5 Mart 2019 Salı

YALAN İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

YALAN İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER


 1

Yalan ne demektir? İnsan neden yalan söyleme isteği duyar? Kuran’da geçen yalan ve yalan söylemek ile ilgili ayetler hangileri? Yalan ile ilgili hadisi şerifler neler? İşte sizler için hazırladığımız yalan ile ilgili ayet ve hadisler…
Yalan, kişinin gerçeği saklayıp bildiğinin aksini söylemesidir. Yalancılık çok çirkin bir huydur. Dinimiz yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır.Yalan rûhî bir hastalıktır, müslümanların kendilerini bundan korumaları gerekir. Çocuklar daha küçükken doğru sözlülüğe alıştırılmalı, yalanın zararları kendilerine anlatılmalıdır. İmandan sonra en güzel haslet doğruluktur. Doğruluk ulvi bir sıfat, bunun karşıtı olarak yalancılık da çok kötü bir huydur. Yalan insan vicdanını tahrip eden, kendisine ve topluma saygısını yok eden çirkin bir davranıştır ve günahtır.  Mümin yalan konuşmaz. Zira mümin güvenilir kimse demektir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de yalanı ve yalancılığı yasaklamış bunun zararlarına işaret etmiştir.
YALAN İLE İLGİLİ AYETLER
Ankebut Suresi, 68. ayet: “Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok?”
Bakara Suresi, 10. ayet: “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.”
Hac Suresi, 30. ayet: İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin Katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.”
Saff Suresi, 2. ayet: “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?”
Saff Suresi, 3. ayet: “Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).”
Nur Suresi, 11. ayet: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.”
Nur Suresi, 12. ayet: “Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” demeleri gerekmez miydi?”
Enbiya Suresi, 77. ayet: “Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden ‘ona yardım edip-öcünü aldık’. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.”
Nisa Suresi, 112. ayet: “Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
En’am Suresi, 39. ayet: “izim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar.
Araf Suresi, 37. ayet: Öyleyse, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” “Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular” diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kafirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler.
Araf Suresi, 64. ayet: Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
Araf Suresi, 147. ayet: Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
Araf Suresi, 182. ayet: Ayetlerimizi yalanlayanları ise, onları bilmeyecekleri bir yönden derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.
Şuara Suresi, 223. ayet: Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Mürselat Suresi, 37. ayet: O gün, yalanlayanların vay haline.
Buruc Suresi, 19. ayet: Hayır; inkar edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
Cin Suresi, 5. ayet: “Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.”
Ma’un Suresi, 1. ayet: Dini yalanlayanı gördün mü?
Nisa Suresi, 50. ayet: Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
En’am Suresi, 49. ayet: Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır.
En’am Suresi, 116. ayet: Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’
Mutaffifin Suresi, 10. ayet: O gün, yalanlayanların vay haline.
Ahzab, 33/70-71: Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin. Böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
Furkan, 25/72: Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.
Yalan, insanların birbirine düşmesine, toplumdaki ahengin bozulmasına sebep olduğu için, çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. Dinimiz, yalan söylemeyi haram kılmış, dünyada da ahirette de huzur, mutluluk ve kurtuluşun doğru söylemekte olduğunu bildirmiştir. Atalarımız: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derken önemli bir gerçeğe işaret etmişlerdir. Yalan, sahibini utandırır, rezil eder. Kişinin yalancı olduğu bir kere anlaşıldı mı, söylediği doğru sözlere de inanılmaz.
YALAN İLE İLGİLİ HADİSLER
Yalan söylemek ile ilgili hadisi şerifler…
  • Size Büyük Günahların En Büyüğünü Söyleyeyim Mi?
Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre) (ra) şöyle anlatmaktadır:
“Resûlullah (sav) üç kere, ‘Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?’ buyurdu.
‘Evet söyle yâ Resûlallah!’ dedik.
Bunun üzerine Resûlullah, ‘Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya saygısızlık/kötülük etmektir.’ buyurdu.
Sonra arkasına yaslanmış hâldeyken doğruldu ve şöyle dedi: ‘Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır. Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır.’ Bu cümleyi o kadar çok tekrarladı ki ‘Susmayacak.’ dedim.” (Buhârî, Edeb, 6)
  • Mümin Yalancı Olur Mu?
Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedik, mü’min korkak olur mu?”
“Evet!” buyurdular. “Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine:
“Evet!” buyurdular. Biz yine:
“Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer: “Hayır! Buyurdular. (Muvatta, Kelam, 19, (2, 990))
  • Allah (c.c) Katında İsminiz Ne Diye Kaydedilecek?
İmam Malik’e ulaştığına göre, İbnu Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: “Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde “yalancılar” arasına kaydedilir.
(Muvatta, Kelam, 18, (2, 990))
  • Yazıklar Olsun O Kimseye!
Hakim babası ve dedesi tariki ile anlatıyor: ” Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona!” (Ebu Davud, Edeb, 40/ 88, (V, 265))
  • Yalancı Değildir!
Ümmü Külsüm Bintu Ukbe (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.)’ı işittim, diyordu ki: “İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir.” (Müslim, Birr, 45/101, (III, 2011))
  • Biri Cennete Diğeri Cehenneme Götürür
İbnu Mes’ud (r.a.) anlatıyor: “Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Sıdk insanı birr’e (Allah’ı razı, edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah’ın indinde sıddîk (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah’ın indinde yalancı diye kaydedilir.” (Buharî, Edeb,78/ 69, (VII, 95); Müslim, Birr,45/ 102, 103, (III, 2012); Muvatta, Kelam: 16, (2, 989); Ebu Dâvud, Edeb,40/ 88, (V,264))
  • Rasulullah’dan (s.a.v.) Ne Ezberledin?
Ebi’l-Cevzâi r.a. anlatıyor: “Hasan İbnu Ali r.a.’ye: “Rasulullah’dan (s.a.v.) ne ezberledin?” diye sordum.
“Rasulullah’dan (s.a.v.) “Sana şüphe veren şeyi terk et, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sıdk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir, diye cevap verdi.” (Tirmizî, Kıyâmet, 35/ 61, (IV,668))
  • Kişiyi Münafık Yapan Dört Haslet
İbnu Amr İbni’l-As (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar.”  (Buharî, İman, 2/ 24, (I,14))
  • Münafığın Belirtisi
Ebu Hüreyre r.a. den rivayete göre Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Münafığın belirtisi üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.” (Buhari, İman, 2/24, (I,14))
  • Çocuğa Şaka Yalan Olur Mu?
Abdullah b. Âmir (r.a.) diyor ki; Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem, “yavrum gel, sana bir şey vereceğim” diye beni çağırdı.
Peygamberimiz anneme: “Çocuğa ne vermek istedin” diye sordu.
Annem: Hurma vermek istedim, dedi. Bunun üzerine
Peygamberimiz: “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günah yazılırdı” buyurdu.
(Ebu Davud, Edeb, 45/80, (V,265))
  • Yalanı Terk Etmeyene Uyarı!
“Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur!” (Buhârî, Savm,8.)
  • Peygamberimiz (s.a.v) Ben Kefilim Diyor!
Ebu Ümâme (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Ben, haklı olduğu hâlde bile çekişmeyi bırakan kimse için cennetin avlusunda bir köşk, şaka da olsa, yalan söylemekten kaçınan kimse için cennetin ortasında bir köşk ve ahlâkı güzel olan kimse için de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” (Ebû Davûd, Edeb, 7, V, 150)

http://www.islamveihsan.com/yalan-ile-ilgili-ayet-ve-hadisler.html



4 Mart 2019 Pazartesi

Burcu Ercivan - Ya Hayır Söyle Ya Sus!


Burcu Ercivan - Ya Hayır Söyle Ya Sus!
 
Burcu Ercivan                     
 
 Bu sefer biraz dertleşelim istedim kardeşlerim.. Çünkü çok dertliyim. Müslümanların başında öyle bir bela var ki Allah muhafaza insanın helakına dahi sebep olabilir. Şimdi nedir bu dert diye merak ediyorsanız söyleyeyim ; Dil Belası..
 
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın bize 1400 yıl önce bildirdiği ''Dilini Tutan Kurtuldu..'' hadisini şimdi çok daha iyi anlamaya başladım.
Ama ne yazık ki çoğumuz farkında değiliz.Hatta bunun için özel günler dahi düzenleniyor artık . Kek, börek , kısır eşliğinde kardeşimizin ölü etini de   dişlediğimiz altın günleri gibi mesela..Evet yanlış duymadınız. Tiksindiniz bir an öyle değil mi?.. O yediklerinizin lezzetli olduğunu düşünüyorsunuz  lakin şeytan öyle şeytan ki ballı börek gibi yedirir insana kardeşinin ölü etini.. 
 
Yoksa sizin şu ayetten haberiniz yok muydu? ;
 
''Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.''
 
Bu işin şakası yok kardeşim. Elinle kazandıklarını dilinle kaybedebilirsin.Bir düşün şimdi kimlerin arkasından neler neler konuştun , hangi kardeşinin beğenmediğin hangi huyundan dolayı ölü etini yedin?
  • Falanca komşunun kızı kocaya kaçmış..
  • Falancanın düğünün de az takı takılmış.. vs vs
Bir şey daha söyleyeyim  eğer dünyada iken helallik almazsak mahşerde alacağız haberiniz olsun.Kul hakkına giriyor yani durum sandığınızdan daha da ciddi. Biz sakız gibi dilimizde gıybeti çiğneye duralım şeytan da halimize avaz avaz gülsün.. Ne zaman böyle bir ümmet olduk? Ne ara birbirimizin arkasından çekiştirir olduk inanın bilmiyorum. 
 
Bir düşünün Allah'u teala insana o kadar değer veriyor ki bir kulunu yanında yokken başka bir kulu hakkında konuşmasına dahi müsaade etmiyor.
Çünkü Allah azamet sahibidir. Ahsen-i Takvim olarak yarattığı insanın izzetini , şerefini muhafaza eder. Takdis ve Tanzim ederim O Allah'ı ki insanı kendine muhatap kılmış ve Onunla tenezzül edip konuşmuştur.. 
 
Bakın Bediüzzaman hz risale- i nur da gıybeti nasıl tanımlıyor;
 
''Gıybet, ehl-i adavet (düşman ehli) ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri(kullandıkları) alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez. ''
 
Şimdi bir düşünelim, bizler özür dileyerek söylüyorum ki bu kadar basit insanlar mıyız? Cenneti mi garantilemişiz? Çok mu boş vaktimiz var? Bizler izzeti nefis sahibi değil miyiz ki gıybet denilen insanın kendi kendini vurduğu o alçak silaha tenezzül ediyoruz?..
 
İnsan neden kendine kurşun sıksın ki dimi? Ama sıkıyor işte.. Eminim siz ; Sevaplarınızı gıybet ettiğiniz kişiye fiyonklu paket halinde hediye ettiğinizi Onunda günahlarını kendi hanenize yazdırdığınızı da bilmiyorsunuzdur. Ne kadar da lütufkarız(!) Mahşerde elimize defteri bir alacağız bakacağız ki; yalan söyledi , içki içti , kumar oynadı vs. yazıyor. 
Diyeceğiz ki -Allah'ım ben bu günahları işlememiştim ama?.. 
Allah cc cevap verecek; - Onlar senin gıybetini yaptığın kişilerin günahlarıdır..
 
Eyvah ki bize ne eyvah.. Zaten hem nefsimi yenip hem şeytanı yenip namaza zor durmuşum , yazın o eritici sıcağında aç susuz orucu tutmuşum , bu ayakkabıyı da almayım hayır yapayım deyip parasını yetime sadaka olarak vermişim , uykumun en tatlı yerinde kalkıp Allah için teheccüd de kılmışım.. Gitti güzelim sevaplar.. Hem de belki de hiç sevmediğin , karşı karşıya dahi gelmek istemediğin birine ..
 
Birde umuma gıybet ettiysek geçmiş olsun.. Yok falanca cemaat şöyle yok falanca cemaat böyle .. Hepsinden helallik almak zorundasın , hadi bakalım.. Bu işler çok tehlikeli bu işler çok sakat işler.. Bir de o cemaatin başı olan mübarek, Allah'ın sevdiği bir kulsa o zaman nasıl hesap veririz? Bir düşünün..
 
Ama burcu abla doğruyu söylüyorum! bu da mı gıybet? dediğinizi duyar gibiyim. Kardeşim doğruyu söylersen zaten gıybettir. Yalan söylesen hem gıybet hem iftiradır iki katlı çirkin bir günahtır diyor üstad..
 
Hz. Ebu Huzeyfe anlatıyor: 
 
Hz. Aişe Resulullah (a.s.m)’ın yanında bir kadından bahsederken “onun kısa boylu olduğunu” söyleyince, Resulüllah (a.s.m) “Kadını gıybet ettin” buyurdu. 
 
yine bir hadis de
 
«Resulullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e; "Safiyye'nin şu kusurları, boyunun kısa olması sana yeter!.." dedim. Rasulü Ekrem: "Öyle bir söz konuştun ki, denize atılsa, denizi bulandırır ve kokuturdu!.." buyurdu. Resulü Ekrem'e gene bir insandan bahsetmiştim. Bana şöyle dedi: "Bana dünyalıktan bir çok şey verilse de, kimseyi kötülükle anmayı sevmem!.."
  
buyurmustur. Eee bu işin ne kadar hassas olduğunu Resulullah (sav) den duydunuz kardeşlerim.. Biz Müslümanız , İslamiyet incelik dinidir. 
 
Biri kardeşimizi yanımızda gıybet etmeye kalkarsa hemen ona ; - dur kardeşim ben kardeşimin ölü etini yiyemem o yokken onun şerefi bana emanettir diyerek uyaracağız.(Uyarana 100 şehit sevabı veriyor Allah cc.) 
Uyaramadık mı o halde o ortamdan ayrılacağız. 
Ayrılmaya müsait bir ortamda değilsek bu sefer kalbimizden inkar edeceğiz. (Ya Rabbi şuan gıybet oluyor ve ben şahit oluyorum nolur kardeşlerimi ve beni affet)
 
Şunu da unutmamak gerekiyor ki bugün gelip kardeşini sana kesen yarın gider seni de başkasına keser .. Biraz argoca oldu affınıza sığınıyorum. Ama bu konuda taviz vermeyin. İsteyen darılsın , isteyen kırılsın.. Er ya da geç hakikati anlayacaklar ve size teşekkür edeceklerdir. Çünkü bir tek 'hakikat' in modası geçmiyor..
 
Bugüne kadar hepimizin gıybet ettiği kişiler mutlaka olmuştur. Şunu kendimize vazife bilelim ve elimizden geldiğince helallik almaya çalışalım. İrtibat yoksa sürekli tövbe etmeli ve gıybet ettiğimiz kişilere bol bol dua etmeliyiz.. Yoksa halimiz yaman olur.Bu yazıyı ilk önce kendi nefsime sonra siz kardeşlerime ithaf ediyorum..
 
Hak Teala bizim dünya da kazanmış gibi görünüp ahirette kaybedenlerden etmesin..
 
Kaynak: 
Hadis: Tırmızi
Hucurat Suresi 12. ayet
Mektubat /22.Mektup/Hatime
Hadis:  (Ahmed b. Hanbel, 6/136)...
Hadis:(Ebu Davud, Tırmızi)
 
 
 
 

3 Mart 2019 Pazar

DİNİ (İSLAMİ) KISALTMALAR VE ANLAMLARI NELERDİR?

DİNİ (İSLAMİ) KISALTMALAR VE ANLAMLARI NELERDİR?


 0
Başlıca İslami kısaltmalar, dini terimler ve anlamları nelerdir? Kimler için ve nasıl kullanılır?
İslam’da saygı ifade eden bazı terimler, kısaltılarak kullanılmaktadır. Bu kelimelerin kısaltmalarını, anlamlarını ve örneklerini sizler için derledik.
Celle Celaluhu: (C.C.)
Celle celeluhu, Cenab-ı Allah’ı ila etmek ve yüceltmek için kullanılır; O’na mahsustur. “Onun şanı ne yücedir.” demektir.
Misal: Allah Teala -celle celâlühû-…
Azze ve Celle
Azze ve Celle , Allah (c.c.) Aziz ve Celildir (Yücedir) demektir.
Misal: Allah Teala -azze ve celle-…
Tebâreke ve Teâlâ
Tebâreke ve Teâlâ, Yücedir ve noksanlıktan münezzehtir (uzaktır) demektir.
Misal: Allah Teala Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri…
Subhânehû ve Teâlâ
Subhânehû ve Teâlâ, “Allâh-u Teâlâ’yı noksan sıfatlardan tenzih ederiz.” demektir.
Misal: Allah Subhânehû ve Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmaktadır…
Sallallahu Aleyhi ve Sellem: (s.a.v.)
Sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber Efendimize salat ve selam olsun demektir; peygamberimize mahsus bir duadır.
Misal: Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz…
Radıyallahu Anh: (r.a.)
Radıyallahu anh, Allah ondan razı olsun demektir; sahabeler ve bazı büyük zatlar için söylenir. Erkekler için söylenir.
Misal: Hz. Osman -radıyallâhu anh-…
Radiyallahu Anhâ: (r.anha)
Radiyallahu anh, Allah ondan razı olsun demektir; sahabeler ve bazı büyük zatlar için söylenir. Hanımlar için söylenir.
Misal: Hz. Aişe -radıyallâhu anh-…
Kuddise Sirruhu: (k.s.)
Kuddise sirruhu, Allah onun sırrını mukaddes etsin demektir; veliler için kullanılır.
Misal: Hz. Mevlânâ -kuddise sirruh-…
Kaddesallahü Sirruh: (k.s.)
Kaddesallahü sirruh, Kuddise sirruhuun çoğul olarak Kaddesallahü esrarehüm de denir. Allah (c.c.) sırlarını takdis etsin demektir.
Misal: Sami ve Mûsâ Efendi -Kaddesallahü sirruh-…
Aleyhis Selam: (a.s.)
Aleyhis selam, selam onun üzerine olsun demektir; peygamberler için kullanılır. Bunun yanında Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail olmak üzere 4 büyük melek için de kullanılagelmiştir.
Misal: Cebrâil -aleyhis selam-…
Rahmetullahi Aleyh: (R.H.) veya (R.Aleyh)
Rahmetullahi aleyh, Allah ona rahmet etsin demektir; mümin ölülere denir.
Misal: Şâh-ı Nakşibend -rahmetullâhi Aleyh-
Hazreti: (Hz.)
Hazret kelimesi yüceltme manasında kullanılır. Bu sebeple saygı duyulan herkes için kullanılabilir. Peygamberler, sahabeler, melekler, veli insanlar için kullanılmasında bir sakınca yoktur.
Misal: Hz. Adem…
Aleyhissalâtü Vesselâm: (a.s.v.)
Aleyhissalâtü Vesselâm, Peygamberler bilhassa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi şerifi geçtiğinde söylenen salât ve selam onun üzerine olsun manasına gelen dua ve saygı ifadesidir. İki zat için aleyhimesselâm daha fazla için aleyh imussalatü vesselam denir.
Aleyhimürrıdvân:
Aleyhimürrıdvân, Ashâb-ı kirâm’dan söz edildiğinde Allah (c.c.)’nun rızası onların üzerine olsun anlamında kullanılan dua ve hürmet ifadesidir.

http://www.islamveihsan.com/dini-islami-kisaltmalar-ve-anlamlari-nelerdir.html



2 Mart 2019 Cumartesi

SIGARA İÇMEK HARAM MIDIR?


SIGARA İÇMEK HARAM MIDIR?
a. Deliller

Şunu hemen belirtelim ki, sigara hakkında yazan ve konuşanların çoğu sigaranın haram olduğu görüşüne varmışlardır ve sigaranın "mutlak haram" olduğunu söyleyenlerin tutundukları deliller, onun mutlak mubah olduğunu iddia edenlerin delillerinden hem daha çok hem de daha tutarlıdır. Ileride bunların tartışmasına girecek olmakla beraber bundan hemen şöyle bir sonuç çıkarmamız da mümkündür: Sigaranın hükmü "mutlak haram"la "mutlak mübah"ın orta noktasından "mutlak haram"a daha yakındır. Buna da "tahrimen mekruh" denebilir.

Mutlak haram olduğunu söyleyenler şu delilleri ileri sürüyorlar.


(Sigaraya haram diyenler arasında şunları sayabiliriz: Surunbilali, Mesîri, ed-Dürrü`l-müntekâ sahibi; Salim es-Senhûrî, Ibrahim el-Lekkânî, Muhammed b. Abdülkerim, Halid b. Ahmed, Ibn Hamdûn; Necmeddin el-Gazî, Kalyûbî, Ibn Allân; Ahmed el-Behûtî (el-Mevsû`âtü`l fıkhıye, Kuveyt X/101 -102))


1. Hadis-i şerife soğan ve sarmısak için: "şu iki bitkiden yiyenler mescidimize yaklaşmasın, çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar" buyurulmuştur. (Bu ve benzeri hadisler için bk. Müslim, mesâcid 68-78.)

Sigaranın kokusu soğan ve sarmısaktan daha az rahatsız edici değildir ve üstelik sürekli ve kalıcıdır. Insanlarla devamlı beraber olmak zorunda olan melekler de vardır. Sigara içen insan kısa zamanda ağız kokusunu gideremez. Ağzı kokarken de camiye gelmesi yasaklanmıştır. Bu da onun sürekli camiye gelmemesini gerektirir. Böyle sonuçlara sebep olan birşeyin haram olmaması düşünülemez.



2. Buna bağlı olarak her türlü canlıya ve öncelikle de insana eziyet vermek haramdır. Ayet-i Kerime`de : "Mü`min erkekler ve Mü`min kadınlara haketmedikleri bir şeyle eziyet edenler şüphesiz açık bir buhtan ve günah yüklenmişlerdir" (K. Ahzâb (33) 58 ) buyurulmuştur. "Her eziyet veren ateştedir" denmiştir. Sigara içenler içmeyenler için küçümsenmeyecek bir eziyettir. Özellikle de sigara içen bir es, içmeyen hayat arkadaşı için bitmez tüKerimez bir eziyettir.


3. Eza veren şey aynı zaman da pisliktir. Pis olan bir şeyin hakkı ise haram kılınmaktır. Ayette "habis (murdar) şeylerin haram kılındığı bildirilmiştir. (K. A`râf (7) l57 ) Hz. Peygamber de soğan ve sarmısağa kokularının ağır olmasından ötürü "şu iki habis bitki" diye tabir etmiştir. (Bk. Müslim, Mesacıd 76) Rahatsız edici koku sigarada da fazlasıyla vardır. Öyleyse o da "habis"tir. Habis olan şeyleri ise Allah haram kılmıştır.


4. Sigaranın teneffüs edilen kısmı dumandır, yani ateştir. Oysa bunların yenilmesi ve içilmesi haramdır. Ayette haksız yere yetim malı yiyenlerin karınlarıyle ateş yiyecekleri söylenirken, (K. Nisa (4) 10. ) ateşin bir ceza aracı olduğu anlatılıyor. Bu ise helâl bir nimet olamaz. Keza "Artık semanın açıkça bir duman getireceği günü gözle" (K. Duhân (44) l0.) denirken dumanın (duhân) yine bir ceza ve tenkit aracı olduğu anlatılır. Suçlulara ceza aracı olarak yaratılan şeyler insanlar için nimet olamazlar. Hz. Peygamber`de sıcak yemekten hoşlanmazlar ve "Allah bize ateş yedirmemiştir" derlerdi. (Benzer hadis için bk. el-Hindî, Kenz. VN/109)


5. Sigara hiçbir faydası bulunmayan safi bir israftır. Allah`ın insanların kıyamını (yaşayabilmelerini) sağlaması için bahsettiği "mal`ın (K. Nisâ (4) 5.) ziyanıdır. Bazan çoluk çocuğunun nafakasını kısmaktır. Oysa pekçok ayet ve hadislerle hem israf hem de malı ziyan etmek yasaklanmıştır. (Bk. K. En`âm (6) l41; A`râf (7) 31; Hadis için bk. Buhari, zekât 18; Müslim, Akdiye 14.) yani haram kılınmıştır. Dolayısı ile bu durumda olan sigaranın da haram olması iktiza eder.


6. Sigara abesle iştigaldir. Allah ise insanları boş yere (abesle iştigal için) yaratmadığını bildirmiştir. (K. el-Mü`minûn (23) 115)


7. Sigara "bid`at" tır. Çünkü bid`atın bir göstergesi de, yapıldığında ona karşılık bir sünnetin kaybolmasıdır. Sigara için insanlarda önemli bir sünnet olan ağız temizliği kaybolmaktadır. "Her bid`at ise dalalettir. Her delalet de cehennemdedir". (Müslim, Cum`a 43; Ebu Davud, Sünnet 5.) Cehenneme müncer olan bir şeyin haram olması gerekir.


8. Sigara Islam alemine Hiristiyan ve Yahudilerden geçmiştir ve onların bir uygulamasıdır. Oysa müslümanlar başkalarına benzemekten menedilmişlerdir. Binaenaleyh, sigara bu açıdan da menedilmiş yani haram kılınmış olur.


9. Hepsinden önemlisi, sigara insan için zararlı bir şeydir. "Bütün zararlılar ise haramdır" Gerçekten de bu gün artık sigaranın kimseye yarar sağlamadığı, aksine pek çok zararlarının olduğu tıp uzmanlarınca ortaya konmuştur. (Sigaranın zararları konusunda ISAV`da tertib edilen (26.10.199l ) sempozyuma sunulan tebliğlere ek olarak ayrıca bk. en-Nesîmî, age. I/343 vd.) Zararlılarda aslolan hükmün "haram" olacağında ise Islâm alimleri arasında adeta ittifak vardır. Çünkü "zarar ve zarara mukabıl zarar yoktur. (Mecelle md. l9 )Allah "Kendi kendinizi öldürmeyin" (K. Nisâ (4) 29 ) "Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın" (K.Bakara (2) 195 ) buyurmuştur.


10. Sigara bütün bütün sarhoş etmese dahi bir nevi gevşeme ve uyuşturma tesiri yapmaktadır. Bütün sarhoş ediciler haram olduğu gibi, uyuşturucu ve fütur verici şeyler de haramdır. Ne var ki, sigara içene, sarhoş edicilere verilen ceza verilemez.


11. Hadis-i şerifte "Helâlın da haramın da belli olduğu, aralarında şüpheli şeyler bulunduğu, onlardan sakınanın dinini ve ırzını koruduğu, onlara düşenin ise harama düşecegi..." bildirilmiştir. (Buharî, Iman 39; Müslim, müsâkât 107.) Sigara ise en azından böyle bir durumdadır ve netice itibariyle harama götürür.


12. Sigara konusunda Islâm Halifesinin yasaklaması mevcuttur. şeriate muhalif olmayan konularda veliyyu`1-emrin isdar edeceği buyruklara şer`an uyma zorunluluğu vardır, aksine hareket ise naslarla haram kılınmıştır. Binaenaleyh, sigaranın da haram olması gerekir.


13. Sigara insanı, Allah`ı zikretmekten ve O`na karşı kulluk görevlerini ifa etmekten alıkoyar. Sigara tiryakisi oruca çok zor tahammül eder. Bu yüzden pek çok kişi oruç tutmaz. Itikata hiç cesaret edemez. Allah`ın zikrinden alıkoyan birşey ise batıldır, haramdır.

https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/sigara-icmek-haram-midir






1 Mart 2019 Cuma

Altı Şey


Altı Şey



Allâhü Teâlâ, Mûsâ Aleyhisselâm’a şöyle vahyetti:

“Ben altı şeyi diğer altı şeye bağladım. Fakat insanlar onları başka şeylerde arıyorlar. Böyle yaptıkları müddetçe asla onlara ulaşamayacaklar.


1-Ben râhatı cennete koydum. İnsanlar ise onu dünyada arıyorlar. Asla rahata ulaşamazlar.


2-Ben ilim ve hilmi, açlık ve vatandan uzak olmaya bağladım. İnsanlar ise onları karın tokluğunda ve vatanlarında arıyorlar. Onlara asla ulaşamazlar.


3-Ben izzet ve şerefi, geceyi ibâdetle geçirmeye bağladım. İnsanlar ise onu hükümdarların kapısında arıyorlar. Onu asla bulamazlar.


4-Ben üstünlük ve yüksek dereceleri, tevâzuya bağladım. İnsanlar ise onu kibirlenmekte arıyorlar. Ona asla ulaşamazlar.


5-Ben duânın kabul olmasını, helâl lokmaya bağladım. İnsanlar ise onu boş konuşmakta arıyorlar. Ona asla ulaşamazlar.


6-Ben zenginliği, kanâate bağladım. İnsanlar ise onu mal biriktirmekte arıyorlar. Ona asla ulaşamazlar.”

***********

Bir dosttan gelen mesaj




01.03.2019 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi: BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR


01.03.2019 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi: BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR



Muhterem Müslümanlar!

Rahmet ve mağfiret iklimi olan üç ayların eşiğindeyiz. Bizleri bu mübarek günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senâlar olsun. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimize salât ve selam olsun. 

Recep, Şaban ve Ramazan’ı içinde barındıran üç aylar, Regâib gecesiyle başlar. Miraç ve Berat gecesiyle devam eder. Bin aydan daha hayırlı Kadir gecesiyle zirveye ulaşır. Birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, ülfet ve muhabbetimizi artıran Ramazan bayramıyla taçlanır. Üç aylar, hasretle yolunu gözlediğimiz, gönül hanemize konuk ettiğimiz kutlu misafirimizdir. Allah Resûlü (s.a.s), üç ayları karşılarken şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.”1


Kıymetli Müminler!

Üç aylar, ilâhî rahmetin oluk oluk aktığı, manevi huzur ve sükûnun gönüllere indiği kıymetli bir zaman dilimidir. Bizler bu mübarek vakitlerde ömrümüzün muhasebesini yapar, yaratılış gayemizi yeniden idrak ederiz. Kulluk ve ibadete, hayır ve hasenata, iyilik ve güzelliklere her zamankinden daha fazla yönelir, gönül dünyamızı imar ederiz. Hayatın karmaşası içinde ihmal ettiğimiz görev ve sorumluluklarımızı hatırlarız. 


Değerli Müslümanlar!

Önümüzdeki hafta Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece feyz ve bereketle dolu Regâib gecesidir. Regâib, özlenen, rağbet edilen ve değer verilen demektir. Regâib gecesi, üç ayların müjdecisi, Kur’an ayı Ramazan’ın habercisidir. Bu gece,  akıp giden hayatımızda asıl kazancın, Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize hatırlatır. 
 

Muhterem Müminler!

Yüce Rabbimiz, hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Evet,  Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizin tamamından haberdardır.”2

Bu ilâhî hitaba uygun olarak her mümin, rahmet ve mağfiretle dolu üç aylarda daha fazla iyilik yapmaya vesile aramalıdır. İyiliğin yolları pek çoktur.  Bazen yolunu şaşıran birine yol göstermektir iyilik.  Bazen insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Bazen de ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak, onlara infakta bulunmaktır. İnfak ise sadece parayla yapılan bir iyilik değildir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Her iyilik sadakadır”3 buyurarak nice infak çeşidine işaret etmiştir.

Şifa bekleyen bir hastanın derdine derman, hastalığına çare olmak da bir infaktır. Dünyevî hiçbir karşılık beklemeden, hastalarımıza umut ışığı olmak, organ, ilik ve kök hücre bağışında bulunmak ne asil bir davranıştır! Şüphesiz dinî ve insanî sorumluluğumuzun gereği olan böylesi davranışlar bereket ve mağfiret iklimi olan üç aylarda Rabbimizin rızasını bize kazandıracak en önemli amellerdendir. Nitekim Cenâbı Hak, Kur’an-ı Kerim’de “Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur”4 buyurur.


Muhterem Müslümanlar!

Üç aylar, müminlere açılmış bir fırsat kapısıdır. Bu gün ve geceleri Rabbimizin rızasını kazanmak için vesile kılalım. Ancak kulluğumuz yalnızca bu gün ve gecelerle sınırlı kalmasın. Hayatımız boyunca rağbetimiz daima Yüce Mevlâ’ya olsun.  Bu vesile ile necip milletimizin ve bütün İslam âleminin Regâib Kandili’ni tebrik ediyorum. Üç ayların rahmet, mağfiret ve bereket ikliminin insanlığın hidayetine, barış ve huzuruna vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.                                                          
 

1 Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259. 
2 Haşr, 59/18.
3 Buhârî, Edeb, 33.
4 Mâide, 5/32.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü



http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/Sayfalar/HutbelerListesi.aspx



Efkan VURAL - Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 27


Efkan VURAL - Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 27

SEMİ
 
Allah’ın isimlerinden biri de es-Semi’dir.
 
Semi sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” mânalarındaki sem‘ kökünden türeyen semî‘ “işiten” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Allah’ın işitmesi kulak gibi bir organa veya araca bağlı değildir.
 
es-Semî’, kâinattaki her sesi; içte saklansın yahut açıkça söylensin duyan, gizliyi, fısıltıyı bile işiten demektir.
 
Semî işiten, işitme kuvvetine sâhip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve bir araca bağlı olmaksızın işitir. Herşeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden demektir.
 
Allah’a nisbet edilen sâmi‘nin üç mânası vardır: Birincisi Allah’ın zâtıyla kāim işiticilik olup işitilecek şeylerin kendisine gizli kalmadığı zâtın ezelî sıfatını teşkil eder; Bu ilâhî isim veya sıfat karşısında gizli ile âşikâr, konuşma hali ile sükût hali eşittir, çünkü Allah’ın işitmesi kulak vb. vasıtalara bağlı değildir. Semîin ikinci anlamı “işittiren” demektir. Üçüncü anlamı “dilek ve niyazları kabul eden” şeklindedir.
 
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
 
(O şöyle) dedi: “Benim Rabbim, semadaki ve yerdeki sözü bilir. Ve O, (en iyi) işiten, (en iyi) bilendir.”(Enbiya suresi,4.ayet)
 
“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf suresi,16.ayet)
 
“Sözü açıkça söylesen de söylemesen de bil ki O, gizliyi de, daha gizlisini de bilir.”(Taha suresi,7.ayet)
 
“...Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.”(Bakara suresi,181.ayet)
 
“Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.” (Zuhrûf Suresi 80. Ayet)
 
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 
 (Devam edecek)
 
Efkan VURAL
 
 
 
 
 
 

HAYIRLI İŞLERE MANİ OLAN BAHANELER

HAYIRLI İŞLERE MANİ OLAN BAHANELER


 0

Yapılacak her hayırlı işin başı öncelikle halis ve iyi niyettir. Temiz ve salih bir niyetle çıkılan yolda elbet kolaylık ve rahmet vardır. Peki bizlere engel olan, hayırlı işlere mani olan o bahaneler neler? Nasıl yenebiliriz?
Tasadduk kıssasının bir nüktesi de, bahaneleri bertaraf etmektir. Hayırlı bir iş yapmaya niyet etmeyen kişi, birçok mazeret bulur.
Tasadduk etmesi gereken kişi;
“Herkes zengin, şimdi fakir mi kaldı. Allah versin. Herkes gibi çalışsın o da kazansın!” der! Türlü bahaneler uydurur.
Talebe okutması gereken kişi;
“Şimdi vefâlı talebe mi kaldı?” der, ümitsizliğe kapılır, bedbin bir şekilde hizmetten geri kalır.
Emr-i bi’l-mârufta bulunması gereken kişi;
“Bu zamanda kim dinler ki?!.” der, köşesine çekilir.
Bu kıssa, böylelerine;
“Sen azmet ve gerçekleştir! Bahanelere sığınma! Niyetinin samimiyeti, amelini isabet ettirecektir!” mesajını vermektedir. Necip Fazıl bu mânâyı şiirin diliyle şöyle ifade eder:
Tohum saç! Bitmezse toprak utansın!Hedefe varmayan mızrak utansın!Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Nitekim;
Asr-ı saâdette de Peygamber Efendimiz, bin bir meşakkat ve zorluk karşısında ümitsizliğe düşmemiş, sabır ve azimle gayret ederek muvaffak olmuştur.
Mekke devrinde büyük zulümler karşısında altı senede ancak 40 kişi müslüman oldu. Fakat müslümanların azmi devam etti. Bu azimle hicrette takrîben 90 aile hicret etti. Medine’deki ilk nüfus sayımında 1.500 kişi tespit edildi. Bu gayretler neticesinde İslâm öyle yayıldı ki, vedâ haccına 120.000 kişi iştirâk etti. Gelemeyenler de hesaba katılırsa, müslümanların sayısı 150.000’e vardı. Demek ki on yıl içinde Medine’ye gelen 1 kişi, 100 kişi oldu.
Tevfik Allah’tandır. Bereketi verecek Cenâb-ı Hak’tır. Müslüman dâimâ nikbindir, ümitvardır. Asla bedbin ve ümitsiz değildir. Çünkü o dâimâ bilir ki gücü verecek Cenâb-ı Hak’tır.
Unutmamalıdır ki;
Gayretlerimizde ihlâs ve takvâmız arttıkça, Cenâb-ı Hak da yardımını artırmaktadır.
Ümitsizlik, insanın uhrevî yolculuğunda yolunu kesen bir belâdır. Bu sebeple Mevlânâ Hazretleri şöyle îkāz eder:
“Ey azîz varlık! Sen kendinin hakir yahut zayıf olmasına değil de, kendi himmetine, kendi gayretine bak!
Sen ne hâlde olursan ol; istekten vazgeçme ey susamış, dudakları kurumuş kişi, durmadan su ara!
Susuzluktan kurumuş olan o dudak, sahibinin çeşme başına erişeceğine şahitlik eder.
«Dudakların kurumuş olması, bu ızdırap, bu çırpınma; seni bize ulaştıracaktır.» diye suyun gönderdiği müjdeli bir haberdir.
Bu arayış, mübârek ve kutlu bir harekettir. Bu candan isteyiş, Allah yolundaki bütün engelleri kırar döker.
Bu isteyiş, isteklerinin anahtarıdır; senin ordundur, sancakların ve zaferlerindir.
Bu isteyiş, sabaha karşı horozun; «Sabah oluyor.» diye ötmesine benzer.
Âletin yoksa, yani Hakk’a yaklaşmak için iyi işlerin, ibâdetin yoksa da, ümitsizliğe kapılma, yine de istekte bulun! Allah yolunda ibâdete ihtiyaç yoktur; yalvarış, yakarış ibâdete yol açar.
Evlâdım; her kimi Allah talibi (=Allâh’ı isteyen) görürsen, onun dostu ol, onun önünde hürmet ile eğil!
Allâh’ı isteyenlerin, Allah dostu olanların komşusu olursan, sen de Hakk’ı isteyenlerden olursun, onların sayesinde sen de nefis savaşını kazanırsın.”
Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi, sâlih bir insan olma yolundaki gönüldeki arzu ve niyet, makbul sâlih amellerin anahtarıdır.
Öyle ki;
Bir rivâyette;
“Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.” buyurulmaktadır. (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 194).
Kaynak: Yüzakı Dergisi, Yıl: 2018 Ay: Ağustos, Sayı: 162

http://www.islamveihsan.com/hayirli-islere-mani-olan-bahaneler.html