17 Aralık 2014 Çarşamba

Ahmed Şahin - Sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var

Ahmed Şahin - Sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK
 

Sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var


Önce Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in (ra) tarihe geçen ihtiyaç tespit etme örneğine bakalım, sonra bu örnek üzerinden kendi örneğimizi bulmaya çalışalım.
Uyguladığı adalet anlayışıyla dünyaya örnek olan Halife Hazret-i Ömer’in sofrasına davet ettiği dostu Ahnef bin Kays, şaşırmış halde sorar:

- “Halife iken de mi tek çeşit yemek ya Emir-el Müminin?” der. Cevapta tereddüt yoktur.

– “Elbette ey Ahnef, der. Halife olunca hayata İslami ölçü ile bakmaktan vazgeçeceğimi mi sanıyordun? Bizim örnek aldığımız Allah Resulü (sas) Hazretleri tek çeşit yemekle yaşadı, O’nun halifesi Ebu Bekir de öyle tek çeşitle yaşadı, şimdi ben mi örneğimi değiştireceğim halife oldum diye. Elbette ben de tek çeşitle yaşamayı tercih edeceğim? Sözünü şöyle bağlar büyük insan:

- Ey Ahnef unutma der. Sofradaki helal ise hesabı, haram ise azabı vardır!

Bu tarihi olayı hatırladıkça kendime diyorum ki, ben de ihtiyaçlarımı Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in aldığı ebedi örneğine göre mi tespit ediyorum? Yoksa günümüzdeki lüks ve israf içinde yaşayanlar mı etkili ihtiyaçlarımızı tespitte diye düşünüyorum?

Görünen odur ki, bizde öylesine bir görenek belası başlamış ki, ne geçmişteki mütevazı örneklerimizi düşündürüyor ne de yorganına göre ayak uzatma gereğini hatırlatıyor bize. Varsa da yoksa da bol kazançlı komşuda görülen, ekranda seyredilen, reklamlarda gözlerimizin önüne serilen, ne pahasına olursa olsun alınmalı, israfçı insanlarda bulunanlar bizde de bulunup görülmelidir anlayışı etkili oluyor gibi geliyor bana...

Böylece, ihtiyaç olmayanların dahi zaruri ihtiyaç haline getirildiği bir devrede yaşamaktayız. Sınırsız yeniliklerin her gün kendisini ihtiyaç halinde sergilediği bir vasatta helal parayla, bu yapay ihtiyaçların hepsini de temin etmek kolay olmasa gerektir. Bastıran arzularımızı frenlemez de bunları gerçekten zaruri ihtiyaçlar diye almakta ısrarlı olursak, helal kazançla bunları temin etmek zor olacağından harama girmeyi dahi göze almak söz konusu hale gelmekte, hatta hiç arzu edilmeyen borçlanmalar bile göze alınabilmektedir.

Halbuki biraz düşünsek böylesine hırs duymamıza gerek yoktur. Geçmişe göre bugün şükür gerektirecek nimetlere sahibiz. Hatta sahip olduğumuzun şükrünü edadan da âciziz. Bu aczimizin mahcubiyetini olanca derinliğiyle hissetmeli, ezikliğini de duymalıyız...

- Var mı böylesine bir tefekkür derinliğimiz? Sahip olduğumuz nimetlerin farkına varma şuurumuz? Yoksa hep yeni ihtiyaçlar, yeni masraf kalemleri mi bizi istila ve işgal etmekte...

İşte böyle şükürsüz bir devrenin geleceğine işarette bulunan Efendimiz (sas) Hazretleri, bakın aile fertlerini nasıl ikaz etmiş, nasıl bir üslupla uyarıda bulunmuş, görün.

– Öyle bir zaman gelecek ki, aile reisinin helaki, hanımının ve çocuklarının eliyle olacaktır!.. Sorarlar: - Ya Rasûlellah, hanım kocasının, çocuklarda babalarının helakine sebep olurlar mı?

- Evet, olurlar, diyerek şöyle açıklar o günkü insanların ihtiyaç anlayışını:

– Görenek belasıyla ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaçtan sayıp mutlaka sahip olma arzusuna kapılırlar. Böylece hanım kocasını, çocuklar da babalarını bu ihtiyaçları almaya zorlarlar. Helal kazançla bunlara gücü yetmeyen aile reisi bu defa harama yönlemeye kendini mecbur hisseder. Böylece aile fertleri aile reislerinin helakine sebep olurlar!

- Ne dersiniz, var mı bu konuda bir kanaat ve tevazu derinliğimiz? Helal dairesi geniştir, harama girmeye gerek yoktur, diyebiliyor muyuz? İhtiyaçlarımızı israflı azınlıklara göre değil de, iktisatlı halk çoğunluğuna göre tespit edebiliyor muyuz? Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in tek çeşit yemekli eşsiz örneklerini de hatırlayarak kendimize geliyor, ‘sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var’ diyerek de yersiz istek ve arzularımızı durdurmaya çabalıyor muyuz?

- Fatebiru ya ülil ebsar! Düşünün ey basiret sahipleri! a.sahin@za­man.com.tr

*****

NOT: 15 Aralık günü İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ifade vermek üzere gözaltına alındım. İfademi verdikten sonra serbest bırakıldım. Bu süreçte desteğini eksik etmeyen, arayan, ziyaret eden herkese teşekkür ediyorum. Gözaltındaki diğer kardeşlerimin özgürlüğüne kavuşması için dua ediyorum. Kardeşlerim, yeise kapılmayın. Bize düşen duaya devam etmek. Bu günler de Allah’ın izniyle geçecek...
 
 

  

16 Aralık 2014 Salı

Haftanın Hikayesi: Bir Velinin kalbi incitilirse

Haftanın Hikayesi: Bir Velinin kalbi incitilirse
 
Manisa’da yaşayan Hak dostlarından Hasan Dede’ye "rahmetullahi aleyh", zenginin biri, suyu bol olan “bir kuyu” bağışlamıştı.

Ancak bir müddet sonra vazgeçip, geri aldı.
Halbuki dergaha çok faydası oluyordu bu kuyunun.

Onun bu davranışı Hasan Dedeyi incitmişti.
Ama iki saat sonra, o zengin adam, su için kuyuya gittiğinde, suyun tamamen çekilmiş olduğunu gördü.

İnanamadı gözlerine.

Kendi kendine;
“Bunda bir iş var” dedi.

Sonra uyandı birden.
“Buldum. Ben o zatın kalbini incittiğim için böyle oldu” dedi.
Tövbe edip koştu bu zatın dergahına.

Büyük Veli güler yüzle karşıladı kendisini:
- Hoş geldin kardeşim.
- Hoş bulduk efendim.

- Hayırdır, bir sıkıntınız mı var?
- Kuyunun suyu çekilmiş efendim. Geri aldığıma çok pişmanım. Ne olur, affedin beni. O kuyu artık sizindir.

Hasan Efendi gülümseyip, sordu;
- Kabul edeyim mi ne dersin?
- İhsan etmiş olursunuz efendim dedi.

- Pekala, kabul ettik, buyurdu. Şimdi git, o kuyudan biraz su getir de içelim.

Adamcağız;
- Baş üstüne! deyip koştu hemen.

Gördü ki, kuyu ağzına kadar su dolu.
Neredeyse taşacak.

Kendi kendine;
“Hey güzel Allah’ım” dedi. “Sevdiğin kullar için neler yaratıyorsun. Seni de seviyorum, senin sevdiklerini de”.

Allah kimleri sever?Bir gün de;
- Hocam, Allahü teâlâ hangi kulları çok sever? diye sordular bu zata.

Cevabında;
- Günah işleyip de tövbe eden ve o tövbesini bozmayan kulunu çok sever, buyurdu.

Ve ekledi:
- Hatta ona “Sevgilim” der. Alemlerin Rabbi bir kuluna bu kelimeyi derse, o daha ne ister?



 

AŞK VE SEVMEK

​AŞK VE SEVMEK

aşk resimleri 2
 
Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar ?
Cevaplamış Şems:
"Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez."
Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez.
Tek fark sensin..
"Seni özel KILAN; sevdiğin değil, SEVGiN"
 
Şems-i Tebrizi
​​
 
 
 

Ahmed Şahin - Aramızdaki buzları eriten selam sünneti!

Ahmed Şahin - Aramızdaki buzları eriten selam sünneti!


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK
 

Aramızdaki buzları eriten selam sünneti!


Rabb’imiz ayetlerinde “Size selam verilince daha güzeliyle selamı alın, yahut da aynıyla selamı cevaplayın!” emri vermektedir. (Nisa-86)

Efendimiz (sas) Hazretleri de hadisinde, “Sizi birbirinize sevdirecek bir amel haber eriyim mi?” diye sormuş?, “Ver ya Resulallah” demeleri üzerine de buyurmuş ki:

-“Aranızda selamı yayın, tanıdığınız tanımadığınız herkese selam verin, kimseyi duanızdan mahrum bırakmayın!”

Ayet ve hadislerin bu açık uyarılarından dolayıdır ki, karşılaştığımız insanlara ilk sözümüz ‘önce selam sonra kelam’ olur, hiç tanımadığımız kimselerle bile selamla tanışır, kelamla irtibat kurar, dostluk, kardeşlik köprüleri inşa eder, samimi sevgi ve saygımızı bu vesile ile ömür devam ettiririz.

Müslüman’ın bu gizemli manalarla dolu (Esselamü aleyküm..) cümlesi, cennet halkının da kendi aralarında tercih ettikleri selamlaşma cümlesi olmakta, cennette de tercihe layık görülmektedir.

Selamın böyle külli ve kutsi dua manasından dolayıdır ki, ne ‘merhaba!’ ne de ‘günaydın’ gibi saygı cümleleri ‘Selamün aleyküm’ kudsi duasının yerini tutamamaktadır.

Nitekim büyüklerden biri, selam vermeden önce başka kelimelerle kelama başlayan ziyaretçisine uyarıda bulunarak der ki:

- Önce selam verseydin sen 10 sevap kazanırdın, o selama cevap vermekle ben de 10 sevap kazanırdım, böylece 20 sevapla başlamış olurduk birlikteki sohbetimize, sonuç daha bereketli ve hayırlı olurdu..

Müslümanların birbirlerine karşılıklı selam duası ömür boyu devam eder, asla basit bahanelerle terk etmezler. Hatta bu konuda selam verme edebini de kendi aralarında sıralamaya koyarlar.

- Önce küçükler büyüklere, yürüyenler oturanlara, arkadan gelenler önde gidenlere selam vermeleri münasip düşeceğini düşünerek selamlarını böyle disiplin içine alırlar.

Ancak bu sıralamaya rağmen selam vermede en önce başlayan en çok sevabı alandır hükmü de kesinlik arz eder. Nitekim küsler arasında da önce selam verip el uzatan da barış kahramanı sayılır, bunda tereddüt de söz konusu olmaz.

- Topluluktan bir kişi selam verince, karşı topluluktan da bir kişinin selamı almasıyla görev tamamlanmış sayılır.

- Erkekler yaşlı hanımlara selam verebilirler. Gençlerine ise yanlış yorumlanma ihtimali söz konusu olacaksa selam verme gereği duymazlar

- Karşıdan hanımıyla birlikte gelen beyle selamlaşma isteği, beyden gelmelidir. Şayet istemiyorsa ona selam vermeye çalışılmamalıdır. Selam verilip de hal hatır sorulacak olursa, hanımın birkaç adım ileriye geçip beyini beklemesi belli bir edebin gereği sayılmalıdır.

- Eve girenin, hanehalkına ilk sözü, selam vermek olmalıdır.

- Gayrimüslimlere selam verilirken, kimsenin rahatsız olmayacağı bir cümle ile:

- Esselamü ala men’ittebeal Hüda! diyerek ‘Allah’ın selamı doğru yola tabi olanların üzerine olsun’ demek de uygun olur ki, bu duadan kimsenin rahatsızlık duymaması, hatta herkesin memnun olması gerekir.

-Selamdan sonra güzel âdetlerimizden biri de, el uzatıp musafaha etme sünnetidir. Tutuşan ellerin sahipleri, karşılıklı saygı sevgilerini kuvvetlendirip sevap kazanmakla kalmazlar, sevgiyle tutuşan eller birbirinden ayrılırken üzerlerindeki küçük günahlarda aynı şekilde ayrılıp dökülürler, günahlardan arınmış olarak rahatlama hali duyarlar.

- Demek ki vazgeçilmez vasfımız olarak bildiğimiz selamlaşma ve tokalaşma sünnetimiz, dünyada dostluğumuzu, kardeşliğimizi kuvvetlendiriyor, ahirette de günahımızdan kurtarıp sevabımızı çoğaltıyor. Bu kucaklaştırıcı özelliğinden dolayı selamı tarif edenler demişler ki:

-Müslüman’ın Müslüman’a selamı, aradaki buzları eriten kelamı!


 
 
 

YAŞAMAYI SEVEN OKUSUN!!!!!!!

YAŞAMAYI SEVEN OKUSUN!!!!!!!



 SİGARA VE SAĞLIĞIMIZ

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (WHO) SİGARA ALIŞKANLIĞININ DÜNYANIN EN BÜYÜK SAĞLIK SORUNU OLDUĞUNU İLAN ETMİŞTİR. ...


Dünyada her yıl 4 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor. Eğer, gerekli önlemler alınmazsa bu rakamın, önümüzdeki 20 yılda 10 milyona çıkacağı düşünülmektedir.

Ülkemizde en çok ölüme sebep olan diğer toplumsal sorunlarla karşılaştırılacak olursak, sigarayı daha iyi tanırız.
•Terör yılda 2-3 bin insanımızın
•Trafik terörü yılda 6-7 bin insanımızın
•Sigara terörü yılda 100 bin insanımızın hayatına mal olmaktadır.

Sigaranın yol açtığı ölümler; trafik, terör ve iş kazalarından meydana gelen ölümlerin toplamından beş kat daha fazladır.

SİGARAYA BAŞLAMA NEDENLERİ

Özenti, gösteriş, taklit, özgürlük, macera, sıkıntı, stres, büyüklerle zıtlaşma, güvensizlik, utangaçlık, arkadaş ısrarı, ilişki kurabilmek, eğlence, zevk, kilo almamak v.b. gibi nedenlerle sigaraya başlanmaktadır.

SİGARA TİRYAKİLERİNİN SİGARA İÇERKEN SAVUNDUKLARI YANLIŞ İNANIŞLAR

•SİNİRLERİMİ YATIŞTIRIYOR

•BENİ CANLANDIRIYOR

•SIKINTILARIMI GİDERİYOR

•DÜŞÜNMEME YARDIM EDİYOR

•KENDİME OLAN GÜVENİMİ ARTTIRIYOR


SİGARANIN İÇİNDEKİ ZEHİRLİ MADDELER
Sigarada 4000 farklı zehir vardır. Bir nefes sigara dumanıyla içimize çektiğimiz zehirlerden birkaçı:

• Polonyum-210 (kanserojen)
• Radon (radyasyon)
• Metanol (füze yakıtı)
• Toluen (tiner)
• Kadmiyum (akü metali)
• Bütan (tüp gaz)
• DDT (böcek öldürücü)
• Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehri)
• Arsenik (fare zehri)
• Amonyak (tuvalet temizleyici)
• Karbonmonoksit (egzoz gazı)
• Nikotin (bağımlılık yaratan tek madde)
• ve 3885 toksik madde

SONUÇ OLARAK CİĞERLERİMİZDE OLUŞAN KATRAN (ASFALT)

İÇİLEN HER SİGARA İNSAN ÖMRÜNDEN 11 DAKİKA GÖTÜRÜYOR.


İBRETLİK BİR HİKAYE ! Üzüldüm :(


İBRETLİK BİR HİKAYE ! Üzüldüm :(
 
 

 Genç Kadın, bebeğin, güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve Cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde:

- Dokunma bana!. diye bir ses duydu. Beni okşamaya hakkın yok senin!...

Kadın, korkuyla irkilip etrafa baktı. Bebekle kendisinden başka kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allah'ım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.

Bebek:

- Bana yaklaşmanı istemiyorum!. diye devam etti. Hemen uzaklaş benden!.

Kadın, biraz olsun kendini toparlayıp:

- Çocuklarımız hep erkek oluyor, dedi. Onlar da güzel ama, kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istemiştim.

- Beni öpemezsin!. diye ağlamaya başladı bebek. Benim de seni öpmem mümkün değil.

- Neden? diye sordu kadın. Neden öpemezsin ki?

Bebek, hıçkırıklara boğulurken

- Bunun sebebini bilmen gerekir!. dedi. Düşünürsen mutlaka bulacaksın.

Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan genç doktor, kadına bir demet çiçek uzatıp:

- Geçmiş olsun hanımefendi, dedi. Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha..! Sahi, "kız" mış aldırdığınız bebek...

Sende PAYLAŞ !..
Belki bir kürtajı durdururuz...
 
 

15 Aralık 2014 Pazartesi

Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 25


Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 25


 

  


1 - Beyyine sûresi 7. âyet

 

Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.

 

***************

 

2 - Hucurat sûresi 6. âyet


Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

 

***************

 

3 - Fatır sûresi 9. âyet


Allah o yüce Zattır ki rüzgârlar gönderir. Onlar bulutu kaldırır, derken onu ölü bir beldeye sevk ederiz ve onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat veririz. İşte ölülerin diriltilmesi de böyledir.

 

***************

 

4 - Teğabun sûresi 11. âyet


Allahın izni olmaksızın hiçbir musîbet başa gelmez. Kim Allahı tasdik ederse, Allah onun kalbini hakka ve doğruya açar. Allah her şeyi hakkıyla bilir.

 

*****************

 

5 - Ahkaf sûresi 14. âyet

 

Onlar cennetlik olup, yaptıkları güzel işlere karşılık olarak ebedî kalmak üzere o cennetlere girerler.

 

******************

 

6 - Casiye sûresi 27. âyet

 

Göklerin ve yerin hakimiyeti Allahındır. Kıyamet saati gelip çattığı gün, işte o gün batıl dâva peşinde olanlar, en büyük kayba uğrayacaklardır.

 

********************

 

7 - Kasas sûresi 75. âyet

 

O gün her ümmetten birer şahit çıkarırız. Resulleri yalancı sayanlara da: "Haydi bakalım, varsa delilinizi ortaya koyun!" deriz. O zaman onlar, hak ve hakikatin Allah’a ait olduğunu kesinlikle anlar ve uydurdukları tanrılar ise ortada görünmez olur.

 

********************

 

8 - Lokman sûresi 33. âyet

 

Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Öyle bir günden çekinin ki o gün hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına fayda sağlayamaz. Allahın vâdi elbette gerçektir. O halde sizi dünya aldatmasın ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allahın affına güvendirmesin!

 

********************

 

9 - Sad sûresi 52. âyet

 

Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır.

 

*******************

 

10 - Hud sûresi 10. âyet

 

Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.

 

 

 

 

 

Gönül Tokluğu

Gönül Tokluğu


11 Aralık 201418 Safer 1436
Gönül Tokluğu

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
"De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler." (Tevbe, 51)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
"Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur." (Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 130)

Gönül tokluğu, Allah'ın kendisi için verdiği rızka râzı olma temeline dayanır. Bu da en büyük zenginlik ve izzettir. Çünkü bunun sonucu Allah'ın taksimine ve emirlerine teslim olmaktır. Allah'ın takdirinin kendisi için daha hayırlı olduğunu kabullenmektir. Bu sebeple gönlü tok olan insan, Allah'tan başka kimseden bir şey istemez, kimseye el açmaz. Tam hürriyet ve şeref işte budur.
Elde ettiğiyle yetinmemek ise, neye sahip olursa olsun, insanı sınırsız bir hırsa, sonu gelmez bir tatminsizliğe sürükler.

Gönül tokluğu insanı, vakitlerini güzellikler ve mükemmellikler peşinde harcamaya sevkeder. Bitip tükenmeyen bu üstünlükler, yok olmaya mahkûm maddî zenginliklerden elbette insan için daha faydalı ve gereklidir.

İlim tahsili ve nefsin kemâli yönünde gösterilen gayretler, gerçek zenginliğe kavuşma çabasıdır. Çünkü mal, kısa sürede zeval bulur ama ilim bitmek-tükenmek bilmeyen bir hazinedir.

Öte yandan hırs ve tatminsizliğin neticesi, ferd ve toplum plânında sömürgeciliktir. Gönül tokluğu ise, duygu ve uygulama olarak kendi kendine yetmek, kimsenin hakkına tecâvüz etmemek demektir. Maddî beklentilerin esiri olmamak için gönül tokluğu gereklidir.
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
es-Sabûr: Çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan demektir.
Kısa Günün Kârı
Asıl zenginlik göz ve gönül tokluğudur. Mal çokluğuna aldanmak ona gerçek zenginlikmiş gibi bakmamak lâzımdır. Kanaat, Allah'ın kendisi için takdir ettiğine râzı olmak ve ele geçenle geçinmektir. Mal kazanma hırsı insanı sınır tanımazlığa götürür. Gönlü tok olmayan ne kadar zengin olursa olsun fakirdir. İlim ve olgunluk peşinde olmak, gerçek zenginlik için çalışmak demektir.
Lügatçe
izzet: 1. Değer, kıymet. 2. Yücelik, ululuk. 3. Güç, kuvvet. 4. Saygı, ikram.
taksîm: 1. Parçalara bölme, bölüştürme. 2. Bölme.
tahsil: 1. Öğrenim.
kemâl:
1. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik.
zeval:
1. Yok olma, yok edilme. 2. Suç, kabahat, sorumluluk. 3. Bozulma.
ferd:
Birey.



​​
 

BEYZA ÇOCUK DERGİSİ... SADAKATLİ OLMAK

BEYZA ÇOCUK DERGİSİ... SADAKATLİ OLMAK




 Dünya hayatı Allah'ı çok sevenlerle, O'na nankörlük edenleri ayırmak için hazırlanmış bir imtihan yeridir sevgili Arkadaşlar. Allah’a içten, sağlam bir şekilde ve kalpten bağlı olanlar doğru ve sadakatli insanlardır. Samimi inanan insanlar, Allah ne istiyorsa onu en güzel şekilde yapmaya kararlıdırlar.

Allah’ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği kutsal kitabımız Kur’an'a uyan insanlar dürüst, doğru ve vicdanlı bir yaşam sürerler.... Kur’an ahlakına uygun yaşamayan insanlar için ise yalan söylemek, neredeyse bir alışkanlık olmuştur.


Günlük hayatında sık sık yalan söyleyen kimseler, zamanla, söyledikleri yalanlara kendileri de inanmaya başlarlar. Bu insanlar, ne arkadaşlarına, ne de dostlarına, kimseye güvenemezler. Çünkü kendileri yalan söyledikleri için, diğer insanların da kendileri gibi yalan söylediklerini düşünürler.

Yalan konuşanlar, yaptıkları bu çirkin davranışı güzel göstermek için “beyaz yalan”, “küçük yalan” gibi gerçek dışı bahaneler bulurlar. Oysa yalanın iyisi, küçüğü, beyazı, renklisi olmaz. Durum ne olursa olsun doğruyu söylemek gerekir.

Yalan söylemeyi insana zararsız gösteren şeytandır. Şeytanın etkisiyle yalan konuşmak; insanın hem dünyada hem de ahirette mutsuz bir hayat sürmesine sebep olur. Kuran ahlakını yaşamayan insanlar, yalan söyleyerek insanları kandırdıklarını zannederler. Oysa Allah her insanın yaptığını ve kalbinde gizlediğini bilir.

İnsan yalan söylerken Allah kendisini görür, işitir, kalbinden geçeni bilir; melekler de bu kişinin her sözünü kaydeder. Hayatımız boyunca yaptığımız her iş ve söylediğimiz her söz, hesap gününde karşımıza eksiksizce çıkacaktır.

Bir olayla karşılaşınca verdiğimiz kararlarla da imtihan oluruz. Güzel ahlakımız o zaman ortaya çıkar. Biz, Allah’ın beğeneceği gibi davranırsak, hiç bitmeyecek güzelliklere kavuşabiliriz.

En büyük yalancı, insanın en büyük düşmanı olan şeytandır arkadaşlar. Bunu aklımızdan bir an bile çıkarmayalım. İnsanları Allah’ın dosdoğru yolundan saptırmak isteyen şeytanın varlığını asla unutmayalım. Şeytan kötü sözden hoşlanır. Biz her zaman Allah’ın beğendiği bir özellik olan güzel ve doğru olan sözü söyleyelim, sadakatli insanlar olalım.

Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. (Ahzab Suresi, 70)

Elif Abla, Beyza Çocuk Dergisi



Ölümcül hasta biri diyor ki:

Ölümcül hasta biri diyor ki:


Bir zamanlar, liseyi bitirip üniversiteye girmek için ölüyordum;

Sonra, ölüyordum üniversite bitsin, işe başlayayım diye!

Derken, evleneyim, çocuklarım olsun diye ölmeye başladım…

Çocuklarım oldu, ‘ Ölürüm onlar için ’ diye düşünmeye başladım.

Büyüsünler, iyi yetişsinler diye ölümüne çalıştım;

An geldi, Ölürüm arkadaş emekli olmak için dedim kendi kendime!

Şimdi gerçekten ölüyorum ve birden farkına vardım ki,

ALLAH (cc) RIZASI İÇİN YAŞAMAYI UNUTMUŞUM..

Para kazanmak için sağlığımızdan oluyoruz

Sonra da, sağlığımızı geri kazanmak için paramızdan;

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, hiç yaşamamış gibi ölüyoruz..


13 Aralık 2014 Cumartesi

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-64

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-64

SEVGİLİ EFKAN HOCAM FAKİRİNİZİN HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ... 

Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...

Sevgili Efkan hocam kendisinden bahsettiğim bölümleri yazılardan çıkartmış. Kendisi benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın salih bir kuludur.

Benim namaza başlamama vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.

Çok emek harcayıp özet haline  getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...

http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-64/Blog/?BlogNo=482861

Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-64


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-64
 



Celal ÇELİK’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisini sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını yeniden gözden geçirerek kısa ve öz olarak özet şeklinde sizlere sunmaya devam ediyorum.

Parola Bismillah

Yemek yemeye veya bir işe başladığım zaman "Bismillahirrahmanirrahim" diyorum. Bu kelime her işe başlarken Allah'ın aklımızda olduğunu, bizi her an gözetleyen meleklere beyan etmektir. Yapacağımız yada başlayacağımız bir işte Allah'ın yardımını istemektir.

Yani Allah'ın hazinelerinin kapısının anahtarı Bismillah'tır. Nöbetteki askerler insanlara parola sorar. Veya internette bir email hesabımıza şifre girerek ulaşırız. Kuran-ı Kerim'in sırlarını açan anahtar ise Bismillah'tır...

Bismillah ile başlanan her iş bereketli ve hayırlıdır. Çünkü Allah'ın yardımı ve koruması vardır.

Hayatın emeklilik primi...

Sigortalı bir işte çalışan her insanın maaşından sigorta primleri adı altında paralar kesilir bilirsiniz. Bizim maaşımızdan kesilen bu paralar ile emekli olmuş insanların emekli maaşları ödenir.

Aslında yıllarca maaşımızdan belli miktar kesilen bu paralar, kendi emekliliğimize bir yatırımdır.

Allah insanları dünyaya gönderirken herkese bir sermaye vermiştir. Bu sermaye ömür dakikalarıdır.

Namaz bir yatırımdır. Beş vakit namaz, abdestle birlikte günde yaklaşık sadece bir saatimizi alır.

Kalan 23 saat vaktimizi dünya işlerine harcayabiliriz. Yani günlük ömür sermayemizin sadece 24'te birini ahirete prim olarak yatırıyoruz.

Ahiret hayatında ise, dünya hayatında yatırdığımız primlere göre sonsuz emeklilik hayatı var. Katrilyonlarca yıl cennet hayatı...

Ne Merhametli Bir Peygamberimiz Var

Acaba, Allah dünyaya Hz. Muhammed’i SAV göndermeseydi ne olurdu?

İnsanlar ölümden sonraki hayatın varlığını bilemeyeceklerdi. Güzel ahlak, adalet ve merhametten yoksun olacaklardı.

1400 yıl önce Peygamber Efendimiz gelmeden önce kız çocuklarını diri diri gömen topluluk dahada azgınlaşarak dünyayı yaşanmaz hale getireceklerdi…

Her peygamberin kabul edilmiş bir duası vardır.

Ve Allah'a sonsuz hamdolsun ki Peygamber Efendimiz SAV “Ben duamı mahşerde ümmetimin affı için kullanacağım“ demiştir.

Ne merhametli bir Peygamberimiz var. Sana şükürler olsun Allah'ım..
 
Efkan Vural

 (Devam edecek)