7 Mart 2015 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Akıl, insana verilmiş en önemli nimettir!

Hekimoğlu İsmail - Akıl, insana verilmiş en önemli nimettir!


Hekimoğlu İsmail
AİLE-SAĞLIK
 

Akıl, insana verilmiş en önemli nimettir!


Yirminci asır medeniyeti, insan aklının eseridir. Modernizmin günümüzde geldiği noktada artık bir sürü şey için “Akıllı” tabiri kullanılıyor; akıllı telefon, akıllı ev, akıllı tahta,… Halbuki elektronik aletlerin hepsinin beyni var ama akılları yok.

Cihazlar, binlerce parçadan yapılmıştır. Bu parçalar monte edilir, elektronik beyne bağlanır, o beyin makineyi çalıştırır; insan beyni elektronik beyinden üstündür. Çünkü bilgisayarı yapan, çalıştıran, programlayan insan beynidir. Makineyi imal eden de kullanan da insandır.

Akıl da kul­la­nı­lış şek­liy­le iki­ye ay­rı­lır; akl-ı me­aş, ge­çin­me ak­lı­dır, her canlıda vardır. Gökteki kuşların, topraktaki solucanların, denizdeki balıkların aklı var ki hayatlarını devam ettiriyorlar. Akl-ı me­ad ise, ilim, sa­nat, iyi­lik, din gi­bi şey­ler­de ken­di­ni gös­te­ren akıldır, hay­van­la­rın bun­da na­si­bi yok­tur. Akılsız insan da yoktur amma akıllı olmak önemli değil, aklı nerede kullandığımız önemlidir. Eğer akılla İslamiyet beraber olursa hakikat tecelli eder. Akıl, İslamiyet’i anlamakla vazifelidir. Allah, aklı bize hakikati araştıralım diye vermiş.

Bir gün padişahın huzuruna bir adam getirmişler. Adamın bir hüneri varmış… Kırk metre öteden ipliği iğnenin deliğine geçiriyormuş… Bunu başarmak onun tam kırk yılını almış ve padişah ‘Göster bakalım hünerini!’ deyince adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra kırk metre geri gitmiş ve ipliği fırlatmış, iplik iğnenin deliğinden geçmiş. Padişah tekrarlamasını istemiş, adam tekrarlamış, gene isabet. Padişah tam on kere tekrarlatmış, her seferinde iplik hedefi bulmuş. Padişah, veziri çağırmış, “Bu adama ödül olarak kırk altın verin. Sonra da kırk sopa vurun.” demiş. Adam duyduklarına inanamamış. Onun şaşkın şaşkın kendisine baktığını fark eden padişah, sözlerine devam etmiş: “Kırk altın, kimsenin yapamadığı bir işi başardığın için.” demiş. “Kırk sopaya gelince; o da yaptığın şey, hiçbir işe yaramadığı için. Yıllarca uğraşmış, emek vermişsin. Madem bu kadar çalışkan ve sabırlısın, aklını insanlara faydalı olacak bir iş için kullansaydın ya! “

Otomobil doğru kullanıldığında mesafeleri kısaltır, yolcuya rahatlık verir, eşyalarımızı taşır. Halbuki her otomobili kullanan bir insan vardır. Şoför, trafik kaidelerine dikkat etmezse çok güzel olan otomobil canavara döner, sürücüyü parçalar. Aklın direksiyonu da kişinin kendi elindedir. Çünkü otomobil ne kadar güzel olursa olsun, yönetimi şofördedir.

İnsan hamdır, bu hamlığını ilimle olgunlaştırır. Bu bakımdan akıl su gibidir; konduğu kabın rengini, şeklini alır. Mahkeme-i kübrada soracaklar: “Aklını nerede kullandın?”

Misal vereyim; çocuk sınıfını geçti, babası da ona çok kıymetli bir kalem aldı, diyelim. O çocuk, kalemi derslerinde kullanacakken, ayağının altına alıp ezerse, babası kızar, değil mi?

Aklımızı düşünelim; kalemden daha mı kıymetsiz? Beyni veren Allah, beynini yanlış ve kötü işlerde kullananlara ceza vermez mi?

Bir sürücü dikkatini trafik işaretlerine vermezse uçuruma gidecektir. İslamiyet’in trafik işaretleri Kur’an’da bildirilmiş, anlamak için de akıl verilmiş. O zaman, aklımızla trafik işaretlerine dikkat edeceğiz, yoksa ceza büyük.

Kur’an ve Peygamber sadece insan beynine hitap eder. Öy­leyse in­san ev­ve­la bi­yo­lo­ji­de­ki hay­van­lık vas­fı­nı in­san­lı­ğa teb­dil et­me­ye ça­lı­şa­cak, aklını Kur’an’ın emrine verip, akl-ı me­aş­tan, akl-ı mea­da ge­çe­cek, son­ra nef­sin ka­de­me­le­rin­de iler­le­yip, ke­ma­le ere­cek. Böy­le­ce “İman in­sa­nı in­san eder, bel­ki in­sa­nı sul­tan eder.” sır­rı­na ere­cek.

Akıl, bize verilmiş en önemli nimettir. Mesela ben size on bin lira versem, hemen sorarsınız: “Bu parayı bize niye veriyorsun, karşılığında ne istiyorsun?”

Peki Allah, aklı bize niye verdi, düşünmeye değmez mi?
 
 
 

6 Mart 2015 Cuma

İlk defa ses işiten insanların hissettikleri...

İlk defa ses işiten insanların hissettikleri...

İlk defa ses işiten insanların hissettikleri...
Mutlaka izleyin , ve şükredin bu güzel nimeti Lütfeden'e..!

"De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu,
gözler ve kalpler veren O'dur.
Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"  (Mülk/23)


https://www.facebook.com/video.php?v=10152508291957126



Haftanın Peygamber Kıssası: Hz. İdris A.S.


Haftanın Peygamber Kıssası: Hz. İdris A.S.


Efendim biliyorsunuz her gün özel yazılar yayınlıyoruz. Cuma günleri inşallah peygamber kıssaları yazılarına başlıyoruz. Hadislerden öğrendiğimize göre dünyaya 124.000 peygamber gelmiştir. Sadece 25 ‘i Kuran’da geçmektedir. Şimdi Allah nasip ederse bu kıssaları 25 hafta yayınlayacağız.



HZ IDRIS (AS)

Hz Idris, Hz Sit aleyhisselamin torunlarindan bir peygamberdir Kendisine 30 suhuf kitap verildi Asil adi Ahnuh' (Hanuh) dur Kur'an-i Kerimde, cok kitap okudugu icin ona Idris lakabi verilmistir


Ayrica, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlik verildigi icin « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmistir Idris aleyhisselam'in Babil veya Misir'da Münif'de dogup yasadigi rivayet edilmistir Babasinin ismi Yerd'dir Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir Kendisi Adem aleyhisselamin altinci göbekten torunudur Adem (as) kadar olan nesebi söyledir:

 Idris (as) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Sit (as) - Adem (as) Idris aleyhisselamin pek cok evladi olmustur Bunlardan en meshuru Metüselah'dir, cünkü Resulullah efendimizin nuru Idris aleyhisselamdan sonra ona gecmistir Adem aleyhisselam'in oglu Kabil'in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmistir Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah'in emir ve yasaklarini bildirmiştir


 Idris aleyhisselamin bunlari insanlara 105 veya 120 sene bildirdigi rivayet edilmistir Kendisine verilen bircok mucizelerden bazilari, agaclarda ne kadar yaprak oldugunu bilmesi, havadaki bulutlara cekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi


Insanlara peygamberimizin vasiflarini ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanini anlatmistir Ama ne yazik ki kendisine cok az kisi itaat etmistir Idris aleyhisselam 72 dil konusurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmistir Kendisi 100 sehir kurmuştur

Insanlara cok ilimler ögretmistir Bunlardan bazilari fen, tip, astronomi ve daha nice ince ve derin ilimleri anlatti Kendisi kalem ile yazan ve igne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmistir) ilk insandir Bunlar tabiiki Allah'in ona bir ihsanidir Yeryüzünün meskun (yerlesilmis) yerlerini 4 bölgeye ayirip her birisine bir vekil tayin etmiştir


Bir müddet sonra Asure gününde göge kaldirildi: « Kitapta Idris'i de an Hakikaten o, pek dogru bir insan, bir peygamberdi Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57)


Bir rivayete göre eski Yunanlilar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tip ilimlerini Idris aleyhisselamin kitaplarindan almistir Idris aleyhisselam hakkinda 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmistir

Allahü Teala mübarek Kur'an-i Kerim'de: « Ismail'i, Idris'i ve Zülkif'i de (yadet) Hepsi de sabreden kimselerdendi Onlari rahmetimize kabul ettik Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmustur (yadet'mek: anmak, adini anmak, hatira getirmek, hatirlamak, MK)

Peygamberimiz Muhammed sallallahu (as) de bir hadis-i serifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) Idris (peygamber) ile karsilastim Cibril bana:" Bu gördügün Idris'dir Ona selam ver" dedi Ben de ona selam verdim O da benim selamima cevap verdi Sonra bana:" Merhaba salih kardes, salih peygamber" dedi » buyurmustur (Buhari, Müslim)



Kur'an-i Kerim ve aciklamali Türkce meali, Kral Fahd Matbaasi, Medine-Münevvere, 1992

Heyet, Peygamberler tarihi ansiklopedisi cilt: 1, Hakikat Kitabevi, tarihsiz


Devamı: www.delinetciler.org

Günün Menkıbesi: Siz kimlersiniz?

Günün Menkıbesi: Siz kimlersiniz?
 

Mizanda günahları ağır gelen müminler, Cehenneme doğru sevk edilir.

Ateşe yaklaşınca korkuya kapılır ve;
- Ya Muhammed! diye feryat etmek isterler.

Ama muvaffak olamazlar.
Çünkü Peygamber efendimizin ismini unutmuşlardır.

Malik sorar onlara:
- Siz kimlersiniz?

- Üstlerine Kur’an inen kavimiz.
- Kur’an-ı kerim, Muhammed aleyhisselama inmişti.

Onlar, Muhammed aleyhisselam ismini işitince, hep birden haykırırlar:
- İşte biz, Muhammed aleyhisselamın ümmetindeniz!

Ve yalvarırlar:
- Ne olur, izin ver de, oturup ağlayalım şu halimize.

Malik izin verir:
- Peki ağlayın.

Öyle çok ağlarlar ki, gözlerinden kan akar yaş yerine.

Malik seslenir:
- Bu ağlamanız çok güzel. Ama keşke dünyada ağlasaydınız. O ağlama sizi ateşten kurtarırdı. Ama şimdi faydasız.

Sonra emreder bir meleğe:
- Tut bu Müslümanları, ateşe at!

Melek, onları tutmak için yaklaşınca, hep birden feryat ederler:
- La ilahe illallah!
Cehennem kelime-i tevhidi işitince, uzaklaşır onlardan.

Malik seslenir:
- Ya Nar! Tut bu müminleri!

Ateş cevap verir:
- Tutamıyorum. Çünkü bunlar “La ilahe illallah” diyorlar.

Malik yine emreder:
- Olsun, tut onları!

Cehennem, tam tutacağı zaman yine kaçar gerilere.

Malik son defa emreder:
- Allah’ın emridir, tut onları!

O zaman ateş gelip yakalar müminleri.

Malik ikâz eder:
- Yüzlerini yakma ki, o yüzlerle secde ettiler Allah’a.

Ve ilave eder:
- Kalblerini de yakma ki, orada imanın nuru parlıyor.

Cehennem emri dinler.
Yüz ve kalbleri hariç, yakar diğer uzuvlarını.
 
 

5 Mart 2015 Perşembe

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - İNSANI CENNETE GÖTÜREN AMELLER

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - İNSANI CENNETE GÖTÜREN AMELLER

Prof Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001)

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Cumanız mübarek olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah bu mübarek sevaplı, nurlu günün hayrından, bereketinden en güzel tarzda hissemend olmayı cümlenize nasîb eylesin...

(EMEKLİ OLMADAN İŞYERİNDE KULAKLIKLA; ŞİMDİ İSE YATAĞIMDA KÜÇÜK RADYOMDAN HERGÜN SABAH 9:30'DA VE ÖĞLEDEN SONRA 15'DE M. ESAD HOCAEFENDİNİN AKRA FM'DE SOHBETLERİNİ DİNLİYORUM. Ankara Akra FM: 107.4 )

Bismillâhir-rahmânir-rahîm

İNSANI CENNETE GÖTÜREN AMELLER

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin selâmı, rahmeti, bereketi, ihsânı, ikramı üzerinize olsun... Cenâb-ı Hak iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin...

a. Selâmı Yayın!

............

b. Yemek Yedirin!

Sonra, (Ve at'imut-taàm) "Yemek yedirin, cömertlik, iyilik yapın!" İnsanın en asli ihtiyacı yemektir. Yemek yiyemediği zaman, yemediği içmediği zaman ölür insan... Gıda alamadığı zaman hastalanır, halsizleşir, düşer. Bakılmazsa, yemezse ölür. Açlıktan kıtlıktan Afrika'da hayvanların, yerlilerin, zavallıların öldüğü gibi, ölür. Onun için yemek yiyecek.

Pekiyi adamın yemeği yok. Garip, muhacir, kimsesi yok, diyar-ı gurbette; imanından dolayı kendi yurdundan çıkartılmış, kendi evinden uzaklaştırılmış, kendi eşyalarını taşıyamamış, canını kurtarmak için gelmiş. Ne olacak şimdi?.. O fakir, buradaki adam zengin... Buradakinin bağı, bahçesi, hurması, üzümü var; yeşilliği var, kuyusu var, evi var... Bu yeni gelenin hiçbir şeyi yok... Aynı şekilde gelmese bile, oranın yerlileri arasında da geçim farkları var.

Zengin ne yapacak?.. Zenginliğinden, zengin olmayanları faydalandıracak, sevap kazanacak. Allah ona nimeti vermiş, o da kardeşlerine Allah'ın verdiği nimetten ikram edecek, sevap kazanacak. Yemek yedirecek, "Buyurun bizde çorba içelim!" diyecek, ziyafet çekecek, tanışacaklar.

Bakın, "Esselâmü aleyküm", tanışma, ondan sonra yemek yedirme; "Bizim eve buyurun, bizim bahçeye buyurun! Sofraya gelin, oturun, buyurun yeyin, rica ederim!" filan derken, tanışma daha ileriye gitti.

Tabii yemek yiyen memnun. "Elhamdü lillâh, çok güzel olmuş, Allah razı olsun... Çok şükür. Tam gözüm kararmıştı, açlıktan bayılacak gibi olmuştum. Yedim, içtim elhamdü lillâh, sağ olun. Fedâkârlık ettiniz, ikram ettiniz." diye candan dua eder. Hele hele o devirde...

Şimdi tabii şu anda üretim arttığı için, en fakirin bile, hiç bulamıyorum diyen insanın bile, hiç olmazsa yiyebileceği bir şeyler, kolayca elde edebileceği şeyler var. Özellikle bizim ülkede... Ama bir yer düşünün ki yağmur yağmaz, ot bitmez, ekin çıkmaz, ağaç olmaz, meyve yok. Ne olacak orda?.. Hayvan yok... Ya avlanacak, öyle karnını doyuracak; ya ot ve bitkiden karnını doyuracak. İkisi de olmayınca, ya bir yerden getirilmiş olacak, ya da olan olmayana verecek. İnsanın en muhtaç olduğu şeyi ona sağlamak çok önemli...

c. Sıla-i Rahim Yapın!

(Ve sılül-erhàm) Bu da akrabalık bağlarının bağlantılı olması, koparılmamış olması, ilginin devam etmesi... Akrabaya ilginin sadece merhaba ve ziyaret tarzında değil, aynı zamanda sıla Arapça'da bahşiş mânâsına geliyor. Kesesini açıp da icabında para pul vermek, onun ihtiyacını karşılayacak malzemeyi vermek mânâsını da taşıyor.

Sıla-i rahim; evet akrabayı ziyaret etmek, ilgiyi devam ettirmek, sevgiyi canlı tutmaya, bağları sağlam tutmaya çalışmak ama, bir taraftan da ikram tarafı var işin; yedirmek, giydirmek, vermek, yardımcı olmak... Bu da çok önemli.

İnsanlar tek oldukları zaman, çok zor yaşarlar. Onun için, topluluk halinde yaşıyor insanlar. Yâni tek başına yaşamak, bütün hayatın ihtiyaçlarını tek kişinin kendisinin sağlaması demek olacağından, zor olduğundan nasıl çalışıyor: Birisi ekmek yapıyor, ötekisi kumaş dokuyor, ötekisi ayakkabı yapıyor, öteki sebze yetiştiriyor, berikisi ticaret yapıyor... Böylece iş bölümüyle, faaliyet çeşitleriyle topluma herkes katkıda bulunuyor. Toplum renkli, bereketli oluyor, zengin oluyor.

Herkes kendisinde olanı vererek, olmayanı parayla veya mal takasıyla alarak, karşısındakinin emeğinden faydalanarak yaşamını, hayatını güzel bir şekilde sürdürüyor. Bu gayet güzel bir şey. Bu yardımlaşmanın kuvvetli olması lâzım! İslâm yardımlaşmanın, kardeşliğin kuvvetli olmasına çok önem veriyor. Özellikle akraba ilişkilerinin, çok daha ciddiyetle canlı tutulmasını tavsiye ediyor. Sılül-erhàm bu mânâları ihtiva ediyor.

DEVAMI=

http://esadcosankulliyati.com/arsiv/cuma/c000811.html

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..



Ahmed Şahin - Kainattaki varlıklara kalp gözüyle bakmak

Ahmed Şahin - Kainattaki varlıklara kalp gözüyle bakmak


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK
 

Kainattaki varlıklara kalp gözüyle bakmak


Maneviyat büyükleri kainattaki varlıkları bir kitap gibi görmüşler, bu kitaptaki manaların okunarak anlaşılması gerektiğine de dikkatimizi çekmişlerdir.

Değerli yazar Mehmet Akar’ın Işık Yayınları arasında çıkan “Kalbinle Oku” kitabı da, kainattaki varlıklara böyle bir kalp gözüyle bakışa dikkatimizi çekmekte, varlıkları ‘Kalbinle Oku!’ uyarısında bulunmaktadır. Sözü uzatmadan ‘Kalbinle Oku’ kitabından ‘Ata kalp gözüyle bakınca neler görüyorsunuz?’ yazısını birlikte okuyalım istedim. Bakalım yaratılana kalb gözüyle bakanlar yaratanı nasıl görüyorlar yarattığında bir görelim.

*****

Ata kalb gözüyle bakınca neler görüyorsunuz?

At, hareketin, asaletin, cesaretin, itaatin timsalidir. Her şeyiyle koşmak için yaratılmış özel bir varlıktır.

At, normal yürüyüşüyle saatte altı kilometre yol alır. Biraz daha hızlanırsa saatte yaklaşık yirmi kilometreye ulaşabilir. Atın en hızlı yürüyüş şekli de “dörtnal’’dır ve bu yürüyüşüyle saatteki hızı yaklaşık elli kilometredir. Yarış atı olarak yetiştirilenler ise altmış kilometre hıza ulaşabilir.

At, binicisinin verdiği komuta son derece itaat ederek hareket eder. Binicisi ne tarafa gitmek istediğini küçük bir hareketle ona iletir ve bu hareket atın anında yaptığı bir manevra ile neticelenir.

Binicisinin sesinin tonunu; sertliğini, yumuşaklığını anlar. Gözleri başının iki yanındadır ve her biri etrafı 160-170 derecelik açı ile görür.

Bu durum, atın başı ileri doğru iken, kuyruğunun arkası hariç, etrafındaki her şeyi görebilmesini sağlar.

Kuvvetli hisleri, koku alma kabiliyeti ve insandan çok daha yüksek olan işitme duyusuyla; ilerideki suyu, ateşi, tehlikeyi hemen fark edebilir.

Hafızası da oldukça kuvvetlidir. Geçeceği yol veya araziden daha önce bir defa geçmiş ise karanlıkta dahi olsa oradan yolunu yine şaşırmadan geçebilir.

Atlar, tek tırnaklı hayvanlardır. Tırnakları ile canlı doku arasında mükemmel bir süspansiyon sistemi mevcuttur. Sert bir zeminde yürüseler de bu sertlik, canlı dokuya tesir etmez.

Bacaklarındaki bazı kemikler özel bir dayanıklılığa sahiptir.

Sığır ve koyunlara nispetle daha az uyuyan atlar yatarak da ayakta da uyuyabilirler.

Sırt yapısı ve yüksekliği insanın binmesine uygundur, yaklaşık 160-170 santimetredir.

Atlar, varlıkların insan için hazırlandığının açık şahitlerindendir. Çünkü birçok özelliklerinin kendileri ile bir ilgisi, kendilerine bir faydası yoktur.

İnsandan önce yaratılmış olduklarına göre, kasıtsız, iradesiz tesadüflere göre şekillendiklerini iddia etmek, aklı ve gerçek yaratıcıyı inkar etmek olur.

Atların sapasağlam kaslarından veya kemiklerinden bir tanesi bile yedikleri otu koparmak için değildir ve ot yemek için gelişmiş değildir.

Atların saatle çalıştıkları bir işleri de, aceleleri de yoktur.

Taylarını sırtlarına alıp bir adım attıkları, taşıdıkları da vaki değildir.

Acelesi olan da, böyle bir binite ihtiyacı olan da insandır. At, kendisi için değil insan için koşar.

Atlar, ot değil de et yeselerdi, insanlar için tehlikeli hayvanlar olur, yola çıktıklarında insanları da yerlerdi.

Sırt yapıları eyere veya insanın oturmasına uygun olmasaydı, insana yaramazlardı.

Zayıf, nahif olsalardı üzerine konulan yükün altında ezilirler, vazifelerini yapamazlardı.

Yerden yükseklikleri, yere sürtünmeden geçecek durumda olmasaydı, insan bindiğinde ayağı yere değer, binit olarak kullanılamazdı.

Bütün bunlar olsa da, fakat itaat etmeselerdi, insan o iri cüsseli hayvana hükmedemez, kaçacak yer arardı.

İşte bütün bu hakikatleri görüp, o hakikatlerin arkasındaki kastı ve merhameti görmemek, ikram ve ihsanı anlamamak, hasta bir adamın, kendisini almak için gönderilen arabayı görüp, arabayı göndereni düşünmemesi, teşekkür ihtiyacı duymaması gibi bir idrak yoksulluğu, nimet nankörlüğü olur. İnsan nasıl takdirsiz teşekkürsüz kalabilir kainatta kendisi için yaratılan bunca ilahi ikram ve ihsanlara karşı?
 
 
 
 

Kartallar ve insanlar

 Kartallar ve insanlar



Kartallar, kuş türleri içinde
en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için,...
40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek
zorundadırlar. Kartalların yaşı 40′a vardığında
pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu
nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını
kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar
ve göğüsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır
ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartal burada iki seçimden
birini yapmak zorundadır;


Ya ölümü seçecektir.
Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu
sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar
sürecektir. Bu yönde karar verirse, kartal
bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya
duvarda, artık uçmasına gerek olmayan
bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri
bulduktan sonra kartal gagasını sert bir
şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda
kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını
bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni
gaga ile pençelerini yerinden söker
çıkartır. Yeni penceleri çıkınca kartal
bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya
başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine
20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam
bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş”
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden
doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı
veren eski alışkanlıklarımızdan ve
anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından
kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden
doğuşumuzun getireceği olağanüstü
sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.

İnsanlar ile hayvanları ayıran en önemli
özelliklerden bir tanesi hayvanların
düşünmemekten kaynaklanan,
içgüdüsel olarak karar verebilmeleri
ve uygulayabilmeleridir. İnsanoğlu
düşündükçe karar vermekte zorluklar
yaşıyor ve kararsızlığı seçiyor.

Bazen kararlarımız acı da verse
her zaman “Yeniden Doğuş”u
müjdeleyebilir.

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Kayyum

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Kayyum

Kayyum

Kayyum

Kayyum, Varlığı, diriliği her an için olup, gökleri, yerleri her an için tutan, daimi her şeye her hususta iktidarı yeten Allah (C.C) (Osmanlıca'da yazılışı, hayy-ül kayyum) İbni Mes'ud radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu,

Estağfirullah El Azim Ellezi La ilahe illa Hüvel Hayyul Kayyum Ve Etubü İleyh.

Buna istiğfar duası denir. Hadis-i şerifte, (Her namazdan sonra, üç kere) okuyanın, bütün günahları af olur. buyuruldu. Allah katında makbul olan dualardan birisi de şahmeran duası denilen duadır. İçinde Allah'ın azametli isimleri mevcut olduğundan her dilek için okunabilir ve çabuk etkisini gösterir.

Abdestli okunması ve okuma işlemine hamdele, besmele ve salvele ile başlanılması niyetin daha çabuk gerçekleşmesine yardımcı olur. Şahmeranın diğer bir özelliği de, dilekleri gerçekleşmesidir. bolluk ve bereket vermesidir.


Kayyum Arapça Duası

  • Allahu la ilahe illa Hüvel Hayyul Kayyum Allahula ilahe illa Huvel aliyul Hakim.
  • Allahu la ilahe illa huves Semiul Alim. Allahu la ilahe illa Huver Rahmanürrahim
  • Allahu la ilahe illa Huvel Vahidul Ehad. Allahu la ilahe illa Huvel Ferdul Varid.
  • Allahu la ilahe illa Huve Raufur Rahim. Allahu la ilahe illa Huvel Aziz'ur Rahim.
  • Allahu la ilahe illa Huvez Zahirul Batınu. Allahu la ilahe illa Huvel Ahadus Samedu.
  • Allahu la ilahe illa Huvel Fetta'ul Alim. Allah'u la ilahe illa Huvel Aziz'ul Alim.
  • Allahu la ilahe illa Huvel Hannan'ul Mennan'ul Deyyan. Allahu la ilahe illa Huvel Kadir'ul Kahiru.
  • Allahu la ilahe illa Huver-Rafiul Alim. Allahu la ilahe illa Huver-Rabbül arş'il Azim.
  • Allahu la ilahe illa Huvel Melikul Kudüs. Allahu la ilahe illa Huvel Hamdul mubin.
  • Allahu la ilahe illa Huvel Bais'ul Varis. Allahu la ilahe illa Huvel Esmaul Hüsna.
  • Huvel Hayy'u la ilahe illa Huve Fadi'u Muhlisine Lehuddiyn. Subhaneke
  • Birahmetike ya erhammerrahimin. Velhamdu-lillahi Rabbil alemin.



  • Kayyum Türkçe Anlamı
  • Gerçek Hayat sahibi, Her şeye Hayat veren ve Ayakta tutan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeyin her şeyden Yüce ve Hikmet Sahibi Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Gizli ve Açık her şeyi İşiten ve her şeyi Bilen Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeye Çok Merhametli ve Çok Merhamet Edici Olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her Şeyin Varlığını Bildiği Ve Eşi Benzeri Olmayan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Yaratılanlara Karşı şefkatli ve merhametli Olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Azameti Büyük ve her şeye Galip ve Merhametli Olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • İstediği zaman Apaçık ortada olan, algılanabilen ve istediği zaman Gizli, ortada olmayan,
  • Algılanamayan. Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Hiç bir Dengi ve Ortağı Olmayan ve Tek olan ve Hiç bir şeye İhtiyaca Olmayan
  • Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeyi hikmetle açan ve her şeyi Hakkıyla Bilen Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur.
  • Her şeye Galip ve Azameti Büyük Olan ve her şeyi Hakkıyla Bilen Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Yarattıklarına sonsuz merhamet sahibi, hakiki iyilik ve ihsan sahibi olan ve hiç bir amelini zayi etmeden,
  • Karşılığını veren Allah'ım. Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeye gücü yeten Kadir ve Düşmanlarını Kahreden Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • İstediğini Yükselten ve Hakiki İlim Sahibi olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeyin ve Büyük Arşın Sahibi Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Her şeyin ve mülkün sahibi ve Her türlü hata, gaflet ve acizlikten uzak olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Hamd ve Övgü Sahibi olan Hamdımız ve Övgümüz Apaçık Ancak Sanadır Allah'ım. Senden Başka İlah Yoktur
  • Ölenleri diriltecek Olan ve Tüm Varlıkların gerçek Varisi Olan Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur
  • Allah'ım Senden Başka İlah Yoktur. Tüm Güzel İsimler Sana aittir.



  • Kayyum Okumanın Fazileti
  • Her niyet için 41 defa okunur,
  • Rahat uyku için 3 defa okunur,
  • Nazara karşı 7 defa okunur.
  • Sevgi ve Muhabbet için 3 gün 61 defa okunur,
  • Cin ve şeytandan, kötülüklerden korunmak, gönül rahatlığı ve günahların affı için her gün sabah ve akşam birer defa okunur.
  • "Her kim 'estağfirullah'ellezi la ilahe illa hu, el-Hayye'l-Kayyume ve etubü ileyh, kendisinden başka ilah bulunmayan, ebedi hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı yöneten Allah'tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim' diye yalvarırsa, savaştan kaçmış bile olsa, günahları bağışlanır" Şahmeran duası 7 kere üst üste 3 gün boyunca okuyun, bu dua Anadolu da yılanların eve girmemesi yada tarlada vs. gibi yerlerde yılanların saldırısına uğramamak için okunurmuş.

  • Günün Menkıbesi: Seyyide hürmet

    Günün Menkıbesi: Seyyide hürmet
     

    İmam-ı Şafii hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün Bağdat camiinde talebeye ders veriyordu.
    Lakin ikide bir minderinden kalkıp kalkıp oturuyordu.

    Bu hâl, on-onbeş defa tekrarlanınca, talebeyi merak sardı.
    Dersten sonra, biri vardı huzuruna:

    - Bir şey sorabilir miyim hocam?
    - Tabii evladım, sor.

    - Efendim, ders esnasında kalkıp kalkıp oturdunuz. Hikmetini merak ettik de.

    Büyük İmam izah etti:
    - Bir seyyid çocuk kapı önünde oynuyor, oyun icabı, bazen kapı önünden geçiyordu. O çocuğun her geçişinde ayağa kalktım, sonra oturdum.

    - O seyyide hürmeten mi efendim?
    - Evet. Bir evlad-ı Resul ayaktayken oturmak uygun olur mu evladım?


    Paraya elini sürmedi

    Bir gün de, bir talebesiyle birlikte camiden çıktı.
    Talebe bazı şeyler soruyor, İmam da cevap veriyordu.

    Bir ara, bir genç edeble yanaştı İmama.
    Elinde bir kese tutuyordu.

    İmam şefkatle baktı gence:
    - Buyur evladım.

    - Efendim filan kişinin size selamları var.
    - Aleyküm selam.

    Sonra o keseyi uzatıp arzetti:
    - Bu altınları size gönderdi. Kabul etmenizi rica ediyor.

    İmam elini sürmedi keseye:
    - Peki yavrum, onu şuraya bırak!

    Genç, altın kesesini bir kenara bırakıp geri döndü.
    Az sonra, orta yaşlı biri geldi İmamın yanına.

    Selam verip arzetti:
    - Efendim, ben fakir bir kimseyim. Bir de çocuğumuz oldu. Bebeği sarmak için bez bile yok evimizde.

    İmam sordu:
    - Paraya mı ihtiyacın var kardeşim?
    - Evet hocam.

    Kenardaki keseyi ona gösterip;
    - Şunu al. İçinde altın varmış. İhtiyacını görürsün, buyurdu.

    Adam sevinçle aldı onu ve dua etti:
    - Allah sizden razı olsun efendim.

    - Senden de kardeşim.

    Halbuki İmam, kendi de yokluk içinde yaşıyordu o aralar.


    Elhamdülillah

    Bir gün yine İmam-ı Şafii hazretleri Mekke’ye gelmişti.
    İnsanlar, akın akın gelip dini sualler sordular.

    Hepsine doyurucu cevaplar verdi.
    Yanında Onbin dirhem de parası vardı.

    Tamamını dağıttı fukaraya.
    Tek dirhem bile kalmadı.

    Paralar bitince, bir “Oh!” çekip mırıldandı:
    - Elhamdülillah! İşte şimdi rahat ettim.
     
     

    4 Mart 2015 Çarşamba

    Çocuğun da hakkı var

    Çocuğun da hakkı var



    Bir adam, Hazret-i Ömer’e, oğlunu şikayet eder.
    Hazret-i Ömer, bu kimsenin oğluna der ki:

    - İmandan sonra birinci vazifemiz ana babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman doğmamıza ve Müslüman yetişmemize sebep olan ana babamızın kalbini kırarsak Cennete nasıl gireriz?

    Onlar bize hakaret etse de, yalvararak gönüllerini almamız lazımdır. Müslüman ana babamız, bizden razı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmak çok zordur.


    Çocuk Hazret-i Ömer’e der ki:
    - Ya Emir-el-müminin, söylediklerini aynen kabul ediyorum. Fakat çocuğun ana babası üzerinde hiç mi hakkı yoktur?

    Hazret-i Ömer buyurdu ki:
    - Evet çocuğun da hakkı vardır. Evlenirken çocuklarına anne olacak kızı veya kadını iyi aileden seçmesi, çocuğa güzel bir isim koyması ve dinini öğretmesi gerekir.

    Çocuk, Hazret-i Ömer’e şöyle cevap verdi:

    - Babam, bana terbiye nedir öğretmedi. Anam ise, zenci bir Mecusinin kızı idi. İsmimi “Karaböcek” koymuş ve Allah’ın kitabından bana bir harf bile öğretmedi.
    Maalesef dinim hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

    Hazret-i Ömer, çocuğun babasına dedi ki:
    - Gelmiş, bir de bana oğlunu şikayet ediyorsun; halbuki sen onun hakkını çiğnemiş ve o sana kötülük etmeden, sen ona kötülük etmişsin.


    Tiksindiniz Değil mi?

    Tiksindiniz Değil mi?

    Cenâb-ı Hak buyuruyor:
    “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi gıybet etmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeleri çok kabul edendir; çok merhametlidir.” (Hucurât, 12)
    Rasûlullah (sav) buyurdular:
    “Ey diliyle iman edip de kalplerine iman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanları gıybet etmeyiniz, onların kusurlarını da araştırmayınız! Kim Müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rezil eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4880; Tirmizî, Birr, 85/2032; İbn-i Kesîr, Tefsir, IV, 229)