29 Mayıs 2017 Pazartesi

Merhamet

Merhamet
 
İnsanlar içinde en merhametli olan ve en güzel örnekleri bize sunan Hz. Peygamber (s.a.s.)’den iki örnek;
 
“Üsâme b. Zeyd (r.a) anlatıyor: Hz Peygamberin yanındaydık. Kızı Zeynep ona, "Çocuğum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz" diye haber gönderdi.
 
Sevgili Peygamberimiz, hayatın insana verilmiş bir ilahî emanet olduğunu ve sabrederek mükâfat kazanmanın iyi bir fırsatını yakaladığını kızına hatırlatarak haber gönderdi:
 
-Kızım, Veren de, alan da Allah'dır. Her şeyin belli bir ömrü vardır. Sabret, yavrum! Göstereceğin sabrın Allah katında büyük sevabı olduğunu hatırla!
 
Fakat Hz. Zeynep babasının bir an önce gelmesini ve ciğerparesini son bir defa kucağına alarak onu ebedî âleme hayır ve bereket kazanmış olarak göndermesini istediği için tekrar haber saldı.
 
O zaman Efendimiz, büyük sahabilerinden birkaçıyla birlikte kızının evine gitti. Ölümün eşiğinde olan ve "zayıflıktan ötürü vücudu eski bir kırbaya dönmüş bulunan" yavruyu O'nun kucağına verdiler. Merhamet Peygamberi ağlamaya başladı. Mübarek gözlerinden dökülen inci tanelerini gören büyük sahabi Sa'd ibni Ubade hayretler içinde kaldı:
 
-Ya Resûlallah! Bu hâl nedir? deyince, Peygamberimiz de:
 
-Bu gözyaşı, Allah Teala'nın,  kullarının gönüllerine koyduğu, kendi rahmetinin bir eseridir. Cenab-ı Hak bu duyguyu, kullarından istediğine ihsan eder.”[9]
 
“Sene Miladi 620.... Mekke'de hüzün senesi..   Sevgili
Peygamberimizin en yakınları vefat etmiş,  Sevgili eşi Hz. Hatice, en zor günlerinde her zaman kendisini destekleyen amcası  Ebû Tâlib üç gün arayla vefat etmiş...
 
Zulüm ve baskılar artmış, Mekke daralmış...
 
Taif Mekke'ye iki günlük mesafede bir yerleşim merkezi... Oraya gitse, acaba bir nefes alma imkanı bulabilir mi? Mukaddes emaneti taşıyacak bir yürek çıkar mı karşısına?
 
Taif...Eşrafın kapısı çalınıyor. Bir yürek aranıyor...
 
Yok... Üstelik alay ve hakaret var, eza ve cefa var, aşağılama var, hatta öfke var...
 
Sonra ayak takımını örgütleyip O güzeller güzelinin üstüne sürme var...
 
Yollarda taş sağanağı...
 
Nereni savunacaksın... Baş, göz, beden... Allah Resûlü kan revan içinde kalıyordu.
 
O'nu, atı­lan taş­lar­dan ko­ru­ma­ya ça­lı­şan fedakâr sa­habi Zeyd b. Hârise (r.a) de ya­ra­lan­ıyor. O, Allah Re­sû­lü'ne atı­lan taş­la­ra ken­di vücudunu si­per ede­rek:
 
"-Ey Tâ­if hal­kı! Taş­la­dı­ğı­nız kim­se­nin bir pey­gam­ber ol­du­ğu­nu bi­li­yor mu­su­nuz?!." di­yor­, diyor ama nafile...
 
Ken­di­le­ri­ni zor-zah­met Mek­ke­li­le­re ait bir bah­çe­ye, bir hur­ma ağa­cı­nın al­tı­na atı­ver­iyorlar.. Yer ve gök mahzun... Me­lek­ler mahzun...
 
Birdenbire Cebrail (a.s)  beliriverir ve eğer izin verilirse, çevredeki dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif ediyor.  Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile,  "Hayır!" diyor. Evet O, çok ileride bile olsa, onların neslinden (kıyamete kadar) yalnızca Allah'a ibadet edip O'na şirk koşmayan birileri çıkacaksa, belâlara karşı "Hayır!" diyor...[10]
 
Ve sonra merhamet Peygamberi ellerini açıp Allah'a şöyle dua ediyor:
 
“Allah'ım, kuvvetimin yetersizliğini, çarelerimin tükenişini ve insanlarca horlanışımı sana havale ediyorum. Ey acıyanların en merhametlisi, sen horlananların Rabbi, Beni kime bırakıyorsun, hayatımı cehenneme çevirecek düşmanıma mı, yoksa işimin sahibi kıldığın akrabalarıma mı! Eğer bana kızgın değilsen, aldırmam! Senin bana ihsan ettiğin afiyet, benim için daha önemli ve yararlıdır" 
 
Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrum kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nuruna sığınırım, sadece senin rızanı isterim, yeter ki sen razı ol, çare de ancak seninle, güç de ancak seninledir”.[11]
 
Alvarlı Muhammed Lütfi (Efe Hz.)’in şu beyti ramazanda bizim merhamet ve şefkat yolumuz olsun.
 
İhtiyara eyle hürmet
Sabîlere kıl merhamet
Misafire sarf et ni'met
Allah'dan istersen rahmet
Sakın incitme bir canı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı
 
Bu ramazan merhamet kanatlarımızı herkesin her şeyin üzerine indirdiğimiz bir ay olsun.
 
Bu ramazanda günahlarımıza tövbe ederek ve bir daha dönmemeye çaba göstererek,  ibadetlerimizi yerine getirerek, ahlakımızı güzelleştirerek, imanımızı kâmil hale getirme yollarını gözeterek kendimize merhamet edelim. Cennetlik için yaratılan bu bedeni cehenneme götürmeyelim.
 
Bu ramazanda çocuklarımıza ibadet alışkanlığı kazandırarak, İslam’ın en güzel ilkelerini öğreterek ve kendimizde onlara örnek olarak ailemize merhamet edelim. Onları da cehennemin dehşetli azabında korumaya çalışalım.
 
Bu ramazanda ihtiyaç sahiplerine yardım ederek onlara merhamet edelim. Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada yaşayan kardeşlerimize özelliklede son elli yılının en kurak zamanını geçiren ve açlıktan dolayı insanların yaşamını yitirdiği Somali’de bulunan kardeşlerimize yardım edelim. Biz onlara merhamet edelim ki, Rabbimizde bizlere merhamet etsin.
 
Bu ramazanda bitkilere, hayvanlara merhamet edelim. Onları da gözetelim. Bir ağaç kesmek yerine bir ağaç dikelim. Bir hayvana aş verelim. Oda ramazanın merhametinden istifade etsin.
 
Her ramazan olduğu gibi bu ramazanda bizim için bir fırsat. Bu fırsatı değerlendirenler için Allah’ın rahmet deryası onları beklemektedir. Haydi, hep beraber, birlik ve beraberlik içerisinde Rabbimizin şu ayetine sımsıkı sarılalım.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْفَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
 
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”[12]
 
Bu ramazan bizim için bir dönüm olmalı. Çünkü bu hayatı ne zaman ve nerede sonlandıracağımızı bilmiyoruz. Ebu Turab Hz. Ne güzel ifade etmektedir.
 
Bugünü düşünürüm.
dün geçti, yarın var mı?
gençliğime de güvenmem,
ölen hep ihtiyar mı?
 
Şu an yaşıyorsak bu bizim için çok değerli. Çünkü şu an itibariyle tövbe ederek günahlarımızı affetirme imkânımız var. Çok geç olmadan, eyvah demeden ölüm gelmeden uyanalım. Merhametin tecellisi olan Ramazandan istifade edelim, Rabbimizin rızasına nail olalım.
 
Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de bizlere öğrettiği şu dua ile vaazımıza son veriyoruz.
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ
 
“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi hakikatten saptırma ve yüce katından rahmetini bizlere bağışla. Şüphesiz sen çok lütuf sahibisin.”[13]
 
Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. İbadetlerimiz makbul, amelimiz Salih, niyetlerimiz halis, ahlakımız güzel olsun. Rabbim bizi merhamet edenlerden ve merhamete nail olanlardan eylesin. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Uzman Vaiz
 
[9] Buhârî, "Cenâiz" 32
[10] Buhârî, "Bedü'l-Halk", 7
[11] www.merhamet.org sitesinden alınmıştır
[12] Al-i İmran, 3/103

--

ATAMIZ FATİH SULTAN MEHMED HAN

ATAMIZ FATİH SULTAN MEHMED HAN

29 Mayıs 1453'te İstanbul'u fethederek çağ kapatıp, yeni çağ açan Fatih Sultan Mehmet hakkında bazı bilgiler:




- Arapça ve Farsça olmak üzere 7 dil biliyordu. Latinceyi anadili gibi konuştuğu rivayet edilir.

- Şairdi. Mahiyetindeki 185 şairden 30’unu maaşa bağladı.

- İstanbul’un fethi için, Musluhiddin ve Saruca Serkan gibi, Osmanlı mühendislerinin yanında, Macar Urban’a Edirne’de, “şahi” adı verilen toplar döktürdü. Bu toplar, Bizans’ın yanı sıra Avrupa'da asırlardır süren feodaliteyi de bitirecekti.

- Kanuni’den çok önce, bir kanunname ve bir anayasa hazırlattı.

- Otlukbeli’de Uzun Hasan’ı yenince, zaferini kutlamak için 40 bin esiri serbest bıraktı.

- Otuz yıllık saltanatı süresince, yirmi beş askeri harekata bizzat kumanda etti.

- 900 bin km². olan Osmanlı topraklarını, 2 milyon 214 bin km².’ye çıkardı.

- Venedik Kralı tarafından planlanan ondört suikast girişiminden sağ kurtulmayı başardı. Vefatı hakkında “suikast” şüpheleri halen vardır.

- Vefatının ardından Papa, kutlama amacıyla üç gün boyunca gece-gündüz durmaksızın çanlarını çaldırdı.

- Ömrü boyunca, iki imparatorluk, dört krallık ve onbir prensliği kendine bağladı.

- Hristiyanlar tarafından, Osmanlı Türklerinin İstanbul’u fethettiği gün “dünyanın sonu” şeklinde tanımlandı.


 



On sekiz bin (18.000) âlem hakkında bilgi verir misiniz?

On sekiz bin (18.000) âlem hakkında bilgi verir misiniz?

Kur’an'da geçen “Rabbul âlemin” tabirinde, âlimlerimiz 18.000 âlem demişler.
 
Bu rakam kesretten kinayedir. Yani Arap edebiyatında 7, 70, 700, 7.000, 70.000 veya 18.000, 28.000 gibi sayısal ifadeler, çokluğu ifade etmek içindir.
 
Hâlbuki âlimlerimizin çoğuna göre her bir insan her bir hayvan her bir bitki veya her bir melek her bir cin bir âlemdir.
 
Hatta her bir hücre, başka hücrelere benzememesi dolayısıyla bir âlemdir.
 
İşte "Allah âlemlerin Rabbidir” veya “Ey Habibim! Seni âlemlere rahmet olasın diye gönderdik.” gibi Kur’anî ifadeler, tamamıyla tüm kâinatı ve içindeki her bir hayat sahibini, hatta cansızları da içerisine almaktadır.
 
 


 

28 Mayıs 2017 Pazar

Ramazan merhamet tecellisidir.

Ramazan merhamet tecellisidir.
 
Kur’an- Kerim ramazan ayında kadir gecesinde indirilmiştir. Ramazanı karşıladığımız bu ilk gecede bu ayetleri yeniden hatırlayalım.
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ
 
“(O sayılı günler, Ramazan ayı), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.”
 
Böylece Kur’an-ı Kerim indirildiği ayı onbir ayın sultanı yapmış, indirildiği geceyi ise bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Kur’an-ı Kerim ise yaratanın kullarına karşı merhametidir. Bu sebeple Kur’an-ı kerime uymakla Yaratanın merhametine de nail olacağımız unutulmamalıdır. Bu hususla ilgili şu ayeti sizlerle paylaşmak isterim.
وَهَـذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
 
En güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz ise Ramazan ayının nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu bizlere şöyle bildirmektedir.
الصَّلَواتُ الخَمْسُ والجُمُعةُ إلى الجُمعةِ ، وَرَمَضَانُ إلى رمَضَانَ ، مُكَفِّرَاتٌ ما بيْنَهُنَّ إذا اجْتُنِبَتِ الكبَائِرُ
 
“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur.” Efendimiz (s.a.s.)’in ifade ettiği üzere Ramazana ulaşmak ve bu aydan istifade etmek suretiyle günahlarımızı affettirebileceğiz. Bu zaman dilimi bizim içen ne kadar büyük merhamettir.
 
Oruç Merhamet Tecellisidir
 
Ebu Hureyre’den aktarılan bir kutsi hadisle orucun nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu yeniden hatırlayalım.
قال اللَّه عَزَّ وجلَّ : كُلُّ عملِ ابْنِ آدم لهُ إِلاَّ الصِّيام ، فَإِنَّهُ لي وأَنَا أَجْزِي بِهِ . والصِّيام جُنَّةٌ فَإِذا كَانَ يوْمُ صوْمِ أَحدِكُمْ فلا يرْفُثْ ولا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سابَّهُ أَحدٌ أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيقُلْ : إِنِّي صَائمٌ . والَّذِي نَفْس محَمَّدٍ بِيدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائمِ أَطْيبُ عِنْد اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ . للصَّائمِ فَرْحَتَانِ يفْرحُهُما : إِذا أَفْطرَ فَرِحَ بفِطْرِهِ ، وإذَا لَقي ربَّهُ فرِح بِصوْمِهِ
 
Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir.Oruçbenimiçindir,mükâfatınıdabenvereceğim"buyurmuştur.
 
Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.
 
Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlununağız kokusu,Allahkatındamiskkokusundandahagüzeldir.
 
Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır."
 
Teravih Merhamet Tecellisidir
 
Bir hadisle bugün ilkini kılacağımız teravih namazımızın bizlere nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu anlayalım.
منْ قام رَمَضَانَ إِيماناً واحْتِساباً غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
"Kim ramazanın faziletine inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."
 
Yaratan yarattıklarının hep iyilikler içerisinde olmasını ister. Bunun içinde Kutsal Kitaplar göndermiş, bu kitapların yaşantıya aktarılması için ise örnek olarak Peygamberler göndermiştir. Hata yapan kullar için ise merhamet kapısı hiçbir zaman kapatılmamıştır. Hatta hatasından dönenler için Allah her zaman bağışlayıcı olarak kulunun yanında olmuştur. Nitekim bu hususta birçok ayetten birkaçı şöyledir.
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
 
“Ey kendilerinin aleyhinde çalışarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”
 
Ahmet ÜNAL
Uzman Vaiz
 
 
 

OSMANLI DÖNEMİNDE ÇOCUKLARI ORUCA KATMA OYUNLARI

OSMANLI DÖNEMİNDE ÇOCUKLARI ORUCA KATMA OYUNLARI

On bir ayın sultanı Ramazan, gelişiyle genç yaşlı tüm Müslümanları heyecanlandırır. Peki, Osmanlı döneminde Ramazan çocuklar için nasıl geçerdi? Onlar için neler yapılırdı? Ramazan'ın heyecanını ve bilincini çocuklara aşılamak için neler yapılırdı? İşte cevabı:

Osmanlı döneminde çocuklara Ramazan'ı sevdirmek için birçok uygulama yapılırdı. Ramazan geldiğinde bir aile defteri tutulur, ev halkının bu deftere Ramazan'la ilgili düş...üncelerini yazmaları istenirdi. İlk kez oruç tutan çocuklardan da bunu yazmaları istenirdi. İftar sofraları çocukların dikkatini çekecek şekilde hazırlanırdı.


Bazı evlerde Ramazan'ın ilk günü evin görünür bir köşesine minyatür mahyalar kurulur ve 'Hoş geldin Ramazan' yazılırdı.

Osmanlı döneminde 'çocukları oruca katma oyunları' vardı. Oruç, çocuklara çeşitli oyunlarla alıştırılır ve sevdirilirdi. Bu oyunlar ailenin bütün fertlerine açlıkla, susuzlukla, yoklukla terbiye olma ve kendilerinden fakir olanların durumunu anlama imkânı sağlardı.

Osmanlı'da çocuklara orucun hikmetleri anlatılırdı. Oruç tutan çocuklar için küçük ipler kesilirdi. Ramazan ayının sonuna doğru ipler çoğalınca evin büyükannesi ya da dedesi o ipleri birbirine bağlardı. Sonra o ipleri minyatür süslü bir sandığa bağlayıp bu sandığı açık artırmayla çocukların akrabalarına sunarlardı. Bu şekilde sandık satılıyor ve çocukların bayram harçlığı çıkmış olurdu. Çocuklar, ilerleyen yaşlarında sandığı açıp iplere dokunduğunda duygulanır ve gelecek Ramazan ayını iple çekerlerdi.

OSMANLI'DA RAMAZAN OYUNLARI:

- SADAKA TAŞLARI OYUNU
 

Bu oyun topluma, taşı bile sadakaya dönüştüren hayır anlayışını kazandırmıştı. En çok bilinen oyunlardan biriydi. Çocuklar sokak sokak gezip taşlar toplar ve bu taşlarla, özellikle sakat leylekler için ev kurarlardı.

- FUKARA SOFRASI
 

Bu oyun ihtiyaç sahiplerinin durumunu çocuklar daha iyi anlasın diye oynanırdı. Genelde Ramazan ayının başı, ortası ve sonunda olmak üzere üç defa oynanırdı.

Oyunda varsayalım ki biz çok fakiriz denilir ve o günlerde iftar sofrasından doymadan kalkılırdı.

- SADAKA KUTUSU OYUNU
 

Çocuklar için çarşıdan, süslü, ufak karton ya da ahşap kutular alınırdı. Ramazan boyunca çocuk teşvik edilir ve kutuya atmak için para toplanırdı. Kutuda toplanan para ile ise bütün aile ihtiyacı olan kim olduğuna karar verir ve ona verilirdi. Bu sandıklar minyatür bir çeyiz sandığını anımsatırdı.

- MİSAFİR AĞIRLAMA OYUNU
 

Bu oyunda mahallenin en çok yardıma ihtiyacı olan ailesi, çocuklarıyla iftara çağrılırdı. Gelen misafirin giyimi kuşamı asla yadırganmazdı. Konakta yaşayan, çocuklar başta olmak üzere, herkes gelen misafire hizmet ederdi.
 





27 Mayıs 2017 Cumartesi

Hoş Geldin Merhamet Ayı: Ramazan

Hoş Geldin Merhamet Ayı: Ramazan
 
Bu gece Teravih namazıyla Ramazanı karşılıyoruz. Bu gece ilk sahurumuza kalkacağız. Bir ramazana daha ulaşmanın verdiği sevinçle Rabbimize hamd ediyor, Sevgili Peygamberimize salât ve selam ediyoruz. Bu gecenin heyecanı ile Rabbimize sığınıyor el açıp âmin diyoruz. “Ey Rabbimiz! Bizleri bu ramazandan en güzel şekilde istifade edenlerden eyle. Peygamber Efendimiz her ramazanda okuduğumuz bir hadiste şöyle buyuruyor. "Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş" Ey Rabbimiz! Bizleri evvelinde rahmete nail olanlardan, ortasında mağfirete uğrayanlardan sonunda da cehennemden azat olanlardan eyle.  Bu gecede kendisiyle sevindiğimiz Ya Şehri Ramazan! Hoş geldin. Hoş geldin merhametin tecellisi ramazan.
 
Allah merhametlidir. Bizlerin yaratılmış olması O’nun merhametinin tecellisi değil midir? Biz yok idik. Eğer yaratılmasaydık hiç olmayacaktık. Bizi yoktan var eden bize hiç merhametli olmaz mı? Yaratılmış olanların bizim istifademize sunulması merhamet tecellisi değil midir? Namazlarımızın her rekâtında okumuş olduğumuz Fatiha süresinde Cenab-ı Mevla
الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {}الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {}
“(Her çeşit hamd ve övgü yalnızca bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O Rahmandır (sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir), O Rahimdir ( çok şefkatli ve merhametlidir).”[1] buyurarak hem bu dünyada hem de ahiret yurdunda merhametinin her şeyi kuşattığını bizlere bildirmektedir..
 
Efendimiz (s.a.s.)’den bir hadisle Allah-u Telanın kullarına karşı merhametini daha iyi anlamaya çalışalım.
 
İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir gün mescide otururken bir gurup esir getirildi. İçinde kadınlar ve çocuklar da vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir de ne görsün... Baktı ki, esirler içinde bir kadın çocuğunu kaybetmiş, aklını kaybetmişçesine, deli olmuşçasına bir sağa bir sola koşuyor. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu. Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeyen bir arzu ile onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resulü (s.a.s.) bu manzara karşısında iyice doldu ve:
 
"Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabi cevap verdi: "Evet Ya Resûlallah!" Allah Resûlü (s.a.s.) tekrar "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?"diye sordu. Sahabi "Hayır ya Resûlallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine Rahmet Peygamberi şu hikmet dolu sözleri söyledi:
 
"Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmaz."[2]
 
Ramazan merhamet tecellisidir.
 
Kur’an- Kerim ramazan ayında kadir gecesinde indirilmiştir. Ramazanı karşıladığımız bu ilk gecede bu ayetleri yeniden hatırlayalım.
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ
 
“(O sayılı günler, Ramazan ayı), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.”(1)
 
Böylece Kur’an-ı Kerim indirildiği ayı onbir ayın sultanı yapmış, indirildiği geceyi ise bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Kur’an-ı Kerim ise yaratanın kullarına karşı merhametidir. Bu sebeple Kur’an-ı kerime uymakla Yaratanın merhametine de nail olacağımız unutulmamalıdır. Bu hususla ilgili şu ayeti sizlerle paylaşmak isterim.
وَهَـذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
 
En güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz ise Ramazan ayının nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu bizlere şöyle bildirmektedir.
الصَّلَواتُ الخَمْسُ والجُمُعةُ إلى الجُمعةِ ، وَرَمَضَانُ إلى رمَضَانَ ، مُكَفِّرَاتٌ ما بيْنَهُنَّ إذا اجْتُنِبَتِ الكبَائِرُ
“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur.”[4] Efendimiz (s.a.s.)’in ifade ettiği üzere Ramazana ulaşmak ve bu aydan istifade etmek suretiyle günahlarımızı affettirebileceğiz. Bu zaman dilimi bizim içen ne kadar büyük merhamettir.
Ahmet ÜNAL
Uzman Vaiz
 
 
 

Orucun Faydaları Madde Madde

Orucun Faydaları Madde Madde

- Mide ve bağırsak sorunlarında oldukça yarar sağlar, mide asidinde azalmaya bağlı iyileşmeler görülür.

- Boşaltımı sağlayan organların dinlenmesi sağlanır.

- Kilo ve kan basıncında azalma tespit edilmiştir.

- Oruç insanın şefkat, merhamet ve anlayış duygularını geliştirir.

- Ramazanla beraber ön yargılar ve küskünlükler ortadan kalkar, toplumsal iletişim artar.

- Toplumsal barışı, kaynaşma ve yardımlaşmayı sağlar.

- Nefsi en iyi terbiye eden ibadettir.

- Vücut sıhhatini ve dinlenmesini sağlar.

- İnsana sabrı ve tahammülü öğretir.

- Alkol ve sigara gibi vücuda zarar veren madde kullanımlarının bırakmakılması sonucu bir takım faydalar sağlanabilir.

- Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allaha daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.


https://www.mumsema.org/oruc-sorulari/235959-orucun-bireysel-ve-toplumsal-faydalari-maddeler-halinde.html



26 Mayıs 2017 Cuma

EFKAN VURAL - Ramazan Ayı ve Oruç İbadeti

EFKAN VURAL - Ramazan Ayı ve Oruç İbadeti



Ramazan,mübarek üç aylardan bir tanesidir. Ramazan ayı denince akla oruç gelir. Ramazan ayında oruç tutmak Müslümanlara farz kılınmıştır. Ramazan ayında oruç tutulduğu için bu aya “oruç ayı”da denir.
Ramazan ayının üstünlüğü sadece oruç tutulan ay olmasından değildir. Ramazan ayının faziletli olmasının bir sebebi de Kur’anıkerim’in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: ”Ramazan öyle bir aydır ki, bu ayda Kur’an , insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu aya ulaşan oruç tutsun…”(Bakara,2/185)
Ramazan ayı içinde öyle bir gece vardır ki, o gece bin aydan daha üstündür. Bin ay yaklaşık 83 yıl dır .Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır.”Biz onu (Kur’anı)Kadir gecesinde indirdik.”(Kadir suresi,97/1)
Ramazan ayının rahmet ve bereketi çok büyüktür. Bu ay da tevbe etmeli(yaptığımız günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak) , Kur’an’ı okumalı ve anlamını Türkçe meallerden okuyup düşünmeli, bol ,bol ibadet etmeli,Allah’ı anmalı,dua etmeli,yoksul ve muhtaçlara yardım etmeli ,hayvanları sevmeli ve korumalı… Bunlar yapılırsa Ramazan ayından yararlanmış oluruz.Dolayısıyla her zaman yapmamız gereken kulluk görevimizi yerine getirmiş oluruz

Oruç İbadeti
İslam dininin beş temel esasından biri de oruçtur. Oruç ibadeti Yüce Allah’ın kesin yapılmasını emrettiği bir ibadettir.İslam dininde oruç ibadetinin önemi çok büyüktür.
Orucun Tanımı: Tanyerinin ağarmasından başlayarak, güneşin batışına kadar (akşam vaktine kadar) yemekten,içmekten ve cinsel arzulardan uzak durmaya oruç ibadeti denir.
Ramazanın dışında da istediğimiz zaman oruç tutabiliriz. Oruç tutmanın fazileti çok büyüktür. Oruç ibadeti sadece aç kalmak ve cinsel arzulardan uzak kalmakla bırakılmamalı.Orucu tüm organlarla ve tüm duygularla tutmalıyız. Oruç ibadetiyle nefsimizi kontrol altına almalıyız .Oruçlu iken davranışlarımıza da düzeltmeliyiz. Kimseni aleyhinde konuşmamalıyız.Gıybet ve dedikodu gibi dinimizin yasakladığı kötü davranışlardan uzak durmalıyız. Ramazan ayında ki bu güzellikleri diğer aylarda da devam ettirmeliyiz.Çünkü her gün ayrı bir gündür ve her günün hesabı ayrı ayrı verilecektir.
Oruç Kimlere Farzdır
1-Oruç Müslüman olanlara,
2-Oruç akıllı olanlara
3-Ergenlik çağına girmiş olanlara
4-Sağlıklı olanlara
Hastalar oruç tutmaz. Hastalar iyileşince tutamadıkları oruçların kazasını yapar.Hiç iyileşmeyecek hastalar ,devamlı tedavi gören hastalar ile çok zayıf ve düşkün yaşlılar oruç tutmaz.Tutamadıkları oruçların her biri için bir fitre miktarı yiyecek veya para vermesi gerekir.Buna Orucun Fidyesi denir. Bu parayı veremeyecek durumda olanların ödemesi gerekmez.
5-Yolcu olmamak:Yolcu olanlar oruç tutmaya bilirler.Sonra kaza ederler.Yolcular isterse oruç tutabilirler.
6-Doğum yapan,emzikli anneler ve adet günlerinde bayanlar oruç tutmazlar. Daha sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler.
7-Oruç tutmaya niyet etmek gerekir. Her ibadette niyet şarttır.Niyeti söz ile belirtiriz.Sahura kalkmak ta niyet sayılır.Niyet kalb ile düşünce de olması gerekir.Örneğin sözle niyet etmeyi unutan biri gündüz yemiyor içmiyor; çünkü o,oruçlu olduğunu biliyor.Önemli olan oruç tuttuğunu bilmesidir.
Ayrıca;oruçlu bir kimse açlık ve susuzluk yüzünden hayati bir tehlike ile karşılaşırsa orucunu bozabilir.Oruçlu bir kimse tehdit edilirse,can tehlikesi durumunda orucunu bozabilir.



Orucu Bozan Durumlar
A-Orucu Bozup Kefareti Gerektiren Durumlar:
Aşağıdaki durumlarda oruç bozulur ve kefaret gerekir. (61 gün oruç tutulması gerekir)
1-Oruçlu iken herhangi bir şey yemek ve içmek.
2-Ağza giren kar, yağmur ve doluyu bilerek ve isteyerek yutmak.
3-Sigara içmek, esrar, eroin, afyon gibi uyuşturucu maddeler kullanmak.
4-Cinsel ilişkide bulunmak.
5-Unutarak orucu bozan biri , nasıl alsa orucum bozuldu diyerek yiyip, içmek.
B-ORUCU BOZUP YALNIZ KAZAYI GEREKTİREN DURUMLAR:
Aşağıdaki durumlarda oruç bozulur ve sadece bozulan orucun bir günlük kazası yapılır.
1-Zorlama ve tehdit karşısında orucu bozmak.
2-Toprak ve toprak cinsi maddeler yemek.
3-Zeytin çekirdeği,nohut gibi şeyler yemek.
4-Pamuk ve kağıt gibi şeyleri yemek
5-Ham iken yenilmeyen bir meyveyi ham ve çiğ olarak yemek.
6-Fındık,fıstık gibi kabuklu yiyecekleri kabuğu ile yutmak.
7-Burundan içeriye su göndermek.
8-Ağıza alınan veya buruna çekilen suyu hata ile yutmak
9-Oruçlu olduğunu bildiği halde isteyerek ağız dolusu kusmak.
10-Unutarak yiyip içtikten sonra oruç bozuldu zannıyla bilerekyemek,içmek.
11-Ramazan orucu dışında bir orucu her hangi şekilde bozmak.

Orucun İnsana Sağladığı Yararlar
Oruç Allah’ın emri olduğu için tutulur.Faydalarını göz önüne alarak oruç tutmak uygun değildir. Sırf Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutulur. Bununla beraber her ibadetin bir hikmeti ve bazı faydaları vardır.Oruç ibadetinin de insana sağladığı bazı yararlar şunlardır:
Allah’ın rızası ve sevgisi kazanılmış olur.
Oruç insanın iradesini kuvvetlendirir.
Oruç insanı kötülüklerden uzaklaştırır.
Oruç nefsi terbiye eder.
Oruç açlığa susuzluğa ve sıkıntılara dayanma gücü kazandırır.
Oruçlu sabırlı olmayı öğrenir.
Oruç tutan bir kimse yoksul ve aç kimselerin durumlarını anlamalarını sağlar.
Oruç şefkat ve merhamet duygularını geliştirir.
Oruç insana ruh sağlığı kazandırır. Dini görevini yerine getirmekle insanın ruhu huzur bulur. Kalbi tatmin olur.
Orucun bedenimize de faydası vardır. Mide, kalp daha az çalışır ve bütün organlar dinlenir. Vücuttaki yağ ve besin depoları yenilenmiş olur.
Herkesin Ramazan ayını kutlar,Hayırlara vesile olmasını dilerim.



Yazı Milliyet blog ve Yazete.com'da yayınlanmıştır.http://blog.milliyet.com.tr/ramazan-ayi-ve-oruc-ibadeti/Blog/?BlogNo=421709
http://www.yazete.com/genc-kalemler/efkan-vural/ramazan-ayi-ve-oruc-ibadeti/2781/
 
 

Allah’ı bu dünyada niçin göremiyoruz?

Allah’ı bu dünyada niçin göremiyoruz?

Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar, her şey bu ismin değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir ne de ışınlar âlemini. 
 
İnsan gözünün kâinatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını görebildiği tespit edilmiştir. Bu göz ile bu alemde bütün nuranî varlıkları yaratan Allah’ın görülmesini beklemek, en azından, fizik kanunlarına zıt bir anlayış olur. Konunun bir başka yönü de insanların bu dünyada imtihan olmalarıdır.
 
Allah’ın görünmesi bu imtihan sırrına da ters düşer. Bu dünyaya gönderilişimizin gayesi Allah’ı tanımak ve ibadet etmek olduğuna göre ve insanlarda inanıp inanmamak arasında bırakıldıklarına göre, eğer göz ile görme olsaydı o zaman herkes ister istemez inanmak zorunda kalacak ve imtihan sırrı ortadan kalkacaktı. Bediüzzaman’ın ifadesine göre Ebu Cehil gibi kömür ruhlular ile Hz. Ebu Bekir gibi elmas ruhlular aynı seviyede kalacaktı.
 
Allah’ı gözümüzle görmememizin nedeni, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır. 
 
Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de bütün feza âlemini kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından güneş görülmez ve mahiyeti anlaşılmaz. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan güneşin varlığını inkâr etmek de cehalet olur. 
 
Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile görülmemesini anlayabiliriz.
 
 Ahirette ise durum tamamen farklıdır. Cennet ehlinin ruhları bedenlerine galip gelecektir. Burada gölge hükmünde olan varlıklarının aslı orada yaratılacaktır. İnsan her yönüyle cennete layık ve ondaki her türlü ihsanlardan faydalanabilecek bir varlık olarak cennete girecektir. Cennette bile rü’yet hadisesinin sürekli olmayışı üzerinde düşünmek gerekir. 
 
Demek oluyor ki, cennet ehli, rü’yete mazhar olacakları zaman ayrı bir hâle girecekler ve bu İlâhî ikram kendine mahsus ayrı bir ortamda gerçekleşecektir. Nitekim, rü’yetten döndüklerinde ailelerinin onları tanıyamayacakları yolundaki haberler de bunu göstermektedir.
 
 



 
 

Orucun şekli ve vakti değiştirilemez

Orucun şekli ve vakti değiştirilemez

Sual: Oruç, yaz aylarına gelince insanlar zorlanıyor. Orucun vaktinde ve şeklinde bir değişiklik yapılamaz mı?


Cevap: Oruç, Kur’ân-ı kerimde çeşitli âyet-i kerimelerle, Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olan kadın erkek herkese açıkça farz kılınmış bir ibadettir.

İslam dini, Allahü teâlânın emirleri ve yasakları üzerine bina edilmiştir. Bu emir ve yasaklar üzerinde, hiç kimse söz sahibi değildir. Ne emredilmiş ve nasıl emredilmiş ise, o ibadet öyle yapılır.

Oruç ibadetinin de, şekli, vakti, nasıl yapılacağı açıkça bildirilmiştir. Dolayısı ile orucun şeklini, vaktini değiştirmeye, herhangi bir kimsenin gücü yetmez. İslâmiyet, Hristiyanlık gibi değildir. Hıristiyanlık, tahrif edildiğinden, onu herkes dilediği gibi değiştirmiştir.
 

Müslüman kendini, Allahü teâlânın aciz bir kulu olarak bilir. Allahü teâlâyı ise, her şeyin yaratıcısı, sahibi ve rızık vericisi olarak bilir ve inanır. Bunun için de, cenâb-ı Hakkın emri ile hareket eder, hayatını ona göre düzene koyar. Bu, utanılacak değil, övünülecek bir hâldir. Çünkü Yaratanının rızasına uygun hareket etmekte, Ona kul olmaya çalışmaktadır. Allahü teâlâya kulluktan yüz çevirmek, itirazcı, kibirli kimselerin işidir.
 

Gayr-i müslim kaynaklardan beslenerek, Müslümanların oruç ibadetine saldıranlardan bazıları;

“Bir ay müddetle, bilhassa yaz günlerinde gündüzleri yemeyip içmeyerek, âdet olanın zıddına geceleri yiyip içmek, sıhhate zararlı olup, çeşitli hastalıkların meydana gelmesine sebep olduğu, mütehassıs doktorlar tarafından iddia edilmiştir” diyorlar.
 

Böyle söyleyen ve yazanların, bu sözleri ve yazıları doğru değildir. Olanın tersini söylemektir ki, bu da iftiradır. Çünkü orucun edeblerinden birisi de, iftar zamanında mideyi tıka basa doldurmayıp, henüz iştahı varken yemekten el çekmektir.

Bu edebe riayet edenlerin, hasta olmak değil, bilakis sıhhat bulacakları bütün doktorlar tarafından ittifakla bildirilmiştir.
 

Oruç, Allahü teâlânın emrettiği bir ibadettir. Nasıl emredilmişse, o şekilde yapılır. Öğle namazı öğle, ikindi namazı ikindi vaktinde farz olduğu gibi, farz olan orucun vakti de ramazan ayıdır. Beş vakit namazın, haccın, orucun vakitleri ve yapılış şekilleri hiçbir şekilde değişmez ve değiştirilemez.

Osman Ünlü
 

 



25 Mayıs 2017 Perşembe

Orucun Vücuda Faydaları Şaşırtıyor!

Orucun Vücuda Faydaları Şaşırtıyor!

 

Oruç tutmak, kanser riskini azaltıyor ve yaşlanmayı geciktiriyor.


Orucun Vücuda Faydaları Şaşırtıyor!

Oruç tutmanın yaşlanmayı geciktirdiğini ve kanser riskini azalttığını biliyor muydunuz? Vücudumuzun dinlenmesini ve disipline girmesini sağlayan oruç tutmanın faydalı ve sakıncalı olduğu durumları uzmanlar anlattı:



CİNSELLİĞİ CANLANDIRIR



Cinsellikten uzaklaşmanın ruhi birçok faydasının yanında cinsel sistemimizin de aynı diğer sistemlerde olduğu gibi yenilenmesi, canlanması, ’mutasyon’ dediğimiz,
genetik hataların olduğu, hücrelerini yenilemesi, spermlerin bu hatalardan temizlenmesi için bir zaman kazanması gibi faydaları var.



ALGILAMA, ÖĞRENME VE HAFIZAYI GÜÇLENDİRİYOR



Oruç tutarken uzaklaştığımız fiziksel istekler, beynimizin yapılan işlere yoğunlaşmasını sağlar. Gereksiz metabolik aktivitelerle uğraşmayan vücut, algılama ve öğrenmeye odaklanarak hafızamızın daha iyi çalışmasına katkıda bulunur. Tarihteki birçok ünlü düşünür ve filozof, kendilerini günlerce açlığa tabi tutarak düşünce yeteneklerini geliştirmiştir. Az yemek, zihni açar ve kişisel gelişime katkıda bulunur. Ramazan ayında oruç tutmak fiziksel ve zihinsel sağlığımıza büyük ölçüde katkı sağlar. Bedenimizi ve irademizi disipline sokan oruç, açlık sınırında olan insanları anlamayı ve gün içinde hoşgörüyle hareket etmeyi öğretirken, zihnimizin de daha pratik çalışmasına fırsat verir. Sindirimle zaman harcamayan vücudumuz, öğrenme, algılama ve hafıza yeteneğine odaklanır.



ORUÇ TUTMAK YAŞLANMAYI GECİKTİRİYOR



Birçok hastalıkta kilit rol oynayan kandaki lipit ve kolesterol düzeyi, düzensiz beslenmeye bağlı olarak vücudumuza zarar verir. Damar duvarları kolesterol parçacıkları ile kaplanarak kan sirkülasyonunu bozar, bu da birçok hastalığa davetiye çıkarır. Hücre yenilenmesini aksatan, dokuların onarımını geciktiren bu durum yaşlanma sürecini önemli ölçüde artırır. Ramazan ayında oruç tutanlarda kandaki lipit ve kolesterol düzeyi azaldığı için damarlar kendini tamir eder. Oruç sayesinde damarlar temizlenir ve kan dolaşımı artar. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda; oruç tutmak hücrelerin yenilenmesini sağladığı için bedenimizi ve zihnimizi daha sağlıklı hale getirir ve yaşlanmayı büyük ölçüde geciktirir.



KANSER OLUŞUMUNU ENGELLİYOR



Kanser vakası, vücudun herhangi bir yerinde birkaç anarşik hücrenin terör faaliyetleri için başkaldırması ile başlar. Ancak bu terörist faaliyet bazen bedenin kendi dokusu gibi bir görüntü vererek savunma sistemini yanıltabilir. Eğer beden sürekli metabolizma faaliyetleri ile uğraşıyorsa neler olup bittiğini anlayamayabilir. Oruçlu kişide ise organizma kendini kontrol etmeye vakit bulur ve böyle faaliyetlere anında müdahale eder. Böylece kanser oluşumu başlangıç noktasında engellenmiş olur.