8 Mart 2019 Cuma

SALAVAT GETİRMEK

SALAVAT GETİRMEK


 0

Salavat nedir? Peygamberimize salavat nasıl getirilir? Peygamberimize salavat getirmek Müslümanlara neler kazandırır? Salavat getirmenin okunuşu, anlamı ve fazileti…
Salavât, salât kelimesinin çoğuludur. Peygamber Efendimiz’in ismi zikredildiğinde yapılan duâ demektir.
SALAVAT NASIL GETİRİLİR?
  • Salavat Okunuşu ve Anlamı:
Salavat  Okunuşu: “Âllâhümme salli alâ Muhammed.”
Salavat Anlamı: “Allâh’ım, Efendimiz, büyüğümüz Muhammed’e, salat ü selam eyle.” demektir.
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salavât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin!” (Ahzâb, 56)
Resûlullah buyurdular:
“Cuma günü bana çok salavât getirin! Zira o gün, meleklerin hazır ve şâhid olduğu bir gündür. O gün bir kişi bana salât ettiğinde onun salâtı mutlakâ bana arz edilir. Salavât getirmeyi bırakıncaya kadar bu durum böyle devam eder…” (İbn-i Mâce, Cenâiz, 65. Ebû Dâvûd, Salât 201/1047, Vitr 26)
SALAVAT GETİRMENİN ÖNEMİ VE FAZİLETİ
Übey bin Kâ’b (r.a.) şöyle anlatır:
Peygamber Efendimiz’e:
“-Yâ Resûlâllah! Ben Siz’e çok salavât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?” diye sordum.
“-Dilediğin kadar.” buyurdular.
“-Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?” diye sordum.
“-Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.” buyurdular.
“-Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye ayırayım!” dedim.
“-Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular. Ben yine:
“-Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?” diye sordum.
“-İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular.
“-Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinden Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?” deyince:
“- O takdirde Allah Teâlâ, dünya ve âhirete âit bütün arzularını ihsân eyler ve günahlarını bağışlar!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet, 23/2457; Hâkim, II, 457/3578; Beyhakî, Şuab, III, 85/1418; Abdurrezzâk, II, 214)

http://www.islamveihsan.com/salavat-getirmek.html



7 Mart 2019 Perşembe

Regaip’te tövbe etti, Berat’ta beraat etti


6 yıl öncede bu hikayeyi yayınlamışız:

***************

Regaip’te tövbe etti, Berat’ta beraat etti

Regaip’te tövbe etti, Berat’ta beraat etti

 

< BU HİKAYEYLE 2009 DA BİR HİKAYE YARIŞMASINA KATILMIŞTIM. DERECEYE GİREMEMİŞTİM. HİKAYEDEKİ KİŞİLER GERÇEKTİR. OLAYDA GERÇEKTİR . FAKAT SONUCU BÖYLE OLMADI NE YAZIK Kİ... YILLAR ÖNCE İNGİLİZCE KONUŞARAK İNTERNETTEN TANIŞTIĞIM LYDİA KARDEŞİMİN ANLATTIĞI HAYATINDAN ETKİLENMİŞ VE BU HİKAYEYİ YAZMIŞTIM.
AMA YILLAR SONRA GEÇENLERDE FACEBOOKTAN YAZIŞTIK. NE YAZIK Kİ KOCASINDAN BOŞANMIŞ... ZATEN ANNESİZ VE BABASIZDI. ŞU AN OĞLUYLA YAŞIYORMUŞ...  >



 
 

Endonezya'nın başkenti, Jakarta şehri,

 

Bay Pitasari, yıllardır içki batağındaydı. İçtiğinde sürekli karısını dövüyor ve aşağılıyordu. Dünyalar sevimlisi ilkokula giden, çok zeki ve duygusal Abdurrahman isminde çocukları vardı.

 

Endonezya'nın ikiyüzelli milyon nüfusunun %90'ı müslüman olmasına rağmen, her ülkede olduğu gibi Bay Pitasari'de içki batağındaydı.

 


Tüm kazancını içkiyle harcıyordu. Eşi Leyla hanım mütedeyyin (dinine bağlı) bir hanımdı ve sürekli eşine düzelmesi için dua ediyordu.

 

Birgün küçük Abdurrahman okuldan geldi. Sürekli ağlıyordu. Teneffüsteyken birisi, çantasından, öğretmen istediği için, annesinden alıp getirdiği dergi parasını çalmıştı. Babası yaklaşık türk parasıyla beş TL olan bu parayı tekrar vermedi, azarladı ve üstelik kızarak tokatta attı.

 

Küçük Abdurrahman odasına çekildi, bütün gece ağlayarak –annesi dua etmenin faydalarını anlattığı için- babasının ıslah olması için Allah'a dua etti.

 

Bir yılda beş kandil vardır. Mevlid kandili dışındaki diğer dört kandil, üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan içindedir. 

 

Üç ayların başında, yani Recep ayının ilk cuma gecesi Regaip kandili; Yine recep ayının 27. gecesi Miraç kandili; Şaban ayının 15. gecesi Berat kandili, ve son olarak Ramazan ayının 27. gecesi ise, bin aydan hayırlı olan Kadir gecesidir.

 

Üç aylara girmeye dört gün vardı. O gece yağmurluydu, Bay Pitasarı yine sarhoş bir şekilde eve geldi ve yorgun bir halde yatağa sızdı kaldı.

 

Gece rüyasında öldüğünü ve kefenli halde kabire konduğunu gördü, müthiş azaplar ve ateş... Rüyada yalvarıyor ve dünyaya tekrar gönderilirse iyi insan olacağını söylüyordu. 

 

Kan ter içerisinde uyandı. Sanki rüya değil gerçekti. Çok korktu. İki gün etkisinden kurtulamadı. Tabii bu iki gün hiç içki içmedi.

 

Sürekli bir düşünce halindeydi. Eşi de bu garip hallerine bir anlam veremiyordu, çünkü konuşmuyordu, birtür iç hesaplaşma yapıyordu.

 


   Regaip kandili,

Televizyonda, bugün üç aylara girildiğini ve üç ayların her yıl Allah'ın açtığı af panayırı olduğunu anlattılar. Zaten niyetine almıştı. O akşam anlatılanların da etkisiyle eşinden kendisini af etmesini istedi ve içki içmeye tövbe etti. 

 

İki gün sonra, Regaip kandili gecesinde saatlerce ağlayarak Allah’tan af talep etti. Ve o gece sabaha kadar islam ilmihali kitabını okudu, ağladı.

 

Ertesi sabah boy abdesti alıp cuma namazına gitti. O ne müthiş duyguydu , insanlar temiz kıyafetler giymiş, dedeler torunlar elele, insanların yüzünde tebessüm...

 

Günlerce islam hakkında ve Peygamberimizin SAV hayatı hakkında, sünnetleri hakkında birçok kitap okudu. Bu arada eşi Leyla hanım çok mutluydu ve eşine en sevdiği yemekleri pişiriyordu.

 

   Miraç Kandili,

Öğrendiği kadarıyla, miraç gecesinde Peygamberimiz SAV alemler ötesine gidip bizzat Cenabı Allah'ı, cennet ve cehennemi gözleriyle görmüştü.

 

Yine miraç gecesi Allahu Teala müslümanlara beş vakit namazı farz kılmıştı. O gece beş vakit namaz kılmaya karar verdi. İlk kıldığı namaz ise o gecenin sabahındaki, sabah namazı idi.

 

Kimseye eğilmeyen başlar Allah'a eğiliyor ve yere kapanıyordu. Camide zengin-fakir, güzel-çirkin, işçi-patron herkes eşitti.

 

   Berat kandili,

Onsekiz gün sonra Berat kandili geldi. Televizyonda anlatıları dinleyince mahkemeleri hatırladı. Bazen hakim bey suçluyu affediyor ve kişi beraat ediyordu. 

 

Üç ayların başında tövbe ettiğini, miraç kandilinde namaza başladığını hatırladı. Acaba günahları affedilmiş miydi? Yine ağlayarak dua etti ve gece yarısı uyuyakaldı.

 

Rüyasında nur yüzlü bir zat geldi; Elindeki diploma benzeri kağıdı uzattı.

 

Dedi ki: "Senin samimi ve içten tövbeni Allah kabul etti, günahlardan beraat ettin. Haydi gönül huzuruyla gir ramazana ve bin aydan hayırlı Kadir gecesini değerlendirip ramazan bayramında, bayram gibi bayram yap."

 

Leyla hanım mutluluktan Allah'a teşekkür etmek için, mahallelerindeki bir çok yoksul aileye ve yetim çocuğa yardım etti.

 

Abdurrahman o kadar mutluydu ki babasıyla her cuma namazına gidiyor ve namazdan sonra dondurmacıya gidiyorlardı...

 

***

 

Ne mutlu ki, Allah heryıl üç ay panayır sergisini açıyor... Ben affedilmem demek, Allah'ın sonsuz affediciliğine hakarettir. Allah Kur'an'da bildirmiş, şirk dışında herşeyi samimi ve içten yapılan bir tövbeyle affedeceğini beyan etmiş. 

 

Bu gece Regaip kandilini idrak edeceğiz. Belki diğer kandillerde uyanmadık, dizi izleyerek veya sadece televizyonda edilen duaya amin deyip bir fatiha okuyarak kandili değerlendirdik.

 

Önce kendi nefsime söylüyorum; Gelin bu gece samimi olarak tövbe edelim, Helal olan şeyler mutlu olmaya yeter, harama girmeye lüzum yoktur.

 

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik okumak... Bu gece Kur'an'ın türkçe mealinden biraz okuyup düşünmeye ne dersiniz?

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

Bu gece tövbe etmenin tam zamanı


Regaip kandiliniz mübarek olsun.

5 yıl önce yazdığımız yazı hala tazeliğini koruyor.

http://celal1973.blogspot.com/2014/04/bu-gece-tovbe-etmenin-tam-zaman.html

Celal

*************

Bu gece tövbe etmenin tam zamanı

Bu gece tövbe etmenin tam zamanı

 

Bu Perşembe gecesi (1 Mayıs 2014) mübarek üç ayların ilk Cuma gecesi olan Regaip kandilidir. Regaip, rağbet edilen demektir.

 

Yani, mesela bu sene mavi renkler rağbet görüyor, deriz. Bu, insanların çoğu mavi renkli elbise alıyor, demektir. Regaip gecesi ise, Allah’ın duaları en çok kabul ettiği gecelerdendir.

 


Yazıyı okuyanlardan bazısı, sanırım içinden, Celal sen alim misin, hoca mısın, diye geçirmiştir. Acizane bu hissimizi kıymetli ilahiyatçı Efkan Vural hocama anlattık. Şöyle söyledi:

 

Celal, merak etme, geçen Peygamberimizin SAV şu hadisini okuyunca seni düşündüm. “Ümmetimden bazı kimseler vardır ki, onlar alim değillerdir fakat ilim taşırlar” ........

 

Bu gece tövbe etmeli, hayatımıza yeni kararlar almalıyız. Günahları bir daha yapmayacağımıza Allah’a söz vermeliyiz. Mesela, Kuran’ın Türkçe mealini okuma kararı almalıyız.

 

“Hayatımı Anlattığım Kitabım”’ı okuyanlar anımsarlar. 2002 ramazanında Kuran mealini okumaya başlamamızla Allah kalbimizdeki iman ışığını yaktı, demiştik.

 

Nerden geldik, ne için yaşıyoruz, nereye gideceğiz gibi soruların cevabını Kuran’da bulabilirsiniz yazan bir email aldığımızı anlatmıştık. Bu mail üzerinde düşünerek Kuran’ın Türkçe mealini okuma kararını aldığımızı anlatmıştık.

 


İşte 2002 yılında o maili işyerinde Regaip kandilinin gündüzü almıştık. Akşam evde Regaip gecesi çocukluğumuzdan o güne geçmişi düşündük. Bazı günahlara tövbe edip Kuran meali okumaya karar verdik.

 

Yani bir Regaip kandili gecesi hidayet yolculuğumuz başladı. Namazla, radyodan sohbet dinleyerek ve faydalı  kitaplar okuyarak, Allah iman ışığımızı arttırıyor, hamdolsun.

 

Gelin bu kandilde karar alalım, namaza başlayalım inşallah. Geçenlerde Facebookta ayaklara masajın önemi hakkında paylaşılan bir yazıdan şu alıntıyı yaptık:

 

Sağlığınız İçin Ayaklarınıza Dokunmayı Öğrenin! Örnek: Namaz kılanlar tahiyyatta ayak sağ baş parmağını bükmelerinin çok faydası vardır.


Parmak ucundaki burun boşlukları çalışır, sol ve sağ beyin maksimum durumda alarma geçer, damar yumakları bedeni arındırmak için en üst düzeyde görev başı yapar, vücuttaki kan akışı ve besin taşıma mükemmel yapıya ulaşır.

 

Ayrıca şu anektod hatırımıza geldi. Akra Fm’de rahmetli Prof Dr Mahmud Esad Coşan Hocaefendi bir hadis sohbetinde şunu anlatmıştı.

 

İngiltere’de gurbetçi bir kardeşimiz, dizlerindeki romatizmalı ağrılar artınca doktora gitmiş. Muayene sonunda Prof tıp doktoru şöyle demiş:

 

Geceleri çok uyumayın, gece yarısı kalkın, ayaklarınızı soğuk suyla yıkayın, biraz kültür fizik yapın, sürekli oturmayın, demiş. Esad hoca şöyle yorum yaptı: 

Ayakları yıka dediği şey abdesttir. En iyi kültür fizik hareketleri ise namazda vardır. O doktor, kardeşimize aslında bilmeden, teheccüd namazı kılmasını, söylemiş.

 


Peygamber Efendimizin SAV namaz hakkındaki birkaç Hadis-i Şerifini paylaşıyorum:

 

"Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı? Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder." (Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283)

 

"Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdesttir." (Taberani, el-Mu'cemü'l-Evsat, 5/186, hadis no: 4361)

 

“Büyük günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki cuma, aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir.” (Müslim, Tahâret 14)

 

 

 


 

6 Mart 2019 Çarşamba

Osmanlı'yı Anlamak - Mustafa Güleryüz


Osmanlı'yı Anlamak Mustafa Güleryüz

 
Önemli Bir Avrupalı Tespiti
 
İtalya'da Roma Üniversitesinde Ordinaryüs Profesör Anna Masala isimli Şarkiyatçı (Oryantalist) hanımın Türk milleti hakkında önemli bir tespiti var. Diyor ki:
 
"Türklerin hali şuna çok benzer. Mücevher dolusu sandıkları vardır. Üzerinde otururlar fakat haberleri yoktur. Başkasına el açarlar."
 
Bu Tespit Doğru mu?
 
Nedir mücevher dolusu sandıklarımız?
 
Maddi, manevi anlamda çoktur da esas 150 milyona yakın Osmanlı arşiv belgeleri bizim için bir hazinedir. Yıllardır binlerce yabancı uzman gelir Osmanlı arşivlerinde araştırmalar yapar bir şeyler bulur alır giderler. (2005 yılında 96 ülkeden 3703 araştırmacı Osmanlı arşivlerinden yararlandı)
 
Neler mi bulurlar? Birkaç örnek:
 
Rahmetli eski bakan Adnan Kahveci: Amerika'da tahsil yaptığı yıllarda ABD'de uygulanan eyalet sistemi ile vergi sisteminin Osmanlıdan kopya edilmiş sistemler olduğunu öğrenir. Hayret eder ve gelir Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'e:
 
"Hocam bunlar doğru mu?" diye sorar.
 
Doğru olduğunu öğrenince:
 
"Peki Osmanlının buna benzer başka faziletleri var mıdır?" der. "Hem de binlerce" cevabını alınca o zaman ne olursunuz bana Osmanlının bu yönünü anlatan bir kitap hazırlayın. Ben de bu kitabı yüz binlerce bastırarak genç nesle dağıtayım. Ve bu nesil ecdadını daha yakından tanısınlar.
 
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün "Bilinmeyen Osmanlı" adlı kitabı bu şekilde ortaya çıkar.
 
Bir Başka Örnek
 
Sene 1948. Türkiye'den Londra'ya Maliye Müfettişliği stajı yapmak için giden bir genç vardır. Okuluna kayıt olur. Aradan aylar geçer ülkeyi tanır. Bürokrasinin Türkiye'den çok daha iyi çalıştığını görünce sebebini merak eder ve hocalarına sorar.
 
İngiliz hocalar gence cevap vermek yerine okulun kütüphanesinde bir kitap alıp takdim ederler. Kitap yaklaşık yüz sene önce (1845'li yıllarda) yazılmıştır. Konusu ise;
 
Osmanlı Devleti'nin Topkapı Sarayında Devlet Adamı yetiştirmek için açtığı Enderun Mektebi'nin çalışma sistemidir.
 
Dört İngiliz Parlamenter gelmiş bu sistemi incelemiş, İngiliz hükümetine tavsiye etmiş ve İngiltere 1845'li yıllarda okulun aynısını açar.
 
1873 yılında Almanlar kopya ederek açar.
 
1899 Japonlar, Almanlardan kopya ederler.
 
1960'lı yıllarda Fransa Cumhurbaşkanı General De Gol, okulun aynısını Fransa'da açar.
Sadece Amerika'da Enderun Mektebi sistemi konusunda yayınlanmış 350'den fazla doktora tezi vardır.
 
Peki, Biz Neredeyiz?
 
Anna Masala'nın dediği gibi mücevher sandığından habersiz nasıl başkalarına el açıyoruz size bir örnek:
 
1985'li yıllar Turgut Özal dönemi. Kardeş Yusuf Bozkurt Özal Devlet Bakanı, Metin Emiroğlu Milli Eğitim Bakanı. Bir heyet halinde toplanıp Almanya'ya giderler. Kendilerini karşılayan Alman heyet başkanı:
 
"Yusuf Bey, hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim" deyince Yusuf Bozkurt Bey:
 
"Biz Almanya'daki çıraklık sistemini incelemek için geldik. Bakalım Türkiye'de uygulayabilir miyiz?"
 
Alman Heyet Başkanı tebessüm ederek:
 
"Eyvah! Boşuna zahmet etmişsiniz. Çünkü bizim şu anda Almanya'da uyguladığımız çıraklık sistemi sizin dedeleriniz (Osmanlı'nın) Ahilik Sisteminin tıpatıp kopyasıdır."
 
Yusuf Bozkurt Bey bu hadiseyi daha sonra bir arkadaşına anlatırken:
 
"Hayatımda bu kadar utandığım başka bir anı hatırlamıyorum" diyecektir.
 
Yusuf Bozkurt Bey ki; Milli ve manevi değerleri çok iyi bilen bir insandı. O bile dedesini bir Almandan öğreniyorsa utanmayıp ne yapsın...
 
Ancak karamsar olmaya gerek yoktur. Çünkü Mustafa Armağan Bey'in yazılarından öğrendiğimize göre Osmanlı arşivlerinde araştırma yapan Türk gençlerinin sayısı son yıllarda oldukça artmış, yabancıları geçmiştir.






https://turkalemiyiz.com/Home/Getkulturumuz?categoryid=1&aid=291




KIYAMET NASIL OLACAK?


KIYAMET NASIL OLACAK?


 0

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak? Sûr nedir? Sûr’a üfleyen melek kimdir? Sûr kaç kez üflenecek? İsrafil’in (a.s.) Sûr’a üflemesi nasıl olacak? Sûr’a üflenince ne olacak? Kur’an’a göre kıyamet nasıl kopacak? Kıyametin kopması ile ilgili ayet ve hadisler…
Kıyâmetin küçük ve büyük bütün alâmetleri zuhûr edip Cenâb-ı Hakk’ın fânî Dünya için takdîr ettiği ecel vakti geldiğinde, o büyük ilâhî vaad bir anda gerçekleşecektir.
KIYAMET NASIL KOPACAK?
Nitekim bir hadîs-i şerîflerinde Resûlullah şöyle buyurmuşlardır:
“…Muhakkak ki kıyâmet kopacaktır. Öyle ki, alışveriş için satıcı ile müşteri, aralarında bir kumaşı yaymış olacaklar da ne alışveriş yapmaya ne de kumaşı dürmeye vakit bulamayacaklardır.
Kişi sağmal devesinin sütünü sağıp getirdiği hâlde, onu içmeye fırsat bulamadan ansızın kıyâmet kopacaktır.
Yine kişi, havuzunu sıvayıp tamir edecek de suyunu kullanamadan ansızın kıyâmet kopacaktır.
Yine kişi lokmasını ağzına kaldıracak, fakat kıyâmet ansızın kopacak da o lokmayı yiyemeyecektir.” (Buhârî, Rikāk, 40; Ahmed, II, 369. Bkz. Müslim, Fiten 140, Îman 248)
SÛR’A ÜFLENMESİ
Kıyâmetin kopması, Sûr’a üflenmesiyle başlayacaktır.
  • Sûr Nedir? – Sûr’a Üfleyen Melek
Sûr, kıyâmetin müthiş infilâkını belirtmek ve kıyâmet koptuktan bir müddet sonra, bütün insanların dirilip Mahşer meydanında toplanmalarını sağlamak için Hazret-i İsrâfîl’in (a.s.) üfleyeceği, boynuz şeklinde bir borudur.
Bizler için birçok keyfiyeti meçhul olan bu boru hakkında, hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:
“Sûr, boynuz (sûretinde bir boru)dur. (Kıyâmet gününde) ona üfürülür.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 24)
  • Sûr’a Kaç Kez Üflenecek?
Kur’ân-ı Kerîm’de Sûr’a iki kez üfleneceği haber verilmektedir. İlkinde kıyâmet kopacak, ikincisinde ise diriliş gerçekleşecektir.
  • İsrafil’in (a.s.) Sûr’a Üflemesi Nasıl Olacak?
İlk üfleme neticesinde kâinatta meydana gelecek hâdiselerle ilgili bazı âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır:
“Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyâmet kopmuş)tur. Gök de yarılmış ve artık o gün, o da çökmeye yüz tutmuştur.” (el-Hâkka, 13-16)
“Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyâmeti) hatırla.” (el-Müzzemmil, 14)
“Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök kubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyâmet kopmuştur).” (el-Mürselât, 8-11)
“O gün yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) dönüştürülür…” (İbrahim, 48)
(Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hâle getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vaad ettiğimizi)yaparız.” (el-Enbiyâ, 104)
(Resûlüm!) Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak! Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin!” (Tâhâ, 105-107)
  • Sûr’a Üflenince Ne Olacak?
Sûr’un her iki üflenişinde insanların ne hâlde olacakları da âyet-i kerîmelerde şöyle bildirilmektedir:
“Sûr’a üflenince, Allâh’ın diledikleri müstesnâ olmak üzere, göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!” (ez-Zümer, 68)
“Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler şiddetli kaygı sebebiyle yerinden oynar, gözlerini korku bürür.” (en-Nâziât, 6-9)
Şüphesiz ki Sûr’a üfleneceği gün, Dünya hayatının en dehşetli günü olacaktır. Öyle ki o gün, körpecik çocukların, yaşanan korkunun dehşeti sebebiyle saçı ağarmış yaşlılar hâline geleceğini Rabbimiz şöyle haber vermektedir:
“Peki, inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?
Gökyüzü bile o günün dehşetiyle yarılacaktır. Allâh’ın vaadi mutlakâ yerine gelir.” (el-Müzzemmil, 17-18)
Bu büyük dehşet gününde Allâh’ın himâyesinde oldukları için korkuya kapılmayacak, hüzün ve kederden emin olacak kimseler de vardır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Sûr’a üfürüldüğü gün, -Allâh’ın diledikleri müstesnâ- (ki onlara hiç korku yoktur), göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler.” (en-Neml, 87)
  • Sûr’a üflenmesi ile ilgili hadis
Resûlullah bir gün:
“Vazifeli melek Sûr’u eline almış, üfleme emri gelir gelmez hemen üflemek üzere izin beklerken, ben nasıl sevinç duyar ve nîmetlerden zevk alabilirim!” buyurmuşlardı.
Bu hâl, ashâb-ı kirâma çok ağır geldi. Bunun üzerine Resûlullah onlara şöyle buyurdular:
«Allah Teâlâ bize kâfîdir, O ne güzel vekildir. Biz Allâh’a tevekkül ediyoruz.» deyiniz!” (Tirmizî, Kıyâmet, 8/2431; Ahmed, I, 326)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

http://www.islamveihsan.com/kiyamet-nasil-olacak.html



5 Mart 2019 Salı

LEYLA VE MECNUN HİKAYESİ

LEYLA VE MECNUN HİKAYESİ


 0
Leyla ile Mecnun hikayesi gerçek mi? Leyla ve Mecnun gerçekte kimdir? Leyla ile Mecnun hikayesi ne zaman yaşandı? Leyla ile Mecnun hikayesi nerede geçer? Leyla ile Mecnun hikayesi kısaca…
Leylâ ile Mecnun, bir Arap efsanesine dayanan klasik bir aşk hikâyesidir. Leyla ve Mecnun hikâyesi şöyle anlatılır:
Vaktiyle Necid’de bulunan Benî Âmir kabilesine mensup Kays ile Leylâ kabilelerinin hayvanlarını otlatırken birbirlerini severler. Büyüyüp aşklarının meydana çıkması üzerine Leylâ çadırda alıkonur ve Kays’a gösterilmez. Bunun üzerine Kays’ta aşkın ilk ıstırabı başlar; babasına Leylâ’yı istemesini söyler. Ancak aşkları sebebiyle kızın adı dillere düşüp namusu lekelendiği için bu teklif reddedilir ve Leylâ bir başkasıyla evlendirilir. (Mes‘ûdî, VII, 356-360; Dâvûd-i Antâkî, I, 97-128)
Leylâ, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur ve bir süre sonra adam ölür.
Leylâ’nın sevgisi ile mecnûn olan genç, halkın arasından ayrılır, yalnız yaşamağa başlar. Mâmur beldeleri bırakır, çöllerde vahşî hayvanlar arasına karışır. Halkın övmesini veya yermesini bir kenara iter, bunları duymaz olur. Onların konuşması ile sükûtunu fark etmez hâle gelir. Bir gün kendisine, yâni Mecnûn’a sorulur:
“–Sen kimsin?”
“–Leylâ!” der.
Yine sorulur:
“–Nereden geldin?”
“–Leylâ’dan…” der.
Yine sorulur:
“–Nereye gidiyorsun?”
“–Leylâ’ya…” der.
Mecnûn’un gözü ve gönlü, Leylâ’nın aşkının şiddetinden bütün âleme âmâ oldu. Kulakları da Leylâ’nın dışındaki bir kelimeyi duymaz oldu. (Abdülkâdir-i Geylânî, Fethu’r-Rabbânî, s. 284)
Bir gün Leylâ çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leylâ benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leylâ, Mecnun’un ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden hayata gözlerini yumar.
Mecnun, bunu haber alınca gelip onun mezarına uzanır ve canından can gitmiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlar. Yaradan’a feryat figan dualar ederek canını almasını, kendisini Leylâ’sına kavuşturmasını ister. Duası kabul olur, göklerin gürlemesiyle birlikte Leylâ’sına kavuşur âşıklar âşığı Mecnun.

http://www.islamveihsan.com/leyla-ve-mecnun-hikayesi.html