatmaktan iyidir. Çünkü sabır, bizim gibilere güç gelir." Bundan sonra Hazreti Zekeriyyânın kıssasını anlattı:


-"Zekeriyyâ aleyhisselâm yahûdîlerden kaçarken, bir ağacın yanından geçti. Ağaç dile gelip;

-“Gel yâ Zekeriyyâ!” dedi. Zekeriyyâ aleyhisselâm ağaca yaklaştı. Ağaç açıldı, içine saklandı.

Sonra, onu arayan düşmanlar geçerken ağaç dile gelerek, hazreti Zekeriyyâ'nın kendi içinde saklı olduğunu söyledi. Birisi gelip ağaca bakınca;

-"İşte Zekeriyyâ buradadır." dedi. Testereyi çıkarıp ağaçla birlikte onu da biçtiler.


Testere, Hazreti Zekeriyyâ'nın başına geldiği zaman, bir defâ; "Ah!" dedi. Bunun üzerine Hak teâlâ ona;

-"Bir defâ ah dedin. Eğer ikinci defâ ah deseydin, izzetim ve celâlim hakkı için seni Peygamberlik dîvânından silerdim." diye vahy gönderdi. Zekeriyyâ aleyhisselâm hâline sabretti. Testereyle vücûdunu ikiye böldüler."buyurdu.





6 Şubat 2017 Pazartesi

İSTİAZE

İSTİAZE
 

‘İstiaze’, kötülükten korunmak için birisinin yardımına, korumasına sığınmak demektir. Sığınan kimseye ‘âiz’ denir. Türkçemizde genelde ‘Euzu’ olarak kullanılır.

 

Kur’an-ı Kerim, müminlere şeytandan bir dürtü, kışkırtma, kötü şeylere yönlendirme düşüncesi gelince Allah (c.c.)’a sığınmayı emreder: “Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın; çünkü O işitendir, bilendir.” [1]

 

“Kötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni nasıl) tanımlayacaklarını biliyoruz. Ve de ki: ‘Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım ve onaların yanıma gelmelerinden sana sığınırım Rabbim!” [2]

 

“Kur’an okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Çünkü inananlara ve Rabbine dayananlara (karşı) o şeytanın bir egemenliği yoktur.” [3]

 

Bu ayetlerde, şeytanın bütün yönlendirmelerine karşı ve Kur’an okurken Peygamber (s.a.v.)’in ve müminlerin Allah (c.c.)’a sığınmaları emredilmektedir.

 

Bunun için müminler Kur’an okumaya başlarken “Euzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim” yani, “Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım” cümlesini her zaman okumaktadırlar. Hz Peygamber (s.a.v.)’den gelen en kuvvetli rivayete göre istiaze sözü de budur. Namaza başlarken Hanefi ve Şafi mezheplerine göre yalnız ilk rekâtlarda istiaze yapmak gerekli görülmüştür.

 

Felak ve Nas sûrelerinin başında da Hz Peygamber (s.a.v.)’e “De ki: ‘Yaratıkların kötülüklerinden Feleklerin Rabbine sığınırım’...” [4] buyurarak tüm kötülük yapabilecek varlıklardan Allah (c.c.)’a sığınması emredilmektedir.

 

İstiaze’nin bir de “maazallah” (Allah’a sığınırız) şeklinde kullanılan türevi vardır. “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah’a sığınırız, aksi halde biz zulmedenlerden olururz..” [5]

 

 



[1] A’raf sûresi, 39/200.
[2] Müminun sûresi, 74/96-98.
[3] Nahl sûresi, 70/98, 99.
[4] Felak sûresi, 113/1-2.
[5] Yusuf sûresi, 12/79.
BU YAZI AŞAĞIDAKİ WEB SİTESİNDEN ALINMIŞTIR:

http://www.islamahlaki.com/default.asp?kat_no=628
 

Bütün müminler evliyadır

Bütün müminler evliyadır
 

İslam alimlerinden Muhammed Murad-ı Kazani hazretleri ”rahmetullahi aleyh”, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, bu “İman nimeti” en büyük nimettir. Şükrü eda edilirse, kıymeti bilinirse devam eder. Yoksa elden gider mâzallah. Şükrünü eda edebilmek için, bütün müminleri sevmek lazımdır.

Ve ekledi:
- Bütün müminler evliyadır.

Dinleyenler anlayamadı.
- Bütün müminler mi efendim?

- Evet, şaşırmayın. “Evliya” demek, Allahü teâlânın sevdiği kul demektir. Cenâb-ı Hak bütün müminleri sever. Onun için biz de her mümini sevmeliyiz.

- Ama efendim, biz bazı kimseleri sevemiyoruz, dediler.

- Çok yanlış, buyurdu. Mümine soğuk durmak, felakettir. Allahü teâlâ; “Mümin kulumu sevmeyen, bana harb ilan etmiş olur” buyuruyor. Onun için Hubbu fillah ve Buğdu fillah çok mühimdir.

Sordular:
- Bunlar nedir ki hocam?
- Müminleri, mümin olduğu için sevmek, kâfirleri, küfürlerinden dolayı sevmemektir. Bu, imanın şartıdır zaten. Yani imanın altı şartından sonra “hubbu fillah” ve “buğdu fillah” da lazım. Bunlar yoksa o iman geçerli sayılmaz.

Helal edin gitsin!

Sohbetine devamla;
- Alacaklı olsanız da, “Ahirette alırım” demeyin, buyurdu. Helal edin gitsin. Bu dünyada işi bitirin. Ahirette uğraşmayın bir daha.

Ve izah etti:
- Çünkü hiç belli olmaz. Belki de siz haksızsınız. Her şeyin doğrusu, o gün belli olacak. Nice alacaklılar, o gün borçlu çıkıp felakete düşecektir. Kul hakkı bu kadar mühim işte.

Şöyle bitirdi:
- Kimseyi üzmeyin. Kimsenin kalbini kırmayın. Allahü teâlâ, her günahı affedebilir. Kul hakkını asla.
 

 
 

5 Şubat 2017 Pazar

İSTİANE

İSTİANE


 

‘İstiane’, başkasından yardım dilemek ve yardım beklemek anlamındadır.

 

Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olan Fatiha’da şöyle buyurulur: “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız Sen’den yardım dileriz.” [1]

 

Bu ayet, diğer dinler ve inanç sistemleriyle İslâm’ın arasındaki önemli ayrılış noktasını bildirmektedir. Bir yanda Allah (c.c.)’a teslimiyetle bütün dünyalık arzu ve kulluklardan kurtularak gerçek özgürlüğe kavuşmak... Diğer taraftan kullara kul olmamak... İşte insan, Allah (c.c.)’a inanmak ve yardımı yalnızca O’ndan istemek suretiyle yanlış örf ve adetlerin tutsaklığından, kişilerin ve köhne düzenlerin köleliğinden kurtulmuş olur.

 

Müslüman, bütün kuvvetlerin yaratıcısının Allah (c.c.) olduğuna, bunların tümünü bir sır için yarattığına ve hedefe varabilmek için bu kuvvetlerin birbiri ile yardımlaşması gerektiğine inanır. Bilir ki, bu kuvvetleri kendisinin yönetimine veren, onun sırlarını anlayıp, kanunlarına vakıf olmayı başarılı kılan ancak Allah (c.c.)’tır. Onun için insana yakışan, ne zaman tabiat kuvvetlerinden birini yönetimi altına alırsa şükretmektir. Çünkü aslında bu kuvvetleri insanın kendisi emri altına almış değil, Allah (c.c.) onun emrine vermiştir.

 

“Göklerde ve yerde bulunanın hepsini sizin hizmetinize sundu.” [2]

 

Bunun için tabiat kuvvetleri ile insan arasında herhangi bir korku da bulunamaz. Çünkü insan yalnız Allah (c.c.)’a iman ediyor, yalnız O’na ibadet ediyor ve yalnız O’ndan yardım diliyor.

 

Müslüman, tabiat kuvvetlerinin hepsinin Allah (c.c.) tarafından yaratıldığını

(Sünnetullah) biliyor, onlar hakkında ilim ve fikir sahibi olup O’na yakınlık göstererek sırlarını çözüyor. O kuvvetler de insana yardımcı olarak bütün sırlarını açıyorlar. Sonunda insan, tabiat kuvvetleriyle dostça yaşıyor ve onlardan yararlanıyor. [3]

 

Peygamber (s.a.v.)’in Uhud dağına bakarak söylediği şu veciz söz ne güzeldir: “İşte, şu dağ. O bizi sever, biz de onu severiz.” Burada peygamberimiz (s.a.v.)’in tabiata karşı taşıdığı sevgiyi, ülfeti ve onunla barışıklığını görüyoruz.



[1] Fatiha sûresi, 1/4.
[2] Casiye sûresi, 45/13.
[3] Fizılalil-Kur’an, S. Kutup.
 


 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ  WEB SİTEDEN ALINMIŞTIR:
http://www.islamahlaki.com/default.asp?kat_no=627

--

Efkan Vural - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var -2

Efkan Vural - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var -2



Yüce Allah insanlara  mesajını,  Kur’an’ı Kerim’de  iletmiştir. 
Biz Allah’ın mesajlarına kulak vermeliyiz.

Allah kullarının dosdoğru olmalarını emrediyor. Dosdoğru olmak demek, yapılan tüm hareketlerde ölçülü ve dürüst olmak demektir. Hak ve adalet çizgisinden ayrılmamak demektir.

Kişinin dosdoğru olabilmesi için, Allah’tan hakkıyla korkması gerekir. Helal ve harama dikkat etmesi gerekir. İçi ile dışının bir olması gerekir.  Görünüşte değil gerçekte dürüst olmalıdır.
Hareketlerimizde istikamet üzerinde olmalıyız. Yani doğruluktan ayrılmamalıyız. İstikamet, hak ve adalet, helal ve haram çizgisidir.

Allah bize bu çizginin dışına çıkmadan dosdoğru olmamızı ve haddi aşmamamızı emrediyor.
Hepimiz top yekun  sözlerimizde, yaptıklarımızda, işimizde, komşuluk ilişkilerimizde, görev ve sorumluluklarımızda  hak ve adaletten ayrılmadan devletin ve milletin hakkını  gözetmeliyiz.

Unutmayalım, herkes  ahirette hesabını verecektir. Mahkeme-i Kübra’da (Büyük Mahkeme) hiçbir şey gizli kalmayacaktır.

Bunun için attığımız her adımda dosdoğru olmalıyız. İstikametten ayrılmamalıyız. Doğruluk, dürüstlük, Hak ve adaletten uzaklaşarak aşırılığa düşmemeliyiz. Unutmayalım ki, Allah tüm yaptıklarımızı görür.



Yüce Allah  Kur’an’da şu mesaja yer vermektedir:

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberinde ki, tövbe edenler de dosdoğru olsunlar.  Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir. ”
(Hud suresi 112. ayet)


Ne mutlu  Kur’an’daki mesajlara kulak verenlere!

Efkan VURAL