5 Aralık 2014 Cuma

Her şey ALLAH'ı anlatıyor..

Her şey ALLAH'ı anlatıyor..

 

Her SANATIN, bir SANATKARI vardır !
Başta SEN ve yediğin MEYVELER

ve şu içinde yaşadığın KAİNAT
tesadüfen olamayacak kadar MÜKEMMELDİR.




"Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü MEYVElerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için ( Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren ) bir ibret vardır."
Nahl Suresi 11.Ayet


 

NİHAT HATİPOĞLU - Gıybet edenleri susturun

NİHAT HATİPOĞLU - Gıybet edenleri susturun

Abdülkadir Geylani ile bir an
  •    

Gıybet edenleri susturun


4 Aralık 2014 Perşembe

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN - Cehennem ve Cennet

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN -  Cehennem ve Cennet

Prof Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001)

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Cumanız mübarek olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah bu mübarek sevaplı, nurlu günün hayrından, bereketinden en güzel tarzda hissemend olmayı cümlenize nasîb eylesin...

(EMEKLİ OLMADAN İŞYERİNDE KULAKLIKLA; ŞİMDİ İSE YATAĞIMDA KÜÇÜK RADYOMDAN HERGÜN SABAH 9:30'DA VE ÖĞLEDEN SONRA 15'DE M. ESAD HOCAEFENDİNİN AKRA FM'DE SOHBETLERİNİ DİNLİYORUM. Ankara Akra FM: 107.4 )

Bismillâhir-rahmânir-rahîm

Cehennem ve Cennet

Üçüncü hadis-i şerif; İmam Ahmed İbn-i Hanbel, İmam Buhari, Müslim, Neseî, İbn-i Hibban, --rıdvânullàhi aleyhim ecmaìn, radiyallàhu anhüm, rahimehümullàhu ecmaîn-- Enes RA'den rivayet etmişler. Kimisi mezhep imamı, kimisi hadis alimi; ama hepsi hadis önderleri, hadiste çok mükemmel eserler yazmış kişiler bunlar.

İleride olacak bir şeyi bize anlatıyorlar. İlerisi neresi?.. Ahiret. Ahirette olacak bir hususu Peygamber Efendimiz'in sözü, hadisini naklediyorlar, Peygamber Efendimiz buyurmuş. buyuruyor ki Efendimiz:

RE. 471/11 (Lâ tezâlü cehennemü yulkà fîhâ feteklü: Hel min mezîd? Hattâ yedaa fîhâ rabbül-izzeti kademeh, feyenzevî ba'duhâ ilâ ba'd ve teklü: Kattu kattu ve izzetike ve keremik. Ve lâ yezâlü fil-cenneti fadlun hattâ yünşiallàhu bihâ halkan âhara feyüskinühüm fî fudlil-cenneh) Sadaka rasûlüllah fî mâ kàl ev kemâ kàl.

Diyor ki Peygamber Efendimiz:

(Lâ tezâlü cehennemü yulkà fîhâ) "Cehennemin içine cehennemlikler atılır durur, atılmaya devam eder... (Ve tekl) Ve atıldıkça, cehennem de der ki, her atıldıktan sonra bakar böyle: (Hel min mezîd) 'Daha var mı, dahası var mı, daha atılacak var mı?' diye ister, bekler ve sorar Rabbül-âlemîn'den: 'Daha var mı yâ Rabbi?.. Daha gelsin!' gibilerden."

Hani bir canavar düşünün ki, kocaman ağzı var, kocaman vücudu var. Küçücük bir lokma atılıyor, lup diye yutuyor. Gene bakıyor böyle, daha istiyor, daha istiyor... Tabii canavar filân ne kelime, solda sıfır kalır. Cehennem muazzam bir azap âlemi... Oraya atılıyor ve dünyadaki günahlarına göre cehennemlikler orada cezalarını çekiyorlar. Korkunç, fecî, elîm, kelimelerin tarif edemeyeceği bir yer... Her seferinde de: "Hel min mezîd?" der. Kur'an-ı Kerim'de de bildiriliyor:

(Yevme neklü licehennem) "O gün cehenneme deriz: (Helimtele'ti) 'Doldun mu yâ cehennem?' (Ve teklü hel min mezîd?) O da: 'Daha var mı yâ Rabbi?.." der." Yâni, "Daha gelecek varsa gelsin, bende yer var!" mânâsına. Demek ki, cehennem çok geniş, dar değil. Çok azap yerleri, tabakaları var.

"Bu böyle der durur. (Hattâ yedaa fîhâ rabbül-izzeti kademehû) İzzet sahibi Rabbül-âlemîn Tebâreke ve Teàlâ Hazretleri kadem-i şerifini onun içine koyuncaya kadar... Yâni kudretiyle tecelli edinceye kadar, böyle der durur. O tecelli üzerine, (feyenzevî ba'duhâ ilâ ba'd) kıvrılır, buruşur, cehennemin bir kısmı öbür tarafına katlanır, kat kat katlanır, küçülür, daralır.

(Ve teklü: Kattu kattu...) 'Tamam yâ Rabbi! Pes, pes...' der. Yâni Cenâb-ı Hakk'ın o celâl tecellisi üzerine, böyle serkeşliği ve istekliliği kalmaz, buruşur kalır. (Ve izzetike ve keremike) 'İzzetine keremine and olsun ki pes pes, tamam tamam yâ Rabbi!' der."

(Ve lâ yezâlü fil-cenneti fadlun) "Bütün cennetlikler girdiği halde, cennette gene çok geniş yerler kalır. (Hattâ yünşiallàhu bihâ halkan âhar) Bihâ yerine, lehâ rivayeti de varmış bir rivayette.

"Cenâb-ı Hak oraya yeni bir takım mahlûklar yaratır, başka türlü yaratıklar yaratır. (Feyüskinühüm fî fudlil-cenneh) Bu cennetin arta kalan yerlerine, Cenâb-ı Hak onları iskân eder, yerleştirir."

Allah-u Teàlâ Hazretleri bize cennetini görmeyi nasib eylesin... Demek ki, çok geniş yerler var, herkese yer var. Girenlerin hepsi memnun ve mesrur olacak. Daha da artacak da, Cenâb-ı Hak yeni varlıklar yaratacak, oraları iskân edecek, süsleyecek, bezeyecek, şenlendirecek...

Cehennemde cezasını çekip, cehennemden çıkıp, cennete en son giren insanın, cennette sahip olacağı mekânların, arazilerin bu yeryüzü ve bu yedi kat semâvât kadar büyük olduğunu, Peygamber Efendimiz başka hadis-i şerifinde bildiriyor.

Cennete giren en sonuncu kişinin, yâni rütbede, derecelendirmede, sıralamada en arkada kalan kişinin de, cennette en yüksek makamın kendisine verildiğini sanacağını söylüyor. Çünkü cennete mahzun olmak, mahcub olmak, azımsamak, yokluk hissetmek diye bir şey bahis konusu değil. Her türlü güzellik var. Hudutsuz güzellikler var, sınırsız imkânlar var, çok büyük imkânlar var. Fazlasıyla tatmin edici imkânlar var. Herkes şâd olacak, memnun olacak...

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi cennetine girip, şâd u hürrem, mesrur ve memnun olanlardan eylesin... Kahrına, gazabına uğrayanlardan eylemesin...

Tabii, cenneti kazanmak için çalışmak lâzım! Cennete göre, cenneti kazanacak şekilde çalışmak lâzım!.. Cehenneme girmemek için de, cehennemden kurtulacak şekilde haramlardan, günahlardan korunmak lâzım!..

Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemize tefvîkını refîk eylesin... Cennetiyle cemâliyle cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin... Allah hepinizden râzı olsun...

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtuhû, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!..

18. 08. 2000 - AVUSTRALYA

HAYIRLI CUMALAR

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN

 ************************

http://esadcosankulliyati.com/arsiv/cuma/c000818.html



 

Allah'ın inayetini bazen anlamıyoruz

Allah'ın inayetini bazen anlamıyoruz


Allah insanların sıkıntılı zamanlarında her zaman yardım gönderir !

Ama biz insanlar o yardımı bir türlü anlamaz ve doğru kullanamayız.

Ve haksız yere ALLAH'A İSYAN EDERİZ !

Bu karikatür de bunu çok güzel anlatmış.



"Şüphesiz ki zorluk ve sıkıntıyla beraber kolaylık vardır." İnşirah 6. Ayet

"Fakat olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama, o sizin için hayırlıdır. Ve olur ki bir şeyi (de) seversiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah ise (sizin için hayır olanı) bilir de siz bilmezsiniz." Bakara Suresi 216. Ayet



 

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Azim

Haftanın Esma'ül Hüsna'sı: Azim



El-Azim, azamet ve büyüklük sahibi manasına gelmektedir. Allah-u Teâlâ Azim’dir. Hem zatında hem isim ve sıfatlarında azamet ve büyüklük sahibidir. Bütün büyükler, O’nun büyüklüğü yanında küçüktür. Büyük bildiğimiz her şey, el-Azim isminin tecellisiyle ve bu isme mazhariyetle o büyüklüğe ulaşmıştır.

Bu ism-i şerifi iki cihetten inceleyeceğiz. Önce Cenab-ı Hakk’ın zatındaki büyüklüğü, sonra da isim ve sıfatlarındaki büyüklüğü tahlil ve tefekkür edeceğiz.

Cenab-ı Hak zatı itibariyle Azim’dir ve büyüklük sahibidir. İnsanlar bu azamet ve büyüklüğü kavramaktan acizdirler. İnsan bir şeyin büyüklüğünü bazen gözü ile görür, bazen aklı ile kavrar, bazen hayali ile ihata eder, bazen de hayal gibi en geniş duygu dahi o büyüklüğü kavramaktan aciz kalır.

Mesela: Bir fili gördüğünüzde, “Bu büyüktür.” dersiniz. Sonra bir dağa baktığınızda, “Bu daha büyüktür.” dersiniz. Sonra bir denize bakarsınız, “Bu dağdan da büyük.” dersiniz. Bu büyüklükleri göz görürken, “Dünya büyüktür.” denildiğinde, bu büyüklüğü göz ihata edemez. Çünkü Dünya, gözün görebileceği büyüklükten daha büyüktür. Bu büyüklüğü insan ancak aklı ve bilimsel verilerle kavrayabilir.

Güneşin Dünya’dan 1.300.000 defa daha büyük olmasını ise, akıl zorla kavramakta ve bir kısım akıllar kavramaktan aciz kalmaktadır. Bu büyüklük, belki de aklın kavrama sınırıdır. Çünkü Dünya’yı 1.300.000 defa büyütmek ve sonra akıl ile bu büyüklüğü görebilmek çok zordur.

Bu büyüklüklerden sonra karşımıza aklın da ihata edemediği, belki hayal ile yetişilebilecek büyüklükler çıkar. Mesela denilir ki, “Samanyolu Galaksisi’nde Güneş gibi 300 milyar yıldız vardır. Samanyolu Galaksisi’nin yarıçapı 100.000 ışık yılıdır…” Böyle büyüklükler karşısında akıl kavramaktaki acizliğini itiraf ederek, vazifeyi hayale havale eder. Hayal bir nebze bu büyüklükleri anlamaya çalışır. O da ancak bir nebze başarır.

Sonra karşımıza hayalin de kavramaktan aciz kaldığı büyükler çıkar. Mesela, Canis Majoris yıldızı… Bu yıldız, 7 Desilyon Dünya büyüklüğündedir. Rakam olarak ifade edecek olursak, bu yıldız içine tam bu kadar Dünya almaktadır: 7.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 Şimdi, bu kadar Dünya’nın içine sığdığı yıldızın büyüklüğünü hayal edebiliyor musunuz?

Değil aklın kavraması ya da hayalin ihata etmesi, dil bile telaffuzdan aciz kalıyor. İşte bütün bu büyüklerde Cenab-ı Hakk’ın El-Azim ismi tecelli etmiştir. Bu isme karşı bizim vazifemiz ise, bu büyük mahlûkların, el-Azim isminin bir tecellisi olduğunu düşünmek ve bu mahlûklara bakarken “Ya Azim, ya Azim” diyerek Rabbimizi tesbih etmektir.

Bu büyükleri gördükten sonra şimdi sıra geldi Allah’ın zatının büyüklüğüne…

İnsanın, Allah’ın yarattığı mahlûkların büyüklüğünü anlamaktan ve idrakten aciz olduğunu böylece gösterdik. Acaba mahlûkların büyüklüğünü kavramaktan aciz olan insan, o mahlûkları yoktan yaratan zatın yani Allah’ın büyüklüğünü nasıl kavrayacaktır? Elbette ki kavrayamaz ve anlayamaz… Dedik ya, insan daha yıldızların ve galaksilerin büyüklüğünü anlayamıyor. Nerde kaldı, Allah’ın zatının büyüklüğünü anlamak…

O halde, el-Azim isminin Allah’ın zatına bakan cihetinde, insanın bilmesi ve söylemesi gereken söz şudur: Allah Azim’dir. Zatı, her şeyden ve her büyükten daha büyüktür. Zaten bütün büyükleri yaratan da O’dur. Bildiğimiz bütün büyükler, O’nun zatı yanında küçüktürler. Ancak ben bu büyüklüğün mahiyetini anlamaktan, sırrına vakıf olmaktan ve aklımla ihata etmekten acizim. Ben Allah’ın Azim olduğunu, her şeyden daha büyük olduğunu bilirim ve buna iman ederim. Ama zatındaki bu büyüklüğün mahiyetini kavramaktaki acizliğimi kabul etmekle beraber, işin hakikatini Allah’ın ilmine havale ederim. Evet, Allah Azim’dir; lakin aklım, idrakim ve hayalim bu azameti anlamaktan acizdirler. Öyle ya, daha Güneş’in büyüklüğünü anlayamıyorken, güneşleri ve galaksileri bir emir ile yoktan icat eden zatın büyüklüğünü nasıl anlayabilirim! Buna ancak iman eder ve tasdik ederim.

El-Azim isminin Cenab-ı Hakk’ın zatına bakan cihetine bu şekilde noktayı koyalım ve biraz da bu ism-i şerifin, Allah-u Teâlâ’nın isim ve sıfatlarına bakan yönünü düşünüp tefekkür edelim.
Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarında bir sınır yoktur. Mesela, kudretiyle bir çiçeği yarattığı gibi, aynı kolaylıkta baharı da icat eder ve Cennet’i de yaratır. Allah’ın kudretinde zerreler ile yıldızlar birdir. O’nun kudretine kıyasla, “Bu, şundan daha kolaydır.” denilemez. Allah için, bir sineği yaratmakla, öldükten sonra bütün insanları diriltmek aynı kolaylıktadır. İşte bu manasıyla kudret sıfatının bir sınırı yoktur. Allah-u Teâlâ, kudret sıfatındaki sınırsızlığı cihetiyle Azim’dir.

Allah’ın kudreti sınırsız olduğu gibi ilmi de sınırsızdır. Mesela, Allah-u Teâlâ ilmiyle beni bildiği gibi, bütün insanları da bilir, diğer bütün mahlûkatı da bilir. Allah’ın bilmediği hiçbir şey yoktur. O’nun ilmine kıyasla, “Bunu bilmek, şunu bilmekten daha kolaydır.” denilemez. Yine O’nun için, dünden, bugünden ve yarından bahsedilemez. Geçmiş ve gelecek, ezel ve ebed her daim O’nun gözetimindedir. İşte bu manasıyla ilim sıfatının bir sınırı yoktur. Allah ilim sıfatındaki sınırsızlığı cihetiyle Azim’dir.

Allah’ın ilmi sınırsız olduğu gibi görmesi de sınırsızdır. Mesela, Allah-u Teâlâ Basir ismiyle beni gördüğü gibi, bütün insanları da görür, bütün mahlûkatı da görür. Her şey O’nun görüş dairesindedir. Hiçbir mahlûk O’nun görüşünden kaçamaz ve gizlenemez. Karanlık bir gecede, toprağın altındaki karıncanın ayak izini görür ve onu bilir. İşte bu manasıyla Basar sıfatının bir sınırı yoktur. Allah- Teâlâ Basar sıfatındaki sınırsızlığı cihetiyle Azim’dir.

Allah’ın görmesi sınırsız olduğu gibi işitmesi de sınırsızdır. Mesela, Allah-u Teâlâ Semi’ ismiyle beni işittiği gibi, bütün insanları da işitir, kalplerimizin sesini de işitir, bütün mahlûkatı da işitir. Bir ses bir sese; bir iş bir işe mani olmaz. İşte bu manasıyla işitme sıfatının bir sınırı yoktur. Allah- Teâlâ işitme sıfatındaki sınırsızlığı cihetiyle Azim’dir.

Diğer bütün isim ve sıfatları verdiğimiz örneklere kıyas edebilirsiniz. Cenab-ı Hakk’ın bütün isim ve sıfatları sınırsızdır. İşte bu sınırsızlığı ve büyüklüğü ifade eden isim el-Azim ismidir.

Ey azamet ve saltanat sahibi! Ey azametine karşı her şeyin boyun eğdiği! Ey her şeyde azameti görünen! Ey bütün azimlerden daha azim olan! Ey izzetinde Azim, celalinde Azim, kudretinde Azim ve her isim ve sıfatlarında Azim olan! Azametinin hakkı için biz günahkâr kullarını bağışla. Senden başka hiçbir şeyi olmayan ve tek ümidi affın ve rahmetin olan şu kullarına merhamet eyle! İsim ve sıfatların hakkındaki bu çalışmamızı günahlarımıza kefaret eyle. Bizleri kendine kul ve Habibine ümmet eyle. Âmin!

http://www.herseyonuanlatiyor.com/el-azim



Şura suresi 32-35. ayetler

Şura suresi 32-35. ayetler


" Denizlerde dağlar gibi akıp giden gemiler de O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir.

  Eğer O dilerse rüzgârı durdurur, gemiler de denizin üstünde durakalır.

  Elbette bunda sabrı ve şükrü bol olanlar için alacak ibretler vardır.

  Yahut işledikleri günahlar sebebiyle o gemileri batırır, günahların birçoğunu da affeder.

  Böyle yapmasının bir sebebi de, âyetlerimiz hakkında tartışanların kaçacak bir yerleri olmadığını onlara bildirmektir."





 
 
 
 
 

İsmail Aybey - İntihar Eden Kitaplar...

İsmail Aybey - İntihar Eden Kitaplar...
 
Yazının başlığını okuyunca, 'Yok canım sen de, hiç kitap intihar eder mi?' demeyin. Eder efendim, kitap da intihar eder, kıyar canına. Okunmayıp, raflarda çürümekle eline ne geçecek? Atar kendini kitaplıktan aşağıya... İnternette bir resim var. Bir kitaplık yapmışlar. Kitaplar, söğüt yapraklarının ağaçtan dökülmesi gibi tek tek düşmeye başlıyor. Resmin altına da şu şekilde yazılmış:

   'Sen televizyonda her dizi izlediğinde, bir kitap intihar ediyor...'

   Resimde bile olsa bir kitabın yere düşmesi insanın içini acıtıyor. Çünkü kitabın düşmesi demek, insanlığın düşmesi demek, geleceğin düşmesi demek, gençliğin elden uçup gitmesi demek. İnsanlığın aydınlıklardan karanlığa gömülmesi demek.

   ***

Ülkemizde televizyon izleme oranı günde 5 saat iken, ortalama kitap okuma oranı yılda 6 saate tekabül ediyormuş.

   Japonya'da kişi başına 6 kitap düşerken, ülkemizde 6 kişiye bir kitap düşüyormuş. Bununla ilgili de çok güzel bir karikatür dolaşıyor internette. Adam bir kitap almış evine geliyor. Karısı bir açıyor kapıyı, kocasının elinde bir kitap, arkasında 5 adam daha. 'Kıza kitap aldım, 5 kişi verdiler yanıma' diyor. Kitabı da kızına almış kendi okumak için değil yani. Düştüğümüz hale bakın.

Anlaşılan o ki okumak çok zor geliyor bize. Kitap sayfalarını açıp okumaktansa televizyon kumandasıyla zaping yapmak daha kolayımıza geliyor. Anne babalar okumuyor, çocuklar anne babanın elinde kitap görmüyor. Görmeyince çocuklar da okumuyor. Çocuklar da kitap okumayınca düşünen, fikir üreten, gelişen bir toplum olamıyoruz. Okumuyor, okumadıkça yerimizde sayıp duruyoruz.

Oysa kitaplar hazır şekilde yazılmış olarak geliyor elimize. Hiçbir emek harcamadık yazılması için. Kim bilir yazanlar ne çileler çekti, kaç gün sabahladı çalışma odalarında. Bilgi, emek, uğraş... Gözyaşı, ter, yorgunluk... Kolay mı yazılması bir kitabın? Bir kitabı bırakın, bir köşenin yazılması bile ne kadar bilgi, emek ve zaman istiyor, yazanlar iyi bilir.

Biz ne söylesek, ne yazarsak yazalım, yine televizyonlarda diziler reyting yapacak, birisi bitmeden diğeri başlayacak dizilerin. Gençlerin elinden akıllı cep telefonları düşmeyecek. Varsın Cemil MERİÇ, 'Felaketimizin kaynağı kültür yokluğu' desin. Varsın, 'Harami mağalarının kapılarını değil, hükümdar hazinelerinin kapılarını açan büyü, kitap' desin. Hiç fark etmez, kendi çalsın kendi söylesin. Varsın bir başka kitap aşığı Ali Emiri Efendi, 'Benim sevgilim kitap ve kalemdir. Geride kalanların hepsi mihnet, endişe ve gamdır' desin. Kendileri çalıp söylesinler...

   Üzülerek söylüyorum ki, yine bu akşam biz televizyon izlerken yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca kitap intihar edecek...

   Kalın sağlıcakla...




http://www.bendeyazarim.com/Yazar/News/15886/Intihar-Eden-Kitaplar.
 
 

 
 
 

3 Aralık 2014 Çarşamba

Asıl zenginlik

Asıl zenginlik

"@ugurakkafa:
Belki evinde hiç bir şeyin yok Dünyada FAKİRSİN...
Ama olsun, SECCADEN var ya Ahirette ZENGİNSİN !..


http://t.co/sGSKs2DV93"




YORUMSUZ

YORUMSUZ





Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..

Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..



Mecnun'a sordular Leyla nice oldu?
Leyla gitti, adı dillerde kaldı;
Benim gönlüm şimdi bir Leyla buldu,...
Yürü Leyla ki, ben Mevla'yı buldum..

Şu ben yalvarırken, sen naz ederdin,
Şem'ayı gösterip pervaz ederdin,
Cefayı çok, vefayı az ederdin,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..

Bugün Mevla gören Leyla'ya bakmaz,
Ulu a'la gören ednaya bakmaz,
Aya nazar eden yıldıza bakmaz,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..

Mecnun arzulayıp Kabe'ye vardı,
Halka yapışıp zarilik kıldı,
Mecnun Leyla derken Mevla'yı buldu,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..

Mecnun'u beslerdi kullar, tayalar,
Mecnun'un başında kuşlar yuvalar,
Mekanımız oldu dağlar, ovalar,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum..

Mecnun oldum dağ başında gezerim,
Mevla ile oldu benim pazarım,
Var Leyla ki bu sevdadan bezerim,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,

Ulu kuşlar yuva yaptı başıma,
Ben Mevla'yı görür oldum düşümde,
Var git Leyla durma benim karşımda,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum,,

Gel YUNUS bu sırlardan açılma,
Hakkın lütfu görüp, gayre saçılma,
İnayet Hak olan yerden kaçınma,
Yürü Leyla ki ben Mevla'yı buldum.

Yunus Emre

Bu şiirin 2 dk lık bestelenmiş ilahisi:

http://www.youtube.com/watch?v=MqDTLcadjFQ






Ahmed Şahin - Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!

Ahmed Şahin - Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK
 

Aile içinde öfkeli karardan kaçınmalı!


Evde aile bireyleri arasında öfkeye sebep olacak davranışlardan da, bu davranışlara karşı duyulacak su-i zanlı öfkelerden de kaçınmak gerek. Çünkü hayatımızı içinde yaşayacağımız yuvanın huzuru ve selameti için böyle bir dikkat ve tedbire ihtiyaç olduğu kesindir.

Bundan dolayı ayet-i kerimede, kesin bilinmeyen konularda öfkelenerek su-i zanla bakış yasaklanmış:

- “Ey iman edenler!” diye hitap edilen müminlere, aile içinde su-i zanlı bakıştan kaçınmaları konusunda açık ve net uyarılarda bulunulmuştur.

Aslında öfkeli ve su-i zanlı bakış, hayatın her yerinde mahzurlu ise de aile içinde daha zararlı ve daha da korkunç yıkımlara sebep olmaktadır.

Örnek olarak arz edeceğimiz Haccac’ın kız kardeşi Zeynep’in yuvasının yıkılması da, kocası Mugire’nin su-i zanla bakışı sonunda verdiği öfkeli kararıyla oluştuğuna dikkat çekilmektedir.

Ailelerin ibretle okuyacakları bu ‘öfkeli karar’ olayı şöyle cereyan eder.

Haccac’ın kız kardeşi Zeynep, Basralı Mugire ile evlidir. Mugire, aile içinde çevresine hep öfke ve su-i zanla bakan aceleci bir adamdır.

Buna mukabil hanımı Zeynep de, beyinin bu öfkeli ve su-i zanlı bakışını hiç de önemsemeyen rahat bir hanımdır.

Zaten bazı sıkıntılar da, aile içinde birbirlerinin özelliklerini dikkate almayan bey ile hanım uyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır.

Nitekim bir sabah erkenden kalkan Zeynep, abdest almadan önce dişleri arasına akşamdan sıkışmış misvak parçalarını çıkarmaya uğraşırken beyi Mugire bakar ki, sabahın erken saatinde Zeynep ağız temizlemektedir.

Sorup incelemeye gerek duymadan su-i zancı bir bakışla peşin kararını hemen verir:

- Zeynep’in sabahın erken saatinde ağız temizlemesi, akşam yediği yemeğin kiriyle yattığının delilidir. Böyle sabaha kadar ağız kiriyle yatan kadınla birlikte yaşamam mümkün olmaz artık. Baba evine göndermeliyim, ağız kiriyle yatan bu kadını!

Çevresine hep böyle su-i zanla bakan Mugire’nin verdiği bu öfkeli karar hemen uygulanır.

Baba evine gönderilen Zeynep’e sitemli sorular orada da sorulur:

- Keşke sen de akşam yemekten sonra ağzını yıkasaydın da sabaha kadar kirli ağızla yatıp da sabah ağız temizlerken yakalanmasaydın kocan Mugire’ye?

Zeynep, nasıl cevap verir bu peşin hükümlü sorulara bakın:

- Benim sabah erkenden ağız temizler gibi görünüşüm, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkamayıp da sabaha kadar kirli ağızla yatışımdan değildir! Tam aksine, akşam yediğim yemekten sonra ağzımı yıkarken dişlerimi de misvakla temizlemiştim. Bu sırada diş etlerimin arasına sıkışan misvak parçaları sabaha kadar beni rahatsız ettiğinden sabah erkenden diş etlerime saplanan misvak parçalarını çıkarmaya mecbur kaldım! Yani sabah ben ağız yıkamıyor, akşam ağız yıkarken dişlerimin arasına sıkışan misvak tellerini çıkarıyordum!..

Demek ki öfke ile verilen boşama kararının gerekçesi olan kirli ağızla bekleme olayı yoktur Zeynep’te!.. Şimdi ne olacak öyle ise? Peşin bir hükümle ağzını yıkamayan kirli hanım iddiasıyla baba evine gönderme sonunda aileler arasında kalpler kırılmış, gönüller yıkılmış, sevgi saygı yok edilmiş!..

Hatta öfke ile verilen karardan Mugire de bin pişman, Zeynep de...

Ne var ki bu sıralarda söylenen ileri geri sözlerle ipler tümüyle kopmuş, yuva tamir edilemez şekilde tahribe maruz bırakılmıştır. Bundan sonra ömür boyu pişmanlık ve üzüntü söz konusudur öfkeli karar veren su-i zancı beyle, ona zemin hazırlamış olan hanımı Zeynep ve aile çevresinde. Çık öfkeli kararın içinden çıkabilirsen. Biz de çıkamıyor, olayın yorumunu size bırakarak ayetle başlayan uyarı cümlemizle bitiriyoruz konuyu:

- Fatebiru ya ülil ebsar!.. İbret alın ey basiret sahibi aileler!.. a.sahin@za­man.com.tr