Asıl zenginlik
"@ugurakkafa:
Belki evinde hiç bir şeyin yok Dünyada FAKİRSİN...
Ama olsun, SECCADEN var ya Ahirette ZENGİNSİN !..
http://t.co/sGSKs2DV93"
3 Aralık 2014 Çarşamba
Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..
Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..
Mecnun'a sordular Leyla nice oldu?
Leyla gitti, adı dillerde kaldı;
Benim gönlüm şimdi bir Leyla buldu,...
Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..
Şu ben yalvarırken, sen naz ederdin,
Şem'ayı gösterip pervaz ederdin,
Cefayı çok, vefayı az ederdin,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Bugün Mevla gören Leyla'ya bakmaz,
Ulu a'la gören ednaya bakmaz,
Aya nazar eden yıldıza bakmaz,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun arzulayıp Kabe'ye vardı,
Halka yapışıp zarilik kıldı,
Mecnun Leyla derken Mevla'yı buldu,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun'u beslerdi kullar, tayalar,
Mecnun'un başında kuşlar yuvalar,
Mekanımız oldu dağlar, ovalar,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun oldum dağ başında gezerim,
Mevla ile oldu benim pazarım,
Var Leyla ki bu sevdadan bezerim,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,
Ulu kuşlar yuva yaptı başıma,
Ben Mevla'yı görür oldum düşümde,
Var git Leyla durma benim karşımda,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,
Gel YUNUS bu sırlardan açılma,
Hakkın lütfu görüp, gayre saçılma,
İnayet Hak olan yerden kaçınma,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum.
Yunus Emre
Bu şiirin 2 dk lık bestelenmiş ilahisi:
http://www.youtube.com/watch?v=MqDTLcadjFQ
Mecnun'a sordular Leyla nice oldu?
Leyla gitti, adı dillerde kaldı;
Benim gönlüm şimdi bir Leyla buldu,...
Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..
Şu ben yalvarırken, sen naz ederdin,
Şem'ayı gösterip pervaz ederdin,
Cefayı çok, vefayı az ederdin,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Bugün Mevla gören Leyla'ya bakmaz,
Ulu a'la gören ednaya bakmaz,
Aya nazar eden yıldıza bakmaz,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun arzulayıp Kabe'ye vardı,
Halka yapışıp zarilik kıldı,
Mecnun Leyla derken Mevla'yı buldu,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun'u beslerdi kullar, tayalar,
Mecnun'un başında kuşlar yuvalar,
Mekanımız oldu dağlar, ovalar,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..
Mecnun oldum dağ başında gezerim,
Mevla ile oldu benim pazarım,
Var Leyla ki bu sevdadan bezerim,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,
Ulu kuşlar yuva yaptı başıma,
Ben Mevla'yı görür oldum düşümde,
Var git Leyla durma benim karşımda,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,
Gel YUNUS bu sırlardan açılma,
Hakkın lütfu görüp, gayre saçılma,
İnayet Hak olan yerden kaçınma,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum.
Yunus Emre
Bu şiirin 2 dk lık bestelenmiş ilahisi:
http://www.youtube.com/watch?v=MqDTLcadjFQ
Ahmed Şahin - Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!
Ahmed Şahin - Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!
Evde aile bireyleri arasında öfkeye sebep olacak davranışlardan da, bu davranışlara karşı duyulacak su-i zanlı öfkelerden de kaçınmak gerek. Çünkü hayatımızı içinde yaşayacağımız yuvanın huzuru ve selameti için böyle bir dikkat ve tedbire ihtiyaç olduğu kesindir.
Bundan dolayı ayet-i kerimede, kesin bilinmeyen konularda öfkelenerek su-i zanla bakış yasaklanmış:
- “Ey iman edenler!” diye hitap edilen müminlere, aile içinde su-i zanlı bakıştan kaçınmaları konusunda açık ve net uyarılarda bulunulmuştur.
Aslında öfkeli ve su-i zanlı bakış, hayatın her yerinde mahzurlu ise de aile içinde daha zararlı ve daha da korkunç yıkımlara sebep olmaktadır.
Örnek olarak arz edeceğimiz Haccac’ın kız kardeşi Zeynep’in yuvasının yıkılması da, kocası Mugire’nin su-i zanla bakışı sonunda verdiği öfkeli kararıyla oluştuğuna dikkat çekilmektedir.
Ailelerin ibretle okuyacakları bu ‘öfkeli karar’ olayı şöyle cereyan eder.
Haccac’ın kız kardeşi Zeynep, Basralı Mugire ile evlidir. Mugire, aile içinde çevresine hep öfke ve su-i zanla bakan aceleci bir adamdır.
Buna mukabil hanımı Zeynep de, beyinin bu öfkeli ve su-i zanlı bakışını hiç de önemsemeyen rahat bir hanımdır.
Zaten bazı sıkıntılar da, aile içinde birbirlerinin özelliklerini dikkate almayan bey ile hanım uyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır.
Nitekim bir sabah erkenden kalkan Zeynep, abdest almadan önce dişleri arasına akşamdan sıkışmış misvak parçalarını çıkarmaya uğraşırken beyi Mugire bakar ki, sabahın erken saatinde Zeynep ağız temizlemektedir.
Sorup incelemeye gerek duymadan su-i zancı bir bakışla peşin kararını hemen verir:
- Zeynep’in sabahın erken saatinde ağız temizlemesi, akşam yediği yemeğin kiriyle yattığının delilidir. Böyle sabaha kadar ağız kiriyle yatan kadınla birlikte yaşamam mümkün olmaz artık. Baba evine göndermeliyim, ağız kiriyle yatan bu kadını!
Çevresine hep böyle su-i zanla bakan Mugire’nin verdiği bu öfkeli karar hemen uygulanır.
Baba evine gönderilen Zeynep’e sitemli sorular orada da sorulur:
- Keşke sen de akşam yemekten sonra ağzını yıkasaydın da sabaha kadar kirli ağızla yatıp da sabah ağız temizlerken yakalanmasaydın kocan Mugire’ye?
Zeynep, nasıl cevap verir bu peşin hükümlü sorulara bakın:
- Benim sabah erkenden ağız temizler gibi görünüşüm, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkamayıp da sabaha kadar kirli ağızla yatışımdan değildir! Tam aksine, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkarken dişlerimi de misvakla temizlemiştim. Bu sırada diş etlerimin arasına sıkışan misvak parçaları sabaha kadar beni rahatsız ettiğinden sabah erkenden diş etlerime saplanan misvak parçalarını çıkarmaya mecbur kaldım! Yani sabah ben ağız yıkamıyor, akşam ağız yıkarken dişlerimin arasına sıkışan misvak tellerini çıkarıyordum!..
Demek ki öfke ile verilen boşama kararının gerekçesi olan kirli ağızla bekleme olayı yoktur Zeynep’te!.. Şimdi ne olacak öyle ise? Peşin bir hükümle ağzını yıkamayan kirli hanım iddiasıyla baba evine gönderme sonunda aileler arasında kalpler kırılmış, gönüller yıkılmış, sevgi saygı yok edilmiş!..
Hatta öfke ile verilen karardan Mugire de bin pişman, Zeynep de...
Ne var ki bu sıralarda söylenen ileri geri sözlerle ipler tümüyle kopmuş, yuva tamir edilemez şekilde tahribe maruz bırakılmıştır. Bundan sonra ömür boyu pişmanlık ve üzüntü söz konusudur öfkeli karar veren su-i zancı beyle, ona zemin hazırlamış olan hanımı Zeynep ve aile çevresinde. Çık öfkeli kararın içinden çıkabilirsen. Biz de çıkamıyor, olayın yorumunu size bırakarak ayetle başlayan uyarı cümlemizle bitiriyoruz konuyu:
- Fatebiru ya ülil ebsar!.. İbret alın ey basiret sahibi aileler!.. a.sahin@zaman.com.tr
Ahmed Şahin AİLE-SAĞLIK
Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!
Evde aile bireyleri arasında öfkeye sebep olacak davranışlardan da, bu davranışlara karşı duyulacak su-i zanlı öfkelerden de kaçınmak gerek. Çünkü hayatımızı içinde yaşayacağımız yuvanın huzuru ve selameti için böyle bir dikkat ve tedbire ihtiyaç olduğu kesindir.
Bundan dolayı ayet-i kerimede, kesin bilinmeyen konularda öfkelenerek su-i zanla bakış yasaklanmış:
- “Ey iman edenler!” diye hitap edilen müminlere, aile içinde su-i zanlı bakıştan kaçınmaları konusunda açık ve net uyarılarda bulunulmuştur.
Aslında öfkeli ve su-i zanlı bakış, hayatın her yerinde mahzurlu ise de aile içinde daha zararlı ve daha da korkunç yıkımlara sebep olmaktadır.
Örnek olarak arz edeceğimiz Haccac’ın kız kardeşi Zeynep’in yuvasının yıkılması da, kocası Mugire’nin su-i zanla bakışı sonunda verdiği öfkeli kararıyla oluştuğuna dikkat çekilmektedir.
Ailelerin ibretle okuyacakları bu ‘öfkeli karar’ olayı şöyle cereyan eder.
Haccac’ın kız kardeşi Zeynep, Basralı Mugire ile evlidir. Mugire, aile içinde çevresine hep öfke ve su-i zanla bakan aceleci bir adamdır.
Buna mukabil hanımı Zeynep de, beyinin bu öfkeli ve su-i zanlı bakışını hiç de önemsemeyen rahat bir hanımdır.
Zaten bazı sıkıntılar da, aile içinde birbirlerinin özelliklerini dikkate almayan bey ile hanım uyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır.
Nitekim bir sabah erkenden kalkan Zeynep, abdest almadan önce dişleri arasına akşamdan sıkışmış misvak parçalarını çıkarmaya uğraşırken beyi Mugire bakar ki, sabahın erken saatinde Zeynep ağız temizlemektedir.
Sorup incelemeye gerek duymadan su-i zancı bir bakışla peşin kararını hemen verir:
- Zeynep’in sabahın erken saatinde ağız temizlemesi, akşam yediği yemeğin kiriyle yattığının delilidir. Böyle sabaha kadar ağız kiriyle yatan kadınla birlikte yaşamam mümkün olmaz artık. Baba evine göndermeliyim, ağız kiriyle yatan bu kadını!
Çevresine hep böyle su-i zanla bakan Mugire’nin verdiği bu öfkeli karar hemen uygulanır.
Baba evine gönderilen Zeynep’e sitemli sorular orada da sorulur:
- Keşke sen de akşam yemekten sonra ağzını yıkasaydın da sabaha kadar kirli ağızla yatıp da sabah ağız temizlerken yakalanmasaydın kocan Mugire’ye?
Zeynep, nasıl cevap verir bu peşin hükümlü sorulara bakın:
- Benim sabah erkenden ağız temizler gibi görünüşüm, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkamayıp da sabaha kadar kirli ağızla yatışımdan değildir! Tam aksine, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkarken dişlerimi de misvakla temizlemiştim. Bu sırada diş etlerimin arasına sıkışan misvak parçaları sabaha kadar beni rahatsız ettiğinden sabah erkenden diş etlerime saplanan misvak parçalarını çıkarmaya mecbur kaldım! Yani sabah ben ağız yıkamıyor, akşam ağız yıkarken dişlerimin arasına sıkışan misvak tellerini çıkarıyordum!..
Demek ki öfke ile verilen boşama kararının gerekçesi olan kirli ağızla bekleme olayı yoktur Zeynep’te!.. Şimdi ne olacak öyle ise? Peşin bir hükümle ağzını yıkamayan kirli hanım iddiasıyla baba evine gönderme sonunda aileler arasında kalpler kırılmış, gönüller yıkılmış, sevgi saygı yok edilmiş!..
Hatta öfke ile verilen karardan Mugire de bin pişman, Zeynep de...
Ne var ki bu sıralarda söylenen ileri geri sözlerle ipler tümüyle kopmuş, yuva tamir edilemez şekilde tahribe maruz bırakılmıştır. Bundan sonra ömür boyu pişmanlık ve üzüntü söz konusudur öfkeli karar veren su-i zancı beyle, ona zemin hazırlamış olan hanımı Zeynep ve aile çevresinde. Çık öfkeli kararın içinden çıkabilirsen. Biz de çıkamıyor, olayın yorumunu size bırakarak ayetle başlayan uyarı cümlemizle bitiriyoruz konuyu:
- Fatebiru ya ülil ebsar!.. İbret alın ey basiret sahibi aileler!.. a.sahin@zaman.com.tr
2 Aralık 2014 Salı
Haftanın Hikayesi: Hz Ali'yi SEVENİN Hz Muaviye'yi de sevmesi gerek
Haftanın Hikayesi: Hz Ali'yi SEVENİN Hz Muaviye'yi de sevmesi gerek
İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra onun “Mektubat” kitabını okuyan genç bir seyyid şunları anlatmıştır:
Hz.Ali’ye karşı savaşan sahabileri, bilhassa Hz. Muaviye’yi hiç sevmezdim. Bir gece İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını okuyordum. Okuduğum yerde “Hz. Muaviye’ye buğzetmek ve onu kötülemek, Hz.Ebubekir ve Hz. Ömer’e buğzedip kötülemek gibidir. Ona söven kimseye, bunlara söven kişiye verilen cezayı vermek gerekir.” diye yazıyordu.
Bunu okuyunca canım sıkıldı, isabetsiz şeyler yazmış diye Mektubat’ı yere atıverdim. Sonra yatağıma uzanıp uyudum. Rüyamda İmam-ı Rabbanî kızgın bir halde yanıma geldi, iki eliyle kulaklarımı çekerek dedi ki: “Be cahil çocuk! Sen bizim yazdığımızı beğenmiyor ve kitabımızı yere fırlatıyorsun. Benim yazımı okuyunca şaşırdın ve inanmadın öyle mi? Ama gel, seni bir zata götüreyim de gör!”
Beni çekerek bir bahçenin kapısına götürdü. Kendisi uzaktaki bir bölüme doğru yürüdü. Orada nur yüzlü bir zatın oturduğunu gördüm. Saygı ile o zatı selamladı, önünde diz çökerek oturdu. Ona bir şeyler söylüyor, beni gösteriyordu. Bakışlarından benden bahsedildiği anlaşılıyordu. Biraz sonra İmam-ı Rabbanî kalktı, beni çağırdı: “Bu oturan zat Hz. Ali’dir, iyi dinle, bak neler söylüyor.” dedi.
Yanlarına gidip selam verdim. Hz. Ali r.a: “Sakın ha sakın! Rasulullah Aleyhisselam’ın ashabına karşı kalbinde soğukluk ve dargınlık bulundurma! O kişilerden hiçbirini asla kötüleme. Aramızda görülen anlaşmazlık ve muharebelerin, hangi iyi niyetlerle ortaya çıktığını biz ve sahabi kardeşlerimiz iyi biliriz” dedi.
İmam-ı Rabbanî’ye bakarak: “Bunun gönlü daha temizlenmedi. Suratına bir tokat indir!” dedi. Şeyh hazretleri, yüzüme şiddetli bir tokat vurdu. Tokadı yiyince kendi kendime dedim ki:
-“Ben bu zatı sevdiğim için ötekilere düşmanlık etmişim. Hâlbuki kendisi bundan çok incinmektedir. Bu halden vazgeçmeliyim.”
Ardından kalbimi yokladım, gönlüm düşmanlık ve kırgınlıktan temizlenmişti. O halimle uyandım, şimdi de öyleyim.
İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra onun “Mektubat” kitabını okuyan genç bir seyyid şunları anlatmıştır:
Hz.Ali’ye karşı savaşan sahabileri, bilhassa Hz. Muaviye’yi hiç sevmezdim. Bir gece İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını okuyordum. Okuduğum yerde “Hz. Muaviye’ye buğzetmek ve onu kötülemek, Hz.Ebubekir ve Hz. Ömer’e buğzedip kötülemek gibidir. Ona söven kimseye, bunlara söven kişiye verilen cezayı vermek gerekir.” diye yazıyordu.
Bunu okuyunca canım sıkıldı, isabetsiz şeyler yazmış diye Mektubat’ı yere atıverdim. Sonra yatağıma uzanıp uyudum. Rüyamda İmam-ı Rabbanî kızgın bir halde yanıma geldi, iki eliyle kulaklarımı çekerek dedi ki: “Be cahil çocuk! Sen bizim yazdığımızı beğenmiyor ve kitabımızı yere fırlatıyorsun. Benim yazımı okuyunca şaşırdın ve inanmadın öyle mi? Ama gel, seni bir zata götüreyim de gör!”
Beni çekerek bir bahçenin kapısına götürdü. Kendisi uzaktaki bir bölüme doğru yürüdü. Orada nur yüzlü bir zatın oturduğunu gördüm. Saygı ile o zatı selamladı, önünde diz çökerek oturdu. Ona bir şeyler söylüyor, beni gösteriyordu. Bakışlarından benden bahsedildiği anlaşılıyordu. Biraz sonra İmam-ı Rabbanî kalktı, beni çağırdı: “Bu oturan zat Hz. Ali’dir, iyi dinle, bak neler söylüyor.” dedi.
Yanlarına gidip selam verdim. Hz. Ali r.a: “Sakın ha sakın! Rasulullah Aleyhisselam’ın ashabına karşı kalbinde soğukluk ve dargınlık bulundurma! O kişilerden hiçbirini asla kötüleme. Aramızda görülen anlaşmazlık ve muharebelerin, hangi iyi niyetlerle ortaya çıktığını biz ve sahabi kardeşlerimiz iyi biliriz” dedi.
İmam-ı Rabbanî’ye bakarak: “Bunun gönlü daha temizlenmedi. Suratına bir tokat indir!” dedi. Şeyh hazretleri, yüzüme şiddetli bir tokat vurdu. Tokadı yiyince kendi kendime dedim ki:
-“Ben bu zatı sevdiğim için ötekilere düşmanlık etmişim. Hâlbuki kendisi bundan çok incinmektedir. Bu halden vazgeçmeliyim.”
Ardından kalbimi yokladım, gönlüm düşmanlık ve kırgınlıktan temizlenmişti. O halimle uyandım, şimdi de öyleyim.
Güzel bir söz
Güzel bir söz
" Bir kimsenin kalbine Allah korkusu yerleşti mi, dilinde işe yaramaz bir söz bulunmaz.
Bu korku dünyâ sevgisini ve arzusunu yakar, dünyaya rağbet etme hâlini gönülden dışarı atar. "
*** Fudayl bin iyaz hz. ***
" Bir kimsenin kalbine Allah korkusu yerleşti mi, dilinde işe yaramaz bir söz bulunmaz.
Bu korku dünyâ sevgisini ve arzusunu yakar, dünyaya rağbet etme hâlini gönülden dışarı atar. "
*** Fudayl bin iyaz hz. ***
Düşündüren 1 tweet
Düşündüren 1 tweet
Ahirette kazandığımız her kuruşun hesabını vereceğiz. Ölmeden hayır yolunda harcayalım. Yoksa malımızı mirasçılar yer, hesabı biz veririz.
Ahirette kazandığımız her kuruşun hesabını vereceğiz. Ölmeden hayır yolunda harcayalım. Yoksa malımızı mirasçılar yer, hesabı biz veririz.
Ahmed Şahin - Yolda düşenin hayırlısı, kalkıp yoluna devam edendir!..
Ahmed Şahin - Yolda düşenin hayırlısı, kalkıp yoluna devam edendir!..
Evet, insanın hayırlısı, ayağı kayıp çukura düşünce ümidini yitirip de düştüğü çukurda kalan değildir. Tam aksine, bismillah deyip düştüğü yerden kalkarak kıble istikametli yoluna tekrar devam edendir hayırlı insan!
Demek ki tehlike, düşmekte değil, düşüp de kalkarak yoluna devam etme azim ve aşkını kaybetmektedir.
- Ben dengemi kaybedip düştüm, ayağa kalkmam da artık imkânsız, hatta benden istikametli adam da olmaz bundan böyle.. diye vesveseye kapılarak, hedefine doğru yürüme sadakat ve sebatını yitirmektedir tehlike...
Nitekim böylesine sürçmelerden sonra kapıldığı vesvesenin etkisinde kalarak istikametli yoluna devam etme azim ve aşkını kaybedenler de görülmektedir bu imtihan dünyasında.
Ancak Allah Resulü (sas) Efendimiz, sürçerek günah çukuruna düşenlerin tekrar dengelerini bulup İslami istikametlerine devam etmeleri için yaptığı uyarısında şöyle buyuruyor:
- İnsanlar mutlaka hata yaparlar. Yani sürçüp düşebilirler. Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır!..
- Kimdir hata yapanların hayırlısı ya Resulallah? diye soranlara da şöyle açıklama yapıyor:
- Hata yapanların hayırlısı, tövbe ederek İslami istikametine aynı azim ve aşkla devam edenlerdir!
Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu hata da ümidin kesilmesini gerektirmez. Çünkü hatasından pişmanlık duyup da dinî hayat ve İslamî hizmetlerine yine devam edenler, Efendimiz’in (sas) beyanıyla ‘hata yapanların hayırlısından’ sayılırlar!.. Yeter ki, hatadan sonra ciddi şekilde üzüntü duyup pişmanlık hissetsin. Düştüğü yerde, benden adam olmaz artık, demeden kalkıp dini hayatına ve İslami hizmetine aynı azim ve aşkla devam etsin!..
Bu konularda bize ümit ve şevk veren Hz. Ali Efendimiz’in uyarıları da son derece önemlidir.
Kendini çok günahkâr bilen bir adam Hazreti Ali Efendimiz’e gelir:
- Ben yaptığım hatalarla mahvoldum, ne olacak benim halim? diye sızlanır.
İmam-ı Ali Efendimiz de:
- Mahvolacak zamana daha gelmedik, tövbe kapısı henüz kapanmadı, sen tövbe ederek yoluna devam et, der. Ümitsiz adam:
- Benim hatam öylesine büyük ki, tövbe ile affa uğrayacak gibi değildir, der. İmam-ı Ali Efendimiz de:
- Hiç düşündün mü, senin hatan mı büyük, yoksa Rabb’imizin affı, mağfireti mi? diye düşündürecek bir soru sorar.
Adam duraklar, düşünür: ‘Elbette Rabb’imin affı, mağfireti büyüktür’ der.
- Öyle ise der, affı, mağfireti senin günahından büyük olan Rabb’imizin affından ümidini kesme de tövbe edip kıble istikametli yoluna devam et! Senin yapacağın iş, tövbe ederek istikametli yoluna devam etmektir, diye ekler.
Adam bu defa da: ‘Ne zamana kadar bu tövbe?’ diye sorunca kesin cevap şöyle gelir:
- Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar tövbe!..
Demek ki, bazen sürçüp düşmek insanlığımızın icabıdır. Ancak düştüğü yerde ümitsizliğe kapılıp kalmak insanlığın icabı değil, şeytanın telkin ettiği ümitsizliğin gereğidir. Çünkü şeytan da sürçüp düştüğü çukurda ümitsizliğe kapılıp kalmayı tercih etti. Rabb’imin rahmeti benim günahımdan büyüktür? deyip de ümitle yoluna devam etmeye yönelmedi, böylece düştüğü çukurda kalmaya layık oldu.
Ama Adem babamız: ‘Rabb’imin rahmeti kulunun hata ve kusurundan çok büyüktür’ deyip ümidini kesmeden istikametli yoluna devam etti, sonunda da ilk peygamberlik makamına çıkmaya Rabb’imiz onu layık gördü...
Bu temel bilgilerden sonra sorumuzu şöyle sorabilir miyiz?
- Şimdi nasılsınız? İnsanlığınız icabı olan sürçme ve düşmelerden sonra hemen kalkıp kıble istikametli yolunuza devam etme azim ve aşkınızı koruyor musunuz? Yoksa ‘benden adam olmaz’ vesvesesinin etkisi sürüyor mu hâlâ? Unutmayın, vesvesede hayır olsaydı şeytanı çıkarırdı düştüğü çukurdan.
Bu önemli bilgileri hatırlatmak bizden, İslami istikametli yolumuza devam etme azim ve aşkı da hepimizden olsun inşallah!..
Ahmed Şahin AİLE-SAĞLIK
Yolda düşenin hayırlısı, kalkıp yoluna devam edendir!..
Evet, insanın hayırlısı, ayağı kayıp çukura düşünce ümidini yitirip de düştüğü çukurda kalan değildir. Tam aksine, bismillah deyip düştüğü yerden kalkarak kıble istikametli yoluna tekrar devam edendir hayırlı insan!
Demek ki tehlike, düşmekte değil, düşüp de kalkarak yoluna devam etme azim ve aşkını kaybetmektedir.
- Ben dengemi kaybedip düştüm, ayağa kalkmam da artık imkânsız, hatta benden istikametli adam da olmaz bundan böyle.. diye vesveseye kapılarak, hedefine doğru yürüme sadakat ve sebatını yitirmektedir tehlike...
Nitekim böylesine sürçmelerden sonra kapıldığı vesvesenin etkisinde kalarak istikametli yoluna devam etme azim ve aşkını kaybedenler de görülmektedir bu imtihan dünyasında.
Ancak Allah Resulü (sas) Efendimiz, sürçerek günah çukuruna düşenlerin tekrar dengelerini bulup İslami istikametlerine devam etmeleri için yaptığı uyarısında şöyle buyuruyor:
- İnsanlar mutlaka hata yaparlar. Yani sürçüp düşebilirler. Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır!..
- Kimdir hata yapanların hayırlısı ya Resulallah? diye soranlara da şöyle açıklama yapıyor:
- Hata yapanların hayırlısı, tövbe ederek İslami istikametine aynı azim ve aşkla devam edenlerdir!
Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu hata da ümidin kesilmesini gerektirmez. Çünkü hatasından pişmanlık duyup da dinî hayat ve İslamî hizmetlerine yine devam edenler, Efendimiz’in (sas) beyanıyla ‘hata yapanların hayırlısından’ sayılırlar!.. Yeter ki, hatadan sonra ciddi şekilde üzüntü duyup pişmanlık hissetsin. Düştüğü yerde, benden adam olmaz artık, demeden kalkıp dini hayatına ve İslami hizmetine aynı azim ve aşkla devam etsin!..
Bu konularda bize ümit ve şevk veren Hz. Ali Efendimiz’in uyarıları da son derece önemlidir.
Kendini çok günahkâr bilen bir adam Hazreti Ali Efendimiz’e gelir:
- Ben yaptığım hatalarla mahvoldum, ne olacak benim halim? diye sızlanır.
İmam-ı Ali Efendimiz de:
- Mahvolacak zamana daha gelmedik, tövbe kapısı henüz kapanmadı, sen tövbe ederek yoluna devam et, der. Ümitsiz adam:
- Benim hatam öylesine büyük ki, tövbe ile affa uğrayacak gibi değildir, der. İmam-ı Ali Efendimiz de:
- Hiç düşündün mü, senin hatan mı büyük, yoksa Rabb’imizin affı, mağfireti mi? diye düşündürecek bir soru sorar.
Adam duraklar, düşünür: ‘Elbette Rabb’imin affı, mağfireti büyüktür’ der.
- Öyle ise der, affı, mağfireti senin günahından büyük olan Rabb’imizin affından ümidini kesme de tövbe edip kıble istikametli yoluna devam et! Senin yapacağın iş, tövbe ederek istikametli yoluna devam etmektir, diye ekler.
Adam bu defa da: ‘Ne zamana kadar bu tövbe?’ diye sorunca kesin cevap şöyle gelir:
- Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar tövbe!..
Demek ki, bazen sürçüp düşmek insanlığımızın icabıdır. Ancak düştüğü yerde ümitsizliğe kapılıp kalmak insanlığın icabı değil, şeytanın telkin ettiği ümitsizliğin gereğidir. Çünkü şeytan da sürçüp düştüğü çukurda ümitsizliğe kapılıp kalmayı tercih etti. Rabb’imin rahmeti benim günahımdan büyüktür? deyip de ümitle yoluna devam etmeye yönelmedi, böylece düştüğü çukurda kalmaya layık oldu.
Ama Adem babamız: ‘Rabb’imin rahmeti kulunun hata ve kusurundan çok büyüktür’ deyip ümidini kesmeden istikametli yoluna devam etti, sonunda da ilk peygamberlik makamına çıkmaya Rabb’imiz onu layık gördü...
Bu temel bilgilerden sonra sorumuzu şöyle sorabilir miyiz?
- Şimdi nasılsınız? İnsanlığınız icabı olan sürçme ve düşmelerden sonra hemen kalkıp kıble istikametli yolunuza devam etme azim ve aşkınızı koruyor musunuz? Yoksa ‘benden adam olmaz’ vesvesesinin etkisi sürüyor mu hâlâ? Unutmayın, vesvesede hayır olsaydı şeytanı çıkarırdı düştüğü çukurdan.
Bu önemli bilgileri hatırlatmak bizden, İslami istikametli yolumuza devam etme azim ve aşkı da hepimizden olsun inşallah!..
1 Aralık 2014 Pazartesi
Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-62
Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-62
SEVGİLİ EFKAN HOCAM FAKİRİNİZİN HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ...
Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...
Sevgili Efkan hocam kendisinden bahsettiğim bölümleri yazılardan çıkartmış. Kendisi benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın salih bir kuludur.
Benim namaza başlamama vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.
Çok emek harcayıp özet haline getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...
http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-62/Blog/?BlogNo=481541
Celal ÇELİK’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisini, sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını yeniden gözden geçirerek kısa ve öz olarak özet şeklinde sizlere sunmaya devam ediyorum.
Arı’nın Beyni
500 grambal için 900 arı 1 gün çalışırken, 1 arı 25 dakikada 50 çiçek, 450 gram bal için de 17 bin arı 10 milyon çiçek dolaşıyor.
En gelişmiş bilgisayar, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beynisaniyede 10 trilyon işlem yapabiliyor.
Bu en hızlı bilgisayardan 100 milyon kat daha hızlı anlamına geliyor.
Bilgisayarı, iphone’u müthiş şeyler sanan bizler, Allah'ın bu yarattıkları mucizeleri görmüyoruz.
Düşünsenize arıyı. Kasası, monitörü ne kadar yere sığmış. Belki bir milimetrekare...
Ama 100 milyon kat daha hızlı... Yağmurda, sıcakta çalışıyor. Uçabiliyor.
Midesinde kimya fabrikası var. Zehirli ok gibi savunma mekanizması var...
Dünya hayatı aslında bir sınav
Bu dünya hayatı da bir LYS değil mi? Ortalama 60-70 yıllık ömrümüzde, Yaradan’a karşı kulluk sınavındayız. ÖSS’de veya şimdiki adıyla LYS’de olduğu gibi herkese aynı sorular, yani kim daha iyi kulluk sergileyecek?
ÖSS’de kazanç, dünyada rahat bir ömür; dünya hayatı CGS (Cennete geçiş Sınavı) sınavını kazanınca sonu olmayan, ölüm, yaşlılık, hastalık ve çalışmanın olmadığı ebedi bir cennet yaşamı... Kaybetme olayı çok vahim...
Allah bu dünya sınavına bazılarını zengin bir ailede, kimisini fakir, kimini babasız, görme engelli ve benim gibi tekerlekli sandalyede... gönderiyor.
Eğer dünyanın aslında, o LYS yapılan okul gibi geçici bir sınav mekanı olduğunu anlayabilsek keşke; aslında herkes bir gün öleceğini biliyor ama neden böyle hırsla mala, paraya bağlanıyor?
Biz engellilerde hasta bedenlerimiz ile dünyadaki tüm insanlar gibi sabır ve şükür imtihanındayız. LYS de engelli, engelsiz tüm öğrencilere aynı sınav olduğu gibi dünya CGS imtihanında da tüm insanlara soru aynı: Her an,her olayda sabır ve şükür...
Allah mutlak adaleti ile tabii ki sabreden, şükreden ve ibadet eden engellilere herkesten daha fazla sevap veriyor ama bize ayrı muamele yok... Bunu anlasak, engelli oluşumuza takılmayacağız.
SEVGİLİ EFKAN HOCAM FAKİRİNİZİN HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ...
Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...
Sevgili Efkan hocam kendisinden bahsettiğim bölümleri yazılardan çıkartmış. Kendisi benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın salih bir kuludur.
Benim namaza başlamama vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.
Çok emek harcayıp özet haline getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...
http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-62/Blog/?BlogNo=481541
Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-62
Celal ÇELİK’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisini, sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını yeniden gözden geçirerek kısa ve öz olarak özet şeklinde sizlere sunmaya devam ediyorum.
Arı’nın Beyni
500 grambal için 900 arı 1 gün çalışırken, 1 arı 25 dakikada 50 çiçek, 450 gram bal için de 17 bin arı 10 milyon çiçek dolaşıyor.
En gelişmiş bilgisayar, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beynisaniyede 10 trilyon işlem yapabiliyor.
Bu en hızlı bilgisayardan 100 milyon kat daha hızlı anlamına geliyor.
Bilgisayarı, iphone’u müthiş şeyler sanan bizler, Allah'ın bu yarattıkları mucizeleri görmüyoruz.
Düşünsenize arıyı. Kasası, monitörü ne kadar yere sığmış. Belki bir milimetrekare...
Ama 100 milyon kat daha hızlı... Yağmurda, sıcakta çalışıyor. Uçabiliyor.
Midesinde kimya fabrikası var. Zehirli ok gibi savunma mekanizması var...
Dünya hayatı aslında bir sınav
Bu dünya hayatı da bir LYS değil mi? Ortalama 60-70 yıllık ömrümüzde, Yaradan’a karşı kulluk sınavındayız. ÖSS’de veya şimdiki adıyla LYS’de olduğu gibi herkese aynı sorular, yani kim daha iyi kulluk sergileyecek?
ÖSS’de kazanç, dünyada rahat bir ömür; dünya hayatı CGS (Cennete geçiş Sınavı) sınavını kazanınca sonu olmayan, ölüm, yaşlılık, hastalık ve çalışmanın olmadığı ebedi bir cennet yaşamı... Kaybetme olayı çok vahim...
Allah bu dünya sınavına bazılarını zengin bir ailede, kimisini fakir, kimini babasız, görme engelli ve benim gibi tekerlekli sandalyede... gönderiyor.
Eğer dünyanın aslında, o LYS yapılan okul gibi geçici bir sınav mekanı olduğunu anlayabilsek keşke; aslında herkes bir gün öleceğini biliyor ama neden böyle hırsla mala, paraya bağlanıyor?
Biz engellilerde hasta bedenlerimiz ile dünyadaki tüm insanlar gibi sabır ve şükür imtihanındayız. LYS de engelli, engelsiz tüm öğrencilere aynı sınav olduğu gibi dünya CGS imtihanında da tüm insanlara soru aynı: Her an,her olayda sabır ve şükür...
Allah mutlak adaleti ile tabii ki sabreden, şükreden ve ibadet eden engellilere herkesten daha fazla sevap veriyor ama bize ayrı muamele yok... Bunu anlasak, engelli oluşumuza takılmayacağız.
Efkan Vural
(Devam edecek)
(Devam edecek)
Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 23
Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 23
1 - Lokman sûresi 21. âyet
“Kendilerine: "Gelin, Allah’ın indirdiği buyruklara uyun!" denilince:"Hayır, biz
babalarımızdan ne görmüşsek onu uygularız, sadece onlara uyarız" derler.
Peki şeytan atalarını o alevli ateş azabına çağırmış olsa da mı onların
peşinden gidecekler? ”
***************
2 - Cumua sûresi 1. âyet
“Göklerde
ne var, yerde ne varsa hepsi melik (kâinatın gerçek hükümdarı), kuddûs (çok
yüce, her noksandan münezzeh) azîz ve hakîm olan Allah’ı tesbih ve tenzih eder. ”
***************
3 - Münafikun sûresi 4. âyet
“Onları
gördüğünde kalıpları kıyafetleri senin hoşuna gider, onları beğenirsin.
Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Gerçekte ise onlar, âdeta duvara
dayatılan, ruhsuz kütüklere benzerler. İçleri boş, ödlek olduklarından çıkan
her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar
düşmandır, onlardan sakın! Allah belalarını versin onların! Nasıl da hakikatten
vazgeçiriliyorlar. ”
***************
4 - Mücadile sûresi 18. âyet
“Şeytan
onların akıllarını çelmiş de onlara, Allah’ı hatırlamayı unutturmuştur. İşte
onlar şeytanın takımıdır ve şunu unutmayın ki şeytanın takımı ziyan ve hüsrana
mahkûmdur. ”
*****************
5 - Kehf sûresi 109. âyet
“De
ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsaydı, hatta
onun bir mislini de takviye gönderseydik, bu denizler tükenir, Rabbinin sözleri
yine de bitmezdi." ”
******************
6 - Kaf sûresi 36. âyet
“Kendilerinden
önce Biz öyle nesiller helâk ettik ki onlar, bunlardan daha güçlü kuvvetli
idiler. Hakimiyetlerini yaymış, şehir şehir dolaşmış, "ölümden kaçıp
kurtulacak bir yer yok mu?" diye her tarafı delik deşik etmişlerdi, ama
hep eli boş dönmüşlerdi. ”
********************
7 - Hac sûresi 4. âyet
“O
şeytan ki alnında âdeta şöyle yazılmış: "Bu, kendisini dost edineni yoldan
çıkarır ve doğru alevli ateşe sürükler" ”
********************
8 - Kasas sûresi 80. âyet
“Âhirete
dair ilimden nasibi olanlar ise: "Yazıklar olsun size! Bu dünyalıkların
böylesine peşine düşmeye değer mi? Oysa iman edip güzel ve makbul işler
yapanlara Allah’ın cennette hazırladığı mükâfat
elbette daha hayırlıdır. Buna da ancak sabredenler nail olur." ”
********************
9 - Vakıa sûresi 60,61. âyet
“Aranızda
ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi
bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak
hiçbir güç yoktur. ”
*******************
10 - Tevbe sûresi 78. âyet
“O
münafıklar hâlâ anlamadılar mı ki Allah onların sözlerini de, fısıldaşmalarını
da bilir hem Allah bütün gaybleri tam tamına bilir. ”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







