2 Haziran 2017 Cuma

İnsanlık Ölmesin-1

İnsanlık Ölmesin-1
 
Sadece İnsanlar Ölmüyor, İnsanlık Ölüyor
Ey Dünya! Daha Ne Kadar Bekleyeceksin
 
وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ
Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. (İbrahim, 14/42)
 
Yüce Yaratan zalimleri dünyada zelil etti, ediyor ve edecekte. Ahirette ceza, cehennem ve ateş onlar için. Geçmiş zalimlerden ibret alınmayacak mı? Firavuna ne oldu? Hani nemrut, hani Karun, hani ebu cehil, ebu leheb, adlarını ağızlarına alan veya onlara rahmet okuyanlar var mı? Çağdaş firavunlara, nemrutlara, karunlara kim rahmet okuyacak? 
 
Zalimler Asla Felah Bulmaz
 
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
 
“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.” (En’am, 6/21)
 
Ya 20. Yüzyılda zalimce davranışlarla insanların başına bela açanlar. Akif Çanakkale Şehitlerinde o günün zalimlerini şöyle dile getiriyor.
 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hali bize affetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
 
Ya günümüz. Ya 21. Yüzyıl. Sözüm ona medeniyet çağı diyorlar bu yüzyıla. Aman Ya Rabbi! Ne medeniyet, tek dişi kalmış canavarlar, mazlumların üstüne saldırıyor. Arif Nihat Asya’nın diliyle sesleniyoruz.
 
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
 
Bugünün zalimleri dünden farksız mı? İçlerinde bulunan düşmanlığı kan olup kusanlar dünden daha mı masum? Asla! Zalim aynı zalim. Zulüm aynı zulüm. Suriye'de, Mısır'da, Myanmar'da zalim aynı zalim. Zulüm aynı zulüm. 
 
Zalimin dini yoktur. Zalimin milleti yoktur. Zalimin rengi yoktur.
 
Zalimler tek bir güruhtur. Cehennemin cürufu. Mazlumunda kim olduğuna, nereli olduğuna bakılmaz. Dindarlığına, dinsizliğine bakılmaz. “Mazlum bizden olunca üzülürüz, bir başka milletten, bir başka dinden, renkten olursa biz karışmayız” cümlesini Müslüman olarak bizler asla söyleyemeyiz. Şu cümle bizim şiarımızdır.
 
Afrika'da öldürülse bir yerli
canı bende çıkıyor
ölü başka yerde
şivan benim hanede
 
Ey Müslüman!
 
Bugün tarafımızı belli etme vaktimizdir. Kimi elle düzeltir, kimi dille düzeltir, kimi de kalbiyle buğzeder. Bugün, İbrahim (a.s.)’ın içine atılmak istenen ateşe su götüren karınca yerinde olma vaktidir. Bizim suyumuzun bu ateşi söndürüp söndüremeyeceğini bilemiyoruz. Ancak bugün tarafımızı belli etme vaktidir. Ateşi yakanların tarafında mı, ateşi söndürmek için su taşıyanların tarafında mı olacağız? Ey kardeşim kararını ver ve verdiğin kararın gereğini yerine getir.
 
Uhud harbini düşün. Her devirde bir çetinlik, bir uhud olabilir. İnananların dünyalık elde etmeleri isteklerinden dolayı bozguna uğratılanlar gerisin geri dönmüş ve Müslümanlar iki arada kalmış olabilir. Dün yaşandığı gibi, bugünde Müslümanlar dünyanın tam ortasında herkesin gözü önünde gözü dönmüş canilerce kuşatılmış olabilir. Ancak bugün Hz. Muhammed (s.a.s)’in etrafında yeniden kenetlenme günüdür. Al-i İmran Süresi 140, 141, 142. Ayetleri iyice anlama ve hayata aktarma günüdür.
 
إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُ وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاء وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِين
وَلِيُمَحِّصَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذِينَ جَاهَدُواْ مِنكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ
 
“Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran, 3/140-142)
 
Sen sana düşeni yap Ey Kardeşim. Allah zalimi elbette perişan edecektir.
 
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ فَمَا أَغْنَتْ عَنْهُمْ آلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ مِن شَيْءٍ لِّمَّا جَاء أَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبوَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ
 
“Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.” (Hud, 11/101-102)
 
Bize düşen maddi ve manevi desteği mazluma aktarmakladır. Bize düşen zalimin yanında yer almamamızdır. Bize düşen her anımızda Müslüman kardeşlerimiz için duada, niyazda, yardımda bulunmamızdır.
 
المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يظْلِمُه ، ولا يُسْلِمهُ ، منْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ ، ومَنْ فَرَّج عنْ مُسْلِمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يوْمَ الْقِيامَةِ ، ومَنْ ستر مُسْلِماً سَتَرهُ اللَّهُ يَوْم الْقِيَامَةِ
 
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim 3)
 
Ey Müslüman! Sakın kardeşinin başına gelen musibete memnun olma
 
Felaketlere sevinilmez. “İyi oluyor bunlara” denmez. “Hak etmişti bunlar” söylenemez. Müslüman -kim olursa olsun- kötülüklere mutlu olan bir insan değildir.
 
لا تُظْهِرِ الشَّمَاتَة لأخيك فَيرْحمْهُ اللَّهُ وَيبتَلِيكَ
 
“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır.” (Tirmizi, Kıyamet 54)
 
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 
 
 
 

Kalbi güzel dost Hülya Keleş hanım paylaşmış

Kalbi güzel dost Hülya Keleş Hanım paylaşmış

Allah'a vuslat yolunda beraber kanat çırptığımız yüzü güzel, kalbi güzel insan sevgili dostum Hülya hanım, Sizi tanıdığım için Allah'a binlerce hamdolsun.



    Hülya Keleş, 2 yeni fotoğraf ekledi.
    9 saat

     






ÇAĞIN VEBASINA ORUÇ İLAÇ GİBİ GELİYOR!

ÇAĞIN VEBASINA ORUÇ İLAÇ GİBİ GELİYOR!

 Tüm organları yenileyip tazeleyen oruç, kansere karşı da koruyucu oluyor.

Oruç tutanların yaşlılık ve kanser genleri etkisiz hale geliyor; gençlik, sağlık ve onarım genleri ise aktifleşiyor...

Çağın vebası kanser her yaştan herkesi tehdit ederken; oruç tutanlar bu amansız hastalıktan korunuyor.

"Dengeli sağlıklı beslenerek, kalori kontrolü ve aktif egzersiz yaparak oruç tutarken sağlığınızı koruyabilirsiniz" diyen Prof. Dr. Erk,


"Yapılan çalışmalar 1 aylık süre de olsa dengeli ve yeterli bitkisel besinlerin hakim olduğu beslenme düzeni, spor ve kalori kontrolü ile yaşlılık ve kanser genlerinin inaktif hale gelerek kapandığını, gençlik, sağlık ve onarım genlerinin ise aktif olarak açıldığını göstermiştir" dedi.
 

 



1 Haziran 2017 Perşembe

EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 12

EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 12

Ramazan ayı din ikliminin hakim olduğu bir aydır. Bu ayda başta oruç ibadeti olmak üzere,namaz,zekat,sadaka ve özellikle fıtır sadakası gibi ibadetler öne çıkar.

Ramazan ayında önemsediğimiz bu ibadetleri ramazan dışında da devam ettirmeliyiz.

İbadetler insanı olgunlaştırır. İbadetlerimiz manevi hayatımızı düzenler ve ruh dünyamızı güzelleştirerek huzura kavuşmamızı sağlar.

İnsan sadece maddi bir varlık değildir. İnsanın bir de manevi yönü vardır.

Maddi ihtiyaçlarımız yanında manevi ihtiyaçlarımızda vardır.

Maddi ve manevi ihtiyaçlarımızı gidererek sağlıklı bir yaşam sürdürürüz.

Maddi veya manevi yönden eksikleri olan biri mutlu olamaz.

Maddi ihtiyaçlarımızı karşılayarak bu dünyada rahat yaşarız. Manevi ihtiyaçlarımızı karşılamak suretiyle de hem bu dünya ve hem de ahrette mutluluğa erişiriz.

Öldükten sonra, cennete gitmek ve rahat etmek istiyorsak, Allah’ın bizden istediği şeyleri yerine getirmeli ve yasakladıklarından da kaçınmalıyız.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ki, mesajı şöyledir:

“Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler, Allah'ı çok anan kadınlar.” (Ahzâb suresi,35.ayet)

Bu ayette, Allah’ın anlattığı kimselerden olmaya çalışmalıyız.

 
Efkan VURAL
 
 
 
 

31 Mayıs 2017 Çarşamba

EFKAN VURAL - KİTAP:"İçimdeki Bitmeyen Özlem"

EFKAN VURAL - KİTAP:"İçimdeki Bitmeyen Özlem"




Sevgili Celal ÇELİK’in uzun yıllar üzerinde çalışarak  ve büyük bir uğraş  vererek yazmış olduğu “İçimdeki Bitmeyen Özlem” adlı kitabı Egemen yayınları tarafından basılmıştır.
Kitap,Mayıs 2017 ‘de 1.baskısıyla okuyucusuyla buluştu.
Kitap, Egemen yayınları kültür serisinin 11.kitabı olarak yayınlanarak büyük bir hizmete imza atılmıştır.
Kitap, 16 bölümden ve  150 alt başlıktan oluşup, 271 sayfadan ibarettir.

1973 Yılında Konya Ereğli de  doğan celal ÇELİK kendi hayat hikayesini anlatmaktadır.

Celal ÇELİK,üniversite yıllarına kadar her genç gibi hayatını yaşamaya çalışmıştır.

Karşısına çıkan bir kıza aşık olur. Onu çok sever. Ama kader bu, sevdiği kıza kavuşamaz.

Celal ÇELİK’te  var olan ama henüz ortaya çıkmamış hastalığı, yavaş yavaş kendini göstermeye başlar.

Sevdiği kızdan ayrı kalması Celal’in hastalığını hızlandırır. Artık Celal ÇELİK  Friedreich Ataksisi (FA) hastasıdır. Bu hastalık vücudun fiziksel hareketlerinin zayıflaması,hücrelerin erken yaşlanması olarak görülür.

Celal ÇELİK, engelli oluşuna isyan etmemiş, Allah’ın takdiri olarak görür ve hatta bunu ödül olarak kabul eder.

Üniversiteyi bitirdikten sonra özel bir şirkette tekniker olarak göreve başlayan Celal ÇELİK,tekerlekli sandalye ile iş hayatını sürdürür. 2010 yılında emekli olur.

Emekli olduktan sonra yazılar yazarak, insanlara faydalı olmak ister. Özel web sayfasında ve blog sayfalarında,çeşitli gruplarda yayınladığı yazılarla  özellikle gençlere iman konularında yol göstermek ister.

Celal ÇELİK,her şeye rağmen yaşamanın çok güzel olduğunu her durumda dile getirir.

Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek gerektiğini dile getirir.
Hayata bakışı olumludur.
Celal ÇELİK , Kitap’ta anlatmak istediği  en önemli şey de galiba maddi aşktan manevi aşka geçiştir.

Evet, “İçimdeki Bitmeyen Özlem” adlı kitabı okuyunca;göreceksiniz:
Hayata bakışınız değişecektir.
Yaşadığınız hayatın değerini daha iyi anlayacaksınız…
Allah’a olan aşkınızın arttığını göreceksiniz…
İbadet etme arzunuzun oluşacağını  hissedeceksiniz...
Kitabı okudukça etrafınızda ki,  nice engelli kişileri fark edeceksiniz…

Eminim Celal ÇELİK’in bu kitabını  bir solukta okuyacaksınız,
Şimdiden iyi okumalar…

NOT:İnşallah bu kitabı ilerde daha geniş bir biçimde tanıtmayı düşünüyorum.
 

Komşusu ve yakın dostu eğitimci yazar Efkan Vural

 
 
 
 

TESBİHLERİN SIRASI

TESBİHLERİN SIRASI

Üveys Medeni hazretleri "rahmetullahi aleyh" Karaman'da fetva işlerine bakar, bir taraftan da halkın irşadı ile meşgul olurdu.

Bu hizmeti yaptığı sırada Karaman'da bulunan müderrislerden Mevlana Davud, Üveys Efendi’nin keramet sahibi bir zat olduğunu işitince onu halkın gözünden düşürmek için imtihan etmek maksadı ile yanına gitti. Konuşmaya başladılar.


Üveys Efendi sohbetiyle müderrisi hayran bıraktı. Onun hatırında olan nice müşkül meseleleri daha o sormadan cevaplandırdı. Cevapları ve izahları son derece ikna edici ve rahatlatıcıydı. Müderris Mevlana Davud'un merak ettiği meselelerden biri de şu idi:

Namazdan sonra tesbih çekerken neden önce, "Sübhanallah" sonra "Elhamdülillah" sonra da "Allahü ekber" deniliyor, bunun hikmeti nedir? Niçin önce "Allahü ekber" denmiyor diye düşünüyordu.

Bu hususta tatmin edici bir izah da bulamamıştı. Üveys Medeni hazretleri onun bu müşkülüne şöyle cevap verdi:

"Kulların kalpleri masivadan yani Allahü tealadan başka her şeyin sevgisinden temizlenmedikçe (ki bu da "Sübhanallah" demekle olur) nimetlerine şükredemez.


Şükretmeyen de yani "Elhamdülillah" demeyen de O'nun azametini, büyüklüğünü anlayamaz.

Bundan sonra da; "Allahü ekber" der. Bu sebeple tesbih bu tertib üzeredir." buyurdu.




30 Mayıs 2017 Salı

Gelin Gönüller Yapalım

Gelin Gönüller Yapalım
 
لا يُؤْمِنُ أَحدُكُمْ حتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Müslim, İman 7)
 
Müslümanın sevgisi sınır tanımaz
 
Müslümanın gönlü geniştir. Tüm dünya bir Müslümanın gönlünde yer alır. Müslümanın sevgisi Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Bangladeş’te, Mısır’da, Doğu Türkistan’dadır. Müslümanın gönlü tüm Müslümanlarla beraberdir. Onların acısı O’nun acısıdır. Onların sevinci O’nun sevincidir.
 
Müslümanın sevgisi renk, ırk, cinsiyet ayırmaz. Müslümanın gönlü siyahıyla beyazıyla, kadınıyla erkeğiyle, herkesi kuşatır. Müslüman, Yaratanının önem verdiğine önem verir.
    ا ن  الله لا ينظر الى صوركم  و اموالكم و لكن ينظر الى قلوبكم و اعمالكم
 
 “Allah sizin sûretlerinize ve servetlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize (îman veya inkâr halinize) ve amellerinize bakar (Müslim, Birr 34)
 
Müslümanın gönlü kâh Afrika’da, kâh Asya’dadır. Kâh Ortadoğu’ya iner, gönlü yürek yangınına döner. Kâh Afrika’ya varır, açlıkla bedeni sızlar. Çünkü Gönül Rabbimizin tahtıdır.
 
Gönül Çalap’ın tahtı, Çalap gönle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
 
Müslüman hayatı tek başına yaşayamayacağını en iyi bilendir. Müslüman kardeşini asla unutmayan, derdiyle dertlenen, sevinciyle sevinendir. Müslüman Efendimizin Sünnetini düstur edinmiştir.
مثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وتَرَاحُمِهِمْ وتَعاطُفِهِمْ ، مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداعَى لهُ سائِرُ الْجسدِ بالسهَرِ والْحُمَّى
 
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhari, Edeb 27)
 
 
Kur’an ve Sünnet, biz Müslümanları birbirimize yönlendiriyor.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
 
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat, 49/10)
 
وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
 
“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْفَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah'ın ipi­ne sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatır­layın. Hani siz birbirine düşman kimseler idiniz de Allah gönüllerinizi birleş­tirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Ali- İmran, 3/103)
المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يظْلِمُه ، ولا يُسْلِمهُ ، منْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ ، ومَنْ فَرَّج عنْ مُسْلِمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يوْمَ الْقِيامَةِ ، ومَنْ ستر مُسْلِماً سَتَرهُ اللَّهُ يَوْم الْقِيَامَةِ
 
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim 3)
لا تَباغَضُوا ، ولا تحاسدُوا، ولاَ تَدابَرُوا ، ولا تَقَاطعُوا ، وَكُونُوا عِبادَ اللَّهِ إخواناً ، ولا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فَوقَ ثلاثٍ
 
“Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.” (Buhari, Edeb 57)
 
Gönül yıkmaya değil, gönül yapmaya geldik.
 
Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için
Gönüller dost evi için, gönüller yapmaya geldim
 
Sadece kendimizi önemsediğimiz, kendimizden başkasını düşünmediğimiz, insanların, hele hele Müslümanların sıkıntısına kayıtsız kalacağımız bir hayat tarzımız olamaz. Üç kuruş dahi etmeyecek bir dünya menfaati için gönül yıkamayız, insanları incitemeyiz. Çünkü geçici dünyanın malına aldananlar gönüller yapamazlar, ancak gönüller yıkarlar. Üç kuruşluk dünya menfaatini her şeyin üstünde görenler, gönülleri kırılmışların elinden tutup ta kaldırmazlar, bırakın el uzatmayı onların başlarına bombalar yağdırır, yüzleri tozlara bular, anaların, babaların ve çocukların gözlerinden yaş değil de kan akıtırlar.
 
Geliniz Sevgili Peygamberimizin şu veciz nasihatini şu ramazan günüde yeniden hatırlayalım.
مَنْ لا يرْحَم النَّاس لا يرْحمْهُ اللَّه
 
 “İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez.” (Buhari, Edeb 18)
 
Yunusumuzda bu hususları ne güzelde dile getirmiş.
 
Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi,
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise,
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise,
Binde bir ise az değil
 
Bu ramazan bizim için bir milat olsun. Bu ramazan gönüllerin kaynaştığı bir ramazan olsun. Bu ramazan kırılan gönüllerin onarıldığı zaman olsun. Kırılan kalpleri onarmak belki zordur veya zor gelebilir bizlere. Ancak gönülden gönüle giden bir yol mutlaka vardır. Gönüller yapmak isteyene Rabbimizin yardımı her zaman mevcuttur.
 
Gün olur bir tebessümle gönüller yapılır.
Gün olur affetmek ile gönüller durulur.
Gün olur yardım eli uzatırsın bir ihtiyaç sahibine,
Gün olur gönül dilinden söylersin bir kardeşine.
Gün olur bir yetimin yanında olursan,
Gün olur melekleri yanında bulursun.
 
İnandığımız değerlerimizin gerekliliklerini yerine getirelim.
 
Bizler Müslümanız. Bizler kardeşiz. Bu hep böyleydi. Bugünde böyle olmalı, gelecekte de böyle olacaktır. Müslümanlar birbirinden asla ayrılamaz. Müslümanların birbirinden ayrılmaması içinde Rabbinin yolundan ayrılmaması gerekir. Kur’an bu hususu bizlere şöyle aktarıyor.
وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ
 
“İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar, sizi parça parça edip, doğru yoldan ayırır. İşte bunları, sakınasınız diye Allah size  emreder.” (En’am, 6/153)
 
Ayet-i kerime çok açık şekilde günümüzün problemini bizlere aktarmış durumda. Bugünkü parça parça oluşumuzun sebebini bu ayetten iyice öğrenmeli, Rabbimizin dosdoğru yoluna hep birlikte sımsıkı sarılmalı, birbirimizden ayrılmamalı, gönüllerimizi kaynaştırmalıyız.
 
Ramazan, yardımlaşma ayı. Ramazan, imkânlarımızı imkânı olmayanlara aktarma ayı. Ramazan, incinmeden ve incitmeden gönüller yapma ayı. Mahallemizde bulunan bir fakire el uzatmak bizim için çok büyük bir nasiptir. İlçemizde, şehrimizde, ülkemizde ve tüm dünyadaki Müslüman kardeşlerimize el uzatmak, onların yanında olabilmek, minnet etmeden ve teşekkür dahi beklemeden yardımlarımızı aktarmak ne güzel bir nimettir. Yüce Rabbimizde böyle davrananları şöyle müjdeliyor.
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
 
“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/262)
 
Kardeşlik; fedakârlıkta bulunabilmektir. Kardeşlik; bolluk ve dar günde beraber olabilmektir.
وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِيناً وَيَتِيماً وَأَسِيراً {} إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاء وَلَا شُكُوراً {} إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَرِيراً
 
“Kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler. Ve derler ki: ‘Biz sadece Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz’. Biz yüzleri ekşiten o günde Rabbimizin gazabından korkarız” (İnsan,76/ 8–10)
 
Gün gönüller yapma vaktidir. Gün kardeşlerimizle buluşma, dertleriyle dertlenme vaktidir. Gün kardeşlerimize el uzatma, ihtiyaçlarını giderme vaktidir. Gün kardeşliğimizin gereğini yerine getirme vaktidir. Gelin gönüllerinizi Müslüman kardeşlerinize açın. Yardımlarınızı kardeşlerinize ulaştırın. Dünya mutluluğu ve ahirette cennet sizleri beklemektedir.
 
Yüce Rabbimizin bizlere bildirdiği şu müjdeyle vaazımızı sonlandırıyoruz.
مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ {} الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
 
“Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara, 2/261-262)
 
Rabbim ramazanı şerifi bir fırsat olarak bilip, gönüller yapabilmeyi, birlik ve beraberlik içinde yaşam sürdürmeyi, kardeşlik duygularımızı güçlü bir hale getirebilmeyi nasip eylesin.
Ahmet ÜNAL
 
Uzman Vaiz
 

--

Allah'a iman etmemenin cezası, neden ebedi cehennemde kalmaktır?

Allah'a iman etmemenin cezası, neden ebedi cehennemde kalmaktır?


Küfür kelimesi, imanın zıddıdır. Kâfirin dünyası karanlıklarla doludur. Zira küfür, insanın Allah'a olan intisabını keser, atar. Allah ile bağını koparan insan ise, hem kalbinde hem ruhunda hem aklında zulmetler içinde yaşar. Kur'an, kâfirlerin dünyasını şöyle anlatır:
 
"Onların amelleri okyanustaki karanlıklar gibidir. Okyanusu bir dalga bürümekte, onun peşinden bir başka dalga gelmekte. Onun da fevkinde bulut var. Böylece üstüste zulümatlar (karanlıklar)... Öyle ki, elini çıkarsa, nerdeyse onu bile göremeyecek." (Nur, 24/40) 
 
Küfür, bütün varlıklara karşı bir hakarettir. Çünkü her varlık Allah'a ibadet eder. Her birisi Rabbani bir mektup, Sübhani birer ayine ve Allah'a birer memurdur. Küfür, bu cihetleri örtüp gizlediğinden ve onları abesiyet ve tesadüfün oyuncağı derekesine indirdiğinden hadsiz bir cinayet olup, nihayetsiz bir cezayı, ebedi cehennemde kalmayı gerektirir. 
 
İnsanda bulunan duygu ve özellikler, ya aynıyla ya da zıddıyla bize Allahı tanıttırmaktadır. Mesela, insana görme ve işitme özelliği verilmiştir. Bundan anlaşılır ki Allah her şeyi gören ve işitendir. Ancak onun işitmesi bizim gibi değildir. Bizde bulunan bu özelliklerle biliriz ki Allah görür ve işitir. Ancak biz bu görme ve işitmenin mahiyetini anlayamayız. İnsanoğlu o sınırlı aklıyla sonsuz kemalde olan ilahî sıfatları tam mânâsıyla idrak etmekten çok uzaktır. Sonsuz aciz olan insanın, sonsuz bir kudreti kavraması elbette mümkün değildir. Akıl, ancak bu kudretin varlığını tasdik eder ve icraatlarına hayran olur. 
 
Sonsuz kudret tecellilerini hayretle seyreden insanın, aynı tavrını sonsuz ilim ve hikmet karşısında da göstermesi gerekirken, bunu birçok kişinin başaramadığı görülür. Araya nefis girer, hissiyat girer, bilgi eksikliği ve aklın zafiyeti girer. Ve insan, hikmetini anlayamadığı ilâhî icraatlar karşısında teslim ve tevekkül yerine, itiraz ve isyan yoluna girebilir. 
 
Allah, insana bir irade sıfatı vermiş ve dünya imtihanının bir gereği olarak, onu dilediği yola gitmekte serbest bırakmıştır. İrademiz, Allah’ın irade sıfatını bilip ona iman etmekte bizim için çok önemli bir sermayedir. 
 
Şu kâinatın ve içindeki varlıkların Sanii olan Cenab-ı Hak, şu kâinatı çok ciddi gayeler için yaratmıştır. Kur'an bunu şöyle bildirir: 
 
"Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık." (Enbiya, 21/16) 

 
"Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık." (Sad, 38/27) 
 
Bütün varlıklar, kendilerine mahsus dillerle Yüce Yaratıcıyı tesbih ve takdis ederler. Kendilerine tevdi edilen görevleri büyük bir zevk ve şevkle yerine getirirler. Mesela, güneş bir saniye bile geri kalmadan kendine çizilen yörüngede yoluna devam eder. Irmaklar bir cuşuhuruşla denizlere doğru akar. İnsanın emrine verilen hayvanlar tam bir itaatle ona hizmet eder. 
 
İlahi emirleri yerine getiren bu varlıklar içinde, insanlar ve cinler farklı bir konuma sahiptirler. Gerçi onlar da
 
"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."(Zariyat, 51/56)
ayetinin hükmünce ibadetle mükelleftirler. Fakat bunu yapıp yapmamakta serbesttirler. 
 
İnsan ve cinlerin bu farklı konumu, onlara verilen iradeden kaynaklanır. Onlar bu irade ile imanı veya küfrü, iyiyi veya kötüyü, güzeli veya çirkini, itaati veya isyanı... seçebilirler. Cenab-ı Hak bunu şöyle bildirir:
 
"De ki: Rabbinizden size hak (gerçek) gelmiştir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin." (Kehf, 18/29)

 
"Biz ona (insana) yolu gösterdik. İster şükreder, isterse nankörlük yapar." (İnsan, 76/3)
 
Arzın halifesi olan insanın, büyük ve küçük her ameli görevli melekler tarafından kaydedilmektedir. Kur'an bunu şöyle bildirir:
 
"Üzerinizde koruyucu, kiramen katibin (değerli yazıcı) melekler var. Bunlar, siz ne yaparsanız hepsini bilirler." (İnfitar, 82/10-12) 

 
"İnsanı biz yarattık, nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. İnsanın sağında ve solunda iki melek oturmuş kayıt alırlar. Her ne söz söylerse, mutlaka onun yanında hazır bir gözcü vardır." (Kaf, 50/16-18) 
 
İnsanın, ehemmiyetli rütbesi ve dünyada yaptıklarının karşılığını (ebedi cennet veya ebedi cehennem olarak) diğer alemde görecek olması, böyle bir kitabeti gerektirir. Nasıl ki medya mensupları sıradan bir vatandaşın peşinde dolaşmazlar; ama, başbakan gibi yüksek bir mevkide olanı gölge gibi izler, her yaptığına dikkat eder, ağzından her çıkanı kaydederler. Onun gibi, arzın halifesi olan insanın her yaptığı meleklerce yazılır, her söylediği kaydedilir. 
 
Şu yeryüzü sahnesinde her yaptığının meleklerce kaydedildiğini bilen insan, "Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum." (Nursi, Said, Şualar, Envar Neş. İst. 1988, s. 225) der, iyi poz vermeye çalışır. Ve kulaklarında hep şu İlahi hatırlatmalar çınlar: 
 
"İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyame, 75/36) 

 
"Yoksa siz, bizim sizi abes / boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (Müminun, 23/115)
 
İlave bilgi için tıklayınız: