4 Nisan 2018 Çarşamba

KUL NE YAPMALI?

KUL NE YAPMALI?


 0

Allah bizden neler istiyor? Allah’ın razı olduğu bir kul olmak için neler yapmak gerekir?
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
Ey îmân edenler! Allah’tan ittikâ edin, (takvâ sahibi olun.) O’na yakınlık sebeplerini araştırın ve O’nun yolunda cihad (ve mücadele) edin ki felâha eresiniz.” (Mâide, 35)
Resûlullah buyurdular:
Uyanık olunuz! Şüphesiz dünya değersizdir. Dünyada olan mal mülk de kıymetsizdir. Ancak Allah Teâlâ’nın zikri ve O’na yaklaştıran şeylerle, öğretici ve öğrenici olmak müstesnadır.” (Tirmzî, Zühd 14. İbni Mâce, Zühd 3.)
ALLAH’A YAKLAŞTIRAN VESİLELER
Nefis tezkiyesi, kalp tasfiyesi, tâatler, ibâdetler, kalpte ilâhi muhabbeti, sevgiyi çoğaltmak ve azamet-i ilâhiye karşısında haşyeti, korkuyu arttırmak
Cenâb-ı Hak bu vesileleri araştırmamızı istiyor. Çünkü esas ehemmiyet vermemiz, yoğunlaşmamız gereken tarafın, gerçek istikbâlin ahiret olduğunu bildiriyor. Çünkü dünya, ebediyet ummanı karşısında bir damladan ibaret.
Kur’ân- Kerim, mahşer yerinde bize; «Yaşadığın dünya hayatını bir tarif et.» denildiğinde; “Bir akşam karanlığı veya bir kuşluk vakti kadar.” Cevabını vereceğimizi haber veriyor.
Kıyâmetten dünyaya bakışımız işte bu! Cenâb-ı Hak bizden bir damla mesabesindeki ömrümüzde takvâ üzerine yoğunlaşmamızı, böylece ahiret ummanını zâyî etmememizi istemektedir.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, İhlâs ve Takvâ, Yüzakı Yayınları

http://www.islamveihsan.com/kul-ne-yapmali.html



3 Nisan 2018 Salı

Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-2

Efkan VURAL - Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın  Öğretisi-2
 
Kur’an-ı Kerim’in Tarihi:
 
Yüce Allah’ın öğretilerinin toplandığı kutsal kitabımız olan Kur’an-ı Kerim’in tarihi hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum.
 
Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz kırk yaşında iken miladi 610 yılı Ramazan ayında inmeye başlamıştır.
 
Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz Hz. Muhammed’e  vahiy yoluyla indirilmiştir.
 
Vahiy, Allah’ın Peygamberlerine ilahi bilgileri öğretmesine ve bildirmesine denir. Hz.Muhammed (s.a.v)’in vahye tabi olduğu çeşitli ayetlerle sabittir.
 
Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: “ ... Ben ancak bana vahyolunana, (Kur’an’a) uyarım.” (En’am suresi,50.ayet) .
 
 
“ Sana Rabbından ne vahyolunuyorsa ona uy.” (Ahzab suresi,2.ayet)
 
Kur’an-ı Kerim’e  “Kur’an” ismi bizzat Allah tarafından verilmiştir.
 
 Yüce Allah şöyle buyurur: “Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur'an’dır,
(Vakıa suresi,77.ayet)
 
Peygamberimiz okuma yazma bilmeyen bir ümmi kişiydi. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:  ”O,ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.” (Cuma suresi,2.ayet)
 
Allah kur’an ayetlerini Cebrail meleği ile Peygambere indirdiği zaman, peygamberimiz Allah’ın izniyle ayetleri hemen ezberliyordu. Yüce Allah şöyle buyurur:” (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.  Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.” (KIyame suresi,16.17. ayetler)
 
Kur’an-ı Kerim  kolay ezberlenebilmesi,kısa zamanda yayılması, manasının kolayca anlaşılması,zihinlere kolayca yeleşmesi , İnançların ve hükümlerin  azar azar kuvvetlenip kökleşmesi gibi bazı sebeplerden dolayı bir anda toplu olarak inmemiş;parça parça,bölüm bölüm ve ayet ayet indirilmiştir.
 
Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur:” İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.” (Furkan suresi,32.ayet)
 
“Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.”(İsra suresi,106.ayet)
Peygamberimize inen ayetler peygamberimiz tarafından vahiy katiplerine (vahiy yazıcıları) yazdırılıyordu. Vahiy katipleri yazdıkları vahiyleri aynı zamanda ezberliyordu.
 
 
Kur’an-ı Kerim hem yazılıyordu ve hem de ezberleniyordu. Kur’an Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v) zamanında yazılmıştır.
Kur’an’ın tertip ve düzeni Cebrail’in yönlendirmesiyle peygamberimiz tarafından yapılmıştır.
 
Kur’an-ı Kerim ,Hz.Muhammed(s.a.v)’in vefatından sonra bir kitap haline getirildi. Hafız sahabelerin şehit düşmesiyle sayılarının azalması karşısında  Hz. Ömer’in teklifi ile 1.Halife Hz. Ebu Bekir döneminde Kur’an sayfaları bir araya getirilerek iki kapak arasına alınmak suretiyle bir kitap haline getirildi. Buna “Mushaf” denilmiştir.
 
3.Halife Hz.Osman  zamanında İslam coğrafyasının coğalması neticesinde , Kur’an-ı Kerim’e duyulan ihtiyacı gidermek için çoğaltma yoluna gidilmiştir. Kur’an-ı Kerim, ilk orjinal nüshası örnek alınarak çağaltıldı. Çoğaltılan Kur’an nüshaları İslam merkezlerine gönderilmiştir.
 
Kur’an-ı Kerim hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. Kur’an-ı Kerim’in öğretisi kıyamete kadar da devam edecektir.  Yüce Allah şöyle buyurur:  “Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr suresi,9.ayet)
 
Kur’an’ın Arapça dışında diğer dillere tercümesi yapıldı. Tercüme ve meallerden başka  Kur’an’ın çok sayıda tefsiri yapılmıştır.
 
 Kur’an-ı Kerim’deki Allah’ın öğretisini meallerden ve tefsir kitaplarından öğrenmeliyiz.    Kur’an’ın öğretisine uygun olarak hayatımızı düzenlemeliyiz.
 
Ne mutlu Allah’ın öğretisini önemseyenlere...
 
 
Efkan VURAL
 
 
 
 
 
 

MESNEVİ NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

MESNEVİ NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?


 0

Mesnevi ortaya nasıl çıkmıştır? Hazret-i Mevlânâ’ya Mesnevi’yi yazdıran şey neydi? 26.000 beyitlik bir eserin ortaya çıkış hikayesi…
Nasıl ki müslümanların îman güneşi, Hazret-i Ömer’in İslâm’ı kabûlüyle kuvvet bulmuşsa, Şems-i Tebrizî Hazretleri’nin de mânevî me’mûriyeti Hazret-i Mevlânâ ile kemâle ermiştir. O âna kadar kimsenin cihân şeyhi olduğunu bilmediği Hazret-i Şems, Hazret-i Mevlânâ’nın muhabbet ışığı ile aydınlanmış; dillere destan olmuştur. Bu iki büyük mürşidin birbirlerine olan muhabbet ve ihtiramları ise, gerçek bir mürîd ile mürşidi arasındaki hâli ne güzel yansıtmaktadır.
Hazret-i Şems’in Hazret-i Mevlânâ’ya verdiği hediye, mahrûmiyet, hasret ve muhabbetten başka bir şey değildi. Bu muhabbet ve hasretin en güzel örneklerini saâdet çağında Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ve Hazret-i Fâtımâ -radıyallâhu anhâ-’nın hayatında görürüz:
Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’le her yeni buluşmasında ayrı bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Yanındayken bile O’na olan muhabbet ve hasreti teskîn olacağı yerde daha da ziyâdeleşirdi.
Âşıklar sertâcı Hazret-i Fâtımâ annemiz, Efendimiz’in âhirete intikâlinde şöyle buyurdu:
“Fahr-i Kâinât’ın ukbâ âlemini teşrîfiyle benim üzerime öyle bir musîbet geldi ki, karanlığın üstüne gelse, karanlığın rengi değişirdi…” (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı, IV, 45)
MESNEVİ NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
İşte bu muhabbet ve aşk yolunda yürüyen Hazret-i Mevlânâ da, Şems’i kaybedince, onun hasreti ile yandı ve kavruldu. Onun bu firâk ve hasreti neticesinde 26.000 beyitlik bir MESNEVΠmeydana geldi.
Nitekim firkat sırrını, en açık zevkiyle Hazret-i Mevlânâ takdîm etmiştir. Onun:
Mârifet sâhibi insanı temsîl eden neyi dinle!
Ayrılık şikâyetlerinin heyecânını iç!..
diye başlayan Mesnevî’si, esâsen bir firkatnâme-i şâhânedir. Nûr-i Muhammedî, Hazret-i Mevlânâ’ya, Şems kanalından verildiği için, Şems’in ayrılışı hep firkattir.
Kendisini, sonsuz mânâ deryâsında bir gönül yolculuğuna çıkaran Şems-i Tebrizî olduğu için hayat boyu rûhu, ışık etrafında dönen pervâne gibi onun meclûbu olur ve onu arar. O, artık Mecnûn gibi bir türlü ulaşamadığı Leylâ’sı ile kavrulup yanmaya me’mûr kılınmıştır.
“–Şems sağ!” diyen birine, üzerinde ne varsa verir. Dostları bunun bir yalan olduğunu ifâde ettiklerinde:
“–Ben onun yalanına bunları verdim. Hakîkatine canımı verirdim.” der.
Hazret-i Mevlânâ, bu firkat ateşinde yanan gönül derdini, şu şekilde dile getirir:
“Benim derûnî âlemim, acabâ neden feryâd ü figân ediyor?”
“Benim derdime, ıztırâbıma kim muttalî oluyor?”
“Herkes beni kendi istîdat ve temâyülüne göre dinliyor. Kötü kişi, beni kendi hisleriyle te’lîf ediyor ve öyle anlıyor. Hak yolcusunun ise, benimle rûhâniyeti artarak, hissiyâtı coşuyor ve ney, ona şifâ oluyor.”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mesnevî Bahçesinden BİR TESTİ SU, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/mesnevi-nasil-ortaya-cikmistir.html



PEYGAMBERİMİZİN ÖRNEK AHLÂKI

PEYGAMBERİMİZİN ÖRNEK AHLÂKI


 0

Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de; her mevzûda olduğu gibi; kanaat, tevekkül ve istiğnâ hususlarında da en zirve örnektir, en müstesnâ üsvedir.
Hayatı boyunca dünyaya ve dünyalığa hiçbir zaman alâka göstermemiş ve iltifat etmemiştir. Nitekim buyurmuşlardır ki:
“Benim dünya ile bir bağım yok. Benim dünyadaki durumum; bir ağacın altında gölgelenen, sonra da yoluna devam eden bir yolcu gibidir.” (Tirmizî, Zühd, 44)
Efendimiz’in maîşeti kifâyet miktarını hiç aşmamıştır. Âişe Vâlidemiz buyuruyor ki:
“Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in aile efrâdı; Medine’ye geldiği günden beri, vefât ettiği güne kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd, 20)
“Dilesek doyabilirdik. (Yani bu açlık, yokluktan değildi. Gazvelerden bize ganîmetler ve benzeri imkânlar gelirdi.) Fakat Hazret-i Muhammed –sallâllâhu aleyhi ve sellem– (mü’min kardeşlerini kendine tercih makamında) îsârda bulunurdu. (Böylece elimize geçeni bu şuur ve idrâk ile hemen infâk ederdik.)” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, III/62 [1396]) Allah Rasûlü’nün ikram etmekten ve tevzî etmekten aldığı lezzet, kendisine açlığını unuttururdu.
Hazret-i Peygamber’in; mübârek vücuduna iz yapan bir hasır üzerinde yattığını görüp, gözyaşı döken ve kisrâların, kayserlerin sahip olduğu imkânları hatırlatan Hazret-i Ömer’e, O -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle cevap vermişti:
“–Yâ Ömer! Kisrâ ve kayser, dünya nimetlerinden zevklerini alsınlar, safâ sürsünler! Âhiret nimeti bize yeter!..” (Ahmed, II, 298; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, X, 162)
Risâletten evvel; kimseye muhtaç olmadan, iffetli bir şekilde geçimini sağlayacak çobanlık ve ticaret gibi faaliyetlerle meşgul olmuş, fakat dünyaya hiç tamah etmemiştir. Hazret-i Hatice; O’nun ticaret faaliyetinde gösterdiği dürüstlük ve mürüvvetin de dâhil olduğu müstesnâ şahsiyet tezâhürlerine hayran olarak, Allah Rasûlü’ne izdivaç teklifinde bulunmuştu.
Allah Rasûlü; karnına taş üstüne taş bağlayacak zor günler geçirse de, kanaat ve istiğnâsını hiç bozmamış, buna mukabil, eline bol nimetler geçtiğinde derhâl fukarâya, talebelere ve kalbini İslâm’a ısındırmak istediklerine dağıtmıştı.
Vefâtı esnasında; elinde bulunan birkaç dinarı hemen dağıtmasını, Hazret-i Âişe’ye tembih etmişti. Hastalık günlerinin hüzün ve telâşesinde muhterem Vâlidemiz’in bunu ihmâl ettiğini öğrenince derhâl müdahale etmiş ve o birkaç dinarı hemen tasadduk etmiş ve huzura kavuşmuştu.
Kaynak: 

2 Nisan 2018 Pazartesi

Efkan VURAL - Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var –10

Efkan VURAL - Peygamberimizin  Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  –10
 
İnsanlar hayata tutunabilmek için çalışıp gayret gösterirler. İnsanın dünya geçimliği için sahip olması gereken bir takım şeyler vardır. Bunları elde edebilmesi içinde maddi bir güce ihtiyaç duymaktadır.
 
Maddi güçü de elde etmek için helal kazanç ile para kazanması lazım. Maddi kazanç sağlama yollarından biri ve  en önemlisi ticarettir. Ticaretin olmazsa olmazı da alış veriş  ve pazarlıktır.
 
 
Ticaret yaparken hileye ve kurnazlığa yer vermemeliyiz.Sattığımız veya aldığımız malın gerçek değerine göre hareket etmeliyiz. Gerçek değerinin ne çok altında ve ne de çok üstünde olmamalıdır. Böyle bir satışa da sebep olmamalıyız.
 
Her hangi bir alış veriş için pazarlık yapılırken, başkaları bu pazarlığa karşı yeni bir pazarlık yaparak haksızlığa yer verilmemelidir.
Alış veriş veya pazarlık sonuçlandırılmadan bir başkasının pazarlığa alıcı veya satıcı olarak karışmaması gerekir. Böyle bir pazarlığa müsade etmemeliyiz. Yapılan bir pazarlığı kızıştırmamalıyız,kızışmasına da izin vermemeliyiz.
 
 
Alış veriş yapan bir kişiye, ben sana aynı ürünü daha ucuza verebilirim diyerek pazarlığı bozmak yanlış bir davranıştır.
Hayatımızın her anında, yaptığımız her işte hak ve adaletten yana olmalıyız.
 
Hiçbir kimsenin haksızlığa uğramasına, hiçbir malın haksız yere değerinin düşmesine veya  değerinin yükselmesine sebep olmamalıyız.
 
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in  hadis-i  şerifteki  mesajı  şöyledir:
 
 
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, ” Müslüman bir kimse din kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın.
                                                                                                (Müslim,Büyu, 11 .)
Ne mutlu alış verişini helal yolda yürütenlere ....
 
Efkan VURAL
 
 
 

--


HAZRET-İ YUSUF, ZÜLEYHA’YA NASIL KARŞI KOYDU?

HAZRET-İ YUSUF, ZÜLEYHA’YA NASIL KARŞI KOYDU?


 0

Hazret-i Yûsuf; şöhret, servet ve cemal sahibi bir kadının, kapalı kapılar ardındaki çirkin nefsânî teklifine nasıl karşı koyabildi?
Allâh’a takvâsıyla sığındı. Vefâ, sadâkat, iffet husûsiyetlerine sarıldı. «Ben Rabbime nankörlük edemem!» dedi. Böylece Rabbinin burhânını gördü, Rabbinin yardımı yetişti, harama meyletmekten kurtuldu. Hapisle tehdit edildi, yine meyletmedi. Günaha düşmektense zindana girmeyi tercih etti.
Aynı bunun gibi;
Ebû Hanîfe’ye Bağdat kadılığı teklif edildi. O da, mevcut zâlim halîfenin keyfine göre fetvâ verme tehlikesinden çekindi, öyle ki bu istikamet için zindana girmekten çekinmedi.
Ancak niceleri böyle mal ve makam tuzaklarında helâk olup gitmişlerdir. Hazret-i Mevlânâ onların âkıbetini şu teşbihlerle ortaya koyar:
“Nice balık vardır ki su içinde her şeyden eminken, boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur. Yani oltanın ucundaki yarım solucana râm olarak hayatına kasdetmiştir.”
Bu sebeple denilir ki:
“Fare huylulara kedi, bey olur.” (Mesnevî)
Nefsânî arzularının zebûnu olanın sonu helâktir.
ŞEYTAN’A EN BÜYÜK YARDIMCI…
İnsanı yoldan çıkarmaya azmetmiş olan şeytan için, en büyük ortak ve yardımcı; insanın içindeki nefs canavarıdır. Nefis; kötülükleri emredip duran, fücûra temâyül eden ham yapısıyla, fare huyludur. Sonunda şeytanı temsil eden kedinin oyuncağı ve neticede avı olur.
O kedi de zaten gaflet ve aldanışın timsâlidir. Onun gibi nefsî arzularına mağlûp düşenler de tıpkı öyle olur. Nasıl ki bir kedinin önüne nefis kebaplar konsa, fakat karşısından da bir fare geçecek olsa, derhâl o leziz kebapları bırakır da o farenin peşinde koşar.
Çünkü fare de aynı gaflet tuzağıdır. Böylece gaflet gafleti doğurur, kirli ve necis olana sürükler.
Hazret-i Mevlânâ, fare huylu olmanın ne demek olduğunu şöyle îzâh eder:
“Dünya nimetlerle dolu olsa, fare ve yılan yine necâsetle beslenir. Süflî insanlar da tahtanın içindeki kurt gibi; «Kimin böyle güzel helvası var!» der.”
Yani mânevî lezzetlerden mahrum, ten plânında kalmış, süflî arzuların zebûnu olmuş kişiler; içinde bulundukları hâle öyle alışırlar ki, o perişan hâlleri onlara sıcak gelir, sefâletini saâdet zanneder. Kubur farelerinin lâğımlardan lezzet alması gibi…
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Sayı: 124

http://www.islamveihsan.com/hazret-i-yusuf-zuleyhaya-nasil-karsi-koydu.html



1 Nisan 2018 Pazar

BERÂ' İBN ÂZİB

BERÂ' İBN ÂZİB

Ensar'dan olan bir sahabi. Babası Âzib olup Hâriseoğulları'ndandır. Künyesi Ebu Ammare'dir. Nesebi, Berâ' b. Âzib b. Adiy b. Ceşm b. Mecdia b. Hârise b. Haris b. Hazrec b. Amr b. Mâlik b. Evs'tir.

Hicret'ten önce müslüman oldu. Uhud savaşından itibaren bütün gazalarda bulundu. Sıffin'de Hz. Ali tarafında yer aldı. Resulullah'ın ashabından Medîne'ye ilk gelenler Mus'ab b. Ümeyr ile İbni Ummi Mektum'du. Bu zatlar Berâ'nın da bulunduğu Medineliler'e Kur'an okuyorlardı. Resulullah'ın bir gazvesine katıldı. Veda haccından önce Berâ, Hz. Hâlid b. Velid ile birlikte Yemen'e gitti. Daha sonra oraya gönderilen Hz. Ali ile geri döndü. Hz. Ali'nin hilafeti sırasında Kûfe'de bulunuyordu. Hicret'in yetmişüçüncü yılında orada vefat etti. Muhammed b. Mâlik, onun parmağında altın yüzük taşıdığını naklederek onunla olan konuşmasını anlatır:

"Herkes itiraz ederek niçin altın yüzük taktığını sorduklarında Berâ' cevaben Bir gün Resuûlullah ganimet dağıtırken elindeki altın yüzüğü bana verip, "Âl bunu, Cenâb-ı Hak ile Resulu'nüun sana taktığı bu yüzüğü parmağında taşı" buyurdular. Şimdi siz ne diye bana Rasûlullah'ın parmağıma taktığı bu yüzüğü çıkar diyorsunuz?" dedi.

Berâ, Hz. Peygamber'den üç yüzden fazla hadîs rivayet etmiştir. Bunlardan yirmiikisi Buhârî ile Müslim tarafından rivayet edilip muttefekun aleyhtir. Berâ'nın rivayetlerinden bazıları.

-Resulullah Medine'de on altı on yedi ay Beytü'l Makdis'e doğru namaz kıldı. Sonra bir ikindi namazında Kâbe'ye döndü.

- Yatarken abdest alıp sağ tarafa yat ve de ki: "İlâhî, kendimi sana teslim ettim. İşimi sana bıraktım. Arkamı sana dayadım. Çünki ümidim de sendedir, korkum da. Senden sığınacak yer varsa o da sensin. Senden kurtulacak yer varsa yine sensin. İlahi, indirdiğin kitabına, gönderdiğin peygamberine iman ettim. " Şayet o gece ölürsen fıtrat üzere ölürsün. "

-" Şu yedi şeyi yap: Cenazeyi mezara kadar izle, hastayı ziyaret et, davete icabet et, mazluma yardım et, yemini kabul et, selâmı karşıla, aksırana dua et. "

Şâmil İA




1 Nisan Dünya Yalan Söyleme Günü


1 Nisan Dünya Yalan Söyleme Günü

Peygamber Efendimiz SAV buyururki:

Safvan İbnu Süleym (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?"
"Evet!" buyurdular.
"Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:
"Evet!" buyurdular. Biz yine:
"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk.

Bu sefer: "Hayır! buyurdular." [Muvatta, Kelam 19, (2, 990).]

MÜSLÜMAN ASLA YALAN SÖYLEMEZ.

ŞİMDİ 3 YIL ÖNCE YAZDIĞIMIZ 1 NİSAN ŞAKASI NERDEN GELİYORMUŞ YAZISINI PAYLAŞMAK İSTİYORUZ:

http://celal1973.blogspot.com.tr/2015/04/1-nisan-sakas.html

Celal

*************
1 Nisan Şakası
 


Şu an itibariyle 271 yazımız yayındadır. Acizane bu yazıları yazmamızın gayelerinden birisi yeğenlerime amca/dayı’larından ders veren nasihatlerdir.


 


Şu an. 4 (Azra), 7 (Ceren), 8 (İsa), 13 (İrem) yaşlarında dört yeğenim vardır. İnşallah ilerde onlara iyi birer hatıra kalacak, ama aynı zamanda bu yazılar tarihe not düşmektir.


 
1 şubat 2015


Bazen geçmiş yazıları okuyunca o güne ait olayları hatırlıyoruz. Mesela İsrail’in Gazze saldırısı, Soma faciası, Özgecan cinayeti, Çanakkale Gazisi İsa dedem ... vs gibi. 


 


Bugün 1 Nisan 2015. Hepimizin yıllardır bildiğimiz o 1 Nisan Şakası’nın aslı neymiş, öğrendiğimiz bilgileri aktaracağız inşallah... Yeğenlerim ve okuyanlar için...


 


Bugün 1 Nisan ve her 1 Nisan'da olduğu gibi dünyanın hemen her yerinde insanlar küçük, tatlı şaka ve hileler peşindeler... Buna bazı hallerde kurumsal düzeyde de katkılar gelmekte.


 


Geçmişteki örneklerden de biliyoruz ki, bazı ciddi medya organları bile bu yönde kamuoyunu şaşırtıcı manşetler atabilmekteler. Bazen de küçük yerel medya buna heveslenebilmekte.


 


Şaka, aldatma ve hile... Henüz 29 yaşında hayata veda eden, genç, erken romantik dönem Alman yazar-filozofu Novalis, "Her şakanın içinde bir gerçek gizlidir" demiştir.  


 


Üzümü ye fakat bağını da sor!


 


Batı'dan gelen kavramların, olayların, adet ve geleneklerin içeriğinden haberdar değiliz. Bunları hiç araştırmadan toplum olarak çağdaşlık adına kabul ediyoruz malesef... 


 


1 Nisan şakasının nasıl ortaya çıktığı ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Bir müslüman olarak okuyunca yıllarca yaptığım 1 Nisan şakalarından utandığım şu rivayet en meşhurudur:


 


15 yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu, 1492'ye kadar 736 yıl boyunca Güney İspanya'da varlıklarını sürdüren Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır.

 

Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünür.

 

En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil

 

- 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der.

 

Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.

 

Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir.

 

Bunun üzerine Müslümanlar

- 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı:

 

- 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada kılıçdan geçirilir.


 

KAYNAK=


 

 

İşte, 1 Nisan'ın Hristiyanlar arasında böylesi bir 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır.

 


1 Nisan şakası yaparken o kılıçtan geçirilen masum müslüman kardeşlerimizi düşünelim. Aralarında sanırım kadınlar ve masum çocuklar da vardı. Çünkü halk kale içinde yaşardı o zamanlar...   

 

 

Celalin Penceresinden