8 Ağustos 2018 Çarşamba

CİHAT İNSANLARI ZORLA İMÂN ETTİRMEK DEĞİLDİR!

CİHAT İNSANLARI ZORLA İMÂN ETTİRMEK DEĞİLDİR!


 0

Şunu diyebiliriz ki, İslâm, baştan sona terörle mücâdeledir. İslâm’da kan dökmek ve toprak almak için savaşmak, toprağı kanla sulamak yasaktır, haramdır. Kılıç, ancak zulmü kaldırmak ve hidâyetlere vesîle olabilmek için kullanılır. Bu gâyeye hizmet etmeyen bir kılıç, ancak bir demir parçasıdır.
CİHAT NEDEN YAPILIR?
Yani cihâd, cerrahın elindeki neşter gibidir. Fesat çıkaran, kendi menfaatleri uğruna insanları kırıp geçiren kötü insanları durdurmak için kullanılır. Nasıl ki kangren olmuş bir uzuv, bütün vücûdun selâmeti için kesilirse, insanlığın huzûru için de ıslâhı mümkün olmayan kötü insanlar ortadan kaldırılır.
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
(Tâlût’un ordusu), Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: «Ey Rabb’imiz! Üzerimize sabır yağdır; ayaklarımızı sâbit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım eyle!» dediler. Sonunda Allâh’ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allâh’ın, insanların bir kısmıyla diğer bir kısmını defetmesi olmasaydı, yeryüzü fesâda uğrardı. Lâkin Allah bütün âlemlere karşı büyük bir lûtuf ve ihsan sahibidir.” (el-Bakara, 250-251)
“Sizden önceki nesillerden akıllı kimseler, (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men etselerdi ya! Fakat onların içinden, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi bunu yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve mücrim olup çıktılar. Ahâlîsi, ıslah edici kimseler olsaydı, Rabb’in o şehirleri haksız yere helâk edecek değildi.” (Hûd, 116-117)
DİNDE ZORLAMA YOKTUR
İslâm, doğruları insanlara ulaştırıp anlatmak ister. Ancak hiçbir zaman bunları kabul etmeleri için insanları zorlamaz.[1] Zira Cenâb-ı Hak, imtihan için dünyaya gönderdiği kullarının hür olmasını murâd etmektedir. İslâm’ı kabûl edenler hür irâdeleriyle kabûl etmeli, reddedenler de hür irâdeleriyle reddetmelidir ki âhirette mükâfât veya cezâ verilebilsin.[2] Bu sebeple insanlara İslâm’ı tebliğ etmenin önüne geçen, onların hür irâdeleriyle İslâm’ı incelemesine mânî olan güçlerle de savaşmak gerekebilir. Zira onlar, inançsız insanların hürriyetini kısıtlamakta, onları İslâm’dan uzak kalmaya zorlamaktadırlar.
ZORLA VE BASKIYLA İMAN ETTİRMEK OLMAZ
Îman, ancak hür irâdeyle ulaşılabilecek bir nîmettir. İnsanları zorla ve baskıyla îmân ettirmek mümkün değildir. Zorlanan insanlar ancak münâfık olurlar. İslâm ise münâfıklığı kâfirlikten daha kötü görür. Bu sebeple müslümanlar, tarih boyunca hiç kimseyi İslâm’a girmeye zorlamamış, ellerindeki esirleri bile bu hususta serbest bırakmışlardır. Mısır’ın fethine iştirâk etmiş olan Ziyâd bin Cez’ şöyle anlatır:
“…Harpten sonra elimizdeki Mısırlı savaş esirlerini bir araya topladık; hristiyan olan karşı taraf da geldiler. Biz esirleri, İslâm’ı veya hristiyanlığı tercih etmeleri husûsunda serbest bıraktık. Birisi İslâm’ı seçtiğinde biz fetih esnâsında getirdiğimizden daha kuvvetli bir sesle tekbir getiriyor ve onu yanımıza alıyorduk. (Artık o bizimle aynı hak ve vazifelere sahip oluyordu.) Hristiyanlığı seçen olunca onu da serbest bırakıyorduk ve hristiyanlar bağırarak onu yanlarına alıyorlardı; biz de cizyesini bağlıyorduk. Ancak buna sanki içimizden biri onlara katılmış gibi çok üzülüyorduk…” (Taberî, Târih, I, 512, [20. Sene])
Dipnotlar:  [1] Bkz. el-Bakara, 256; Yûnus, 99; Ebû Dâvûd, Cihâd, 116/2682. [2] Bkz. el-Enfâl, 42; el-Kehf, 29; ez-Zümer, 7; el-Câsiye, 15.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Din İslâm, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/cihat-insanlari-zorla-iman-ettirmek-degildir.html



7 Ağustos 2018 Salı

İNSANLARIN ARASINI BULMAK

 
İNSANLARIN ARASINI BULMAK
 
Âyetler
قال اللَّه تعالى:  { لاَّ خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَاهُمْ إِلاَّ مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلاَحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتَغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا } .
1. “Onların gizli konuşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı yahut insanların arasını düzeltmeyi isteyenler böyle değildir.”  Nisâ sûresi (4), 114
İnsanların bir araya gelmeleri, kafa kafaya verip gizlice konuşmaları, onlara geriden bakanlar üzerinde, önemli ve faydalı işler yaptıkları zannını uyandırabilir. Âyet-i kerîmede haber verildiğine göre, çoğu zaman durum hiç de böyle değildir. Dolayısıyla bu nevi dedi kodu meclislerinde hiçbir hayır yoktur.
Allah Teâlâ, gizlice yapılan toplantıların ve fısıldaşmaların faydalı olabilmesi için şu üç konu etrafında konuşulması gerektiğini belirtiyor:
* İnsanları üzmeden, kırmadan, mahcup etmeden onlara nasıl yardım edeceklerini konuşmak. Zira bu konu herkesin duyacağı bir yerde konuşulsa, kendilerine yardım edilecek kimselerin izzet-i nefisleri kırılabilir.
* Allah Teâlâ’ya itaat etmeye ve O’nun yolunca gitmeye insanları çağırırken, en geçerli dâvet metodlarının hangileri olduğuna dair sohbet etmek. Bu nevi toplantıların gizli yapılmasında fayda vardır. Herkesin göreceği yerde yapılması hâlinde, kendileriyle ilgilenilmesi düşünülen kimselerin, zamanından önce duyarak karşı tavır alması söz konusu olabilir.
* Araları bozulmuş iki müslümanı barıştırmanın çarelerini aramak veya eskiden olduğu gibi dost kalmaları için kendilerini iknâ etmeye çalışmak. Bu maksatla yapılacak toplantının duyulması da iyi sonuç vermeyebilir.
Allah Teâlâ’nın gizli yapılmasına izin verdiği toplantı konuları işte bunlardır. Böyle yüce hedeflere varmak için yapılan toplantılar hayırlı ve faydalıdır. Bu maksatların dışında gizli gizli toplanıp konuşmak makbul sayılmamıştır.
وقال تعالى:  {وَالصُّلْحُ خَيْرٌ } .
2. “Sulh dâimâ hayırlıdır.”  Nisâ sûresi (4), 128
Âyet-i kerimede sözü edilen sulh, birbiriyle anlaşmazlığa düşen karı kocanınbarışıp anlaşmasıdır. Zira anlaşma yollarını araştırmadan boşanmak, Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi, Allah Teâlâ’nın hiç hoşlanmadığı bir davranıştır (Ebû Dâvûd, Talâk 3; İbni Mâce, Talâk 1).
Eşlerin birbiriyle iyi geçinmesi ve mutlu bir hayat sürmesi, dargın durmaktan, huzursuz bir hayat sürmekten çok daha hayırlıdır. Çünkü yuvadaki huzursuzluk, orada yaşayan herkes üzerinde olumsuz etki yapar. Aile yuvasındaki huzur ve saâdet, insanların günlük hayatlarında daha neşeli ve dolayısıyla başarılı olmalarını sağlar.
Âyet-i kerîmedeki sulh tavsiyesini daha geniş mânada ele alarak, kavgasız ve gürültüsüz bir hayatın herkes için daha iyi ve hayırlı olduğunu söylemek de mümkündür.
وقال تعالى:  {فَاتَّقُواْ اللّهَ وَأَصْلِحُواْ ذَاتَ بِيْنِكُمْ } .
3. “Allah’tan korkunuz. Aranızı düzeltiniz.”       Enfâl sûresi (8), 1
Müslümanların vazifesi, yeryüzünde sulh ve barışı gerçekleştirmek, en mükemmel toplumun İslâm toplumu olduğunu canlı örneklerle ispat etmektir. Bu da, din kardeşlerini sevmek ve onlarla birlik ve beraberlik içinde yaşamakla mümkündür. Âhenkli bir toplum hayatı kurmadan Allah Teâlâ’ya karşı görevlerin kusursuz bir şekilde yapılması da mümkün değildir.
Müslümanlar, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine lutfettiği sayısız nimetleri bir bir hatırlamalıdır. Bu lutufların en başında, müslüman olmak ve bir İslâm toplumunda yaşamak gelir. Bu nimeti görmezden gelmek, sulh ve huzur içinde yaşamak yerine, kavga ve anlaşmazlık yolunu seçmek bir mü’mine yakışmaz. Böyle bir davranış, ancak nankörlerden ve Allah’tan korkmayanlardan beklenebilir.
Müslümana yakışan davranış, Allah’ın gazabına yol açacak böyle hâllerden uzak durmak ve din kardeşleriyle huzur içinde yaşamaktır. Birbirine küsüp darılan kardeşlerinin arasını bulmak da yine onların vazifesidir.
 
وقال تعالى:  {إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ } .
4. “Mü’minler kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulun.”  Hucurât sûresi (49), 10
Bir önceki âyetin açıklamasında belirtildiği üzere, Allah Teâlâ mü’minleri, belli bir gâye için yaratmış ve o hedefi birlikte gerçekleştirsinler diye onları kardeş yapmıştır. Birbirine darılan fertler veya toplumlar, o ulvî hedefe varamazlar. Bu durum karşısında diğer mü’minlerin yapacağı tek şey, birbirine darılan mü’minlere kardeş olduklarını hatırlatmak ve aralarını bulmaya çalışmaktır.
224 numaralı hadisten itibaren mü’minlerin birbirine olan yakınlığı, kardeşliği, birbirine sahip çıkma ve birbirini koruma gereği üzerinde durulmaktadır. Bütün bu hadisler, mü’minlerin birbirine kenetlenmesi ve sevgiyle bağlanması mecburiyetini ortaya koymaktadır.
Hadis:
 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanın her bir eklemi için her Allah’ın günü bir sadaka vermek gerekir:
İki kişinin arasını bulman, (haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır.
Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü hayvanına yüklemesine yardım etmen bir sadakadır.
Güzel bir söz söylemek sadakadır.
Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır.
Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır.”
Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56. Ayrıca bk. Müslim, Müsâfirîn 84, Ebû Dâvûd, Tatavvu 12, Edeb 160
Açıklamalar
Allah Teâlâ insanı mükemmel şekilde yaratmıştır. Bu mükemmelliği, mafsal da dediğimiz eklemlerde görmek mümkündür. Eklemler sayesinde insan her türlü hareketi kolayca yapar. Tutar kaldırır; alır götürür; yatar kalkar; eğilir doğrulur. Yaşlılıkla birlikte hareketlerin azalması, eklem yerlerinde kireçlenme başlaması sonucu insanların ne büyük sıkıntılar çektiği bilinmektedir. Eklemlerin iyi çalışmasının büyük bir nimet olduğu o zaman daha iyi anlaşılmaktadır.
İnsanoğlunun kendisine verilen her nimet için sayısız şükür borcu vardır. Şükrün en makbulü, verilen nimetin cinsiyle yapılanıdır. Peygamber Efendimiz, kemiklerimizi eklem şeklinde yarattığı için her bir eklemden dolayı Allah’a şükür borçlu olduğumuzu belirtiyor ve bu şükrün, her eklem için her gün bir sadaka vermekle ödenebileceğini açıklıyor. Diğer bir söyleyişle eklemlerimizi Cenâb-ı Hakk’ın ve O’nun kullarının hizmetinde kullanmakla görevli olduğumuzu ifade buyuruyor.
Hadisimizde beş sadaka şeklinden bahsedilmektedir:
Birinci sadaka, birbirine küsen iki kişinin arasını bulmak ve bu esnada onlar hakkında adâletli davranmak.
İnsanlar arasındaki anlaşmazlığın çeşitli sebepleri vardır. Bir menfaatin zedelenmesi veya bir davranışın yanlış anlaşılması, çoğu zaman dargınlığa yol açar. Araları bozulan kimselerin yakınlarına, bu durumlarda önemli bir görev düşer. Derhal onlarla temasa geçerek anlaşmazlığa yol açan sebepleri bulmak, daha sonra da iki tarafın düşünce tarzlarını ve kaprislerini dikkate alarak barışmalarını sağlamaktır. Onları yeniden kaynaştırırken son derece anlayışlı ve âdil davranmak, küsüp darılma bahânelerini azaltmak gerekir. Bunun için de herkese hatasını uygun ifadelerle söylemek icap eder.
İkinci sadaka şekli, rahatsızlığı sebebiyle otomobiline, atına veya eşeğine binemeyen kimselere yardımcı olmak, eşyasını arabaya yükleyemeyen veya bir yere taşıyamayan insanlara yardım etmektir.
Üçüncü sadaka şekli, insanlara güzel söz söylemektir. 694 ve 695. hadislerde bu konu ayrıca ele alınacaktır.
Dördüncü sadaka, namaza yürüyerek gidip gelmektir. Bu esnada atılacak her bir adıma Allah Teâlâ sadaka sevabı verecektir. 11, 123 ve 125. hadîs-i şerîflerde bu konu ele alınmıştır.
Beşinci sadaka türü de, gelip geçenleri rahatsız edecek şeyi yoldan kaldırmaktır. Yolda yürüyen insanlara veya vasıtalara zarar veren, onları sıkıntıya sokan her şey, meselâ bir taş, bir odun parçası, trafiğin aksamasına sebep olacak hatalı bir davranış, yaya kaldırımına parkedilen bir otomobil insanlara sıkıntı veren şeylerden bir kısmıdır. Yaya kaldırımından başka bir park yeri bulamadığı hâlde, insanlara sıkıntı vermemek düşüncesiyle otomobilini daha uzak yere götürüp parkeden kimse, bu iyi niyetinin karşılığını Cenâb-ı Hak’tan mutlaka alacaktır. Bu davranışı küçümsememek gerekir. İmânın 60 veya 70 küsur bölümden meydana geldiğini söyleyen Resûlullah Efendimiz, insanlara sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırmayı imânın bir bölümü olarak kabul etmiştir.
Demek oluyor ki, insanın iyi niyetle yaptığı her hareket bir sadaka sayılmakta ve karşılığı ödenmektedir.
124. hadiste de gördüğümüz üzere, Peygamber Efendimiz her insanda 360 eklem bulunduğunu ve bu eklemler sayısınca Allah’a şükretmemiz gerektiğini belirtmiştir.
Başka bir hadisinde (bk. hadis no 19), her eklem için verilecek sadakaları sayarken Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştu:
“Sübhânallah demek bir sadakadır. Elhamdülillah demek bir sadakadır. Lâ ilâhe illallah demek bir sadakadır. Allahü ekber demek bir sadakadır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak bir sadakadır. İnsanın kılacağı iki rekât kuşluk namazı ise, bütün bunlara bedeldir” (Müslim, Müsâfirîn 84).
Daha başka rivayetlerde namaz kılmak, oruç tutmak, haccetmek, karşılaştığı kimselere selâm vermek, yol sorana yol göstermek, tükürük ve balgamı ortadan kaldırmak, hatta eşiyle beraber olmak bile sadaka sayılmıştır (Meselâ bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 12, Edeb 160). İyilik yapamayanın kötülük yapmamaya çalışması da bir sadakadır.
Demek oluyor ki, insan, Allah’a olan şükür borcunu başlıca iki yolla öder:
Biri, O’nun emrettiği görevleri yani farzları yaparak, yasakladığı şeylerden yani haramlardan kaçarak şükretmektir.
Diğeri de, O’nun beğenip takdir ettiğinden emin olduğumuz nâfile ibadetleri ve güzel davranışları yaparak kulluğumuzu göstermektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Allah Teâlâ’nın lutfettiği her ekleme karşılık, insanın O’na her gün bir şükür (bir sadaka) borcu vardır. Vücutta 360 eklem olduğuna göre, her gün 360 sadaka verilmesi gerekir.
2. İnsanların arasını bulmak bir sadakadır.
3. Bineğine binemeyen veya yükünü yüklemekte ve taşımakta zorlanan kimselere yardımcı olmak sadakadır.
4. Söylenen güzel sözler birer sadakadır.
5. Cemaatla namaz kılmak üzere câmiye giderken atılan her adıma bir sadaka sevabı verilecektir.
6. İnsanları rahatsız eden şeyleri yoldan kaldırmak sadakadır.
 
KAYNAK:
 (Riyâzü’s-sâlihîn.(Hadis Kitabı)  İmam-ı Nevevi)
 




Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-31

 
Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-31
 

 
İnsan Yüce bir varlığa inanma,ona bağlanma,ondan yardım dileme gibi duygulara sahiptir. Bu duygular insana yaratılıştan verilmiştir.
 
İnsanlar aciz yaratılmıştır. İnsanlar acizlik karşısında  güçlü bir  varlığa dua etmek suretiyle hayata tutunmaya ve mutlu olmaya çalışırlar.
 
Bazı olaylar karşısında elimizden gelen herşeyi yaptıktan ve gerekli tedbirleri oldıktan sonra istediğimiz sonuca ulaşmak  mümkün olmayabiliyor. Biz işin sonucunu bilemeyiz. Bunun için  Yüce Allah’a dua ederek kendimizi rahatlatmış olur ve O’nun yardımına mazhar oluruz.
 
Her durumda Yüce Allah’a dua ederek yardım istemeliyiz. Yüce Rabbımız bize yardım edecek tek varlıktır. O’nun yardımına hepimizin her zaman ihtiyacı vardır.
 
Evrende yürüyen düzen ve kanunlar Yüce yaratan tarafından konulmuştur. Bunları düzenleyip devem ettiren Yüce Allah’tır. Herşey O’nun iradesi doğrultusunda yürümektedir.
 
İşlerimizde,çalışmalarımızda,sağlık ve afiyete kavuşmak için,huzur ve güven için, bela ve sıkıntılara maruz kalmamak için,afetler  karşısında ayakta durabilmek için ve bil umum işler karşısında Yüce Allah’a dua ederek O’ndan yardım dilemeliyiz.
 
Samimi ve içten yapılan duaların  Allah tarafından kabul edileceği bildirilmiştir.
 
Yüce Allah’a her daim  dua etmeliyiz....
 
O’dan güzel  şeyler isteyelim.
 
Yüce Allahtan kendimiz ve hepimiz için;
 
Afiyet isteyelim,
 
Huzur ,güven ve mutluluk isteyelim.
 
Başarı isteyelim.
 
Kalkınma isteyelim.
 
Adalet isteyelim.
 
Adaletli davranabilmeyi isteyelim.
 
Kardeşlik ve dostluğumuzu  pekiştirmeyi isteyelim.
 
Milli birlik ve beraberliğimizi isteyelim.
 
Vatanımızı ve bütünlüğümüzü isteyelim.
 
Güzel ahlaklı olmayı isteyelim.
 
Faydalı bilgilere ulaşmayı isteyelim.
 
Helal rızık kazanmayı isteyelim.
 
Hayırlı iş isteyelim.
 
Huzurlu aile isteyelim.
 
Hayırlı evlatlar isteyelim.
 
Kötülüklerden uzak durmayı isteyelim.
 
Kötü insanların bize zarar vermemesini isteyelim.
 
Allah’ın bizi, bölücülerden ve vatan hainlerinden korumasını isteyelim.
 
Vatanımıza ve milletimize zarar vermek isteyenlere Allah’ın  fırsat vermemesini isteyeim.
 
Ve nice kötü şeylerden uzak olmayı dileyelim.
 
Ve yine  nice güzel şeyler isteyelim...
 
 
Bu konuda ,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 
 
“Rabbiniz buyuruyor ki: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim...” 
 
(Mü’min suresi,.60 ayet)
 
Efkan VURAL
 
 

--



6 Ağustos 2018 Pazartesi

ŞEFAAT

 
ŞEFAAT
 
Âyet
 “Kim bir iyiliğe aracılık yaparsa, iyiliğin sevabından ona pay vardır.”  Nisâ sûresi (4), 85
Şefaat, yardım etmek, başkası için yardım istemek, bir kimseden aracı olmasını dilemek gibi mânalara gelir. Hatırlı ve sözü geçen bir kimse, kendi seviyesindeki birinden veya daha üst mertebedeki bir zâttan bir başka şahsa iyilik yapmasını yahut ona uygulayacağı cezadan vazgeçmesini dilerse, aracı olduğu kimseye şefaat etmiş olur.
Şefaat denince ilk hatıra gelen, kıyâmet gününde Resûl-i Ekrem Efendimiz’in ümmeti adına Allah Teâlâ’nın huzurunda aracılık etmesi, onları bağışlaması için niyâzda bulunmasıdır. Şefaate dair birçok âyet-i kerîme vardır. “Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başka hiç kimsenin şefaate gücü yetmeyecektir”[Meryem sûresi (19), 87] âyeti bunlardan biridir. Adına Makâm-ı mahmûd denilen ve kıyâmet günü Resûlullah Efendimiz’e verilecek olan büyük şefaat yetkisi [İsrâ sûresi (17), 79] en güvenilir hadislerde belirtilmektedir.
Sözünü ettiğimiz hadislerde genişçe anlatıldığı üzere, mahşerde bütün insanlar düz ve geniş bir arazide toplanacak. Korkunç sıkıntılar içinde hesaba çekilmeyi bekleyen insanlar sonunda bir kurtarıcı aramaya başlayacaklar. Kendilerine başvurdukları büyük peygamberlerden yardım göremeyince Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip yalvaracaklar. O zaman Peygamber-i Zîşân Efendimiz Arş-ı Rahmân’ın altında secdeye kapanarak Cenâb-ı Hak’tan ümmetini dileyecek. Kendisine büyük şefaat yetkisi verilince, önce sorgusuz sualsiz cennete gireceklere, belli bir süre sonra da kelime-i şehâdeti söylemekten başka iyiliği bulunmayan günahkârlara şefaat edecek ve onları cennete götürecektir (bk. Buhârî, Rikak 51, Tevhîd 36, Tefsîru sûre (17), 5; Müslim, Îmân 322, 326, 327).
Sıkıntıda olan bir insanın derdine çözüm aramak ona şefaat etmektir. Bir kimsenin başına gelen fenalığı ondan uzaklaştırmak için aracılık yapmak, insana Allah rızasını kazandırır.  Yapılacak aracılığın, Allah’ın yasakladığı bir konuda olmaması şarttır. İlâhî bir yasağı çiğneyen kimsenin ceza görmemesi için aracılık yapılmayacağı gibi, aracılık yapılırken, bundan kimse zarar görmeyecek, bir başkasının hakkı çiğnenmeyecektir.
İnsanların işlerini kolaylaştırmaya çalışan kimse, arzu ettiği şekilde yardım edemese bile, niyeti iyi olduğu için teşebbüsünün karşılığını mutlaka görecek, hakettiği sevabı alacaktır. “Hayırlı bir işe ön ayak olan kimse, onu yapan gibi sevap kazanır” (Tirmizî, İlim 14) hadîs-i şerîfi de bunu göstermektedir. Kötü bir işe aracılık eden ise, âyetin devamında belirtildiği üzere, yaptığı bu haksızlığın cezasını çekecektir.
Hadis:
 Ebû Mûsâ el-Eş`arî radıyallahu anh şöyle dedi:
Peygamber aleyhisselâm’a sıkıntı içinde bulunan biri geldiği zaman, yanındakilere döner:
“Bu adama yardım ediniz, sevap kazanırsınız. Allah Teâlâ istediği şeyi Peygamberi’ne söyletir” buyururdu.  Buhârî, Zekât 21, Edeb 36, 37, Tevhîd 31; Müslim, Birr 145. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 117; Tirmizî, İlim 14; Nesâî, Zekât 65
Açıklamalar
Ashâb-ı kirâm her sıkıntısını Resûl-i Ekrem Efendimiz’e arzederlerdi. Ödeyemedikleri bir borçları, karşılayamadıkları bir ihtiyaçları varsa, bunu Peygamber aleyhisselâm’a söylemekten ve yardımını istemekten çekinmezlerdi. Zira onun mü’minlere yardım etmekten derin haz duyduğunu bilirlerdi.
Allah’ın Resûlü de, elinde varsa verir, hatta gerekirse bir başkasından borç alarak o kimsenin sıkıntısını giderir veya bu hadîs-i şerîfte gördüğümüz gibi, iyiliğin yapılmasına aracılık ederdi.
Sıkıntı çekenlere yapılacak yardımın karşılıksız kalmayacağını, bu karşılığın Cenâb-ı Hak’tan hayır ve sevap olarak alınacağını belirten Efendimiz, bunu şöyle açıklıyor:
Şayet kardeşinize yardım ederseniz, ben de size dua ederim. “Peygamberi’nin niyaz edip dilediği herşeyi yapan” Cenâb-ı Hak, yaptığınız iyiliğin karşılığını size hem dünyada hem de âhirette verir.
Mü’minlere yardım edenlere, ilâhî yardımın eksilmeden her zaman devam edeceğini, “Müslümanların İhtiyaçlarını Karşılamak” adlı bir önceki bahsimizde görmüştük. Bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz 246 numaralı hadiste “Kim din kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, Allah da onun ihtiyacını karşılar” şeklinde açıklamıştır. Konumuzla ilgili âyet-i kerîmeyi açıklarken söylediğimiz gibi, insanların yalnız başına üstesinden gelemedikleri dert ve sıkıntıları vardır. Bu dertlerin hâlledilme imkânını Cenâb-ı Hak bize lûtfetmiş, bizi sıkıntıda olana aracı kılmış, onun tek başına yapamayacağı şeyi yapma fırsatını vermişse, bu iyiliği onlardan esirgememek gerekir. Kim bilir, belki de yapacağımız aracılık sâyesinde Rabbimizi memnun eder, rızasını kazanmış oluruz.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Sıkıntıda olan kimselerin derdini halletmeye çalışmak, Allah Teâlâ’nın beğendiği güzel bir davranıştır.
2. Önemli olan, yardım etmeye çalışmaktır. İstenen sonuç elde edilmese bile, Cenâb-ı Hak o gayretin karşılığını lutfedecektir.
3. İlâhî bir yasağın çiğnendiği veya bir kul hakkının yendiği konularda, kimseye aracı olmamak gerekir.
 
KAYNAK:
 (Riyâzü’s-sâlihîn.(Hadis Kitabı)  İmam-ı Nevevi)
 
 
 
 
 

5 Ağustos 2018 Pazar

AYIPLARI ÖRTMEK

 
AYIPLARI ÖRTMEK
 
MÜSLÜMANLARIN AYIPLARINI ÖRTMEK VE ZORUNLU
OLMADIKÇA ORTAYA ÇIKARMAKTAN SAKINMAK
Âyet
قال اللَّه تعالى:  {إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ } .
 “Mü’minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azab vardır.”  Nûr sûresi (24), 19
Hayâ ve edep noksanlığı, iman ve din noksanlığından kaynaklanır. Peygamber Efendimiz “Hayâ imandandır” (Buhârî, Îmân 3) buyurur. Hayasızlığın toplumda yayılmasını isteyenler, o topluma karşı en büyük saygısızlığı işlemiş olurlar. Bütün hak dinlerin temel hedefi, tevhid inancını yeryüzüne hakim kılmak ve ahlâklı bir yapı kurmak olmuştur. Resûlullah: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-huluk 8) buyurmuşlardır.
Namuslu ve haysiyetli insanlara iftira etmek, onlara ahlâksızlık isnadında bulunmak da bir hayâsızlıktır. Bu âyet, Peygamber Efendimiz’in sevgili ve iffetli eşi, mü’minlerin annesi, Hz. Âişe’ye iftira edenler hakkında nâzil oldu. Böylelerin dünyadaki cezası, iffetli kadınlara iffetsizlik isnadında bulunup iftira ettiklerinden dolayı kendilerine uygulanacak olan hadlerdir. Had cezasına çarptırılanlar mü’min ise, bu kendileri için bir keffârettir. Münafıkların âhiretteki cezası ise ebedî cehennemde kalmaktır.
Hadis:
 Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.”  Müslim, Birr 72. Ayrıca bk. Buhârî, Mezâlim, 3; Ebû Dâvûd, Edeb 38; Tirmizî, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17
Açıklamalar
Dinimiz, insanların ayıplarını araştırmayı ve kişilerin gizli hallerini ortaya çıkarmak için gayret etmeyi yasaklamıştır. Buna karşılık, bir kimsenin ayıplarını, kusurlarını örtmek ahlâkî bir fazîlet, üstün bir insânî meziyet kabul edilmiştir. Örtülmesi istenilen ve Allah’ın da kıyamet gününde örteceği ayıp, kusur ve hatalar, kul hakkına taalluk etmeyen, zulüm ve haksızlık olmayan, söylenilmesi halinde kimseye fayda temin etmeyecek türden olanlardır. Bu sayılanlar ve benzerleri dışında kalan günahları ve özellikle haramları gizlemek câiz değildir.
Allah Teâlâ, dünyada günahlarını örttüğü kulunun, kıyamet gününde de hata ve kusurlarını örter. Böylece mahşer halkı da onun bu halini bilmezler. Dünyada bir kulun hata ve kusurlarını örten kimse de sevap işlediği için, Allah katında o da mükâfatını görür.
 
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Hata ve kusurları örtmek fazilettir.
2. Örtülen hata ve kusur, kul hakkına taalluk eden zulüm ve haksızlıklar cinsinden olmamalıdır.
3. Allah, dünyada kusurunu örttüğü kulunun, mahşerde de kusurunu ortaya çıkarmaz.
4. Dünyada kulların kusurunu örtenler, âhirette mükâfatını görürler.
 
KAYNAK:
 (Riyâzü’s-sâlihîn.(Hadis Kitabı)  İmam-ı Nevevi)
 
 

--


20 ADIMDA NEFİS TERBİYESİ

20 ADIMDA NEFİS TERBİYESİ


 0

Nefis terbiyesi nasıl olur? İşte nefis muhasebesi yapabileceğiniz 20 adım.
1- Dinle ey nefsim… Sen Allah’a aitsin. Sen Allah’ın kulusun. Hakiki kul Allah’a asla asi olmaz.
2- Dinle ey nefsim… Bir zamanlar sen yoktun. Sen, şimdi varsın. Seni yoktan var etmeye kadir olan irade, seni bir anda yok etmeye de kadirdir. Hatta Cehennem gibi dehşetli bir adresi senin önüne koymaktadır. Bu iradeye karşı dikkatli ol. Varlığını kendine nispet ederek övünme, külli iradeye karşı saygında sakın ha kusur etme.
3- Dinle ey nefsim… Senin Dünya’ya gelmende, cinsiyetinin takdirinde, ırk, renk, şekil, biçim, anne ve baba tayininde, geliş zamanının ve yerinin tayininde senin hiçbir rolün yoktur. Tamamen Allah’ın dilemesi ve takdiriyle geldin. Bu kadar tasarrufu sana danışmadan, senin bilgin ve iraden dahilinde olmadan yapan güç ve kudret karşısında haddini bil, edebini takın ve sakın haddini aşmaya yeltenme.
4- Dinle ey nefsim… Kaf suresi 18. ayet de: Ağzından çıkan bütün sözlerin melekler tarafından eksiksiz olarak kaydedildiği bildirilmektedir. Söylenen hiçbir söz yoktur ki, ya sağdaki, ya da soldaki melekler tarafından kayıt altına alınmasın. Ağzından çıkan her söz sanma ki havada kalır. Sakın ha sakın, soldaki meleklerin rahatlarını bozma. Onların rahatlarının bozulması ve senin aleyhine zabıt tutmaları senin için Allah korusun afet demektir. Senin her söylediğin ve söyleniş biçimi, her yaptığın, her ettiğin ilahi kamera tarafından aynen kaydedilmektedir. Kalbinden geçen her şey açığa vursan da, vurmasan da ALLAH tarafından bilinmektedir. Seni senden daha iyi bilen otoriteye karşı haddini bil. Başına gelen musibetleri başka yerde arama….
ÇEKTİĞİN TESBİHİ MARİFETMİŞ GİBİ ÇEKME!
5- Dinle ey nefsim…Her yaptığını bilen, her yaptığını gören, kalbinden geçeni bile senden önce haber alan, hatta ağzından çıkan her sözü kaydettiren bir Allah var. Sakın o makama karşı haddi aşarak terbiyesizlik etme…
6- Dinle ey nefsim… Bu gün hidayet üzeresin, yarına garantin yok. Son nefeste iman garantin yok. Yaptığın ameli kendinden sanıp, sakın ha gururlanma…. Sen ve senin gibi görünen her şey aslında Allah’a aittir. Senin olmayan şey için kendinde varlık hissederek sakın yanılgıya düşüp Rabbine baş kaldırma. Hatta sana ibadet şansı tanıdığı için her zaman Allah’a teşekkür et…
7- Dinle ey nefsim… Yaptığın ibadetler aslında sana yakışandır. Sakın ha, Allah’a yakışandır zehabına kapılarak şirke girme… Sen Allah’a yakışan ibadetleri asla ve kat’a yapamazsın. Resulullah efendimiz hazretleri “Ya Rabbi ben seni hakkıyla (olması gerektiği gibi) sena edemem” buyurmaktadır. Sana ne oluyor…
8- Dinle ey nefsim… Çektiğin tesbihi, marifetmiş gibi çekme… Layık bir ibadet yapamadığına devamlı olarak üzül ve ettiğin tevbeler için de tevbe et…. Aksi halde oynadığın tiyatroyu izleyen beğenmezse, vay haline…. Yarın suratına çarpılır… Aman dikkat…
9- Dinle ey nefsim… Allah’ın öyle kulları vardır ki, bir an bile zikirden gafil olmazlar… Onların yanına git ve boyunun ölçüsünü bir gör bakalım… Yapacağın en öncelikli şey hemen yeniden iman etmektir. Kendinden ve yaptıklarından ve hatta yapacaklarından Allah’a sığınmaktır. Başını önüne eğ ve öyle yürü…
10- Dinle ey nefsim… Allah, sana kendisini anan bir lisan, kendisini zikreden bir kalb vermiş ise gerçekten sana çok büyük bir iyilik etmiş, büyük bir ihsanda bulunmuş demektir. Sen bunun şükrünü nasıl eda edeceksin? Otur, secdeye kapan ve ağla… Allah’ın veli kulları böyle yapıyorlar. Sen haline bak…
SANA “ALLAH” DEMEYİ NASİP EDEN ALLAH’A TEŞEKKÜR ET
11- Dinle ey nefsim… Yüce Allah seni küfürden korumuşsa, Cennet var demektir, kadrini bil. Allah sana halis bir niyetle kendini zikretme nimetini vermişse, sana hakikaten büyük bir ihsanda bulunmuştur. Bilesin ki; zikrin karşılığı ALLAH’tır. Senin için Allah var demektir. Dikkat et senin için önemli olan budur. Sen bu nimetin karşılığını ödeyemezsin, bari ödeme niyetinde devamlı ol, borcunu ödeyemeyen gariplerin halet-i ruhaniyeti içinde yaşa…
12- Dinle ey nefsim… Sen ALLAH diyorsun ya, bu tamamen Allah’tandır. Allah seni anmasa, sana izin vermese bir kere bile ALLAH diyemezsin. Sana Allah demeyi nasip eden Allah’a Kainatın elektronları, nötronları ve protonları sayısınca her gün teşekkür etmen lazım gelir. Sevildiğini bil. Sakın sevenin sevgisini su-i istimal etmeye kalkma…
13- Dinle ey nefsim… Kur’an Hazret-i Allah’ındır. Sana kitabını vermiş… Kur’an başkalarına inmedi. Ne büyük nimet. Sevildiğini bil ve seni seveni, sen de sev…
14- Dinle ey Nefsim… Her şey Allah’ındır. Her şeyin sahibi Allah’tır. Her insan Allah’ın kuludur.Beğenmediğin bunca mahlukatın sahibi Allah’tır. Yaratılmışı beğenmeyerek yaratanı kızdırma. Şayet O kızacak olursa, O’nun kahrının önünde hiçbir şey duramaz. Onun nazarıyla kendine bir bak. Ne kadar acizsin…
15- Dinle ey nefsim… Makamı, mansıbı, sanatı, ne olursa olsun, sakın Allah’ın düşmanlarını severek, Allah’ın kötü dediklerine iyi diyerek, iyi dediklerine kötü diyerek Allah ile ters düşme. Allah’a teslim ol. Olayları ve failleri şeriat mihengine vur. O, ne derse odur ve kat’iyetle doğrudur.
“ALLAH” DİYEMİYORSAN DÜŞÜN!
16- Dinle ey nefsim… Hazret-i Muhammed aleyhisselam, herhangi bir insan değildir. Çok güzel ve çok özeldir. Habibullah’tır. O’nun adının bile anıldığı yerde salavat okumak ve tazimde bulunmak vaciptir. Saygıda kusur etme. Saygıda kusur eden O’nun yolundan çıkar, O’nun yolundan çıkan Allah’ın da yolundan çıkar. Böyle bir akıbete düşmekten Allah’a sığınmak lazımdır. Bunu bil, yeter.
17- Dinle ey nefsim… Namazda yüce Allah’ın makamına varıyorsun. Senin o makama kabul edilmen bile sana gerçek manada bir lütuftur. Allah’ın sana yaptığı ihsanın kıymetini bil. Namazda huşu çok önemlidir. Anla yeter.
18- Dinle ey nefsim…Kaf suresi 16. ayette Allah; “Celâlim hakkı için insanı (biz) yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız” diyor. Sana senden yakın olan Allah’a senin uzaklığın neden?..
19- Dinle ey nefsim. Zikir yüce Allah’a yaklaştıran en müessir unsurdur. Allah demeye niyetin, Allah diyecek zaman ve enerjin var mı? Yoksa, Dünya seni aldatıyor demektir. Sakın aldanma…
20- Dinle ey nefsim… İslam’da emsalsiz örnek şahsiyet Hz. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) efendimizdir. Sen O’nun ümmetisin. Kendi manevi durumunu şöyle ölçebilirsin. İslam’ı bilen ve kabul eden kişi, Peygamber efendimizle önce fikir birliğine varır. Buna kısaca fikriyat beraberliği denir. Sonra aynileşme başlar ve hissiyat beraberliğine ulaşılır. Burada kemalat tamamlanınca da hal, davranış, tavır ve istikamet birliğine ulaşılır. Sen Rasulullah efendimizin nazarından kendine bir bak bakalım. Benzerliklerin, beraberliklerin ne kadar?..
Kaynak: Osman Altaş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 364

http://www.islamveihsan.com/20-adimda-nefis-terbiyesi.html