9 Aralık 2014 Salı

Haftanın Hikayesi: Mücadeleyi elden bırakmamak gerek.

Haftanın Hikayesi: Mücadeleyi elden bırakmamak gerek. 





“İki kurbağa derin bir yoğurt kovasının içine düşer.

Biri birkaç çırpınıştan sonra, sıçrayarak kovadan kurtulamayacağına karar verir; bir an önce ölüp kurtulmak için çırpınmayı bırakır ve boğulur.

Diğeri ise hayatını son nefesine kadar korumak için, elinden gelen her şeyi yapmaya azmeder. Sıçrayarak çıkamaz ama ısrarlı çırpınması ayaklarının altında ummadığı şekilde tereyağı adacığı oluşturur ve üzerine çıkıp tutunur. Ev sahibi gelince de kurbağayı kovadan kurtarıp dışarıya atar.

Çileli hayat bizi dalgalar halinde birbirini izleyen çukurların içine düşürür. Sağlığımız, paramız, eşimiz, işimiz, arkadaşımız çilemize dönüşebilir. Hiçbir çile dalgası kalıcı değildir. Yılmamalı, yıkılmamalı insan. Sabretmeli, direnmeli, çırpınmalı, bir çırpınma şekli sonuç vermiyorsa başka bir çırpınma şeklini keşfetmeye çalışmalıdır.

Hayatı hareketlendiren, çilelerin yaşattığı canlılık çırpınışıdır. Hatta hayat harekettir. Nehir kokuşmaktan hareketle kurtulur. Huzur ve sağlık hareketle beslenir. İnsan yaşlandığı için durağanlaşmaz aslında, durağanlaştığı için yaşlanır.

Kısaca huzur, bereket ve başarı her zaman zora talip olanlara taliptir. Öyleyse amacınız daha iyi sonuçsa siz de zoru seçin, zoru sevin ve zorlukla savaşın.” 





Neden mutsuzuz?

Neden mutsuzuz?


İnsan Neden dünyada MUTLU Olamaz

veya Aradığı MUTLULUĞU Bulamaz?

İnsanın asıl vatanı CENNET'tir.

İnsanın enfüsi yani içsel yapısı cennete göre dizayn edilmiştir.
İnsanda BEKA hissi vardır, sonsuza kadar yaşamak ister.
Yaşlanmak ve hastalanmak istemez.
Bir anda her yerde olmak, sonsuz güçlü ve zengin olmak ister.
Her zaman mutlu olmak keyif yapmak zevk-ü sefa içinde olmak ister.
Saraylar, köşkler villalar, hizmetçiler vs... ister.

Dolayısıyla bu özellikteki insanın fani ve kısa olan dünyada rahatı ve huzuru araması kavak ağaçlarının bulunduğu bahçede hindistan cevizi aramasına benzer...




 

Haram lokmadan sakının!

Haram lokmadan sakının!

 

Büyük âlim ve Velilerden Emir Hüsrev Dehlevi “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir sohbetinde;

- Kardeşlerim, haram lokmadan çok sakınınız, buyurdu. Haram yiyenin kırk gün duası kabul olmaz.

Sonra şunu anlattı:
Hazret-i Ebu Bekir, hizmetcisinin getirdiği sütü içmişti bir gün.
Sonra helalden olmadığını anlayınca, parmağını boğazına sokarak çıkardı hepsini. O kadar zahmetle çıkardı ki, ölüyor sandılar.

Sonra da;
- Yâ Rabbi! Elimden geleni yaptım. Midemde ve damarlarımda kalan zerrelerden sana sığınırım! diye yalvardı.

Kimlerin duası kabul olmaz?
Bir gün de haram yemekten sordular bu zata.

Cevabında;
- Haram yiyenin ibadetleri ve duası kabul olmaz, buyurdu.

Ve ekledi:
- Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri; (Kambur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, haramdan kaçınmadıkca, kabul edilmez, faydası olmaz) buyuruyor.

Başka misal verdi:
- Süfyan-ı Sevri hazretleri “rahmetullahi aleyh” de; (Haram para ile sadaka veren, cami yaptıran, hayrat yapan kimse, kirlenmiş elbiseyi idrar ile yıkayan kimseye benzer ki, daha çok pislenir) buyurdu.

Helal lokma yiyiniz!
Bir gün de sohbetinde;
- Helal lokma yemeye gayret ediniz, buyurdu.

Ve ekledi:
- Büyüklerden biri; (Kırk gün şüpheli lokma yiyenin kalbi kararır ve lekelenir) buyuruyor.

Şöyle devam etti:
- Haram yiyenin günah işlemesi kolay olur. Nitekim Evliyadan Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri; (Haram yiyenlerin yedi azası, istese de, istemese de günah işler. Helal yiyenlerin azası, ibadet eder. Hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir) buyuruyor.
 
 
 

Ahmed Şahin - Geçmiş büyüklerden uyarılar!

Ahmed Şahin - Geçmiş büyüklerden uyarılar!


Ahmed Şahin
 
 
AİLE-SAĞLIK

Geçmiş büyüklerden uyarılar!


Sizi bilmem ama ben değerlendirmelerimi gözden geçirirken geçmiş büyüklerin benzeri konulara nasıl baktıklarını da merak ediyor, onların bakış ve yorumlarını da öğrenmeye ihtiyaç duyuyorum.

İsterseniz buyurun bugün sizinle birlikte bakalım geçmiş büyüklerin günümüze mesaj veren ibretli söz ve davranışlarına. Muhtemeldir ki siz de değerli bulacak, takdirle okuyacaksınız.

****

İnceleyeceğimiz ilk örneğimiz Abbasi halifesi Mutasım’ın, Kur’an’ın mahluk olduğu yolundaki iddialarına uygun fetva vermediği için 27 ay hapishanede tuttuğu büyük Müctehid Ahmed bin Hanbel’in sabır ve tahammül anlayışı.

Halife Mutasım’ın emriyle atıldığı rutubetli hapishane bodrumunda 27 ay yatırıldıktan sonra çağrıldığı mahkemeye götürülürken yollara dökülen halkın içinden bir hayranı, büyük müctehidin iskelet haline gelmiş zayıf bedenini görünce dayanamayarak feryad ediyor:

-Eyvah! hocamız iskelet haline gelmiş bu zayıf bedenle nasıl karşı koyacak böylesine ağır bela ve musibetlere?

Bu feryadı duyan Ahmed bin Hanbel Hazretleri, tebessümle baktığı adama bakın nasıl bir düzeltme ile cevap veriyor:

- Hayatta eksik olmayan bela ve musibetlere beden kuvvetiyle değil iman kuvvetiyle karşı konur! İnsanın imanı kuvvetli ise bedeninin zayıf olması zarar vermez. İmanı zayıfsa bedeninin kuvvetli olması da ona fayda sağlamaz! Sen beden zayıflığına değil iman kuvvetine bak. Çünkü zorluk ve sıkıntılara ancak iman kuvvetiyle karşı konur, beden kuvvetiyle değil!

Evet, işte bize ibretli gelen büyük müctehidin bu iman kuvveti açıklaması. Demek ki maruz kalınan bela ve musibetlere beden kuvvetiyle değil iman kuvvetiyle karşı konurmuş. Öyle ise önce imanımızı kuvvetlendirmeye bakmalıyız ki, maruz kaldığımız sıkıntı ve musibet imtihanlarını başarı ile kazanalım, bir bezginlik ve mağlubiyet hissi söz konusu olmasın bizde de.

*****

Burada akla şöyle bir soru da gelmektedir. Sahibine muhteşem bir dayanma gücü veren bu iman nasıl bir imandır acaba? Bunu da büyük sahabi İbn-i Mes’ud Hazretlerinden dinleyelim isterseniz. O da musibetlere karşı sahibini dimdik ayakta tutup koruyan imanı nasıl tarif ediyor bakın:

-İman, birbirini kucaklayan iki parçadan oluşan tecezzi kabul etmez bir bütündür. O bütünün yarısı sabır, yarısı da şükürden oluşur! İşte böyle bir imana sahip olan insan, sıkıntılar karşısında bir sabır kahramanı kesilir, nimetler karşısında da şükür hayranı haline gelir. Onu baskılarla dayatmalarla sindirmek, korkutmak mümkün olmaz artık!

Demek ki Bediüzzaman Hazretleri’nin tarif ettiği iman da bu iman olmalıdır. Diyor ki Hazreti Üstad:

- Hakiki imanı elde eden insan kainata meydan okuyabilir! Bu tarifte de olduğu gibi!

*****

Bir örnek misalde sahabeden sonra gelen tabiin’in maneviyat büyüğü Fudayıl bin İyad’dan verelim izin verirseniz. Bakalım nefsini ikaz ve ıslah için giriştiği gösterişten uzak kalma mücadelesinde nasıl makul ve meşru uyarılarda bulunuyor, riyakarlığa kayamaz hale getiriyor nefsini:

- Ey nefis! sakın şöhret sahibi biri olmaya heves etme! Zira herkesin tanıdığı meşhur biri olman mutlaka senin lehine değildir! Nitekim hiç kimsenin tanımadığı meçhul biri olman da mutlaka aleyhine olmadığı gibi. Şunu unutma ki, Allah katında biliniyorsan kul katında bilinmeyişin kıymetini azaltmaz. Ama Allah katında değer verilmiyorsan kul katında biliniyor olman da sana değer katmaz! Bu uyarıları ömür boyu hatırla, hiç unutma!

Demek ki, hayatta esas olan, Allah katında tanınmak, Resülullah yanında itibar sahibi olmaktır. İsterse bazı kullar seni tanımasın, takdir de etmesin. Yeter ki sen vazifeni yap, vazife-i İlahiye’ye karışma!

-Ne dersiniz geçmiş büyüklerin bu ibretli değerlendirme ve uyarıları üzerinde durulup düşünmeye değer misaller mi? Öyle ise: Fatebiru ya ülil ebsar! Düşünün ey basiret sahipleri!
 
 
 
 

8 Aralık 2014 Pazartesi

Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 24


Haftanın Kuran-ı Kerim mesajları – 24


 


1 - Hakka sûresi 13-15. âyet

 

Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

 

***************

 

2 - Zuhruf sûresi 68,69. âyet


(Allah, şöyle der:) “Ey âyetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.

 

***************

 

3 - Mülk sûresi 29. âyet


De ki: "Sizi imana dâvet ettiğimiz İlah, Rahmandır. Biz O’na iman ettik. O’na dayandık. Kimin kesin bir yanlışlık içinde olduğunu yakında öğrenirsiniz."

 

***************

 

4 - Beyyine sûresi 7. âyet


Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.

 

*****************

 

5 - Cin sûresi 16. âyet

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer insanlar ve cinler, Allahın yolunda dosdoğru yürüselerdi, onlara bol yağmur verir, rızıklarını bollaştırırdık.

 

******************

 

6 - Mülk sûresi 2. âyet

 

Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur).

 

********************

 

7 - Hümeze sûresi 1,2. âyet

 

Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!

 

********************

 

8 - Neml sûresi 62. âyet

 

O nesneler mi üstün yoksa, çaresiz kalıp Kendisine yalvaran insanın duasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ne de az düşünüyorsunuz!

 

********************

 

9 - Şura sûresi 47. âyet

 

Allah tarafından gelecek ve geri çevrilmesi mümkün olmayacak olan gün gelmeden önce Rabbinizin çağrısını kabul edip O’na dönün. Yoksa o gün ne sığınacak bir delik bulabilirsiniz, ne de yaptıklarınızı inkâra bir çare!

 

*******************

 

10 - Kasas sûresi 14. âyet

 

Mûsâ yiğitlik çağına erip olgunlaşınca Biz ona hikmet ve ilim verdik. Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfâtlandırırız.

 

 

 

 

 

Çaresiz Değilsiniz!


Çaresiz Değilsiniz!
 
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“…Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

 
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Hiçbiriniz ölmeyi istemesin. Zira ölmeyi isteyen kimse eğer iyi biriyse, belki daha çok hayır ve iyilik yapar. Şayet kötü biriyse, olabilir ki, tövbe edip Allah’ın rızasını kazanmaya çalışır.” (Buhârî, Temennî 6; Müslim, Zikir 10.)
​​
Enes (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Başa gelen bir sıkıntı sebebiyle hiçbiriniz ölmeyi istemesin. Eğer ölümü istemek zorunda kalırsa şöyle desin:
Allahım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece yaşat. Ölmek benim için daha hayırlı olduğu zaman canımı al!” (Buhârî, Merdâ 19, Daavât 30; Müslim, Zikir 10.)



--

 

Büyüklere danışmak

Büyüklere danışmak

 

Seyyid Ebül Vefa hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” huzuruna, bir gün sevdiği bir tüccar gelerek;

 - Efendim, izin verirseniz ticari bir sefere çıkacağım, diye arzetti.

Büyük Veli;
- İyi olur, buyurdu. İnşallah çok para kazanır ve afiyetle geri dönersin.
- İnşallah efendim, dedi.

Elini öpüp ayrıldı huzurundan.

O gün bir tanıdığına rastlayıp ona da sordu bu meseleyi.
- Ticari bir sefere çıkmayı düşünüyorum. Ne dersin?
- Bana soruyorsan, gitme derim.

- Neden?
- Ne bileyim, yollar tehlikeli. Eşkıya falan…

Kafası karışmıştı

Sonunda Ebül Vefa hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sözüne uyarak çıktı sefere.

Çok para kazanıp geri dönerken, bir handa konakladı.
O gece yatıp, eşkıyanın hanı basıp bütün malını gasbettiklerini gördü rüyasında.

Çok üzüldü, perişan oldu.
Uyanınca, rüya olduğunu anlayıp sevindi bu defa.

Sürur içinde gelip Ebül Vefa hazretlerini “rahmetullahi aleyh” ziyaret etti.

Büyük Veli sitem etti kendisine:
- Sefer için bize sormuştun. Tekrar başkasına neden sordun?
Mahcubiyetinden önüne baktı.

Dünyada en zor iş

Büyük Veli;
- Dünyada en zor iş, karar vermektir kardeşim. Bir iş, bir Allah adamına danışılıp yapılırsa, o işin neticesi şer olsa bile, bu istişarenin bereketiyle hayra dönüşür, buyurdu.

Ve şöyle devam etti:
- Sen o handa yatıp da bir rüya görmüştün ya. Hani eşkıya saldırmış ve ne kadar malın varsa hepsini almışlardı.

- Evet efendim.
- Bize danışmasaydın öyle olacaktı işte. İstişarenin bereketiyle o şer, hayra tebdil oldu. Şimdi anladın mı sorup da yapmanın ehemmiyetini?

- Anladım efendim.



 

"KAZ AKLI "

"KAZ AKLI "



 Göç eden yaban kazlarının havada süzülürken "V" şeklinde bir
formasyonla uçtuklarını görmüşsünüzdür...

Bilim adamları kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar,
araştırma sonucunda şu verilere ulaşmışlar:

1. "V" şeklinde uçulduğunda, uçan her kuş kanat çırptığında, arkasındaki
kuş için onu kaldıran bir hava akımı yaratıyormuş.Böylece "V" şeklinde
bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlar sonucu
ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçuş menzillerini % 70 oranında
uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup
halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.

Kıssadan Hisse:Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir araya
gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler.


2. Bir kaz, "V" grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor.Çünkü
diğer kuşların yarattığı hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun
sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna grupla devam ediyor.

Kıssadan Hisse:Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle aynı
yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız.


3. "V" grubunun başında giden kaz hiç bir hava akımından yararlanamıyor.
Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en
arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor.
Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer
almış oluyor.

Kıssadan Hisse:Yaptığınız her işi, yeri ve zamanı geldiğinde başkasına
bırakmak gerekiyor.


4. Uçus hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere
öndekileri bağırarak uyarıyorlar.

Kıssadan Hisse:İlerlemek ve yol almak için bazen başkalarının
uyarılarına gereksinim duyarız. Bundan alınmamalıyız; tam aksine, böyle
uyarıları sevinç ve takdirle karşılamalıyız.


5. Gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulup
uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki
kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta/yaralı kazın yanına gidiyor.

Tekrar uçabilene (ya da eğer ölürse, ölümüne kadar) onunla beraber yaralı kuşu asla terk etmiyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar.Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor.

Kıssadan Hisse:Adam olmak sadece insanlara özgü değil...


Neden yazıyorum?

Neden yazıyorum?


Okumak hayatımda hep yazmaktan daha öncelikli oldu. Okumak çok keyifli; yazmak oldukça zahmetli.

Yazmayı benim için güzelleştiren şey öğrendiklerimi paylaşmaktan mutluluk duyuyor olmak.

Öğrendiklerimizin zekatı olduğunu biliyorum ve bilgiyi kendimize saklamak gibi hakkımız olmadığına inanıyorum, bu da beni yazmaya teşvik ediyor.

Ve tabii faydalı olmak, küçük de olsa birilerinin hayatına dokunup ona farklı bir pencere açmaya vesile olmak ise ayrı bir mutluluk.

İnşallah yeni yazı diyerek paylaştığımız link ve naçiz yazılarımızı okursunuz. Okumak 3 dk ama o yazıyı yazmak belki 7-10 saat...

Şu an yeni bir yazıyı yazarken hatırıma geldi, paylaşmak istedim... Celal

6 Aralık 2014 Cumartesi

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-63

Efkan Vural - Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-63

SEVGİLİ EFKAN HOCAM FAKİRİNİZİN HAKKINDAKİ Milliyet Blog'daki Yazı dizisine ÖZETLEYEREK ŞÖYLE DEVAM ETMİŞ... 

Allah razı olsun hocam... Sizi çok seviyorum canım hocam...

Sevgili Efkan hocam kendisinden bahsettiğim bölümleri yazılardan çıkartmış. Kendisi benim en iyi dostum, akıl danıştığım büyüğüm, kendime örnek aldığım mütevazi, dürüst, ahlaklı, dindar, çalışkan, Allah'ın salih bir kuludur.

Benim namaza başlamama vesile oldu, yani beni Rabbimle buluşturdu. Allah ebediyyen razı olsun.
Allah bizleri sevdiklerimizle birlikte cennette de komşu etsin.

Çok emek harcayıp özet haline  getirmişsiniz. İyi ki varsınız hocam, bizi komşu yapana hamdolsun...

http://blog.milliyet.com.tr/her-seye-ragmen-yasamak-cok-guzel-63/Blog/?BlogNo=482078

Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-63


Her şeye rağmen yaşamak çok güzel-63
 
 
Celal ÇELİK’in hayata dair, ahlaki, dini ve felsefi yorumlarını yayınladığım yazı dizisin, sevgili Celal ÇELİK’in tüm yazılarını yeniden gözden geçirerek kısa ve öz olarak özet şeklinde sizlere sunmaya devam ediyorum.

Hayatımız nasıl düzenli olur?

Tekerlekli sandalyede engelli biri olarak babamın yardımıyla onaltı yıl çalıştım ve Allah’a şükür 2010 da emekli oldum. Emekli olduğumdan beri, beni her gören sıkılmıyor musun, nasıl vakit geçiriyorsun, diye soruyor.

Hayır, sıkılmak bir yana bazı yapmayı planladıklarıma bile vakit bulamıyorum. Çünkü ben beş vakit namazımı kılıyorum ve hayatımı namaza göre düzenliyorum.

Çalıştığım yıllarda da namaz kılıyordum ama işyerinde mescit olmadığı için eve gelince kaza ederdim.

Namaz bana öyle huzur veriyor ki, namazdan sonra ettiğim dualarda içimden geldiği gibi Rabbime samimi gözyaşımla niyazımı sunuyorum.

Hayatımı namaza göre düzenliyorum. Arabada teyemmüm taşı vardır. Bazen namaz vakti dışarıda olacaksam namazı şurda kılayım diye plan yapıyorum.

Öldükten sonra tekrar dirileceğiz;

Kuran öldükten sonra, kıyamette diriltilip mahşerde toplanmaktan ve dünya hayatının hesabının verileceğini bildiriyor.

Ama bazı gençler öldükten sonra dirilmeye inanamıyor. Diyorlar ki "Biz çürüyüp toprak olduktan sonra mı yeniden dirileceğiz, böyle şeylere bu devirde inanılır mı? "

Allah böylelerine Kuran’da Yasin suresinde tokat gibi cevap veriyor :

Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”

De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”

(Yasin suresi, 78,79. ayetler)

İlk defa bizi kim diriltmişse evet yine O diriltecektir. Çoğumuz bizi Allah'ın yarattığına inanıyoruz. O zaman niçin yeniden diriltemeyeceğine inanmayalım?

Bir işi ilk kez yapmak mı daha zor, yoksa ikinci kez mi? Biz insanlara göre ilk kez yapmak daha zordur...

Mesela Edison ampülü bulmak için belki 1000 ampül patlatmıştır ve yıllarca çalışmıştır. Sonuncu ampül ışık verdiğinde ise artık başarmıştır, ve sonraki ampülleri yapmak çok kolaydır....

Mesela ben Arge’den elektronik devre kartı tasarımcılığından emekli oldum. Ben bir karta bazen 2-3 ay uğraşırdım. Defalarca silip baştan çizerdim. Ama sonunda o kart bittiğinde üretime girerdi ve binlerce üretilirdi...

Aslında Allah için ilk ve ikinci farketmez. O'na her şey sonsuz kolaydır. Fakat biz insanlar böyle misallerle daha iyi anlıyoruz. Yani, bir işi ilk kez yapan, ikinciyi daha kolay yapar.

Dünyaya bir kez geliyoruz

Evet dünyaya birkez geliyoruz, Yani sonsuz azaptan kurtulmak ve sonsuz gençlik ve eğlence olan cennet hayatını kazanmak için sadece bir tek hakkımız var.

Kısacık dünya hayatında sonsuz cennet hayatını kazanmaya çalışıyoruz. Ah keşke! dememek için hala şansımız var. Çünkü hayattayız.

Ölümü ve hayatı veren Allah, bizim bu dünyadaki imtihanımızı istediği an sonlandırabilir. Yani akşama ölebiliriz. Ölenler hep ihtiyar mı?

Madem ölüm kaçınılmazdır, o halde ölüme hazırlanmak lazımdır.

Evet Kuran'da Allah bazı haram ve yasaklar koymuştur. Bakalım, kim bunlara uyuyor veya kim (sanki) inadına uymuyor, diye sınav oluyoruz...

Allah'ın son ve geçerli dini islam'da belirttiği yasaklarının pekçok hikmetleri vardır..

Efkan Vural

 (Devam edecek)



Hekimoğlu İsmail - Her kışın sonu bahardır…

Hekimoğlu İsmail - Her kışın sonu bahardır…


Hekimoğlu İsmail
 
AİLE-SAĞLIK

Her kışın sonu bahardır…


Kış denilince, soğuk, kar, fırtına, ısınma, barınma, beslenme meseleleri aklıma gelir.

Hayalen dolaşırım; bacası tütenler, tütmeyenler, zenginler, fakirler, hastalar, sağlıklı olanlar… Hayal yetişmiyor. Kâinat bir âlem, insan başka bir âlem. Dikkat edilirse görülür ki, kâinatın yapısıyla insanın yapısı aynıdır; halden hale dönüşür. Mevsimler de böyledir. Mesela kış, ölümü ve kıyâmeti; bahar, yeniden dirilişi; yaz da ebedî hasadı anlatıyor. Allah, atom harfleriyle, molekül heceleriyle, element kelimeleriyle kâinat kitabını yazmış; toprak gibi bir şeyden, her şeyi yeniden yaratmış, yaratmaya devam ediyor.

Kış geldi; bitkilerin kıyameti koptu. Havalar soğuyunca İsrafil’in suru öttü, her şey haşroldu. Ağaçlar yapraklarını döktü. Şu tabloyu seyreden insan biliyor ki, ilkbaharda neşrolacak. Ağaçların dalları kuru kemiklere benzer. Bahar gelince yaprak yaprak, çiçek çiçek dirilirler. Her çekirdek, her tohum bir bitkinin amel defteri gibidir; çamur içinde filiz veriyor, atası gibi aynen büyüyor. Çekirdekte ağacı saklayan Allah, amellerimizi de amel defterimizde öyle muhafaza ediyor. Allah, karı, buzu, bitkileri, kış uykusuna yatan hayvanları, haşre örnek gösteriyor; bize “Böyle öleceksiniz!” diyor.

Kış geldi; kâinat kitabı suya düştü. Yeryüzü öldü ve kefenini giydi. Yapraklar, çiçekler toprağa karışıyor, çürüyor. Kuru dalları dirilten Allah, kuru kemikleri de diriltecek. Bu dünya kış mevsimi gibidir. İslam milletinin baharı ahirettir. Kışın şiddetinden şikâyet edenler kıştan sonra gelecek bahara hazırlık yapmayı düşünmezlerse, felakettir.

Bediüzzaman şöyle der: “Çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir.”

Müslümanlar İslamiyet’ten uzaklaştıkları için, konferanslar veriyoruz, kitaplar yazıyoruz. Çünkü manevî hayatımızın kışı da ibadetlerden uzak kalmaktır. Haramlardan uzaklaşmak, sünnet-i seniyyeye ittiba etmek, Hazreti Nuh’un gemisine binmek gibidir. İnsan ahiret sarayına namzettir. O sarayda peygamberler, evliyalar, âlimler var; liyâkat kesbetmek lazım. Yani cennete layık olmak lazım.

Her gecenin sonu sabah, her kışın sonu da bahardır amma baharın hazırlığı kıştan yapılır.

Sonbaharda ekilen tohumlar, karların, buzların altında kök salar, filiz verir; yaz gelince her başakta yirmi tane buğday. Ahiret tarlasının tohumları da ibadetlerdir. İbadet deyince Allah’ın emirlerine uymak aklımıza gelir. Bu hal buğday tanesinin toprakta yatması gibidir. Çürüyeceği zaman filiz verir. Tohumların, çekirdeklerin toprakta çektiği çilelerin sonunda mahsul hasat edilir. Müslüman’a gayret yaraşır, merhamet Allah’ındır.

Öyleyse insan kendi varlığında kâinatı, kâinatta Rabb’ini okumalı, dünyada ne yaşıyorsa ahirete onu götüreceğini unutmamalı. Bütün hazırlıklar o tarafa olmalı!

Gitmek istediği yer cennet sarayları ise oranın âdâbını öğrenmeli, oraya kabul edilecek olgunluğa erişmeli. Ömür sermayesi pek azdır, lüzumlu işler pek çoktur. Kışın zahmeti, baharda rahmet olur.