23 Kasım 2013 Cumartesi

Namaz sohbeti… - HEKİMOĞLU İSMAİL


Hekimoğlu İsmail
 

Namaz sohbeti…

 
 
Bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler... Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş... Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz yükseldi. İşe yaramadı. Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet... Gerisi boşmuş... 
 
Şair diyor ki,
“Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”
 
 
Pek çok insan yaşlanınca ölümü daha sık hatırlar. Bazıları, “Hayat boşa geçti. Keşke kendimle beraber ahirete götüreceğim bir şey bulsaydım.” der. Bediüzzaman hazretlerinin buyurduğu gibi, “Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi, ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım...” Bu keşkeler onu tövbe etmeye götürür. Tövbenin ardından o adam namaza başlar. Böylece dünyasını ve ahiretini cennet etmenin bir yolunu bulmuştur.
 
 
Cenneti kim istemez? Cennetin yolu meşakkatli... Cehennemin yolu zevkli ve kolay… Öyle bir iman olacak ki, cehennemin yolundaki her türlü zevki ve menfaati terk edecek; seccadeyi serip Allah’a secde edecek. İşte cennete gitmenin bedeli bu. Şeytan vazifesini yaparken, “Bana ne şeytandan!” diyebilmek… Şeytanın boynunu büktürmek…
 
 
Gençlik yıllarımda Said Nursi’yi yakinen tanıyanlardan veya Risale-i Nurları okuyanlardan dinliyorduk; buyuruyormuş ki: “İslamî hizmete girenler ya dünyaya küsmeli yahut dünya onlara küsmeli.”
 
 
Yine buyurmuşlar ki: “Ecnebilerin satranç oyunlarıyla meşgul olmayın.”
 
Bunları duyunca odamın pencerelerini kâğıtla kapladım, dünyaya küsmüştüm. Odamdaki kocaman radyoyu hemen bir yakınıma verdim. Haberleri dinlemiyordum. Türkiye, dünya nereye gidiyor, ne yapıyor, bunlarla meşgul olmamaya başladım. Zaten gördüm ki ferdinden devletine ve devletlere kadar hepsi satranç oynuyor, piyon verip kaleyi düşürmeye çalışıyor. Yemeğimi kendim pişiriyordum, çamaşırımı kendim yıkıyordum. Nefsimin isteklerine tâbi olmamak, dünya zevklerinden uzaklaşmak en büyük gayemdi. Tasavvufi kitaplar okuyordum. Hayatımın en güzel günleriydi.  “Mademki Allah’ın mülkünden dışarı çıkmak mümkün değil, onun mülkünde onun istediği gibi hareket edeceksin.” diyordum kendime.
 
 
Sünnet-i senniyye, ibadetler, bunları farz, vacip ve sünnet sırasıyla yapmalıydım. Bunların başında namaz. Kesin olarak inanıyordum ki, kim olursa olsun, namaz kılmayanın manevî muslukları kapanır…
 
 
1953 yılında Süleymaniye Camii’nde üç kişi namaz kıldık. Biri ben, biri imam, öbürünü tanımıyordum. Kamet almasını bilmediğimizden imam efendi geri çıkıp, kamet aldı, sonra geçip namazı kıldırdı. “Ecdat bu kocaman camileri ne diye yapmış?..” diye düşünürdüm, gün geldi ki, namaz kılmak için bu caminin bahçesinde bile yer bulamadım.O zaman anladım ki, dünya İslamiyet’in vatanıdır…
 
 

22 Kasım 2013 Cuma

Büyüklerin son anlarından - NİHAT HATİPOĞLU


Büyüklerin son anlarından - NİHAT HATİPOĞLU

NİHAT HATİPOĞLU
 

Büyüklerin son anlarından


Dünyaya gelen her can ölümü tadacak. Er veya geç. Önemli olan o âleme göçerken temiz gitmek, iz bırakmaktır.
Bugünkü yazımızda 'zirve insanların, büyük şahsiyetlerin' vefat anını paylaşmak istiyorum.
 
Hz. Ali (r.a.): Sabah namazı vaktidir. İbn Tayyah büyük halifeyi namaza kaldıracak. Büyük imam uzanmış dinlenmektedir. Uyanır. Abdest alır ve namaz kıldırmak için mihraba doğru yürür.
 
Mihraba yürürken diline bir şiir dokunur, şöyle der:
"Ölüm için kemerini sımsıkı bağla. İşte ölüm sana geldi. Vakti gelmişse şayet ölüm, istesen de kaçamazsın."
 
Mescidin küçük kapısından geçince İbni Mülcem isimli tetikçi kılıcını arkadan indirdi. Katilin kılıcı büyük imamın boyun damarlarını kesti. İlk darbeyi yediğinde en gür sesiyle bağırdı: "Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki ben kazandım." Sonra mescidin kumlarına uzandı.
 
Ömer bin Abdülaziz (Hz. Ömer'in torunu Adil Halife): İslam tarihinde ikinci Ömer olarak anılmıştır. Kısa süren halifeliğinde zehirlenerek şehit edilmiştir. Hem de çok genç yaşta.
Doktoru der ki, zehirlenmişsiniz. Şöyle yanıt verir: Zehirleyenler de ölecek. Ben zehirlendiğimi hissettim. Ama ölümü özlüyorum artık.
 
Ölüm anı gelince beni oturtun dedi. Oturttular. Şöyle dedi: Ya Rabbi! Sen bana emrettin. Ben kusur işledim. Sen beni sakındırdın. Ben sakınmadım. Kusurluyum. Beni bağışla. Her ne olursa olsun senden başka ilah yoktur.
 
Sonra başını kaldırdı ve bakışlarını keskinleştirdi. Şöyle dedi: Ben öyle yaratıklar görüyorum ki ne insan ne de cinler. Son nefesini Kuran'dan ayetler okuyarak verdi. Okuduğu ayet şuydu: "İşte ahiret yurdu. Yeryüzünde böbürlenme ve fesad çıkarmayanlara vereceğiz. (Kasas, 83)"
 
Hz. Muaz bin Cebel: Peygamberimizin valilerinden birisi son anlarındadır. Şöyle der:
"Allah'ım! Senden korkuyordum. Ama bugün seni arzu ediyorum. Sular, ağaçlar için dünyayı sevmedim. Oruç, uzun namaz ve zikir halkaları için dünyayı sevdim. Sen biliyorsun ki kalbim seni seviyor.
 
Hz. Selman: Büyük sahabe. Dünyanın nimetlerinden uzak yaşamış. Son nefesinde ağlayarak şöyle der: "Resulullah'ı hatırladım. Bize 'dünyaya bulaşmayın. Sizden biriniz yolcunun azığı kadar alsın' buyurdu. Ne yazık ki biz ondan sonra dünyaya daldık" dedi ve vefat etti.
 
Vefatından sonra araştırdılar, sadece on dirhemi vardı. Birkaç ekmek alacak kadar bir para.
 
İbrahim Nehai: Son nefesindedir. Şöyle der: Ben Yüce Rabbimizin habercisini bekliyorum. Bilemiyorum, cenneti mi, cehennemi mi müjdeleyecek.
 
İbn Mübarek: Vefatı esnasında heyecanlıdır. Bu büyük alim şöyle der: "İşlediğim bir günahtan ötürü ağlamıyorum. Korkmuyorum. Ama senden korkuyorum. Belki ben küçük gördüğüm bir hata işlemişim de o Allah'ın katında büyük görülmüştür. İşte korktuğum budur."
 
Hz. Bilal: Efendimizin müezzini. Vefat haline gelir. Son nefeslerini vermektedir. Hanımı şöyle der: Ey hüzün. Ey üzüntü. Uzak ol. O şöyle der: Ey müjde. Ey ölüm! Selam sana. Hoş geldin. Sefa verdin. Ey aralanan kapı açıl artık. Bu gece Hz. Peygamber ve dostlarıyla beraberlik vardır. Bu gece vuslat vardır.
 
Hz. Huzeyfe: Son hastalığındadır. Neyi arzuluyorsun diye sorarlar. Cenneti dedi. Neden şikâyet ediyorsun. "Günahlarımdan" dedi. "Doktor çağırsak" dediler. "O beni hasta etti" dedi.
 
Hz. Ebu Hureyre: Halife Mervan yanına girdi. Hz. Ebu Hureyre yüzünü çevirdi. Ona bakmadı. Allah sana şifa versin dedi. O ise: Allah uzak etsin dedi. Sonra şöyle devam etti.
"Allahım! Ben sana ulaşmaya çalışıyorum. Seni istiyorum. Sen de benim sana ulaşmamı iste..."
 
Zekeriya bin Adiyy: Son nefesinde ellerini kaldırdı. Şöyle dedi: Allahım! Ben sana ulaşmak istiyorum. Seni özlüyorum.
 
Hz. Aklama: Son nefesindedir. Etrafındakilere şöyle der: Bana La ilahe illallah -Allah'tan başka ilah yoktur- sözünü söyleyin. Kulağıma fısıldayın.
 
İmam-ı Azam: Son halinde şöyle der: Ben dünya ehli önünde utanmışım. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Halimi gör ve rahmet et bu uzanmış adama.

***
 
 
KUŞLARI SATIN ALIP UÇURURLARDI
 
Şureyle isimli bir Allah dostu bir yerde dinlenir. Yemek yer. Sonra sofrasını toparlar. Yaklaşık 20 kilometrelik yol alır. Sonra yeniden sofrasını kurar. Orada yemeğin içine girmiş bir karınca görür. Karıncayı yuvasından uzaklara getirdim. Ona zulmettim diye geri döner. Dinlendiği yere varır. Ve karıncayı yuvaya bırakır.
 
***
Büyük sahabe Ebu Derda (r.a.) çocukların avladığı yavru serçeleri ve annelerini çocuklardan satın alırdı. Sonra onları yeniden yuvalarına bırakırdı. Böylece onlara merhametini gösterirdi.

***
 
KAPIYI KAPATMAYAN BİR DİN
En büyük günah küfür değil mi? Bu günahı işleyene bile Allah kapıyı kapatmıyor.
 
 
Ensar bir zat Müslüman olmuştu, sonra tekrar irtidat edip müşriklerin yanına gitti. Sonra yaptığından pişman olup, kabilesine "Resulullah'a (s.a.v.) sorun, benim için tövbe imkânı var mı?" diye haber saldı. Kavmi de Resulullah'a (s.a.v.) gelerek "Onun için tövbe etme şansı var mı?" diye sordular. Bunun üzerine şu ayet indi:
 
 
"İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır. Orada temellidirler. Onlardan azap hafifletilmez. Onların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tövbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder." (Al-i İmran: 86-89)
 
 
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayeti ona gönderdi. O da Müslüman oldu (Nesai).


 
 

21 Kasım 2013 Perşembe

EVLENECEK GENÇLER, BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRECEK VİDEO...


 
EVLENECEK GENÇLER, BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRECEK VİDEO...
ŞU SOHBETİ BOŞ VAKTİNİZDE DİNLEYİNİZ...
HATTA BİR KAÇ KEZ DİNLEYİN
DİKKATİNİZİ VERİN
CEPTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ...
30-40 MB VİDEO
 
 
​VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ:
 
 
 
 

         C. Çelik    /    Ankara  ( Konya-Ereğli )
 
********************************************************************
 
 

HAYIRLI CUMALAR...

HAYIRLI CUMALAR,

BU SABAH SİZE DÜN RADYODA DİNLEDİĞİM KURAN MEALİNDEN 6 AYETİ PAYLAŞMAK İSTEDİM.

KURAN'DA 6666 AYET 114 SURE ALTINDA TOPLANMIŞ. SADECE BU 6 AYET BİLE ÜZERİNDE DÜŞÜNSEK CİLTLERLE KİTAP YAZARIZ...  NE DERSİNİZ?


***

61. Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?

62. Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

63. Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler.

64. Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!

65. Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlâsla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları sâlimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar.

66. Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve sefa sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler!

(ANKEBUT SURESİ 61 - 66. AYETLER)


EVET PEYGAMBERİMİZLE SAV SAVAŞAN MÜŞRİKLER DE ALLAH'A İNANIYORLARDI.
Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde Allah’a (cc) eş ve ortak koşan ve O’nunla birlikte başka ilahlar edinen kimseye müşrik denilmektedir. 

KONUMUZ ANKEBUT SURESİ 61. AYETİ TEFSİR EDEN SEVGİLİ MUSTAFA İSLAMOĞLU HOCA ŞÖYLE DİYOR:
 
61 – Celâlim hakkı için sorsan onlara: kim o Gökleri ve Yeri yaratıp Şems-ü Kameri teshir etmiş? Elbette şüphesiz Allah derler, o halde nasıl çevriliyorlar? (Elmalı)
 
Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda ve sahhareş Şemse vel Kamer ve eğer dönüp de onlara sorsan gökleri ve yeri yaratan kimdir ve güneşi, ayı emre amade kılan kimdir diye, le yekulünnAllâh hiç kuşkunuz olmasın ki elbette Allah diyecekler. Evet, İlginç değil mi. Kim onlar? İlk muhatap olan Mekke nin paganları. Elbette Allah diyecekler. Yani müşrikler Allah’a inanıyorlar, problemleri Allah’a inanmamak değil. Problemleri uzak bir Allah’a inanmak.
 
Yani işimize karışmayan, dünyamıza bulaşmayan bir Allah, onun için de aracılar tedarik edelim, o uzakta ki Allah’a bizi yaklaştırsınlar. ..liyükarribûna ilAllâhi zülfâ. (Zümer/3) bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye diyorlardı ya, işte böyle. Yani niçin şirk koşuyorsunuz? Bizi Allah a yaklaştırsınlar diye putlar ediniyoruz. Bu günün insanı da çok farklı değil. Devam edelim:
 
feenna yü’fekûn o halde böyle nasıl ve neden savruluyorlar. Zihni savrulmaya bir atıf. Zihni savrulma; Hem iman etmiş gibi duracaksınız, hem de Allah’ı hayatınıza karıştırmamak için uzak bir Allah inancı tasavvur edeceksiniz.
 

Mahşer Konuşmaları

Osman Sungur Yeken
 
Mahşer Konuşmaları
 
Osman Sungur Yeken
 

Yapabilen düşünsün… Ahirete gitmişsiniz ama en önemli meselenizi unutmuşsunuz. Fani ve gereksiz şeylerle ömrünüzü bitirmişsiniz! Sonuç ne mi? Buz gibi bir pişmanlık…
 

Mahşer nasıl bir yer kafamızda canlandırması zor da olsa, mahşer bekleyişinde temsili bir konuşma hayal edince; öyle bir alemden, bu dünyaya bakınca o zaman daha iyi anlıyorum her sabah şöyle seslenen meleği: “Şu insanın işine şaşılır! Ölmek için dünyaya gelir; yıkılmak üzre binalar inşa ediyor!” 
 

Düşünün mahşer meydanında iki adamın birbirlerine haykırdıkları EYVAH’lar dolu itirafları…


KEŞKE NAMAZ kılanlardan olsaydım!

EYVAH ne kötü bir akıbet beni bekliyor!

KEŞKE malımı Allah yolunda harcasaydım! Yazık!

KEŞKE harama tenezzül etmeseydim.. ne geçti elime? EYVAH!
 

Bir başkasının sesi işitiliyor

KEŞKE gıybet etmeseydim!”

KEŞKE Rabbime vakit ayırsaydım”

KEŞKE lüzumsuz işlerle uğraşacağıma biraz ahiretime çalışsaydım”
 

İnsan olarak bir itiraf bu: Gerçekten çok BOŞ işlerle iştigal ediyoruz. Halbuki emanet-i kübrayı omzumuza almışız, Alemlerin Sahibine dost ve muhatap olma makamı bizi bekliyor.. Ruhumuzu dev bir ideal ile ebedi bir saadet bekliyor.. Biz ise dünyaya kök salma, dünyada kalıcı olmanın peşindeyiz.. Sahi biz ne yapıyoruz farkında mıyız?
 

Bediüzzaman bunu o kadar orijinal bir misalle ifade ediyor ki: “Kırılacak şişelere, elmas fiyatını verme!” diyor. “Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!” 
 

Ah Bediüzzaman.. Aziz Üstad.. Ne mutlu sana! Sana koca bir ömür ve harika meziyetler verilmesine rağmen bir anlığına dahi dünyaya veya nefsine harcamayışın.. Tam aksine nefsini milletinin imanı uğrunda fedaya hazır oluşun, ve hatta bir değil bin Said olsa fedaya hazır oluşun kalbime öyle bir güç veriyor ki sokaklarda haykırasım geliyor!
 

Rabbime ne kadar şükretsem az ki; Çınaraltı, Sözler Köşkü, Nur Mektebi'nde öyle gençler var ki bu mahşerdeki senaryoyu değiştirecek fetihler yapıyorlar.. Binlerce fatih olarak kalpleri Nurun sesiyle fethediyor, samimiyetin ve muhabbetin burçlarında en serin ve en şirin Nur esintileriyle temas ettikleri binlerce ruhun uyanışına vesile oluyorlar.. 
 

Merak ediyorum ben bu kadar iftihar ediyorsam, Efendimiz (sav) ne kadar iftihar ediyordur bu kahraman gençlerle! Peki ya Rahmanurrahim olan Mevla?
 

Tarih : 18.11.2013 Kaynak : Risale Ajans
 
 

Âilede Çocuk Eğitimi

​​

Âilede Çocuk Eğitimi

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey imân edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz!..” (Tahrîm, 6)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Çocuklarınıza ikramda bulunun ve terbiyelerine özen gösterin!” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)

Âile, çocukların dünya ve ahiret hayatına hazır hale gelmelerini sağlayan en etkili kurumdur. Çünkü âile çocukların uzun ve zahmetli bakımlarının öncelikle sağlandığı bir birim olması yanında, Yaratıcı’ya imân ve ibadet, yaratılana şefkat ve merhamet gibi manevî duygu ve yönelişlerin, körpecik dimağlara ilk olarak ve en tatlı bir şekilde aşılandığı yerdir. Her ne kadar çocuklarımız daha sonra farklı muhitlerden etkilenseler de âileden aldıkları değerler onlar için vazgeçilmezdir.

Bu sebeple anne-babaların çocuklarını güzel bir şekilde yetiştirmesi, hayır-hasenât ile donatması, kendileri için bir âhiret mesûliyetidir.

Mesûliyetin gerekleri yerine getirilirken yavrularımıza karşı baskı ve zor kullanmadan, bütün samimiyetimizle, onlar için bir muhabbet ortamı oluşturulmalıdır. Bu ortamı oluşturmanın yollarından biri, çocuklarımıza imkân nispetinde, dozunu taşırmadan ikramda bulunmak ve iltifat etmektir. Efendimiz (sav) çocuklarımıza ikramda bulunmayı ve iyi bir terbiye vermeyi tavsiye etmektedir. Peygamberimiz’in özlü beyanlarını şöyle anlamamız da mümkündür:

Çocuklarınızı terbiye etmede tesirli olabilmek için, onlara öncelikle ikramda bulununuz. Nitekim marifet iltifata tabidir. Yani semereyi görmek isteyenler, izzet ikram hususunda fedakârlık içinde olmalıdırlar. Ebeveynin, usûlüne uygun olarak evladına verdiği terbiyenin değeri bir başka hadiste şöyle dile getirilmektedir:

“Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir mîras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33)
 

--

20 Kasım 2013 Çarşamba

Salat-ı Tefriciye Duası

Salat-ı Tefriciye Duası           




 
 
Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim
selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi
tenhallü bihil’ükadü, ve tenfericü bihil’kürabü,
ve tükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü,
ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’ğamâmü bivechihil’ kerimi,
ve alâ âlihi ve sahbihî fi külli lemhatin
ve nefesin biaded-i külli mâ’lûmin lek.
 
 
 
"Allâh’ım, kendisi hürmetine düğümler çözülen, gamlar-kederler açılan, ihtiyaçlar giderilen, isteklere, hüsn-ü hâtimelere güzel âkibetlere nâil olunan, kerem (cömertlik) sahibi yüzü-suyu hürmetine bulutların sulandığı, Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e ve onun âl ve ashâbına; her bakış ve her nefeste ve zâtinca mâlum olanların sayısınca, kâmil bir rahmet ve tam bir selâmet ihsan eyle."
 
Bu fazilettendir ki, salavât okuyan kimsenin bütün işleri Allah tarafından kolaylaştırılır. İşleri düzgün yolunda gider. Gönül sıkıntısı olmaz. Gamı, kederi, sıkıntıları kendiliğinden kalkar. Geçim darlığı çekenlerin rızkı bollaşır, kazancına bereket gelir, geçim darlığı çekmez. Bütün duâları kabuldur. Her istek ve dileği yerine gelir. Ümid ve muradı hasıl olur.
 
 
Bu salavât, 3,5,7,11,21 veya 41 kere okunabilir. Herkes vaktine göre az veya çok okuyabilir. İsteyen 3 kere… isteyen 41 kere okur. Fazileti, sevabı buna göredir.

Çok önemli işlerin gerçekleşmesi için bu salavât (4444) defa okunur. Gelecek musibetlerden (belâ ve kazalardan) korunmak ve kurtulmak için de (4444) defa okunur. Altından kalkamadığın musibetlerin gitmesi için de aynı şekilde okunur.


 

Bel Ağrınız mı Var? Bel ağrısı nasıl geçer? Nedenleri ve Tedavisi

Bel Ağrınız mı Var? Bel ağrısı nasıl geçer? Nedenleri ve Tedavisi


Bel ağrıları, bir çok kişinin yaşadığı sorunlardan biridir. Bazen yatak kaynaklı olabildiği gibi bazen de duruş bozukluklarından kaynaklanabilir. Ağır işlerde çalışan, ani bel hareketlerinde bulunan kişilerde görülme olasılığı daha yüksektir. Peki bel ağrınız var ve nasıl kurtulacaksınız? İşte size bazı öneriler;


Bel Ağrısı Nasıl Geçer?


• Rahatsızlığın ilk 24-48 saati içinde ağrıyan bölgeye 5-10 dakika süreyle soğuk kompres uygulaması (havluya sarılmış bir buz torbası) yapabilirsiniz.


• Eğer ağrı birkaç gün içinde iyileşmiyorsa ağrıyan bölgeye sıcak kompres uygulayabilirsiniz.


• Hareket etmeye devam edin ancak belinizi koruyun. Ani dönüşlerden veya bükülme hareketlerinden kaçının Olabildiği kadar yatak istirahatinden kaçının.


• Yardım isteyin. Eğer ağrı 1 hafta sonrasında hala yoğunluğunu kaybetmemişse bir ortopedi veya fizik tedavi uzmanından randevu almalısınız.


• Eğer ağrı 4-6 hafta içinde tolere edilir bir düzeye kadar azalmadıysa doktorunuzdan bir randevu alın.


• Kısa yürüyüşler yapın,


• Esneme ve gerilme egzersizleri yapın,


• Kondüsyon bisikleti kullanın


• Yüzün


Bel ağrısını önlemek içinse şunlara dikkat etmeniz gerekiyor.


• Rahat giysiler, alçak topuklu ayakkabılar tercih edin.


• Eğer gerekli ise ayakkabınıza yerleştirecek tabanlık gibi özel aparatlarla yürüyüşünüzü değerlendirme ve düzeltme fikrini gözden geçirin.

Çalışma alanınızın sizin için uygun yükseklikte olduğundan emin olun.


• Hafifçe geriye yatan, sağlam bir bel desteği olan bir sandalye seçin.


• Eğer uzun zaman oturarak çalışmak zorundaysanız ayaklarınızı döşeme üzerinde veya düşük bir yükseklikte (hangisi rahat ise) dinlendirin.


• Eğer uzun süre ayakta çalışmak zorundaysanız bir ayağınızı düşük bir yükseklikte dinlendirin.


• Eğer uzun mesafe araç kullanmak zorundaysanız belinizin arka kısmına küçük bir yastık veya rulo yapılmış bir havlu koyun, bu arada sık sık mola vermeli, birkaç dakikalık yürüyüşler yapmalısınız.


• Eğer uyku probleminiz varsa dizlerinizin altına bir yastık koyarak sırtüstü veya dizlerinizi büküp arasına bir yastık koyarak yan yatın.


Uyku sırasında bel ağrısını önlemek için tok ancak sert olması gerekmeyen bir yatak kullanmalısınız. Yan tarafınıza dönük uyurken dizleriniz hafifçe bükülmüş olmalıdır; bu pozisyon belinize ve sırtınıza en az düzeyde yük getirir. Dizleriniz arasındaki bir yastık bu yükü daha da azaltır.


Eğer sırtüstü yatmayı tercih ediyorsanız dizlerinizin altına bir yastık koyabilirsiniz. Yüzüstü yatmak omurganızı doğal olmayan bir pozisyona sokacağı için sabah oluşacak bir bel ağrısına davetiye çıkaracaktır.


Bazı kişiler yattıkları zemini sert bir hale getirecek destekler kullanırlar, bazıları ise vücut ağırlığını diğer yataklardan çok daha eşit biçimde dağıtan su yatağını tercih etmektedirler. Ana kural kendinizi en rahat hissettiğiniz yatağın seçimidir.


TRT


 

19 Kasım 2013 Salı

Savaşan sahabeler barışır da bizler barışamaz mıyız?

 
AİLE-SAĞLIK Yazarlar Ahmed Şahin

 

Savaşan sahabeler barışır da bizler barışamaz mıyız?

 
 
Barışa ve kucaklaşmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günümüzde bu tarihi olayı hatırlamakta fayda vardır diye düşünmekteyim.
 
 
O gün fiilen savaşa katılanlar sonunda bir araya gelip konuşarak barışırlar da, bizler barışamaz mıyız diye sormaktayım kendi nefsime?    
 
 
Bu tarihi olayı Kütüb-ü Sitte’den özetleyerek arz ediyorum takdirlerinize.
 
 
******
 
 
Hz. Ali Efendimiz ile Hz. Muaviye arasında cereyan eden 657’deki Sıffin Savaşı’nın yaşandığı acı günlerin geride kaldığı devrelerdeydi. Mescide Hz. Hüseyin’in girdiği görüldü.
 
 
Amr bin As’ın oğlu Abdullah ise onu görünce yanındakilere eğilerek şöyle dedi:
 
 
-Şu zatı görüyorsunuz ya, melekler şu an yeryüzündeki insanların en hayırlısının bu olduğuna kanidirler. Ne yazık ki böyle en hayırlı insan benimle küs duruyor, konuşmuyor... Abdullah sözlerini şöyle bağlıyordu:
 
 
-Sahralar dolusu koyunum olsa benimle konuşması için müjde olarak verirdim doğrusu!..
 
 
Bu değerlendirmeyi dinleyen büyük sahabi Ebu Said el-Hudri:
 
 
-Madem Hüseyin’in şu anki yeryüzü halkının en hayırlısı olduğuna inanıyorsun, öyle ise ben sizi önce konuşturur, sonra barıştırırım.. diyerek araya girme sözü verdi. Ertesi günü Abdullah’la birlikte Hz. Hüseyin’in yanına gittiler. Kendisi önce girdi, Abdullah’ı da ısrardan sonra kabul ettirdi. Büyük bir saygı ile içeri girip kapıya yakın yere oturan Abdullah’a Hz. Hüseyin’den ilk acı soru şöyle geldi:
 
 
-Benim şu anki yeryüzü halkının en hayırlısı olduğumu söylemişsin, bu doğru mu?
 
 
Elbette doğru. Onda hiç şüphem yoktur.
 
 
Madem öyledir, Sıffin’de neden Muaviye tarafında yer alıp babama karşı savaştın? Halbuki babam benden de hayırlıydı?
 
 
Böyle acı ve ağır bir sorunun geleceğini bekleyen Abdullah, iki dizi üzerine gelerek:
 
 
Resulullah’ın (sas) aziz evladı, lütfen beni bir dinle, sonra vereceğin karara gönülden razıyım, onu da peşinen bil.. dedikten sonra savaşta karşı tarafta olmasının sebebini baştan sonuna kadar anlatmaya başladı.
 
 
-Babam Amr bin As, vaktiyle benim elimden tutarak senin şanı yüce deden Hz. Resulullah’ın huzuruna götürüp beni şikayet ederek demişti ki:
 
 
-Bu oğlum ibadette aşırı gidiyor, bütün gece namaz kılıyor, bütün gün de oruçlu bulunuyor. Bu kadar ileri gitme, diyorum bana itaat etmiyor, dinlemiyor…
 
 
Senin şanı yüce deden bana o gün ne dedi biliyor musun?
 
 
-Abdullah, ben de gece namaz kılarım, ama uyurum da, ben de oruç tutarım ama yerim de.
Sen de öyle yap, bu kadar aşırı gitme!..
 
 
Bundan sonra da hiç unutamadığım şu tembihte bulunmuştu bana:
 
 
-Abdullah, sakın babana itaatsizlik edip de sözünden çıkma!
 
 
İşte beni Sıffin’de size karşı getiren, aziz dedenin bu tembihidir. Ben babamla birçok savaşlarda birlikte oldum. Şam’ın, Filistin’in, Mısır’ın fethinde yanından ayrılmadım. Çok da faydalı oldum. Ama Sıffin’e gelince orada durdum, yanında yer almaktan kaçındım. Buradaki cephe, bundan öncekiler gibi yabancılardan oluşmuyordu. Bunun üzerine babam bana ısrar etti, babaya itaat etmem gerektiğini Resulullah’ın söylediğini hatırlattı. Ben de o tembihe karşı gelmiş olmamak için babamın yanında yer aldım, dolayısıyla Muaviye’nin yanında size karşı düşmüş oldum. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, asla ok atmadım, asla kırıcı bir söz söylemedim. Sadece babama itaatsizlik etmiş olmamak için yanında bulunmuş oldum. Hepsi o kadar!.
 
 
Abdullah, sözlerine şunu da ekler:
 
 
-Buna rağmen keşke ben katıldığım önceki savaşlardan birinde yirmi sene önce ölseydim de Sıffin’de sizin karşınızda yer almış duruma düşmeseydim. Gece gündüz bunun pişmanlığını duymakta, tövbe istiğfarını sürdürmekteyim..
 
 
Bu sözlerden sonra Hz. Hüseyin’in yüzünde tebessüm işaretleri görülür.
 
 
-Allah herkesin niyetini bizden iyi bilir.. der. Bu sırada Ebu Said el Hudri’nin teklifi duyulur:
 
 
-Kucaklaşma zamanı gelmedi mi?
 
 
  Abdullah, oturduğu yerden saygıyla kalkarak Hz. Hüseyin’e doğru yürür, muhabbetle kollar açılıp kalpler birleşerek kucaklaşırlar, küs duran Müslümanlara böyle örnek vermiş olurlar.
 
 
O gün savaşa fiilen katılanlar böyle kucaklaşırlar da, 1400 sene sonrasında savaşı hiç görmeyen bizler kucaklaşamaz mıyız? Hadis-i şerifler de bize kucaklaşmayı emretmiyor mu?
 
 
-Birlikte rahmet, ayrılıkta ise azap vardır!
 
-Allah’ın yardımı birlikte olanlar üzerinedir!
 
-Gerçek mümin barışan ve barıştıran kimsedir!
 
  Ne dersiniz?
 
 

18 Kasım 2013 Pazartesi

Nasıl Girsin Cennete Bir Gönüle Giremeyen?

Burcu Ercivan
 
Nasıl Girsin Cennete Bir Gönüle Giremeyen?
 
Burcu Ercivan
 
 
Bir yolunu bulup her yerde Allah'ı anlatmak lazım. Bu aralar tek kafa yorduğum konu bu kardeşlerim. Daha fazla neler yapabilirim diye düşünürken, siz kardeşlerimeyazarken buldum kendimi…
 
 
Sosyal medya acayip bir mecra. Hayırlı bir yolda kullanırsan çok işine yarıyor. Ben sosyal medyayı senelerce bomboş şeyler için kullandığımı fark ettim. Ama ihsanı bol olan Rabbim, lütfu ile ihsan etti bu fakire…
 
 
Sosyal medya aracılığıyla, Allah yolunda çok tatlı kardeşler edindim. Buluştum, iftar ettim, yan yana namaz kıldım. O kadar lezzetli ki, size anlatamam. Tertemiz yüreklerden tertemiz dualar aldım, elhamdülillah. 'Müminler yalnızca kardeştirler / Hucurat10'' Allah zül Celal’in bu ayetinin kalbimde zuhur ettiğini hissediyorum. Elimden gelse dünyada ki bütün Müslüman kardeşlerimi kucaklayacağım.

Bu mümkün olmuyor, bende 'dua' ediyorum.
Çünkü kardeşlik; hiç tanımadığın birine içinden gele gele dua etmektir...
Sonuçta hepimiz Hz. Muhammed (sav) ümmeti değil miyiz?
Anne-babalarımı farklı olsa da, biz ‘Kalu Bela’dan beri kardeşiz…
 
 
Ama kardeşliğimizi suistimal edenler, bizi birbirimize düşürmek isteyen şeytanla sözleşmiş insanlar var. Birlik beraberliğimizi bozmak, aramıza nifak sokmak istiyorlar. Habil ile Kabil'den gelen damarı içimizde hortlatmaya çalışıyorlar.

Hakiki mü’minler zaten bu oyuna alet olmazlar, olmayacaklar. Her zaman söylüyorum; biz milliyetçi değiliz ümmetçiyiz! Bizim ümmet takıntımız var. Çünkü hiç bir millet bir diğerinden üstün değildir. Biz bunu kainatın en büyük öğretmeni Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam dan öğrendik.
 
(Siyahın beyaza, beyazın da siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak TAKVA iledir.)
 
 
''Birbirinizi sevmedikçe, gerçekten iman etmiş olamazsınız" [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
 
Biz bu hadisleri tanıyoruz, gerisi bize sinek vızıltısı gibi kalır. Bu yüzden birbirimizi sevmeliyiz. Birlikten kuvvet doğar. Bunu onlara göstermeliyiz. Birbirini sevmeyenler bölüşemez bir dağı, birbirini sevenler bölüşürler bir dalı...
 
 
Hem Nasıl girsin cennete, bir gönüle giremeyen.. Peygamberimizin (sav) bir hadisi var ki beni benden alıyor. Belki de bu yola çıkmamda ki ‘en büyük sebep’ bu hadisteki müjde oldu;
 
''Allah'ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne Peygamberlerdir ne de şehitlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah indinde ki makamlarının yücelikleri sebebiyle Peygamberler de şehitler de onlara gıpta ederler.

Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Kur’an’daki kardeşlik hatırına, halnızca Allah için birbirlerini severler. Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzerinedirler. Halk korkarken onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar üzülmezler..''
 
 
Peygamberin SAV sözü senettir dedim ve başladım sevmeye…
 
 
Size başımdan geçen, hayatım boyunca unutmayacağım bir olayı anlatmak istiyorum. Sosyal medyadan tanıştığım (şuan ahretliğim oldu) Allah için sevdiğim bir kardeşimi ilk defa görmek için yola çıktım.Bir buçuk iki saatlik bir yoldu. Bütün yol boyunca Kabe’ye gidiyorum diye diye gittim.

Sonuçta Allah için sevmek diğer sevgilerden farklıydı. İnanır mısınız dönüşte zem zem suyu ve hurma ile döndüm. Evet yanlış duymadınız. Kardeşimin anne ve babası yeni umreden gelmiş, onlar getirmişti kardeşimde bana… Bana uzattığında gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Dönüş yolunu ağlayarak döndüm.

Bu bana yüce Allah'ın: "Evet kulum! sen Kabe’ye gittin " deme şekliydi, şükrettim…
Şimdi dualarının en kıyak yerini bana ayıran bir kardeşim var, elhamdülillah…
 
 
Allah size mesajlarını bu şekilde gönderir. Yeter ki hattınız her daim açık olsun. Yeter ki arayan aradığında sizi evde bulsun…
 
 
Siz de Kabe olan gönüllere girin. Birbirinizi Allah rızası için sevin. Kabe insanın kalbindedir ve her insanın kalbi Kabe’dir. Çünkü Kabe’yi Hz. İbrahim yapmış, kalbi ise Allah yaratmıştır…
 
 
"Yunus derki Ey Hoca / İstersen var bin hacca / Hepisinden iyice / Bir gönüle girmektir..."
 
Selam ve dua ile…
 
 
Tarih : 12.11.2013 Kaynak : Risale Ajans
 
 
 

17 Kasım 2013 Pazar

(Evlilik Okulu 7.Ders) Cinsellik Nedir?

(Evlilik Okulu 7.Ders) Cinsellik Nedir?





Rûm Suresi 21. Âyet-i Kerîme de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Sükûna ermeniz (huzura ermeniz, rahatlamanız, kaynaşmanız, dinlenmeniz, durulmanız) için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun (kudretinin delillerindendir) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.”


Cinsellik; fiziksel, ruhsal ve duygusal bütünlüğü olan, karı kocayı sükûna erdiren bir eylemdir.


Gerçek bir cinsellikte üç basamak vardır.


1-Fiziksel basamak: Kadın ve erkekte, cinsel uyarılmayla birlikte, beynin, cinsel organlara kuvvetle kan pompalaması neticesinde; kadında orgazmı sağlayan ”klitoris” e, erkekte de cinsel organa hızlı kan akışından dolayı oluşan haz ile kadın ve erkeğin birbirine enerji aktarımıdır.
Fiziksel sorunlar kan akışını etkileyebilir. Cinsel bozuklukların altında yatan en önemli fizyolojik sebep; yetersiz kan akışıdır. Vücudumuzda kan, çok önemli işlevler görür. Hücrelere şeker, oksijen ve besin taşır; atıkları alır.


Sağlıklı kan akışını bozabilecek herhangi bir etki cinselliğin işleyişini bozabilir. Bu konuda hastalıklar dışında özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar:


Tok karnına cinsel birliktelik: Yemek yenildiğinde sindirim için kanın mideye yoğunlaşması gerekirken, cinsel ilişki başlarsa cinsel organlara yeterli kan gelmez. Yemeğin üzerinden yaklaşık iki saat geçmesi gerekir.


Çok sıcak suyla banyo yaptıktan sonra: Sıcaktan dolayı kan, bütün vücuda yayılacağı için bir noktada kuvvetle toplanması zor olduğu için tavsiye edilmemiş.


Soğuk yiyecek ve içeceklerden hemen sonra: Dondurma ya da soğuk su meşrubat gibi içecekler kısa süreli de olsa kan akışını yavaşlatacağı için ilişki öncesi dikkat edilmelidir.


Cinsel isteksizlik yaşayanlarda fiziksel sorunlar çok nadir görülmektedir. Cinsel sorunların kaynağı genellikle psikolojik oluyor.


Cinsel bilgisi yeterli olmayanlar cinselliği yalnızca fiziksel basamakta yaşayabiliyorlar. Sadece fiziksel basamakta yaşanan cinsellik ruh ve duyguları olan insan için asla yeterli olmaz. Karı koca arasında muhabbete de vesile olmaz. Tam aksi cinselliği sadece fiziksel olarak yaşayan karı kocalar arasında kırgınlıklar ve reddedilmeler çok yaşanabiliyor. Fiziksel basamak, mekanik bir cinselliktir. Ruhsal ve duygusal basamakla tamamlanması gerekir.


2-Ruhsal basamak: Cinselliğin ruhen bir tatmin duygusu getirmesidir. Karı kocanın psikolojik olarak cinselliğe hazır olması, cinsellikle ilgili duygularının olumlu olması gerekir.


Cinsellik her ne kadar cinsel organlarla ilgili gibi gözükse de cinselliğin büyük bölümü beyinde gerçekleşir. En önemli cinsel organ “Beyin”dir. Orgazmın merkezi de beyindir. Beyin kişinin düşüncelerine göre tepkiler üretir.


“Beyin” cinsel organlara gidecek kanın komutunu, kişinin cinsellikle ilgili düşüncelerine göre verir. Kişinin cinsellikle ilgili olumsuz düşüncesi yoksa, vücut doğal olarak çalışır, kan cinsel organlara gider. Fakat olumsuz bir düşünce varsa kan akışı yeterli olmaz. Kan yeterli gitmeyince kadında “klitoris” kanlanması olmaz, erkekte de sertleşme sorunu olur.


Kişide cinsel bilgi eksikliği, karı-koca arasındaki iletişim çatışmaları, bedenini beğenmeme ile ilgili takıntılar, başarısız olma korkusu, geçmişte yaşanmış cinsel taciz, depresyon gibi sorunlar, beyinin vermesi gereken normal cinsel uyarıyı bozar.


Cinsel uyarıyı etkileyen en önemli duygu korkudur:


Kadınlarda ilk cinsel birleşmede canın yanacağı korkusu, korktuğu için ilk gece zorluk yaşayan kadının cinsellikle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olması, cinsel soğukluğa sebep olabilir. Çoğu kadın, cinsel sorunların tedavisi kolay bir sorun olduğunu bilmez ve kendinin cinsel duygularının yeterince gelişmediğine ya da kendinde fiziksel bir sorun olduğuna inanır. Oysa kişi kendi kendine bile zihnindeki olumsuz duyguları temizleyip kendini tedavi edebilir. Cinselliğin pis, günah ya da gereksiz olduğunu düşünme de beynin yeterli uyarımı vermesine engel olur.


Erkeklerde başarısız olma korkusu da yine beyni etkiler ve kanın cinsel organlara yeterli miktarda gitmesine engel olur. Cinsellikte en önemli şey güven duygusudur.


Kadın ve erkeğin yaratılışına uygun rolleri üstenmeleri; erkeğin kendine güvenmesi, evde reis olması, saygı görmesi, kadının da davranışı; yumuşaklığı, giyimi kuşamı ile kadın olduğunu hissetmesi, iki taraf içinde cinsel istek için gerekli hormonların düzgün çalışmasını ve ruhen hazırlığı sağlar.
Cinsellik; kadın ve erkeğin; dokunarak, tükürük ve vücut salgıları ile birbirlerine enerji aktarmalarıdır. Kadın da erkek de karşıt enerjinin peşindedir. Karşıt enerjiyi alamayan kendini hep eksik hisseder. Karşıt kutuplar birleştiğinde iki tarafın enerjisi dengelenir ve rahatlarlar.


Kadın ve erkek yaratılışları itibari ile birbirlerine zıttırlar ve birbirlerini çekerler; aynen mıknatısta karşı kutupların birbirini çekmesi gibi.


Erkek kadının, kadın da erkeğin enerjisine muhtaçtır. İki tarafta eşinden aldığı enerji ile kendinde eksik olan enerjiyi tamamlar. Dişil enerji, eril enerji ile; eril enerji de dişil enerji ile tamamlanır. Aktardıkları enerji rahatlatır, aldıkları enerji iki tarafı da güçlendirir.


Cinsel ilişki de ruhen rahatlama çok önemlidir. Bu da ancak iki tarafın birbirini istemesi ve cinselliğe aktif katılımı ile olur. Tek tarafın isteği ile olan cinsel ilişki sadece fiziksel boyutta kalır. Tek taraflı istekle tatmin duygusu yaşanmayacağı için ruhsal boyut tamamlanmaz ve cinsel açlık geçmez.
Cinsellikte ruhi rahatlamayı tamamlayan şey duygusal tatmindir.


3-Duygusal basamak: Cinselliğin fiziksel boyutta kalmayıp, duyguları harekete geçirmesidir. Özellikle kadınlar için cinselliğin duygusal boyutu çok önemlidir. Kadın cinselliğe duygusal olarak hazır olursa, ancak o zaman cinsellikten gerçekten haz alır. Kadını duygusal olarak cinselliğe hazırlama görevi de erkeğin üzerinde bir sorumluluktur. Kadının ruhsal boyutta korku, tiksinti gibi önemli bir sorunu yoksa, her kadın da cinsel istek vardır, erkeğin bu isteği uyandırmak için emek vermesi gerekir.


Bakara sûresi 223. Âyet-i Kerîmede Rabbimiz erkeklere hitaben şöyle buyuruyor:
“Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah’tan korkun, biliniz ki siz O’na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!”


Karı-koca ilişkisinin çiftçi-tarla teşbihi ile anlatılması, bu konuda sayfalarca hatta ciltlerce yazılacak konuların muazzam bir özetidir. Bu âyet-i kerîme sadece cinsel konularda değil, hem duygusal hem cinsel hayat üzerine evli çiftlere çok güzel yol göstermektedir.


Âyet-i Kerîmeye önce karı- koca ilişkisinde iletişim ile ilgili ne anlatıyor diye bakalım: Kadın toprak gibi olmalı: Mütevazı ve bereketli. Erkek iyi bir çiftçi olmalı, güzel ürün alabilmek için. Toprağını tanımalı, emek vermeli. O topraktan hangi ürün elde etmesi kolaysa ona göre davranmalı. Toprak kendi kendine ürün verecek değil, çiftçinin zamanını ayırması çaba göstermesi güzel tohumlar atması lâzım. Kadın da iyi toprak olmak için gayret sarf etmeli, ürün almak kolay olsun.


Cinsel anlamda bakalım: “Tarlanıza nasıl isterseniz varın.” helal olan yoldan olmak kaydıyla. Âyeti kerîmenin devamı çok önemli:


Ve kaddimû li enfusikum” ” âyetiyle “nefisleriniz için takdim edin, ikramda bulunun.” buyruluyor. Meallerin çoğunda “önceden hazırlık yapın, gönderdiklerinize bakın.” diye geçiyor. Bazı alimler bu “âyeti ahirete hazırlık” yapın diye de yormuşlar. Oysa âyet cinsel ilişki ile alakalı.”Tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve nefisleriniz için ikramda bulunun.”


Bu âyeti kerîme ile erkekler cinsel birleşme öncesi eşlerini cinselliğe hazırlamaları için uyarılmışlar. “Güzel şeyler sunun eşinize.” İlginç olanda “nefsiniz için” ibaresinin olması. Eşine sunuyor; ama kendi nefsinin de işine yarayacak.


Müthiş bir cinsel eğitim cümlesi.”Nefisleriniz için ikramda bulunun.” Cinsel ilişkide kişi ne kadar eşini düşünürse, kendisi karşılığını o kadar çok alır. Ne kadar kendini düşünürse o kadar verimsiz bir ilişki olur. Erkek eşini cinselliğe hazırlayacak şeyler yapıyorsa onun sonucundan eşinden fazlasıyla karşılığını alacaktır, kendi nefsi de ancak o zaman tatmin olacaktır.


Özellikler erkekler çabuk uyarıldıkları için ve hayata bakışları da sonuç odaklı olduğu için cinsellikte de bir an önce sonuca ulaşmak isteyebilirler. Oysa cinsellikte sonucu etkileyen süreçtir. Cinsellikte sonuç dağın tepesi ise, süreç o tepeye ulaşırken yaşanan heyecandır.


Âyet-i kerîmenin asrı saadette yansımasına bakalım:


Hz. Cabir şöyle diyor: “Allah rasulü bize sevişme ve konuşma olmadan cinsel birleşmeyi yasaklamıştı.(Zadu’l-Mead 4/1880)


Bir hadîs-i şerîfte sevgili peygamberimiz şöyle buyuruyor:


“Sizden biri eşiyle hayvanlar gibi cinsel temasta bulunmasın. Aralarında elçi olsun.”

“Ya Rasulallah elçi nedir?” diye soruldu.

Peygamberimiz:

“Aşk fısıltıları ve öpüşmedir.” diye cevap verdi. (İhya 2/ 64)


Kadınlar için güzel sözler, cinselliğe hazırlanmalarında çok önemlidir. Aşk fısıltıları tavsiye ediyor Allah rasulü. İçinde sevgi olmayan hiç bir şey, kadın için anlamlı değildir. Kadın sevildiğini ve güzel olduğunu duymak ister. Bunun fısıltı olması da ayrıca anlamlıdır. Kadın için kulak, fiziki ve duygusal olarak çok hassastır.


Dokunmak kadınlar için çok uyarıcıdır. Kadın teni, erkek teninden on kat daha duyarlıdır. Bu yüzden kadınlar; dokunulmayı, sarılmayı, el ele tutuşmayı erkeklerden daha çok severler. Kadınların tenleri hassas olduğu için sert dokunuşları sevmezler, canları yanar. Erkeğin kendine göre sert bulmadığı bir dokunuş, kadın için acı verebilir.


Cinsel ilişki öncesi erkeğin kadına güzel dokunması, sırtına ya da ayaklarına hafif masaj yapması, boyun, kulak, sırt gibi dokunulduğunda cinsel haz uyaran yerlerine dokunması kadını cinselliğe hazırlamakta önemlidir.


Bu dokunuşlar kadında da erkekte de duyguları harekete geçirir. Bir önceki derste anlattığım dokunmayla birlikte oluşan oksitosin (sevgi ve sadakat hormonu) üretimi başlar, bu da karı kocanın sevgilerini ve bağlılıklarını artırır. Ayrıca cinsellikte duygusal aşamada serotonin (mutluluk hormonu) endorfin (ağrı kesici hormon) dopamin (enerji ve kendini iyi hissetmeyi sağlayan hormon ) salgılanır.


İhya da peygamberimizin cinselliği aceleye getirmediği yatakta acele eden eşine “yavaş ol” dediği anlatılıyor.


Bir hadîs-i şerîfte de Rasûlullah Efendimiz: “Müslüman adamın her türlü eğlencesi, oyunu bâtıldır (boştur, sevapsızdır), yayı ile atış yapması, atını eğitmesi, hanımıyla oynaşması bu hükmün dışındadır. Bunlar haktırlar (sevaplı eğlencelerdir) buyurmuşlardır. (Tirmizî, fedâilü’I-cihâd 11; Ibn Mâce, cihâd 19; Dârimî cihâd 14; Müsned IV/144,148)


Peygamberimiz cinsellik için ayrılan zamanın, boş, batıl bir zaman olmadığını bildiriyor. Başka bir hadis-i şerifte “Cinsel ilişkide sadaka sevabı  olduğu” anlatıyor. Çünkü karı koca ruhen ve duygusal olarak tatmin olmuşlarsa cinsellik kafalarını meşgul etmez. İbadete ve insanlarla ilişkilere de daha temiz bir kafayla zaman ayırabilirler.


Tabi her şeyin aşırısı zarar olduğu gibi cinsel ilişkinin de aşırısı zarardır. Cinsel ilişki de aşırılık, sadece fiziksel tatmin yaşayan ruhsal ve duygusal tatmini yaşamayanlarda daha fazla görülür.
Son yapılan bilimsel araştırmalarda da cinsel ilişkide ön hazırlık evresi ne kadar uzun olursa iki taraf içinde cinsel tatminin daha fazla olduğu ortaya çıkmış.


Cinsellik bir hazdır; yemek yemek gibi. Yemek çok hızlı yendiğinde de insan doyar; ama haz duygusunu en alt seviyede olur. Yemek yavaş yavaş yenildiğinde keyfi çıkar. Ayrıca hızlı yendiğinde daha fazla yemek isteği doğar. Çünkü çok yemiştir; fakat tadı alınamamıştır. Ayrıca yemekte insan bir tek kendinden sorumludur; oysa cinsellikte eşinden de sorumludur.


Peygamber efendimiz başka bir hadisi şerifte de erkekleri eşlerini tatmin etmeleri konusunda uyarıyor:

“Kişinin acizliğindendir: Konuşup, sevişmeden, eşiyle cinsel temasta bulunup, kadının zevkini tamamlamadan kendi işini bitirip kalkması.” (İhya, 2/64)


Peygamberimiz erkeğin karısını memnun etmeden, yataktan kalkmasını uygun görmemiş. Cinsellikten keyif almak erkek kadar kadının da hakkı. Yoksa bu kadınlara büyük bir eziyet olur. Erkek karısının bu hakkına riayet etmiyorsa, vebaldedir, sorumludur.


Zaten âyet-i kerîmede de “Önceden ikramda bulunun” dan sonra uyarı var:
“Ve Allah Teâlâ’dan korkunuz. Ve biliniz ki sizler şüphesiz O’nun huzuruna varacaksınızdır. Ve mü’minleri müjdele.”


Modern geçinenler İslam’ın kadını ezdiğini söyler. Oysa İslam kadının yataktaki hakkına kadar korunmuş. Bizim toplumumuzda cinsellik sorunu var. İslam’da değil. İslam kadına gerekli bütün hakları vermiş, müslüman kadının fazladan hakka ihtiyacı yoktur.


Arap kadınları ülkeler arasında yapılan araştırmalarda cinselliğe en düşkün kadınlar arasında çıkıyor. Sebebi sorulduğunda “Çünkü dinimiz bize bunu emrediyor.” diyorlarmış. Aynı din bizde de var; ama bizim kadınlarımız “yataktan nasıl kaçılır” üzerine uzmanlık yapıyorlar.


Kadın da erkekte cinsel konuda cahil olunca, cinsellik iki taraf içinde eziyete dönüşüyor. Erkekler, kadına nasıl dokunacağını, cinselliği nasıl sevdireceğini bilemiyor. Kadınlar cahil, kendi bedenini tanımıyor, erkeği nasıl yönlendireceğini bilemiyor derken bir çıkmazın içinde kalıyorlar. Sonuç kadınlar yataktan kaçmaya çalışıyorlar, erkekler kadını kovalamaktan bıkıyor.


Sadece cinsel organlarla yaşanan cinsellik mekanik bir cinselliktir, erkeği de kadını da tatmin etmez. İki taraf da boşalma yaşasa bile tatmin yaşayamaz. Kuru ekmekle karın doyurmak gibidir, karın doyar; fakat lezzet yoktur.


Kısacası eşler arasında cinsellik; fiziksel, ruhsal ve duygusal bütünlükle gerçekleştiğinde gerekli fayda sağlanır ve karı kocanın arasında sevgi ve muhabbettin artmasına sebep olur.


www.cocukaile.net


YAZAR SEMA MARAŞLI BU SİTEDEKİ YAZILARINI TOPLAYIP BİRAZ DAHA YENİ YAZILAR, DÜZENLEMELER İLE "EVLİLİK OKULU" İSMİNDE BİR YENİ KİTAP ÇIKARDI.

BU KİTABI İNTERNETTENDE SİPARİŞ EDEBİLİRSİNİZ.

YAZAR VE KİTAP İSMİ İLE ARATIN, BİR ÇOK SİTE ÇIKAR...