7 Ocak 2014 Salı

Ey Huzura Kavuşmuş İnsan!


Ey Huzura Kavuşmuş İnsan!

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön.(Sâlih) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr, 27-30)
 

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Mükâfâtın büyüklüğü, belânın şiddetine göredir. Allâh, sevdiği topluluğu belâya uğratır. Kim başına gelene rızâ gösterirse, Allâh ondan hoşnud olur. Kim de rızâ göstermezse, Allâh’ın gazabına uğrar.” (Tirmizî, Zühd, 57/2396; İbn-i Mâce, Fiten, 23)
 

Allâh Rasûlü (sav) ile Ebû Bekir (ra) oturuyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in üzerinde eski bir abâ (elbise) vardı. Öyle ki, elbisenin uçlarını göğsünün üstünde ağaç çöpleriyle birbirine tutturmuştu.

Bu esnâda Cebrâîl (as) nüzûl etti. Peygamber Efendimiz’e Allâh Teâlâ’nın selâmını bildirdi ve:
“–Yâ Rasûlallâh! Ebû Bekir’in bu hâli nedir? Eski bir elbise giymiş, uçlarını da ağaç çöpleriyle tutturmuş!” dedi.

Âlemlerin Efendisi:
“–Ey Cibrîl! O, malını Fetih’ten önce Allâh’ın dîni uğruna harcadı, onun için bu hâldedir.” buyurdu.

Bunun üzerine Cebrâîl (as):
“–Ona Allâh Teâlâ’nın selâmını bildir. De ki: Rabbin sana soruyor; “Şu fakr u zarûret içinde bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın, yoksa hâlinden şikâyetçi misin?””

Allâh Rasûlü, dostu Ebû Bekir’e dönerek:
“–Ey Ebû Bekir! İşte Cibrîl burada, sana Allâh Teâlâ’dan selâm getirdi. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki; “Şu fakr u zarûret içinde bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın, yoksa hâlinden şikâyetçi misin?””
​​
Ebû Bekir (ra) bu iltifât-ı ilâhî karşısında sevincinden ne yapacağını bilemedi. Âdeta dili tutuldu. Bir müddet ağladı, ağladı… Sonra da:
“–Rabbimden mi şikâyetçi olacağım?!. Ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım.” dedi. (Ebû Nuaym, Hilye, VII, 105; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, I, 249-250)

--
 

ALLAH RIZASININ ANAHTARI: VICDAN


ALLAH RIZASININ ANAHTARI: VICDAN
 
 
Mümin, hayatının her aşamasında, karşısındaki ...alternatifler arasından Allah rızasının en çoğunu seçmek durumundadır. Allah rızasının en çok hangi alternatifte olduğunu tespit etmek için elinde olan en büyük kıstas vicdanıdır.
 

Müminleri diğer insanlardan ayıran farkların en önemlilerinden biri, müminlerin vicdanlarına, inkarcıların ise nefislerinin emrettiği kötülüklere tabi olmalarıdır.
Dolayısıyla müminin doğal hali, vicdanı ile düşündüğü halidir.

 
 
Ama bu, nefsin müminin üzerinde etkisi olmadığı anlamına gelmez. Ayette Hz. Yusuf (as)'ın söylediğinin haber verildiği sözde olduğu gibi, :
 
 
"... gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..." (Yusuf Suresi, 53)
 
 
Ve mümine de Allah'ın rızasına uygun olmayan alternatifleri emredecektir.
 
İşte mümin, nefsin bu oyunlarından vicdanı ile kurtulur.
 
 
Müminin bir seçim durumunda genellikle ilk düşünüp-yöneldiği alternatif, Allah'ın rızasının en çoğudur.
 
 
Bunun ardından nefs devreye girerek diğer alternatifleri süslü göstermeye, bazı "tevil"lerle (bahane tarzı açıklamalarla) bu alternatifleri kendince meşrulaştırmaya çalışacaktır.
 
 
Mümin, bu tevillere aldırış etmeden, vicdanının ona gösterdiği ilk ve kesin doğruyu uygulamalıdır.
 
​​
 

6 Ocak 2014 Pazartesi

Ders alınacak bir hikayecik. .

 
Ders alınacak bir hikayecik. .




Mübarek bir zat, bir Müslümana ait kabrin önünde durup, talebelerine sorar:

—Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce ne ile uğraşır, ne yapar?...


Talebenin birisi der ki:

—Elbette sürekli namaz kılar.

Diğer bir talebe de der ki:

—Devamlı oruç tutar.

Bir diğeri de der ki:

—Cihat eder, emri maruf yapar.

Velhasıl talebeler faydalı bütün işleri sayarlar. O zat buyurur ki:

—Bu mezarda yatan kişinin artık dünyaya kapıları kapanmıştır. Ama sizin oraya gideceğiniz kesindir; yani siz de onun gibi öleceksiniz. O halde neden şimdi bu söylediklerinizi yapmıyorsunuz?

Neyi bekliyorsunuz?

Onun kaybettiği fırsatı, siz bir ganimet bilmelisiniz yarına bırakmadan bu faydalı işlerle uğraşmalısınız..
 
 
 


Kadınlar Duymak İster

 

Kadınlar Duymak İster



unnamed[3]

“Mutlu Evlilik Okulu” kitabımdan erkeklerin hanımlarla ilgili bilmesi gereken konulardan bir bölüm.


Kadınlar Duymak İster


Kadınlar için beğenilmek ve sevilmek çok değerlidir. Bu yüzden kadınlar eşlerinden beğenildiği ve sevildiği yönünde güzel sözler duymayı beklerler. Erkekler hanımlarına iltifat etmeyi, güzel söz söylemeyi ihmal etmemeliler. Güzel söz kadın kalbinin yakıtıdır.


Tabii güzel söz söylerken, ses tonu çok önemlidir. Havadan sudan bahseder gibi sıradan bir ses tonu ile yapılacak iltifat pek de anlamlı değildir.


Mesela; erkeğin her akşam rutin olarak sıradan bir ses tonu ile “Yemek güzel olmuş, eline sağlık” demesi ile “Bugün yemeği çok beğendim, pilav tane tane nefis olmuş ya da yemeğin eti tam kıvamında pişmiş, ellerine sağlık” gibi biraz düşünüp onu mutlu edecek bir iltifat etmesi kadın için daha anlamlıdır.


Kadınlar en çok hangi iltifatlardan mutlu olurlar, erkeklerin bilmesi gerekir.


Fiziği ile ilgili: Saçı, gülüşü, tatlı bakışı, tipi, teninin yumuşaklığı, kıyafetinin yakışması…


Emek verdiği şeylerle ilgili : Yemeğin tadı, satın aldığı elbise, erkeğin ailesi ile iyi geçinmesi, çocuklarına iyi anne olması, becerikli bir ev hanımı olması…


Değer verdiği şeylerle ilgili: Ailesi, mesleği, okuma aşkı…


Ve kadınlar bu konularla ilgili eleştirileri de kaldıramazlar. Hele fiziği, yaşı, kilosu ile ilgili olumsuz şeyler söylemeyin, hiç unutmazlar. Eğer eşinizi fiziği ile ilgili eleştirirseniz onu kendinizden ve özellikle yatak hayatından soğutursunuz. Günümüzde medya sebebi ile erkeklerin kadın algısı değişti. Herkes karısı manken gibi olsun istiyor. Böyle bir şey mümkün değil.


Hele doğum yapmış bir kadının fiziğinin mükemmel olmasını beklemek fazla hayalcilik olur. Bazı kadınların vücudu hamilelikten daha az etkilenirken bazıları daha çok etkilenir. Her ne olursa olsun kimse de doğum yapıp vücudu yeniden eskisi gibi olsun diye dünya para harcayan artistlerle kendi karısını kıyaslamasın.


Tamam erkekler için görsellik önemlidir fakat bu ilk görüşmelerde daha etkilidir. Çünkü göz güzelliğe bir süre sonra alışır ve güzellikte erkeğin gözünde sıradanlaşır. Erkeğin evlilik kararını güzelliğe bakarak vermemesi lazım. Çünkü kadının fiziğinin güzel olması mutlu olmayı getirmediği gibi, kadının iyi bir cinsel enerji taşıdığını da göstermez. Çok güzel olduğu halde kocaları tarafından cinsel soğukluktan dolayı terk edilen kadın sayısı az değil. Bu yüzden fiziğe takılmamak gerek. Kadının vücut kusurları varsa bunları söyleyip onun moralini bozmaktansa, ondaki güzellikleri bulup erkek bunları takdir ederse kadının enerjisi yükselir ve daha da güzelleşir.


Kıymet bilin, takdir edin: Maalesef ki maddi getirisi olmayan işlerin genellikle kıymeti bilinmez. Hele ki günümüzde insanların değer ölçüsü paraya tahvil edilmiş. Kadınların ev temizliği, yemek, bulaşık, çamaşır, ütü, çocuk bakımı gibi işleri genellikle kıymeti takdir edilmeyen işlerdendir. Kolay gibi görünür fakat pek de kolay değildir. Evlerde her ne kadar elektronik aletler olsa da işler oldukça yorucudur. Ev işleri yapmayınca dağ gibi yığılır, yapınca göze görünmez. Rutin olarak sürekli sürekli yapmak bazen bıkkınlık verir. Bir de takdir yoksa ev işlerini yapmak eziyete dönüşebilir.


Kadının ruh hali aileyi çok etkiler. Hatta evin içindeki eşyalara dahi onun ruh hali siner. Kadın yaptığı işleri keyifle yapıyorsa, olumlu enerjisi eve, yaptığı yiyeceklere geçer. “Gönülsüz yaptığı aş da ya karın ağrıtır ya baş.” Onun gönülsüz yaptığı işlerin hayrını göremezsiniz. Karınızın yaptığı işleri küçümsemeyin, “Bütün gün evde ne yapıyorsun!” gibi aşağılayıcı cümleler asla kullanmayın, gerçekten çok kolay işler değil. Yaptığı işlere teşekkür edin, takdir edin. O zaman keyifle yapar ve yapma isteği artar. İhtiyacı olduğunda ev işlerinde yardım edin.


Bir şey istediğinizde yaptığı iş sizin istediğiniz gibi olmasa da hemen eleştirmeyin tam aksi yapma isteğini ve attığı adımı takdir edin. Eleştirirseniz sizin için bir şeyler yapma arzusunu öldürürsünüz.

Mesela; istediğiniz bir yemeği yaptı fakat tadını tutturamadı. “Boşuna uğraşmışsını, hiç olmamış” gibi hevesini kıracak, ağır sözler söylemeyin. “Teşekkür ederim canım, benim için yorulmuş gayret etmişsin, eline sağlık. Bir sonrakinde eminim daha güzel olacak.” deyin. O zaten emek vermiş, iyi olmamış, diye üzülüyordur, bir de siz üzmeyin.


Ya da sizin için gitti saçını boyattı fakat sizin sevdiğiniz rengi tutturamamış. Hemen olmamış demeyin, iltifat edin, yapma arzusunu takdir edin. Bir sonraki boya zamanı “Bu renk de yakışmıştı fakat bunun bir ton koyusunu yaptırsan daha güzel olabilir.” gibi moralini bozmayacak sözler söyleyin. Yoksa “nasıl olsa kıymet bilmiyor” deyip sizin için bir şeyler yapma isteği duymaz. Takdir görmek, kıymetinin bilindiğini fark etmek kadını motive eder. Yaşama ve yapma arzusunu artırır, ona sevildiğini ve değerli olduğunu hissettirir.  Eşinizi takdir edip bir kaçta tatlı  söz söylerseniz sevildiğini hisseder. Sevilen kadının mutluluğu sizi de aileyi de mutlu eder.


Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultana neler yazmış. Tatlı sözler bilmeyen beyler ezberlesinler. Bilmiyorum demek mazeret değil bu devirde.
 
 
“Sen benim misk ve amber kokum, sevdiğim, parlak ayım, dostum, en yakınım, her şeyim, güzeller sultanımsın.


Ey gülen gülüm! Hayatımsın, mahsulümsün, ömrümsün. Kevser Şarabım, cennetim, baharım, mutluluğum, aydınlık günüm, gülümsün.


Çınarımsın, gezdiğim dolaştığım yer, gül bahçem ve bostanımsın. Arzum, şahlara yaraşır incim, sabahım, akşamım ve sohbetimsin.


Mutluluğum, eğlencem, meclisim, çıram, güneşim ve mumumsun. Turunç, nar ve portakalım, yatak odamın ışığısın.


Akıl sahibim, efendim, gizli ve açık olanım, nasihatimsin.


İki cihan ülkesine canımsın.


Şekerim, hazinem, alem içinde sıkıntı vermeyen tek şeyim, Aziz ve Yusuf’um, her şeyim, gönül Mısır’ında (ülkesinde) sultanımsın.


Saçın benim her şeyim, kaşın yayım, gözün fitne doludur. Ölürsem kanım boynuna olsun, yetiş.”
 
 

unnamed[3]


 

Yaklaşan felaketten kurtuluşun tek çaresi ilahi ahlaktır

 
Yaklaşan felaketten kurtuluşun tek çaresi ilahi ahlaktır.

 
Anlatacaklarımı okumadan önce şu ayet üzerinde düşünelim: “Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara verdik. Onlara bol bol yağmur yağdırdık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.” ...(En’am 6)

 
Konuya gelelim: 2011 yılının İstanbul Tüyap fuarında geziniyordum. Bir kadın yazarın kitabı için yılan gibi uzayıp kıvrılmış imza sırasında yüzlerce genci izledim. Geleceğimizi omuzlamaya hazırlanan gençliğimizin öylesine çılgınca imzası peşinde saatlerce beklemeye iştiyak duyduğu kitabı merak ettim. Yayıncım o kitaptan bir tane alıp incelemem için çantama koydu.
 
 
Ertesi gün Ankara’ya dönünce, terasımda oturup söz konusu romanın ortasından rasgele bir bölüm okuyayım dedim. Birkaç sayfa sonra kan dondurucu bir sahne çıktı karıma. Yazar kadın, orta yaş üstü bir erkeği bir genç erkekle eşcinsel ilişkiye sokuyor ve dünyanın en pislik eylemini en yüce işmişçesine süsleyerek sunuyordu. 

 
Bu başımıza gelen ne büyük felakettir! Şeytan yeryüzünü bu kadar mı ele geçirdi? O sıradaki yüzlerce kız ve erkek bu sahneleri okuyacak mı? Şuuraltında nasıl bir program oluşacak? Bu korkunç tasavvuru okuyan ruhları nasıl da karanlığa gömecek? Bu millete bu dehşetli ihanet neden yapılır? Kaderin sahibinin böylesine pis işlere kitlesel olarak bulaşmış milletleri mahvettiğini ne çabuk unuttuk?


İşte Lut kavminin yok edilişi! İşte Nuh peygambere isyan edenlerin boğulup gidişi! Uzak geçmişten çekinmeyenler yakınlara baksınlar. Bir tsunaminin Japonların gece hayatını nasıl bir anda yok ettiğine baksınlar. Yüz milyona yakın insanı öldüren birinci ve ikinci dünya savaşlarına insanlığın neden fetva verdirdiğini düşünsünler.

 
 

Yeni bir büyük tokat dalgası yola çıktı, geliyor! Sadece ahıretlerimiz değil, dünya hayatımız da tehlikeye sürükleniyor!

Beraberinde açlık ve ölüm taşıyan o büyük dalgaya kapılmaktan kurtulmanın tek yolu Yunus (as) Peygamberin milletinin yaptığı gibi tövbe edip Allah’a dönmektir.

İlahi ahlaka tutunmaktır.
 
 
 
 

HAYATIN TOPLARI


HAYATIN TOPLARI


Hayatı, bir oyun kabul edin. Hani, hokkabazların beş topu, iki elleri ile havaya atarak oynadıkları oyun.
 

***
 

Bu topları; iş, aile, sağlık, dostlar ve sevgi diye adlandırın ve beşini birden havada tutmaya çalışın.
 

***





 


Kısa zamanda, iş topunun, lastik olduğunu göreceksiniz. Yere düştüğünde yine sıçrayacaktır.
 

***
 

Ama öteki dört top; aile, sağlık, dostlar ve sevgi, kristalden yapılmıştır. Bunlardan birini düşürürseniz, çizilebilir, aşınabilir, çentiklenebilir, çatlayabilir, kırılabilir hatta tuzla buz olabilir.

***
 

Bunlardan biri düşerse, bir daha asla eskisi gibi olmaz. Bunu iyi bilin ve hayatınızın dengesini asla bozmamaya çalışın.


Bir ortaokul öğrencisinin namazı!

 
Bir ortaokul öğrencisinin namazı!

“Yatılı okulumuzda birkaç liseli, yakınımızdaki boş bir odayı namaz yeri yapıp kılmaya başlayınca, aynı yurtta kalan kimi ortaokul öğrencileri de bize katıldılar. Sayıları giderek arttı.

Bir sabah vakti, abdest almaya giden ortaokul gençlerinin terlik sesleri koridorumuzda yankılanırken uyandım ve lavaboya yöneldim. O gençlerden birisiyle karşılaştım. Yeni abdest almıştı....


Şiddetli kış. Buz gibi dondurucu soğuk! Lavabonun üzerinde bazı su birikintileri donmuş. Rüzgâr bir yerden girip öbür yerden çıkıyor. Sıcak yatağından çıkıp bu soğuğu ince pijamasıyla göğüsleyen o gence baktım. Şiddetli soğuk su, yıkadığı sağ yanağını çatlatmış. Kan sızıyor. Ellerine baktım, birkaç ince çatlaktan sızan kan yerinde donmuş. İçim acıdı.

-Sana namaz henüz farz değil. Hava çok soğuk, elin yüzün çatlamış soğuktan. İstersen sen kılma. Havalar ısınınca beraber kılmaya devam ederiz, ne dersin?” dedim. Gözlerime kalbimi titreten bir coşkuyla baktı. -Abi nasıl bırakırım! Sen merak etme, mescitte bekliyoruz.” Diyerek önden geçip gitti. O namaz tutkusundan çok etkilendim.

 

Bir süre sonra, derslerin bittiği bir akşam vakti bahçede karşılaştık. Sevinçle sekerek yanıma yaklaştı, -Abi sana bir rüya anlatacağım.” Dedi. –Buyur kardeşim. –Rüyamda peygamberimizi gördüm. Pür dikkat kesildim, heyecanlandım. –Öyle mi? Nasıl gördün?

–Düşmanlarla savaşıyordu. Düşmanlarını yendikten sonra yanıma gelip kılıcını bana verdi.

 

Gözlerim doldu. Yüce Allah bir genç kulunun ihlasını demek ki Peygamberimize bildirmiş. Namaza gösterdiği saygı sayesinde de mana âleminde büyük bir itibar kazanmış olmalı.

-Maşallah sana diyebildim.”


Dr. Muhammed Bozdağ


ÇAĞDAŞ ÇOCUĞUN SERÜVENİ

Kitabımda paylaştığım her okuduğumda ağladığım Hayata Tutunma Sanatı isimli yazının yazarı Konya'lı değerli yazar Ersal Özkan bey ile 2013'ün son günlerinde facebooktan tanışma şerefine ulaştım.
 
Dün (5 ocak 2013) Ersal Özkan bey yine Facebook sayfasından güzel şiirlerinden birini paylaştı. 
 
Ana okuluna ve kreşe giden yeğenlerim gözümde canlandı. Bu güzel şiiri sayfamda yayınlıyorum. Teşekkürler, Yüreğinize sağlık Ersal bey...
 
 
 Ersal Özkan  14 saat önce, Konya yakınlarında
ÇAĞDAŞ ÇOCUĞUN SERÜVENİ

Kadın fısıldadı, “konuş benimle”,
Ama adam isteksiz döndü gazetesine, ..........................
 
 
 

ÇAĞDAŞ ÇOCUĞUN SERÜVENİ

Kadın fısıldadı, “konuş benimle”,
Ama adam isteksiz döndü gazetesine,
Kadın bağırdı, “nefret ediyorum senden”
Adam ellerini kaldırdı,
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı,
Utandı tüm melekler,
Bir çocuk yalvardı; “lütfen”,
İkisi de duymadı,...

 

 

Kırıldı muhabbetin elçisi çay bardakları,
Önce oyuncaklar dağıldı,
Kalkarken eller havaya,
İlk küfrü öğrenmenin şaşkınlığında,
Bir çocuk ağladı ikisi de duymadı,
Uzun bir sessizlik oldu.
Ev dağınıklığında,
En çirkin yüzüyle baktı,
Büyükler girdi araya,
Kerhen barışıldı,
Televizyon karşısında bir adam, bir kadın,
Sus dediler yavrum sus;
“Bizi izlemeye devam edin ”dedi
Ağdalı sesiyle sunucu kadın
Sonra, reklâm girdi araya,

 

Bu gün ne yaptın diye sordular.
En derin uykusunda,
Çocuk duymadı,
Uykusunda sevdi onu ailesi
Rüya zannetti,
Masalsı uykuların yorgunluğunda,
Çocuk sabahın ilk ışıklarıyla çıkarken kreş yolculuğuna,
İşe geç kalmanın telaşıyla baktı kadın kocasına,
Bir öpücük bekledi çocuk yanağına,
Acele edin diye bağırdı servis şoförü,
Acele edin!
Sevmiyorum dedi çocuk ayrılığı sevmiyorum,
Kimse aldırmadı…


 
 
(Ersal Özkan)
 
 
 

5 Ocak 2014 Pazar

Savaştan kaçana kahraman derler mi?

 

Savaştan kaçana kahraman derler mi?



 
 
“-Çok kötü bir hayatın içerisindeyim. Hep kavga, hep kötülük, hep utanç! Hiçbir iyi alışkanlığım yok. İlişkilerim çok kötü. Çıkamıyorum bu bataklıktan, ölüp kurtulmak istiyorum.’
 
​​

 -Allah rehberiniz olsun! Yılmayın, kaçmayın! Ölümü istemek nimetlerin en üstünü olan hayatı hor görmektir. Kötülüğün içerisindeyken ölen kurtulacağını mı sanıyor? Ölünce eliniz ayağınız tutmayacak, diliniz susacak. Peki, günahlarınızı kim temizleyecek? Geride bıraktıklarınız bir damla günahınızı temizlemekle ilgilenirler mi? Yaşadıklarınızın hesabının ebediyen üzerinize kalmasını mı istiyorsunuz?
 

 
 Herkes yakında ölecek. Kum saatiniz sayıyor. Cennete hazırlanmak ve günahlardan kurtulmak için zamanla yarışmanız gerekmez mi? Yarına uyanışınızı, tövbe, dua, helalleşmek veya kul hakkından biraz daha kurtulmak için yeni bir fırsat görmeli değil misiniz? Savaştan kaçana kahraman derler mi?”
 
 
 
Muhammed Bozdağ 

 


O Fetvâ, Bu Takva!

O Fetvâ, Bu Takva!

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Allâh’tan, nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102)
 

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.” (Münâvî, V, 663)
 

Bir defasında elbisesindeki çok ufak kiri temizlemeye çalışırken İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri’ni görenler sorarlar:

“-Ya İmam! Verdiğin fetvaya göre şu ufacık leke namaza mâni bir kir değil; ne diye bu kadar zahmet çekip onu gidermeye çalışıyorsunuz?”

İmam-ı Azam Hazretleri buyurur:

“-O fetvâdır, bu ise takvâ!..” (Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Mayıs-2012)


--


Bu kavga büyük çok büyük

Bu kavga büyük çok büyük


1940’lı yıllarda bizim uçak fabrikamız vardı. Türkuşu’nda üretiyor, bununla da yetinmiyor, Avrupalılara satıyorduk.


Marshall Yardımı çerçevesinde bize bir teklif getirdiler. “Yapmayın, biz size veririz” diye bastırdılar; kabul ettik. O tesisleri mandıra haline getirdik. Uçaktan vazgeçtik, yoğurt ürettik.
Yıllar boyunca soyulduk ve sömürüldük. Ama “iyi çocuk” olduk.


Bugün ise “kötü çocuk” konumuna terfi ettik. Artık “tu-kaka”yız. Çünkü ele avuca sığmıyoruz.
Savunma sanayimizi millileştirme yolunda dev adımlar attık. Neler mi yaptık?..


Savunma Sanayi Müsteşarlığı, ASELSAN ve TAİ gibi milli kuruluşlarımız bir araya geldi. Kendi tank projemiz ALTAY’ı geliştirdik.

İnsansız hava uçağımız ANKA’yı uçuruyoruz. Katar ve BAE gibi ülkeler alım için sırada.


Fırtına Obüsleri, gerçekten fırtına gibi.


Yerli helikopterimiz ATAK havada.


Tomahawklar ile eş değerde Cirit Füzeleri ürettik. Önümüzdeki dönemde satacak ve para kazanacağız.


Dünya savunma devi olan ABD’nin yapamadığını yaptık. Bu yüzden Amerikalılar, ASELSAN’ın ürettiği kriptolu telsizleri bizden satın almak zorunda kaldı.

Milli Jet Projesi’ni başlattık. Şaka değil, 2020 Yılı’nda semalarımızda kendi jetlerimiz uçmaya başlayacak.


Hürkuş’un eğitim uçağı zaten havada.


Milli Gemi Projemiz (MİLGEM) tam yol ilerliyor. Yapamadığımız, üretemediğimiz deniz aracı yok. Firkateyn, hücumbot, sahil güvenlik botu, çıkarma gemisi gibi akla ne gelirse bizim tershanelerimizden çıkıyor. Üstelik satıyoruz.


Yapamadığımız bir tek uçak gemisi kalmıştı. 2013 sonunda onun da müjdesi geldi.


Mayın arama taraması yapan Kirpi’ler ortalıkta geziyor.


ASELSAN, savaş robotları dahil her türlü muharebe sistemini üretiyor. HAVELSAN yazılımlar yapıyor; bir CD’yi milyonlarda dolara satıyor.


Ankara Gölbaşı’na uzay istasyonu, Sinop’a uydu fırlatma merkezi kuruyoruz. Yeni Göktürk Uydusu’nu tamamen kendimiz üreteceğiz. Kameralarını ASELSAN, yazılımını HAVELSAN, koruyucu sistemlerini TÜBİTAK ve TUSAŞ yapacak.


Avrupa’da savunma sanayileri can çekişiyor. ABD’de şirketler ayakta kalabilmek için birleşiyor. Biz ise zıpladık gidiyoruz. Bölgesel bir dev haline geliyoruz. Çin ve Hindistan’la birlikte yükselen değer durumundayız.


Nereden nereye! Sabun gibi ellerinden kaydık. Rahatsızlar ve huzursuzlar. Bizi durduramazlarla işleri zor!


***


Bizim istihbaratımız yıllarca Batı’nın kontrolündeydi. Milli istihbarat yolunda da ciddi bir atak yaptık. Sadece adı “Milli” olan MİT’i millileştirmek yolunda adımlar attık.


O alanda da “kötü” ve “huysuz” çocuk kategorisine girdik. Ele avuca sığmaz hale geldik.

İsrail çok rahatsız oldu. Dolaylı olarak da Amerika!


Bugün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan, Simon Wiesenthal Merkezi’nin hazırladığı “İsrail’in Düşmanları Listesi”nin ilk sıralarında. Çünkü bütün bu gelişmeler, O’nun döneminde gerçekleşti.


MİT’in başındaki Hakan Fidan’a operasyon bu yüzden yapıldı. O operasyon da yaşadığımız “büyük savaş”ın bir parçasıydı!

Çünkü rahatsızlık diz boyu. Böylesine bir Türkiye’ye alışık değiller. Hop oturup, hop kalkıyorlar.


***


Biz, bugün buz dağının üzerindeki bir takım küçük parçaları görüyor ve onların üzerinden bir tartışma yürütüyoruz…

Oysa, son dönemde yaşadığımız kavganın boyutları o kadar büyük ki!..


Biz, MİT’e yönelik operasyon düzenlenirken “acaba” dedik. Gezi Olayları’ndaki bazı bağlantıları görünce “acabalar” ortadan kalktı; pusların büyük bölümü dağıldı. Son yaşadıklarımızla birlikte tablo iyice netleşti.


Hedefte aslında Erdoğan değil, Türkiye var! Ama ilk önce Erdoğan’ın gitmesi ya da gücünü kaybetmesi gerekiyor.


Sonrası kolay olacak!


Artık taşlar yerine oturdu. Hedef belli: Türkiye’de 1940’larda ne yapılmışsa, bugün de o yapılmaya çalışılıyor.
 

http://www.aksam.com.tr/yazarlar/emin-pazarci/bu-kavga-buyuk-cok-buyuk/haber-273487