1 Aralık 2014 Pazartesi

Allah var mıdır? Allah'ın varlığının kanıtları ve ispatları nelerdir?

Allah var mıdır? Allah'ın varlığının kanıtları ve ispatları nelerdir?


Allah var mıdır? Allah'ın varlığının kanıtları ve ispatları nelerdir?
 
Allah Var Mıdır? Allah'ın Varlığının Kanıtları ve İspatları Nelerdir?


Allah'ın varlığının sayısız kanıtları, ispatları mevcuttur. Detaylı ispatlar Risale-i Nur'da açıklanmıştır. Bu yazıda bazı kanıtlar özet olarak verilecektir:

Bir harf katipsiz, bir saray ustasız olmaz. Demek ki bu kainat kitabının ve bu kainat sarayının bir Sahibi, bir Yaratıcısı olmak zorundadır.

Bir yazının varlığı için katibin hayat, kudret, ilim, irade sahibi olması gerekir. Katibin hayatı, yazıyı yazabilecek kudreti, yazıyı yazmak için ilmi ve yazıyı yazıp yazmamaya karar verecek iradesi olmalıdır.

Şu kainatta zerrelerden yıldızlara kadar her şey düzen içerisindedir. Şu kainat kitabının sonsuz hayat, sonsuz ilim, sonsuz kudret, sonsuz irade sahibi bir Yaratıcısının olması zorunludur.

Kainatın meydana gelmesi şuursuz tabiata, kör tesadüfe havale edilemez. Şuursuz, kudretsiz, ilimsiz zerreler yoku var edemez, var olanı değiştiremez, hikmetli işleri kendi başına yapamaz. Demek ki kainatın tesadüfen oluşma ihtimali yoktur. Çünkü maddenin hayatı, ilmi, kudreti, iradesi yoktur.

Mesela nesneler üzerinde Güneş'in ısı ve ışığı yansır. Eğer bu ısı ve ışığın kaynağının Güneş olduğu inkar edilirse o zaman her bir nesnenin bu ısı ve ışığa kendi kendisiyle sahip olduğu, her bir nesnenin birer Güneşçik olduğu kabul edilecektir.

İşte kainattaki varlıkların bir Yaratıcısı olduğu kabul edilmez ise o zaman her bir varlığa birer ilah gözü ile bakılacaktır çünkü kainatta hikmet ve düzen vardır. Yaratıcıyı inkar etmek her bir varlığın kendi kendisiyle bu düzeni kontrol ettiğine, her bir zerrenin kendi kudreti, ilmi ile diğer varlıklar ile irtibatta bulunduğuna inanma ile sonuçlanır.

Bu ise her bir cansız zerreyi hayat sahibi, her bir ilimsiz zerreyi kusursuz ilim sahibi, her bir kudretsiz zerreyi kusursuz kudret sahibi, her bir iradesiz zerreyi mükemmel irade sahibi kabul etmek ile sonuçlanır. Dolayısıyla ateizm bir safsatadan ibarettir. Kainatı tek başına idare etmeyen, zerreyi de var edemez.

Bir cansız, ilimsiz, kudretsiz, iradesiz tohumdan kocaman bir ağaç çıkıyor ve o ağaçtan yüzlerce yapraklar, yüzlerce faydalı, vitaminli meyveler, renkli çiçekler meydana geliyor. Tüm bu hikmetli işleri basit, cansız, hayatsız, ilimsiz, kudretsiz tohumun yaptığını söylemek büyük bir hatadır.

Zerrelerden yıldızlara tüm kainatı yoktan var eden, sonsuz hayat, sonsuz ilim, sonsuz kudret, sonsuz irade sahibi, zamanı, mekanı, maddeyi, ruhu yaratan bir Yaratıcı'nın varlığı kabul edilmek zorundadır. Kainatın oluşumu şuursuz tabiat ve kör tesadüfe havale edilemez.

Hatasızca, karıştırılmadan, hızlıca, çok sayıda, farklı suretlerde, farklı biçimlerde, farklı türlerde varlıkların dünyaya gelmesi bilinçsiz, ilimsiz tabiat ve kör tesadüf ile açıklanamaz.

Milyonlarca bilgi küçük maddeler içerisinde muhafaza ediliyor. Hafızalar beyinde, hayvanlar yumurtalarda, insanın karakteristik özellikleri menide, bitkiler tohumda muhafaza ediliyor. Bu mükemmel muhafaza Hafiz olan Allah'ın varlığını ve birliğini ispat ediyor.

Varlıklardaki estetik ve sanat şuursuz tabiata havale edilemez. Ressam olmadan resim olmayacağı gibi, sonsuz kudret sahibi bir Sani olmadan şu kainat sanatı da olamaz. Şu mükemmel kainat sanatı her türlü eksikliklerden münezzeh bir Allah'ın varlığını ve birliğini ispat eder. 

http://blog.milliyet.com.tr/allah-var-midir--allah-in-varliginin-kanitlari-ve-ispatlari-nelerdir-/Blog/?BlogNo=432160



 

Oktay Usta tuzlu kurabiye tarifi

Oktay Usta tuzlu kurabiye tarifi

Kıymetli arkadaşlar email listemizde bayanlar çoğunluktadır.
Çok sevdiğim bu kurabiyelerden çocuklarınıza yaparsınız inşallah...

Oktay Usta tuzlu kurabiye tarifi


Oktay Usta tuzlu kurabiye tarifi
 
tuzlu kurabiye


Oktay Usta Tuzlu Kurabiye Tarifinin malzemeleri:

1 paket margarin (oda sıcaklığında bekletilmiş)
1 paket kabartma tozu
2 adet yumurta (1'nin  beyazı üstü için kullanılacak)
1 çay bardak dan daha az sıvı yağ
1 tatlı kaşık sirke
Aldığı kadarı ile un,
üzerine susam,
çörekotu
ve birazda tuz

HAZIRLANMASI:

Tabi ki ilk olarak hamurumuzu hazırlıyoruz, hamurumuz için bir yoğurma kabına, susam ve çörek otu hariç, tüm malzemeleri döküp yoğurmaya başlıyoruz, kulak memesi yumuşaklığına gelene kadar devam ediyoruz.

Kurabiye kalıbımız varsa kurabiye kalıpları ile, yoksa da elimizle şekiller vererek önceden yağlayıp hazır hale getirdiğimiz fırın tepsisine, aralarında boşluk bırakarak dizelim.

Yumurta beyazını üzerine sürüp çörek otu ve susam da serpiştirerek fırına sürebiliriz.

150 derece sıcaklığa ulaşmış fırınımızda 45 dakika pişirelim.
İşte size Oktay Usta’dan tuzlu kurabiye tarifi.
Afiyetler olsun efendim…

Tuzlu Kurabiye Tarifi

http://www.tuzlukurabiyetarifi.com/oktay-usta-tuzlu-kurabiye-tarifi.html


 

İŞTE FAKİRİNİZİN HALİ BUDUR

İŞTE FAKİRİNİZİN HALİ BUDUR

Hani Mecnun’a; “Vazgeç şu Leylâ’nın aşkından” dediklerinde,
İlâhî aşkın kendini ulaştırdığı ya da olgunlaştırdığı hâli kendinde bir türlü göremeyenlere Mecnun:

“Leylâ diye diye buldum Mevlâ’yı
Ben şimdi neyleyeyim Leylâ’yı”    .  .  . der.


Hikaye: İmanı Olmayanın Hayrı

Hikaye: İmanı Olmayanın Hayrı



Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) bir kış gününde bir mecûsînin kuşlara yem dağıttığını görür ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

- Sen hayır yapıyorum diye kendini boşuna aldatıyorsun. Allah evvelâ îmanı farz kılmış, geri kalan hayır-hasenatı ondan sonra emretmiştir. İman etmedikçe senin bu yaptığın iyilik Allah indinde makbule geçmez.

- Ben de biliyorum kabul olunmıyacağını. Fakat Allah bu yaptığımı görmez, bilmez mi? dedi.
- Elbette görür ve bilir.
- Öyleyse o da bana yeter, der ve bildiğine devam eder.

Aradan zaman geçer. Cüneyd-i Bağdadî Hazretler bir hac mevsiminde Mescid-i Haram'ı tavaf ederken bir adamın ellerini açmış Allaha yalvarmakta olduğunu, hatta gözlerinden sel gibi yaşlar akıttığını görür. İyice dikkat eder, o zatın karlı bir havada kuşlara yem veren mecûsî olduğunu anlar.

Tavaftan sonra yanına yaklaşıp hemen kollarından yakalar. Mecûsîde onu tanır ve şöyle der:
- İşte Allah gördü ve bildi, deyip kelime-i şehadet getirip ruhunu oracıkta teslim eder.

O anda Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Allah tarafından şöyle hitap olunur:
- Ya Cüneyd! Sen Beytimi arzu ederek geldin ona kavuştun. O ise beni arzu ederek geldi bana kavuştu.

Bir mecûsînin bile mubarek bir ayda Allah rızası için hayırda bulunması nelere vesile oluyor ....

Allah cümlemizin sonunu hayreyleye!..





29 Kasım 2014 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Her millet, her devlet öğretmenlerin meyvesidir…

Hekimoğlu İsmail - Her millet, her devlet öğretmenlerin meyvesidir…


Her millet, her devlet öğretmenlerin meyvesidir…


İnsanlık tarihi peygamberle başlar. Maymun soyundan geldiğimizi iddia edenleri bir yana bırakırsak, biz Adem Aleyhisselam’ın soyundanız. Dedemiz olan ilk insan, aynı zamanda ilk peygamber. İlk kitap okuyan, ilk okumayı öğreten, ilk elbise giyen, ilk ağaç diken, ilk defa hayvanları ehlileştiren… Bu bakımdan ilk öğretmen de O. “Rahmân (olan Allah) Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Beyanı öğretti.” diye başlar Rahman Sûresi. Demek ki Allah da öğretmendir. İlim, Allah’ın sıfatıdır; ilmiyle her şeyi bize öğreten Allah’tır.

Her yaratık kendi hayatını yaşar, ona hayatı öğreten Allah’tır. Tavuğun altına, tavuk ve ördek yumurtası koydular, ikisinden de civciv çıktı. Ördek civcivi hemen su birikintisine girip yüzmeye başladı. Demek ki bir başka âlemde yüzmeyi öğrenmiş, bu bilgiyle dünyaya gelmiş. Yumurtadan çıkan ördek civcivi yüzerken, kocaman tavuk suya giremiyor.

Kâinat bir laboratuvar, Kur’an temel kitap, Peygamberimiz başmuallim, İslam âlimleri öğretim üyesidir; her peygamber bir öğretmen, her ümmet öğrencidir.

Hz. Ali (ra); “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” demiş. Bedir Savaşı’nda düşman, Müslümanları öldürmeye gelmiş; Peygamberimiz (sas), on kişiye okuma yazma öğretenin serbest kalacağını söylemiş. En büyük öğretmen Allah, peygamberleri gönderdi; peygamberler öğretmenliğe devam etti. Öğretmenlerin makamı bu kadar yücedir. “Allah” isminin yerine, “Tabiat” ismi konulunca ilimler tersine çevrildi. Babalar kahvede, anneler mutfakta ömür tüketirken, natürizm olanca gücüyle Müslümanları istila edip dine, imana, ibadete hayat hakkı tanımadı. Ebeveyn “Allah yarattı!” derken, öğretmen “Tabiat yarattı!” dedi. Bu durumda öğretmenler de zıt kutuplara ayrıldı; imana ve küfre hizmet edenler diye.

İlmin yerini böylesine saptıran insanlar oldukça, İslamiyet’i koruyacak kimselere ihtiyaç vardır. Yani bugünkü şuurlu Müslüman etrafına bakacak, düşünecek, sanki kendisi İslamiyet’in karargâhındadır. Düşman nereden hücum ediyorsa orada savaşa başlayacaktır. Eskiden dalalet cehaletten gelirdi. Şimdi fenden ve felsefeden geliyor. Dolayısıyla fen ve felsefeyle Hakk’ı anlatmak zorundayız.

Dünyanın her ülkesinde öğretmenler var. Biri inkâr için eğitim görür, diğeri iman için.

1939’da Erzincan’da Ziya Gökalp İlkokulu’na başladığım zaman; öğleden evvel “Günaydın”, öğleden sonra “Tünaydın” derdik. Her sabah “Türk’üm, doğruyum!” andını içerdik. Bir de etrafımıza baktık ki, millet sarhoş, kumarbaz, vesaire olmuş. Belki Türk’üm diyen çoktu amma doğru olanı bulmak zordu.

Elbette tarihine, medeniyetine bağlı öğretmenler de var. Bunlardan birinin İstanbul’daki evine gitmiştim. Cumartesi öğleden sonra sekiz-on öğrenci gelmiş, onlara dinden imandan bir şeyler anlatıyordu. Çay yapmış, talebelerine ikram ediyordu. Duruma bakınız, öğretmenin elinde tepsi, öğrencilerine çay dağıtıyor. Şu İslamiyet, insanı ne durumlara getiriyor. Öğretmeni öğrenciye hizmetkâr ediyor.

Amma öğrencisiyle içen, plaja giden, kahvelere, barlara, meyhanelere giden öğretmenler de var. Mahkemelerdeki suçlu dosyalarına bakınız, nasıl öğretmenler, nasıl öğrenciler yetiştirmiş?

İslam milletinin öğretmenleri üretime dönük ders vermeli, ahlak numunesi olmalı, mesela sigara içmemeli, kötü söz söylememeli, elinde cetvel değil, kalem olmalı.

Öyle şahıslar vardır ki, sadece kendi öğrencileri değil, herkes onlardan bir şeyler öğrenir. Peygamberler, İslam âlimleri, bilginler işte böyle umuma öğretmendir. Mesela ben Arif Nihat Asya’dan çok etkilenmiştim. Onun hatıralarını, şiirlerini okudum; kalın sesiyle, dik duruşuyla, sert konuşmalarıyla, kendisini dinletirdi. Rahmetli Mahir İz Hoca da ilmini hayatına taşımış bir insandı, çok kimsenin yüksek tahsil yapmasına sebep oldu.

İnsan beyni, dünyaya geldiğinde ham maden gibidir. Öğretmen onu işledikçe, çocuk kıymetlenir.

Çocuk için öğretmen çok şey demektir. Çünkü çocuk, ebeveynini cahil, öğretmeni âlim bilir. Öğretmen birkaç kelimeyle, kendi davranışlarıyla çocuğu müspet sahaya çekebilir. O çocuğun kazandığı sevapların bütünü öğretmenin de defterine yazılır; maddi ve manevi hayatını kurtarır.

Bediüzzaman Hazretleri, ‘‘Öğretmenler ya minarenin başındadır ya kuyunun dibinde.’’ diyerek, kendisini ziyarete gelen öğrencilere öğretmen olmalarını tavsiye etmişti.

Allah, insanlara üstün kabiliyetler vermiştir. Bu kabiliyetlere yön verecek olanlar öğretmenlerdir.

Her millet, her devlet öğretmenlerin meyvesidir.
 
 
 

28 Kasım 2014 Cuma

GERÇEK AŞK, Şöminenin başında değil aslanım

GERÇEK AŞK, Şöminenin başında değil aslanım


GERÇEK AŞK, Şöminenin başında değil aslanım
Zor zamanda belli olur !

Sevmek fedakarlık demektir...
Evlilik güzel günlerde değil, ölene kadar beraberiz demektir.





NİHAT HATİPOĞLU - Hz. Adem yaratılmadan sen oradaydın!

NİHAT HATİPOĞLU - Hz. Adem yaratılmadan sen oradaydın!

Abdülkadir Geylani ile bir an
  •    

Hz. Adem yaratılmadan sen oradaydın!


Hz. Adem cennetten çıkarıldığı için buruk şekilde yalvardığında sen ordaydın.

Hz. Nuh tufana yakalanıp gemiyle yola çıktığında, sonra dev dalgalar Hz. Nuh ile gemiye binmeyen oğlunu birbirinden ayırdığında sen ordaydın.

Eyüp Peygamber hastalıktan iyice bunalıp 'Ya Rabbi bana zarar ilişti. Sen merhametlilerin en merhametlisisin' diye yalvardığında sen oradaydın.

Hz. İbrahim mancınığa konulup Nemrut'un ateşine atıldığında ve narın, nura ve serinliğe dönüştüğü anda sen oradaydın.

Hz. Yunus, 'Ninova halkını izinsiz terk ettiği için koca bir balinanın karnına mahpus edildiğinde ve denizin en derinlerinde 'La ilahe illa ente sübhanek inni küntü mine'z -zalimin' - Senden başka ilah yoktur Rabbim. Sadece sen varsın. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum' diye zikre ve tevbeye başladığında sen oradaydın.

Hz. Yusuf'un kardeşleri tarafından kuyuya terk edildiği Yusuf'un karanlıkta sessizce ağladığı o çaresiz denizde sen oradaydın.

Ve nihayet çilesi biten Hz. Yakub'un oğlu Yusuf'un kokusunu binlerce kilometreden hissettiği ve 'siz bana bunamış demeyecek olursanız ben Yusuf'un kokusunu duydum (diyeceğim)' dediği anda sen oradaydın.

Hz. Musa annesi tarafından suya salındığı; sonra annesinin kucağına teslim edildiğinde sen oradaydın.

Ve denizin bir asa darbesiyle 12 parçaya ayrıldığı ve binlerce insanoğullarının geçtiği ve kurtuluşa erdiği ve ama aynı suda Firavun ve bütün ordusunun helak olduğu anda sen oradaydın.

Kavminin 'bir put yap ona tapalım' diye teklif getirdiği Hz. Musa'nın kavminin üzerine yürüdüğü o celalli anında sen oradaydın.

Hz. İsa'nın, 'yarın sabah horoz ötmeden önce biriniz beni jurnalleyecek' dediği ve 12 havarisiyle son yemeğini yediği anda sen oradaydın.

Hz. İsa'nın; ben gitmesem hidayete erdirici, davetçi paraktik (Muhammed (s.a.v.) gelmeyecek, ben gitmeliyim ki o gelsin dediği anda oradaydın.

Hz. Adem ruh ile ceset arasında iken sen oradaydın.
Miraç'ta perde ilk ve son kez aralandığında sen oradaydın.
Ve Cebrail vahiy meleği olarak ilk ve son kez indiğinde sen oradaydın.
Ve ölüm meleği bize gelip çattığında inşaallah sen orada olacaksın.

***

Sadaka deyip geçmeyin

Gönülden koparak fakire, muhtaca ve çıkmazda olana ayrılan para veya iyiliğe sadaka denir. Sadaka para türünden olabildiği gibi muhtaca yardım, darda olanı rahatlatma gibi hizmet türünden de olabilir.
Sadakanın dünyevi ve uhrevi faydaları vardır.

Dünyadaki faydaları:

1-
Malı temizler.
2- Bilmeden karışmış haram malı durular.
3- Kaza ve belaya engel olur.
4- Hastalıklardan korur.
5- Kişinin gayesine ermesini sağlar.
6- Muhtacın, fakirin duasını almaya sebep olur.
7- Malın bereketini çoğaltır.
8- Rızkın helalden gelmesinin yolunu açar.
9- Dualarının kabulünü sağlar.
10- Haset, kin, nefret gibi düşmanca bakışları azaltır.


Ahiretteki faydaları:

1-
Son andaki ölüm acısını hafifletir.
2- Son anda imanla ölmeye fayda sağlar.
3- Kabir suallerini cevaplamaya yarar sağlar.
4- Kabrin sıkıştırılmasını hafifletir.
5- Kabir azabına engel olur.
6- Kıyametin dehşetini hafifletir.
7- Şefaati almaya sebep olur.
8- Cehennem azabını uzaklaştırır.
9- Kul haklarından kurtulmak için Yüce Allah'a gidecek yüzü olur.
10- Cennetteki dereceyi yükseltir.
11- Sırat köprüsünden kolay geçisi sağlar.
12- Malın ve kazancın hesabını vermeyi kolaylaştırır.
13- Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şefaatine ulaştırır.
14- Sadaka verilen kişi Allah katında iyi insan ise; onun ahirette yardımını sağlar.
***

Peygamberimizin bir uyarısı:
"Müslüman kardeşinle gereksiz tartışmaya girme. Onunla kırıcı bir şekilde şakalaşma ve yerine getiremeyeceğin bir konuda ona söz verme" (Ebu Nuaym, Hilye, 3/344)



27 Kasım 2014 Perşembe

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - Yaratılışımızın Gàyesi

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN -  Yaratılışımızın Gàyesi

Prof Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001)

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Cumanız mübarek olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah bu mübarek sevaplı, nurlu günün hayrından, bereketinden en güzel tarzda hissemend olmayı cümlenize nasîb eylesin...

(EMEKLİ OLMADAN İŞYERİNDE KULAKLIKLA; ŞİMDİ İSE YATAĞIMDA KÜÇÜK RADYOMDAN HERGÜN SABAH 9:30'DA VE ÖĞLEDEN SONRA 15'DE M. ESAD HOCAEFENDİNİN AKRA FM'DE SOHBETLERİNİ DİNLİYORUM. Ankara Akra FM: 107.4 )

Bismillâhir-rahmânir-rahîm


Yaratılışımızın Gàyesi


Yaradanımız, yeri göğü yaratan, bizi türlü nimetlerine mazhar eden Allah-u Teàlâ Hazretleri, Kur'an-ı Keriminde:

 (Ve mâ halaktül-cinne vel-inse illâ liya'budûn) buyurmuş. Bunun mânâsı da: "Ben Azîmüş-şân Allah-u Teàlâ, cinleri ve insanları başka bir şey için yaratmadım; ancak ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyat: 56)

Tebâreke Sûresi'nin başında bir başka ayet-i kerime var. O da hayatın gàyesini, Allah'ın bizleri niçin yarattığını gösteren bir ifade ihtiva ediyor.

Bismillâhir-rahmânir-rahîm: (Ellezî halekal-mevte vel-hayâte liyeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ)

"Allah-u Teàlâ Hazretleri bizleri, hangimiz daha güzel işler yapacak, ömrünü güzel a'mâl-i sàliha ile değerlendirip güzel geçirecek, bunu imtihan etmek, görmek ve denemek için ölümü, hayatı yarattı. İnsanları yeryüzüne gönderdi, insanları yeryüzüne çıkardı." (Mülk: 2) mânâsına geliyor bu ayet-i kerimeler.

Birinci ayet-i kerimedeki cin sözü, insanların gözünden gizli olan, gözle görülemeyen varlıklar. İns sözü de, insanlar mânâsına geliyor. Biz insanlara ve bizim göremediğimiz cin denilen diğer çeşitli görünmez varlıkları, Allah-u Teàlâ Hazretleri sadece kendisine ibadet etmeleri için yaratmış.

İbadet deyince, bizim hatırımıza hemen namaz geliyor, Ramazan orucu geliyor, haccetmek geliyor... Halbuki bu ayet-i kerimede de "Yaratılışın gàyesi ancak ibadettir." diye bildiriliyor.

Biz hep namazla, oruçla, ibadet diye düşündüğümüz zaman ilk hatırımıza gelen şeylerle mi meşgul olacağız?.. Hayır! İbadetin mânâsı bizim Türkçede düşündüğümüzden, hemen aklımıza ilk gelen şekillerden çok daha geniş.

İbadet; Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne güzel kulluk yaparak yaşamak demektir. Hayatın her anı Allah'a itaatle geçiyorsa ibadettir. Allah'a bağlı olarak, Allah'ı hatırlayarak, Allah'ın rızasını kazanmak yolunda hareket ederek geçiyorsa; bu ibadettir. Eğer Allah'a itaat etmeden, asi olarak, sözünü dinlemeden geçiyorsa; bu da ibadet etmemektir.

O bakımdan ibadeti, "Allah'ı bilerek, Allah'ı severek, Allah'ın rızasını düşünerek yaptığımız her hareket" olarak tarif edebiliriz. O halde insanın yemesi, içmesi, hatta uyuması, uyanması, dükkânında çalışması, niyetine göre ibadet sevabı kazanmasına sebep olabilir.

Demek ki, biz yeryüzüne Allah'a itaat etmek ve bu imtihan olan hayatımızı Allah'ın rızasına uuygun geçirmek üzere denenmek için indirilmiş varlıklarız. Tabii ibadeti güzel yapmak, hayatı Allah'ın rızasına uygun geçirmek için de, hemen görülüyor ki bilgi lâzım!

İnsan acaba ne yaparsa Allah'ın rızasına uygun olur, ne yaparsa Allah'ın rızasına aykırı olur?.. Nasıl hareket ederse Allah sever, nasıl hareket ederse Allah'ın gazabına uğrayabilir?..

Bunları bilmesi lâzım! O halde hemen karşımıza ilim meselesi çıkıyor. Arapçası ilim, Türkçesi bilgi... Bilmek meselesi karşımıza çıkıyor.



b. İlim İslâm'ın Hayatıdır

Peygamber SAS Efendimiz'in çok sevdiğim ve zihnimde çok derin iz bırakmış olan bir hadis-i şerifini size nakletmek istiyorum, sevgili dinleyenlerim! Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde buyurmuşlar ki:

RE. 223/10 (El-ilmü hayâtül-islâm, ve imâdül-îmân) Çok hoşuma gidiyor bu ifadeler: (El-ilmü) "İlim, bilgi, bilmek, öğrenmek, (hayâtül-islâm) İslâm'ın hayatıdır, canıdır."

Yâni ilim varsa, İslâm canlıdır; ilim yoksa, İslâm canını kaybetmiştir, ölüdür, yoktur. (Ve imâdül-îmân) "İlim aynı zamanda, imanın da direğidir."

Demek ki, ilim olduğu zaman iyi müslüman olmak mümkün olabilir, ilim olduğu zaman doğru bir inanca sahip olunabilir. İlim olmadığı zaman, insanın müslümanlığı ölmüş demektir.

Çünkü, neyi nasıl yapacağını bilmediği için, İslâmiyet bahis konusu olamaz. İmanı da, ilim olmadan hatalara sürüklenebilir, bâtıl inançlara, yanlış inançlara insanlar saplanabilir.

Sizler de, biz de, hayatta her zaman görüyoruz; gerçekten ilim olmayan bölgelerde, cahillerin olduğu yerlerde ve tahsilsiz, görgüsüz insanların arasında iman konusunda da bâtıl inançların, hurafelerin yayıldığını görüyoruz.

Tabii, Kur'an-ı Kerim'de yine çok kesin olarak bildirilmiş bir husus var: Allah-u Teàlâ Hazretleri erhamür-râhimîndir, yâni çok merhametlidir, merhametlilerin en merhametlisidir. Kul hatasını anladığı zaman, tevbe ve istiğfar eylediği zaman, Allah kulu affeder.

Fakat bir şeyi affetmeyeceğini Kur'an-ı Kerim'de kesin olarak bildiriyor: İnanç bozuksa, şirk varsa, müşriklik varsa, kâfirlik varsa; o zaman Allah-u Teàlâ Hazretleri o insanı affetmiyor.

O halde en çok dikkat etmemiz gereken husus, inancımızın şirkten, küfürden, yâni müşriklikten, kâfirlikten uzak olması, pâk olması, temiz olması, sağlam olması...

O halde, ilim İslâm'ın hayatıdır, canıdır ve imanın da direğidir. İslâm'ın canlanması için ilme sarılmamız gerekiyor. İmanın sağlam olması için, ayakta kalması için, ilme sarılmamız gerekiyor.


HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN

 ************************

 






​İyilikleri Tüketen Eylem


İyilikleri Tüketen Eylem
 

Ateş odunu yakıp bitirdiği gibi haset ve kin de...
 
“Ateş odunu yakıp bitirdiği gibi haset ve kin de sevapları yok eder bitirir. Mümin gıpta eder, münafık ise haset eder.” Hz. Muhammed (asm).

“Hasetçiye huzur, kötü huyluya da onur yoktur.” Ahnef Kays. 
 
“Dünyadaki en huzursuz kimse gönlünde haset taşıyan kimsedir.” İmam şafi. 

“Sakın kıskanana beddua etme; o zavallı zaten belanın içerisinde yaşıyor.” Sadi.
 

 “Kıskançlığı ancak sevgiyle yenebiliriz.”
​​
Geothe.

“Güveler elbiseleri nasıl kemirirse kıskançlık da insanı öyle kemirir.” St. Chrysostom. 
 
“Kıskanan kimseye, başkanın üzüntüsünden daha hoş ve başkasının sevincinden daha katlanılamaz bir şey yoktur.” Spinoza.

“İyi kalpli insan başkalarına haset ettirmemek için kendisinde birkaç kusur bırakır.” Benjamin Franklin. 
“Kıskançlık, aşağı işler yaparak veya küçümseyişlere kanarak öz değerimizi düşürmekten doğar. Kendimizi tanımladığımız değerlerden daha üstününü edineni kıskanmaya zorlanırız. Maddi çare, kendimizi yeterince takdir etmek, başkasıyla kıyaslamamak, başkasının takdirini fazla önemsememek, elimizdekiyle yetinmek gibi davranışlardır. Manevi çare ise değerimizi yüce Yaradan’la bağımıza bağlayarak ahıret bilincini beslemek ve maddi değerlerin kalbimizdeki önemini küçültmektir.”

Muhammed Bozdağ
 
​​

 

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Halim

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Halim





Günahkârları cezalandırmaya ve hepsini kahretmeye gücü yettiği halde; onlar hakkında yumuşak davranan ve cezalarını hemen vermeyip tehir edendir. Cenab-ı Hak bu manalarla El-Halim’dir. Kendine isyan edenleri hemen yakalamaz. Onlara tövbe etmeleri için mühlet verir, zaman tanır. Bütün günahkârları bir anda cezalandırmaya gücü yettiği halde onlara ceza vermez ve hemen yakalamaz.

Şu noktaya dikkat çekmek istiyoruz ki: Suçluyu cezalandırmaya gücü yetmeyene Halim denmez. Nice acizler vardır ki, eğer ellerinde bir kudret olsaydı taş üstünde taş bırakmazlardı. Onların, acizlikleri sebebiyle ceza vermemeleri halimiyet değildir. Halim, gücü yettiği halde ceza vermeyendir. Allah-u Teâlâ bu manayla el-Halim’dir. Gücü yettiği ve bir emri ile yıldızları sapan taşı gibi çevirdiği halde, kendine isyan edenlere hemen ceza vermez ve onları hemen yakalamaz. Tövbe etmeleri için onlara mühlet verir.

Bu ism-i şerife Kur’an-ı Kerim’de şöyle işaret edilmiştir: “Eğer Allah insanları yaptıkları günahlar yüzünden hemen yakalayıverseydi yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Lakin onları belli bir müddete kadar geciktiriyor.” (Fatır 45)

Hakikat de bu ayetin işaret ettiği gibidir. Eğer Allah-u Teâlâ her günah işleyeni hemen yakalayıp ceza verseydi âlemde kimse kalmazdı. Lakin O, kullarına hilm ve ikramla muamele eder. Düşmanlarının rızkını bile ayaklarına gönderir. Has kullarına ikram ederken, Firavunların sofrasından da nimetlerini eksik etmez. Bütün bunları, insanların yaptığı hataları ve işledikleri günahları görürken ve onlara ceza vermeye gücü yeterken yapar.

O öyle bir Halim’dir ki, kusurların üzerine perde çeker. Günahkârları affeder. Tövbe edenleri bağışlar. Affı azabını, rahmeti gazabını geçmiştir. Asilerin sığınağı, korkanların umudu, günahkârların kurtarıcısıdır. Suçu sebebiyle suçluyu hemen azarlamaz. Her çirkin şeyin üzerini örter. Günahlar üzerindeki perdeyi yırtmaz. Affı büyük, mağfireti geniş, rahmeti bol ve halimiyeti güzeldir.

Bu ismi şeriften bizim hissemiz şu olmalıdır:

Evvela bilmeliyiz ki, günahlarımıza hemen ceza verilmemesi, bilinmediğimizden ya da görünmediğimizden değildir. Günahlarımıza hemen ceza verilmemesi, Allah’ın Halim ismi şerifinin üzerimizdeki tecellisi sebebiyledir. Yoksa zannetmeyelim ki, -hâşâ- Allah bizi görmüyor, isyanımıza öfkelenmiyor; günahlarımız kaydedilmiyor, isyanımız cezasız kalacak…

Hâşa yüzbin kere hâşa… O bizi biliyor. Bize şah damarımızdan daha yakındır. Lakin mühlet veriyor, hemen yakalamıyor; çünkü Halim’dir. Hilm ile muamele etmek O’nun şanındandır. Fakat gün gelir, artık o hilmin tecellisine liyakatımızı kaybederiz. İşte o zaman Halim isminin tecellisine mukabil, Aziz ismiyle, Celil ismiyle, Kahhar ismiyle bize muamele eder.

Ya Rab, bu isimlerinin tecellisinden sana sığınıyoruz. Gazabından rızana, azabından affına, senden yine sana sığınırız. Bize her daim El-Halim isminle muamele et. Kusurumuzu affet, yüzümüze vurma, günahlarımız sebebiyle bizi yakalama, isyanlarımız sebebiyle bizi mahcup ve rezil etme!

Bu ismi şeriften 2. hissemiz de şu olmalıdır: Nasıl ki Cenab-ı hak Halim’dir ve bize hilmle muamele ediyor. Kusurumuz sebebiyle bizi hemen yakalamıyor ve isyanımızı hemen yüzümüze vurmuyor. Biz de bu ismin ahlakıyla ahlaklanmalı ve bize karşı kusur edenlere hilmle muamele etmeliyiz. Onların kusurlarını örtmeli, ayıplarını görmemeli, onlara mühlet vermeli; gurur ve kibirden sakınmalıyız.
Cenab-ı Hak bizleri ve sizleri, bu ismi- şerifin ahlakıyla ahlaklanmış kulları zümresine dâhil etsin. Hem bu dünyada hem de ahirette bizlere bu ismi-i şerifiyle muamele buyursun Âmin!



CENNETTE ENGELLİ OLMAKTAN KURTULACAK MIYIM HOCAM ?

CENNETTE ENGELLİ OLMAKTAN KURTULACAK MIYIM HOCAM ?



İstanbul Esenyalı’da bir derse davet edilmiştim. Ayaklarından engelli bir genç de derse gelmişti. Lise birinci sınıf öğrencisiymiş. Adı Ömer’di. 28. Söz’den yani Cennet Risalesi’nden ders yapmamız istendi. “Olur” dedik, başladık.

Ömer, O kadar güzel ders dinliyor ve o kadar güzel anlıyordu ki zekâsına, sevecenliğine ve hayat dolu oluşuna hayran kaldım. Bir ara Ömer sordu:

-Hocam, ben, cennette engelli olmaktan kurtulacak mıyım?

-Ömerciğim, sen bizden daha mükemmel olacaksın. 33 yaşında, taptaze, güzellerden güzel bir delikanlı olacaksın. Bütün organların tam ve kusursuz olacak. Bugün seni taşımayan ayakların, yarın ahirette senin kurtuluşuna vesile olacak. Ömer biz senin kadar garantili değiliz. Sen ahiret açısından bizden daha çok garantidesin; deyince Ömer sesiyle ağlamaya başladı. Beni ve bütün dinleyenleri de ağlattı...

Yüce Rabbimiz kudsî hadislerinde buyurmuşlar ki:

“Ben kulumun iki sevgilisini (yani iki gözünü) almakla imtihan ettiğimde, o buna sabrederse iki göze bedel olarak ona cenneti veririm.”

Peygamber Efendimiz de buyurmuşlar ki:

“Mümin bir kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü isabet etse, hattâ ayağına bir diken batsa… Bunlar, müminin günahlarına keffaret olur.”

Dr. Vehbi Karakaş