5 Şubat 2019 Salı

ALLAH İNSANLARI NEDEN İRADESİNE BAĞLI SORUMLU TUTTU?

ALLAH İNSANLARI NEDEN İRADESİNE BAĞLI SORUMLU TUTTU?


 0

Allah bizi neden imtihan ediyor? Kulun imtihan edilmesinin sebebi…
Allah’ın kullarını imtihan etmesinin sebebi, onlara Kendi yakınlığını göstermeyi murâd etmesidir.
10 Muharrem, Kuran-ı Kerim’de kıssaları geçen çoğu Peygamberin uğradıkları müsibetlerden felaha erdikleri ve içimizi dağlayan Kerbelâ hadisesinin yani Hz. Hüseyin’in şehit edildiği gündür.
Kur’an-ı Kerim’de: “Andolsun, onların kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur’an) uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her şeyin açıklanması, iman eden bir toplum için bir rahmet, bir hidayettir.“ (Yusuf Suresi, 111)
KUR’AN’DA KISSALARI ANLATILAN PEYGAMBERLER
Peygamberimizden önce gönderilen ve Kuran’da ismi geçen Peygamber sayısı 24 olup, kıssaları anlatılan Peygamberlerin sayısı 18’dir. İsmi şerifleri; Hz. Adem, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Lût, Hz. Yakub & Hz. Yusuf, Hz. Eyüp, Hz. Şuayb, Hz. Musa & Hz. Hârun, Hz. Yûnus, Hz. Davud, Hz. Süleymân, Hz. Zekeriya, Hz. İsâ (a.s.).
Nebîlerin onlara verilmiş olan imtihanlara gösterdiği sabır bizlere muazzam bir örnektir. Sahabilerden Sa’d (r.a.) rivayet ediyor: Dedim ki: ‘Ya Resulallah, insanların belâsı/imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: “Peygamberler ve sonra da derece derece mü’minlerdir. Kişi, dini oranında belâ görür/imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise belâsı ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise, dini kadar belâ görür/imtihana tâbi tutulur. Belâ insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz.” (Tirmizî, c. 7, s. 78-79; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, c. 1, s. 136; Ahmed bin Hanbel)
Peygamberlerin kıssalarında teslimiyet sabır ve pişmanlıkla, Allah’ın ipine sımsıkı sarıldılar, belâların büyüklüğü ne olursa olsun şükrettiler. Sonunda bu müsibetlerden kurtulsalar da mutluluğa kapılmazlardı. Sade ve mütevazi hayatlarını, mahcubiyet ve pişmanlık duygusu içinde sürdürürler. Bizlere bunları tefekkür etmek düşer.
Kul büyük elemlere ne kadar sabırla katlanırsa, ilahi mükâfatı o kadar büyük olacaktır. Büyük kayıp ve felaketler içerisinde gönülden şükrettiğimiz müddetçe saadet elde ederiz. Esasen, dinin terbiyesi altına ne kadar girersek nurun zirvesine o kadar çıkarız. Bütün peygamberler bu hikmeti kendi hayatlarında bize göstermişlerdir; yaşadıkları zorluklar zirveye ulaştığı anda Allah Teâlâ onları en büyük ilahi ihsanla mükafatlandırmıştır. Hz. Yusuf (a.s.) kuyunun karanlığından kurtulmuş ve Mısır’a sultan olmuştur. Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atılmış ve ateş gül bahçesine dönmüştür. Hz. İsmail (a.s.) bıçakla kurban edilmekten, Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından kurtarılmıştır.
Kulluğun ve teslimiyetin nişanesi olan Peygamber Efendilerimizin, dualarında ağır imtihanlara rağmen şükretmeleri, tövbe yakarışları ve Allah’a sığınmaları Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılmıştır:
HZ. YUSUF’UN (A.S.) DUASI
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yusuf Suresi, 101)
HZ. MUSA’NIN (A.S.) DUASI
“Dedi ki: “Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla.” (Kasas Suresi, 16)
HZ. NUH’UN (A.S.) DUASI
“Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (Hud Suresi, 47)
HZ. EYÜP’ÜN (A.S.) DUASI
Hz. Eyüp (a.s.) neredeyse hayatı boyunca çektiği ağır çileden kurtulduğuna deyim yerindeyse aldırış etmedi, çünkü Allah’tan gelen bir bela yine Allah tarafından kaldırıldı. Duâsında söyle niyaz etmiştir: “Eyüp’ü de hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti. (Enbiya Suresi, 83)
ALLAH HERKESİ İMTİHAN EDER Mİ?
Her insan dünya hayatında imtihandan geçecektir. “Andolsun ki içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.“ (Muhammed, 31) “Elbette sizleri, biraz, korku, biraz maldan ve candan ve ürünlerin eksilmesiyle imtihan edeceğiz. O sabredenleri müjdele!“(Bakara, 155) Muzaffer Ozak Hazretlerinin bu ayet hakkındaki tefsiri şöyledir: «Ben sizleri muhakkak ki, korkuyla, açlıkla, size verdiğim mallarınızı elinizden almakla, sevdiğiniz kişilerin ruhlarını alıp onları sizlerden ayırmak ve onların ölümlerinin acılarını size tattırmakla, meyvalarınızı, mahsullerinizi elinizden almakla yahut nefsinizin meyvası olan evlatlarınızı elinizden almakla imtihanlara tabi tutacağım. Habibim Ahmet, Resulüm yâ Muhammed! Böyle belalara dûçar olup ta benden ümitlerini kesmeyenlere, sabır edenlere lûtfu keremi ihsanımı müjdele.»
Günümüzde imtihanları kaybediyoruz. Hastalık veya herhangi bir zorlukla yüz yüze geldiğimizde kaçıyoruz. İnsanı olgunlaştıran ve pişiren acı çekmeyi unuttuk, her stres anında antidepresana yönelmekteyiz. Aslında, ne ruh hastasıyız ne depresyondayız. Hastalığımız, tembelliğimiz ve sorumsuzluğumuzun sebebi aslında cehalettir. Modern toplumlarda hastalıklarımızı farketmeyi ve tanımlamayı unuttuk. Her hastalığı ilaç ile tedavi etmeye çalışıp, manevi hastalıkları göz ardı ediyoruz. Peygamber Efendimiz ve onun yıldızları olan sahabilerin bizim asıl şifa kaynağımız olduğunu unuttuk. Bir kişinin mânevî hastalıklarına devadan yoksun kalması kişinin mânevî ölümüne sebep olabilir. Hz. Mevlânâ çarpıcı bir tespitte bulunuyor:
“Kişinin kendi nefsinin hevâ vü hevesini kovalaması, Allah’tan kaçıp uzaklaşmak ve O’nun adaletinin huzurunda kendi mânevî varlığının kanını dökmek demektir. Bir Müslümanın, Allah’ın verdiği imtihanı kazanmak için, Allah’tan dua ile yardım istemek yerine antidepresan hap yutması onun için intihar mesâbesindedir. Mü’mine yakışan, bir imtihan ile karşılaştığında psikiyatri kapısını çalmak değil, Allah’ın verdiği imtihandan yine Allah’a iltica etmektir.“ Kur’an-ı Kerim’de:
“Allah’tan sığınmak yoktur, ancak Allah’a sığınmak vardır.“ (Tevbe, 118)
Aşıklar meclisten ayrıldığı zaman; “Allah dertlerimizi arttırsın” diye birbirlerine dua ederler, çünkü dertler çoğaldıkça daha çok derman bulunur. Aşıklar uzun bir müddet zorluk, bela veya musibet yaşamadıkları zaman Allah’a yakarırlardı; “Yarabbi beni bıraktın mı?” Bir büyüğümüz kanser olmuş bir arkadaşını ziyaret için hastaneye gitmişti. Eskiden hastalar acının şiddeti ve çaresizlikten intihara teşebbüs etmesinler diye hastane odalarının pencereleri parmaklıklarla çevrilirdi. Deri kanseri olan arkadaşı zaman zaman yanağından akan sıvıyı bir mendille siliyordu ve bu mendili gösterip “Bak! Allah bana ne büyük bir hediye vermiş” dedi.
KALP NASIL TEDAVİ EDİLİR?
İslam cerrah, biz ise hastayız. Kalp cerrahi bir operasyonla tedavi ediliyor. İçimizde bir iyileşme süreci gerçekleşiyor. İslam dini mutlak bir iyileştirme ve şifa gücüne sahip. İnsanları ameliyat ediyor. Sonuç nur! İslam dini insana öyle bir şifa verir ki, baştan aşağı bir mucize gerçekleştirir ve yeni bir insan olur. Hz. Mevlânâ buyuruyor:
“Kimin gönlünde gizli bir aşk derdi yoksa yaşıyormuş gibi görünse de gönül ve canı yoktur. Git, dert ara, çünkü dertsizlik, hiç bir şekilde dermanı olmayan bir derttir.“ “Derde düşmedikçe dermana erişmezsin. Can vermedikçe de canana kavuşamazsın. Halil gibi ateşe atılmadıkça Hızır gibi âb-ı hayat kaynağına ulaşamazsın.“ “Hastalık yaşamaktansa ölmek daha iyi.” Bizleri şifanın hakiki kaynağına davet ediyor: “Bütün kronik hastaları çağırıyorum. Bizim ilacımız bütün hastalıklara şifadır!”
HAKİKİ CENNET
Kaybımız kazancımızdır. Zahmet rahmetimizdir. Açlık gıdamızdır. Fakirlik zenginliğimizdir. Ölüm dirilişimizdir. Derdimiz dermanımızdır. Hakiki sıhhat, hastalığı yaşadıktan sonra eriştiğimiz sıhhattir. Hakiki cennet, “Kalû belâ”dan ayrıldıktan sonra kazandığımız cennettir. Hakiki yükseliş, düştükten sonra eriştiğimiz yüceliktir. Hakiki zenginlik, muhtaç olduktan sonra eriştiğimiz zenginliktir.
İMTİHANI KAYBETMEMİZİN ASIL SEBEBİ
İmtihanı kazanmak; “Ölmeden önce ölünüz“ v“Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz“ hadis-i şerifini hayata geçirmektir. İmtihanı kaybetmemizin asıl sebebi; kalbimizde dünya sevgisinin barınmasıdır.
Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 392

http://www.islamveihsan.com/allah-insanlari-neden-iradesine-bagli-sorumlu-tuttu.html



4 Şubat 2019 Pazartesi

HAYBER GANİMETİNİN TAKSİMİ

HAYBER GANİMETİNİN TAKSİMİ


 0

Hayber ganimeti ne zaman müjdelendi? En hayırlı kâr nedir? Peygamber Efendimiz’in Hayber ganimetinin taksimi sırasında buyurduğu, şehitliğin bile kefaret olmadığı günah…
Hayber’de elde edilen ganîmet, orada bulunsun veya bulunmasın, Hudeybiye seferine katılanlar arasında taksîm edildi. Çünkü, Allâh Teâlâ Hayber ganîmetini, Hudeybiye seferine katılan Müslümanlara Fetih Sûresi’nin yirminci âyetiyle va’detmişti.[1]
Hazret-i Ömer şöyle anlatır:
“Hayber Gazvesi günü idi. Nebî’nin ashâbından bir grup geldi ve:
«–Falanca şehît, falanca da şehît!» dediler. Sonra bir adamın yanından geçerken:
«–Falanca kimse de şehît olmuş!» dediler.
Efendimiz:
«Hayır! Ben onu, ganîmet mallarından haksız yere aldığı bir hırka içinde cehennemde gördüm.» buyurdu.” (Müslim, Îman, 182)
ŞEHİTLİĞİN BİLE KEFARET OLMADIĞI GÜNAH
En yüce makamlardan biri olan şehîtlik, kişinin birçok günâhına keffâret olduğu hâlde, âmmenin malına hıyâneti ve kul hakkını ortadan kaldıramamaktadır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, şehît olduğu haber verilen bu sahâbînin, ganîmet malları henüz paylaşılmadan onlardan aldığı bir hırkadan dolayı, cehennemde yandığını bildirmiş, âmme malına ihânetin ve kul hakkının affedilmeyeceğini ümmetine öğretmiştir.
Peygamber Efendimiz’in hizmetini gören Mid’am isminde zenci bir köle vardı. Onu Rifâa bin Zeyd hediye etmişti. Efendimiz’in yükünü indirdiği sırada, nereden geldiği belli olmayan bir ok isâbet edip ölümüne sebep oldu. Müslümanlar:
“–Ey Mid’am! Cennet sana mübârek olsun! Ya Resûlallâh, hizmetçine şehîtlik mübârek olsun!” diyerek gıpta ve tahassürlerini ifâde ettiklerinde Allâh Resûlü:
“–Hayır! Öyle değildir. Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, Hayber günü ganîmet malları paylaşılmadan önce aldığı bir kilim, şu anda onun üzerinde alev alev yanmaktadır!” buyurdu.
Bunu işiten Müslümanlar çok korktular. Bir adam Resûl-i Ekrem Efendimiz’e bir veya iki ayakkabı bağı getirdi:
“–Yâ Resûlallâh! Ben de ganîmet malları bölüşülmeden ayakkabılarım için bu bağları almıştım.” dedi.
Peygamber Efendimiz:
Sana da cehennem ateşinden bir veya iki bağ (yâni bunlardan dolayı azap) var.” buyurdu. (Buhârî, Eymân, 33; Müslim, Îman, 183)
EN HAYIRLI KÂR
Hayber’in fethedildiği gün, bir kimse Peygamber Efendimiz’e gelerek:
“–Ey Allâh’ın Resûlü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki, böylesini şu vâdi ahâlisinden hiç kimse kazanamamıştır.” dedi.
Efendimiz:
“ –Bak hele! Neler kazandın?” diye sordu.
Adam:
“–Ben, alıp satmaya ara vermeden devâm ettim. Öyle ki, üç yüz ukıyye kâr elde ettim.” dedi.
Resûlullâh:
“ –Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi?” diye sordu.
Adam:
“–Nedir, ey Allâh’ın Resûlü?” dedi.
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz şu cevâbı verdi:
“–(Farz) namazdan sonra kılacağın iki rekât nâfile namazdır.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 168/2785)
Muhâcirler, Hayber ganîmetinden hisselerine düşen mal ve hurmalıkları aldıklarında, mâlî durumları oldukça düzeldi. Bunun üzerine Resûlullâh, Ensâr’ın onlara önceden bağışladığı veya faydalanmak üzere emânet ettiği hurma bahçelerini ve ağaçlarını Ensâr’a iâde etti.[2]
Dipnotlar:
[1] Vâkıdî, II, 684.
[2] İbn-i Kayyım, III, 359.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/hayber-ganimetinin-taksimi.html



3 Şubat 2019 Pazar

PEYGAMBERİMİZE SALAVAT GETİRMENİN FAZİLETLERİ

PEYGAMBERİMİZE SALAVAT GETİRMENİN FAZİLETLERİ


 0

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile kalbi beraberlik için O’na salat ü selam getirip, duası ile buluşabiliriz. İşte Peygamberimize salavatı şerife getirmenin faziletleri…
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)
Cenâb-ı Hak ve sayılarını kendisinden başka kimsenin bilemediği melekleri, Peygamber Efendimiz’e devamlı salât etmektedirler. O hâlde biz de hayatımızın her ânında dâimâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i hatırlamalı, O’na tam mânâsıyla teslîm olmalı ve çokça salât ü selâm göndermeliyiz.
Übey bin Kâ‘b -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:
“–Yâ Rasûlâllah! Ben Siz’e çok salevât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?” diye sordum.
“–Dilediğin kadar.” buyurdular.
“–Duâlarımın dörtte birini salevât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?” diye sordum.
“–Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.” buyurdular.
“–Öyleyse duâmın yarısını salevât-ı şerîfeye ayırayım!” dedim.
“–Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular. Ben yine:
“–Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?” diye sordum.
“–İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular.
“–Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?” deyince:
“–O takdirde Allah Teâlâ, dünya ve âhirete âit bütün arzularını ihsân eyler ve günahlarını bağışlar!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet, 23/2457; Hâkim, II, 457/3578; Beyhakî, Şuab, III, 85/1418; Abdurrazzâk, II, 214)
BİLHASSA CUMA GÜNÜ SALAVAT GETİRMELİ
Salât ü selâm o kadar mühimdir ki Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizzat kendisi de peygamberlik makâmına salât ü selâmda bulunmuştur. Bunu, Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirmek ve ümmetine örnek olmak için yapmıştır.[1]
Bir mü’min, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e salât ve selâm ederse Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona daha güzeliyle[2] cevap verir. Bu da bir mü’mine mükâfât olarak yeter. Zira Peygamber Efendimiz’in duâsı Hak katında makbûldür, reddedilmez.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Bir kimse bana salât ü selâm getirdiği zaman, onun selâmına karşılık vermem için Allah Teâlâ rûhumu iâde eder.” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 96)
“Kim kabrimin yanında bana salât ederse ben onu işitirim. Kim de uzaktan salât ederse o bana ulaştırılır.” (Beyhakî, Şuab,II, 215)
Bilhassa cuma günü salât ü selâm ile meşgul olmak, çok fazîletli bir ibadettir.
Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Cuma günü bana çok salevât getirin! Zira o gün, meleklerin hazır ve şâhid olduğu bir gündür.[3] O gün bir kişi bana salât ettiğinde onun salâtı mutlakâ bana arz edilir. Salevât getirmeyi bırakıncaya kadar bu durum böyle devam eder.”buyurdular. Ben:
“–Vefâtınızdan sonra da mı?” diye sordum. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Evet, vefâtımdan sonra da! Allah Teâlâ peygamberlerin vücutlarını yemeyi yeryüzüne haram kılmıştır. Allâh’ın Nebîsi hayattadır ve dâimâ rızıklandırılır. buyurdular. (İbn-i Mâce, Cenâiz, 65. Bkz. Ebû Dâvûd, Salât 201/1047, Vitir 26)
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- bu hususta şöyle demiştir:
“Her kim cuma günü Peygamberimiz’e yüz kere salevât getirirse kıyâmet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu olarak gelir. İnsanlar gıptayla, «Bu zât acaba hangi ameli işliyordu?» diye birbirlerine sorarlar.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, III, 212)
Çokça salevât-ı şerîfe getirmek, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e duyulan muhabbetin büyüklüğüne alâmettir. Bu da kişiyi neticede Allah Rasûlü’ne yaklaştırır. Nitekim hadîs-i şerîfte:
“Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirendir.” buyrulmuştur. (Tirmizî, Vitir, 21/484)
SALAT Ü SELAM GETİRMENİN FAZİLETLERİ
Cenâb-ı Hak, salât ü selâm getirenlerden râzı olur ve onlara öyle büyük lûtuf ve ihsanlarda bulunur ki târifi mümkün değildir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir defa salât edene, Allah Teâlâ on kat merhamet eder,[4] on hatâsını siler ve mertebesini on derece yükseltir.[5] Cebrâîl -aleyhisselâm- da bir defa salevât getirenin günahlarının affedilmesi için on defa istiğfâr eder, bir defa selâm gönderene de on defa selâm eder.[6]
Cenâb-ı Hak, bütün insanlığa rahmet olarak hediye ettiği Habîb-i Ekrem’ine karşı bîgâne kalmamıza râzı olmaz. Bu sebeple Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e salât ü selâm getirme hususunda cimrilik edenler, Cennet’in yolunu şaşırırlar.[7] Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:
“Bir topluluk bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ Hazretleri’ni zikretmez ve Peygamber’lerine salevât getirmezlerse, bu yaptıkları büyük bir noksanlıktır ve kendileri için acı bir hasret ve nedâmet sebebi olur, aynı zamanda Allah tarafından bir cezâyı da hak etmiş olurlar. Artık Allah Teâlâ dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder.” (Tirmizî, Deavât, 8/3380)
Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk -radıyallâhu anh- şöyle buyurur:
“Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e (ihlâsla) salevât getirmek; günahları, suyun ateşi söndürmesinden daha çabuk yok eder. Ona (muhabbetle) selâm göndermek, pek çok köle âzâd etmekten daha fazîletlidir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i sevmek ise canların özünden ve Allah yolunda kılıç vurmaktan daha üstündür.” (Hatîb el-Bağdâdî, Târihu Bağdâd, Beyrut 1422, VIII, 39)

[1] Bkz. Buhârî, İsti’zân, 28; Ebû Dâvûd, Salât, 18/465; Tirmizî, Salât, 117/314; İbn-i Mâce, Mesâcid, 13.
[2] Bkz. en-Nisâ, 86.
[3] Şârihler, meleklerin cuma gününe şâhit olmasını şöyle îzah ederler: Cuma günü melekler gelir, mescidlerin kapılarında durur ve gelenleri öncelik sırasına göre yazarlar. Namaz kılanlarla musâfaha eder ve onlar için istiğfarda bulunurlar. Mü’minlerin diğer amellerine de şâhitlik ederler.
[4] Bkz. Tirmizî, Vitir, 21/485. Ayrıca bkz. Müslim, Salât, 70; Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1530; Nesâî, Ezân, 37/676.
[5] Bkz. Nesâî, Sehv, 55/1290.
[6] Bkz. Nesâî, Sehv, 55/1293.
[7] Bkz. İbn-i Mâce, İkâmet, 25.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/peygamberimize-salavat-getirmenin-faziletleri.html



2 Şubat 2019 Cumartesi

MESNEVİDE LEYLA NEYİN SEMBOLÜDÜR?

MESNEVİDE LEYLA NEYİN SEMBOLÜDÜR?


 0

Mevlana Hazretleri Mesnevi’de Leyla’yı neyin sembolü olarak lafzediyor? İlah-i aşkı nerde bulmamız gerekiyor? İşte Mevlana Hazretleri’nden cevapları…
Bilmelidir ki, Mesnevî’de geçen Leylâ hikâyeleri birer mecazdan ibârettir. Leylâ, ilâhî aşk sembolü, ilâhî muhabbet ufkudur.
Leylâ’yı görebilmek, onun gerçek hüviyetini müşâhede edebilmek, Mecnun gibi sâdık bir âşık olabilmeye bağlıdır. Aksi hâlde görülen, sûretten başka bir şey değildir. O aşka nâil olmayan için Leylâ, sırf bir cisimden ibârettir.
KİMİNE CEHENNEMDİR KİMİNE CENNET
Hazret-i Mevlânâ bu hakîkati şöyle ifâde buyurur:
“Her nîmetin ve mihnetin görünüşü, kimine cehennemdir, kimine cennet…”
“Gördüğünüz bütün varlıklarda; insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun, cansız olsun; her şeyde, gıdâ da vardır, zehir de. Fakat herkes bunu göremez!”
“Testi meydandadır, görünmektedir. Fakat içindeki iksîr gizlidir; onu, yalnız tadan bilir.”
“Yûsuf’un sûreti bir kadehe benzerdi. Babası o kadehten neş’eler veren muhabbeti içtikçe mest oluyordu. Kardeşleri ise, o kadehten zehir içiyorlar ve Yûsuf’a karşı öfke ve kinleri artıyordu.”
“Züleyhâ da Yûsuf kadehinden başka türlü bir iksîr içti ve dünyevî bir aşkla başka bir çeşit afyon yuttu.”
“Sûret testisinin içindeki muhabbet şerbeti, gayb âlemindendir. Testi ise bu cihandandır. Testi meydanda, içindeki ise pek gizlidir; ancak ehline ayândır.”
“Bu güzel mânevî şerbet, ilâhî aşk, muhabbet ve esrârdan nasîbi olmayanlara kendini tattırmaz. Kalbi fesat ve şehevât ile dolu olanlar, bu mânevî sırra nâil olamazlar. Fakat bu sır, aşka âşinâ ve râm olanlar için ayın on dördü gibi âşikârdır.”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mesnevî Bahçesinden BİR TESTİ SU, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/mesnevide-leyla-neyin-semboludur.html



1 Şubat 2019 Cuma

01.02.2019 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi: RIFK: ALLAH HER İŞTE ZERAFETİ SEVER


01.02.2019 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi: RIFK: ALLAH HER İŞTE ZERAFETİ SEVER



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman bir de göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş.”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Rıfktan mahrum kalan bir kimse hayrın tamamından mahrum kalmıştır.”2 


Kıymetli Müminler!

Yüce dinimiz; iman, ibadet ve güzel ahlâk üzerine kuruludur. İnsanın Cenab-ı Hak katında değer kazanmasına ve toplum içinde sevilip sayılmasına vesile olan ahlâkî erdemlerden biri de rıfktır. Rıfk; güler yüzlü, tatlı sözlü, sakin ve geçim ehli olmaktır. Sert ve kaba davranmamak, kalp kırmamaktır. İnsanın aklını karartan ve sonu hüsran olan öfkeye yenik düşmemek, sabırlı ve soğukkanlı olmaktır.


Değerli Müslümanlar!

Rabbimiz her işte rıfk ile muamele etmeyi sever. 3 Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimizin şahsında bütün müminlere hitaben “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir”4 buyurarak affedici ve hoşgörülü olmayı emretmektedir. Bir başka ayet-i kerimede ise “affedici olmak ve öfkeyi yutmak” Allah’ın mağfireti ve cennetiyle müjdelenen muttakilerin özellikleri arasında sayılmıştır.5


Aziz Müminler!

Resûlullah (s.a.s), yumuşak davranma hususunda en güzel örneğimizdir. O, sadece insanlara değil, varlık âleminin tamamına şefkat, merhamet ve nezaketle davranmıştır. Her işinde kolaylaştırıcı olmuş, zorluk çıkarmaktan ve çevresindekileri incitmekten sakınmıştır. Hatalar karşısında cezalandırmaktan ziyade affedici olmayı tercih etmiştir. Ezici, yıpratıcı, kırıcı değil, sevgi ve saygıyı besleyen yapıcı davranışları öğütlemiştir. Allah’ın kendisine lütfettiği bu özellikler sayesinde Müslümanlar Peygamberimizin etrafında kenetlenmiştir. 

Cenâb-ı Hak, bu gerçeği bize şöyle haber vermektedir: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen
onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile…”6 



Kıymetli Müminler!

Peygamberimizin ahlâkını kendisine model alan bir mümin, bütün ilişkilerini rıfk ile yürütür. Can taşıyan en küçük varlıklara karşı bile şefkat ve merhameti elden bırakmaz. Sade ve zarif haliyle, kibar ve anlayışlı tavırlarıyla İslam’ın yüce değerlerini ve üstün ahlâkını temsil eder. Mümin, her türlü aşırılıktan, kabalıktan, şiddetten uzak durur. Zira Peygamberimiz onu şöyle tanımlar: “Namusa dil uzatan, lânet eden, çirkin işler yapan, edepsiz konuşan kimse kâmil bir mümin değildir.”7 


Muhterem Müminler!

İnsan olma sorumluluğunun ve insana yakışan değerlerin ihmal edildiği, şiddetin din, dil, ırk ve coğrafya tanımadan bütün insanlığı tehdit ettiği bir çağı yaşıyoruz. Böyle bir çağda bilmeliyiz ki, şiddetin beslendiği hiçbir referans, İslamî, insanî ve ahlâkî değildir. Bizlere düşen, insanın şeref ve haysiyetini zedeleyen her türlü davranışı hayatımızdan uzak tutmaktır.

Anne babamıza, eşimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza ve komşularımıza rıfk, şefkat ve güler yüzle davranmaktır. Haklı ve güçlü iken bile affedici, öfke anında dahi sabırlı olmaktır. Peygamberimizin buyurduğu gibi, “Pehlivan, güreşte rakibini yenen değildir. Asıl pehlivan, öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır.”8 Ancak şunu da bilmemiz gerekir ki milli ve manevi değerlerimize yönelik saldırılar karşısında haklı bir tepki vermek, ahlâkî bir heyecanın ve imanî bir hassasiyetin asil bir ifadesi, dindarlık ve vatanseverlik alametidir.


Aziz Müslümanlar!

Rıfka sahip olan rahmeti kuşanır; rahmeti kuşanan da Allah’ın merhametine ulaşır. Rıfkı terk eden şiddete yönelir; şiddet ise kıyamet günü pişmanlıktır. O halde, öfkenin aklımızı ve vicdanımızı esir almasına, sabırsızlığın ebedi kurtuluşumuza gölge düşürmesine fırsat vermeyelim. Sevgili Peygamberimizin şu hadisini daima hatırlayalım: “Şüphesiz Allah Teâlâ Refîktir, rıfkı sever. Sertlik ve benzeri hallere vermediği ecri, yumuşak huylulukla yapılan işlere verir.”9                                                          
 

1 Fussilet, 41/34.
2 Ebû Dâvûd, Edeb, 11.
3 Buhârî, Edeb, 35.
4 A’râf, 7/199.
5 Âl-i İmrân, 3/134.
6 Âl-i İmrân, 3/159.
7 Tirmizî, Birr, 48.
8 Müslim, Birr, 107.
9 Müslim, Birr, 77; Ebû Dâvûd, Edeb, 11.
 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/Sayfalar/HutbelerListesi.aspx



Efkan VURAL - Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 23


Efkan VURAL - Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 23

HAFIZ  
 
Allah’ın isimlerinden biri de el-Hafız’dir.
 
Hafız,varlıkları gözetip koruyan ve muhafaza eden demektir.
 
Hafız, yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şey’i belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklıyan…
 
Bir ağacın bütün özelliklerini çekirdeğinde derceden.
İnsanın bütün amellerini kaydeden.
Hafaza meleklerine insanın bütün iyi ve kötü işlerini kaydettiren.
Kâinattaki her şeyi ve her hadiseyi Levh-i Mahfuzda yazan.” 
 
Genelde alimler Hafız ismini  şu üç gurupta  anlamlandırmışlardır:
 
 1–Kâinatın düzenini koyup sürdüren :Yani düzenin sürmesi için kuralları koyarak bunu sağlayan ve kâinatı koruyan,
 
2–İnsanları değişik tehlikelere karşı koruyan, niyetlerini ve sırlarını bilen, davranışlarını kaybolmaktan meleklere tescil ettirerek koruyan,
 
3–Kur’ân-ı Kerîm’i unutulmaktan, tahriften, ihmalden koruyan.
 
Bütün bu saydıklarımız, hıfz edip korumanın en çok kullanılan mânâlarıdır. 
Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ve  ilham vermiştir.  Bu da Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatından birisidir.
 
 Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin tecellisidir. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından ilgisi vardır.
 
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Ve (onu) her türlü isyankâr şeytanî güce karşı koruduk.”(Saffat suresi,7.ayet)
“O’nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip-korumaktadırlar.” (Ra’d,suresi,11.ayet)
 
“...Rabbin her şeyi görüp gözetir.”Sebe suresi,21.ayet)
““…Hem Rabbim sizin yerinize başka bir kavmi geçirir de siz O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip koruyandır, Hafîz’dir.” (Hûd Sûresi, 57.ayet)
 
“Oysa sizi gözetleyen muhafızlar, değerli yazıcılar var.”(İnfitar suresi,10.11.ayetler)
 
 
 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 
 (Devam edecek)
 
Efkan VURAL
 
 

--



Yaşı 35, 40, 50 ve yukarısı olanlar için bazı öğütler:


Yaşı 35, 40, 50 ve yukarısı olanlar için bazı öğütler:

▪Birinci Öğüt:

Her yıl “hacamat” yaptır. Hatta hiçbir ağrı ve rahatsızlığın olmasa bile...
▪İkinci Öğüt:

Sürekli “su” iç. Hatta susamasan ve su içme isteğin olmasa dahi. Çünkü sağlık sorunlarımızın birçoğu bedenimizdeki su eksikliğindendir...
▪Üçüncü Öğüt:

Düzenli spor yap. Hatta işin ve meşgalen çok olsa bile. Bedenin hareket hâlinde olmalı, normal yürüyüş ve yüzme ile olsa dahi...
▪Dördüncü Öğüt:

Yemeğini azalt. Yeme hevesini terk et. Çünkü yemekte hiç hayır yoktur. Kendini yemekten mahrum et demiyorum; miktarını azalt...
▪Beşinci Öğüt:

Mümkün olduğu kadar özel arabanı az kullan. Camiye, çarşıya, misafirliğe veya başka herhangi bir yere yaya olarak gitmeye çalış...
▪Altıncı Öğüt:

Öfke ve sinirden uzak dur, kızmayı ve küsmeyi terk et, işleri zorlaştırma, rahatsız edici durumlardan kaçın. Tüm bunlar sağlığını elinden alır, moralini bozar, psikolojini altüst eder...
▪Yedinci Öğüt:

Hani derler ya; “Paranı bırak güneşe, kendin gölgede otur.” Para rahat bir yaşam sürdürmemiz için vardır, yaşayıp da sırf toplayalım diye var olmamıştır. Biraz da kendin ve etrafındakiler için harca...
▪Sekizinci Öğüt:

Ne birinin hasretini çek...

Ne yapamadığın bir işin hasretiyle yaşa...

Hepsini aklından çıkarıp at, hatta kökten unut...
▪Dokuzuncu Öğüt:

Alçak gönüllü ol, hatta daha da alçak gönüllü ol... Çünkü para, makam, güç, nüfuz ve başka her şey kibir ve kendini büyük görme durumunda yok olup gider. Ancak mütevazı olduğunda herkes seni sever, Allah da senin kadrini yüceltir, makamını yükseltir...
▪Onuncu Öğüt:

Saçlarının ağarması ömrünün sonlarına yaklaştığın anlamında değil. Bilakis, daha güzel bir hayatın başladığının göstergesidir. Pozitif ol...

Hatıralar oluştur, yolculuğa çık, güzel şeylerle günlerini yaşamaya, gönlünü hoş tutmaya çalış...
▪Son Öğüt:

Namazını asla ve asla terk etme. Çünkü namaz senin, ne servetin, ne evladın ve ne da başka şeylerin fayda sağlamadığı günün için kurtuluş reçetendir... Rabbinle gece münacatını, halvetlerini de az çoğalt. Kur’ân’dan ayrı düşme. Arada bir anne-babanı yâd edip mezarlığa gitmeyi de ihmal etme...
▪Rabbimden, hepimiz için sağlık, başarı ve mağfiret diliyoruz. 

*********
Bir dosttan gelen mesaj