| Cennette Allah görülecek mi? |
Evliyanın en büyüklerinden Kâdî Muhammed Zâhid “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, Cennette Allahü teâlâyı görecek miyiz? diye sordular. Cevabında; - Evet, müminler Cennette Allahü teâlâyı göreceklerdir, buyurdu. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Ve açıkladı: - Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmayanı görmek, elbette nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur. Belki, gören de, nasıl olduğu bilinmeyen bir hâl alır ve öyle görür. Arzettiler: - Bazıları görülemez diyorlar efendim. - Evet, öyle diyenler var. Bu gibi derin meselelerde iman şerefine kavuşmak, ancak Muhammed aleyhisselamın yoluna uymak ışığı ile nasib olur. Ve ekledi: - Allahü teâlâyı Cennette görmeye inanmak şerefinden mahrum olanlar, bu saadete kavuşmakla nasıl şereflenebilir ki, (inkâr eden, mahrum kalır) sözü meşhurdur. Her şeyi Allah yarattı Bir gün de sohbetinde; - Kardeşlerim, Allahü teâlâ, yerlerin, göklerin yaratıcısıdır, buyurdu. Dağları, denizleri, ağaçları, meyveleri, madenleri O yaratmıştır. Ve ekledi: - Mikropları, hayvanları, atomları, elektronları, molekülleri yaratan hep Odur. Şöyle devam etti: - Birinci semayı yıldızlarla süslediği gibi, yeryüzünü, insanları yaratmakla süslemiştir. Basit cisimleri, elemanları, O yaratmıştır. Bileşik cisimler, Onun yaratması ile hasıl olmuştur. Ve ilave eti: - Her şeyi yoktan var eden Odur. Ondan başka her şey yok idi. Ve özetledi: - Bütün semavi dinler, Allah’tan başka, her şeyin yok iken, sonradan var olduğunu bildirmektedir. |
17 Mayıs 2017 Çarşamba
Cennette Allah görülecek mi?
BİR ELMA VE İMAM-I A’ZAMIN BABASI
BİR ELMA VE İMAM-I A’ZAMIN BABASI
İmam-ı a’zamın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.
Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükrüğünde kan gördü. Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükrükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu.
Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler.
Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.
Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:
- Yediğin elmam için ne vereceksin?
- Altın gümüş neyim olsa veririm.
- Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.
- Teklifin nedir?
- Yapacaksan söyliyeyim...
- İslamiyete uygunsa yapabilirim.
- Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.
Sabit hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup,
(Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi!) Kayınpederi tebessüm ederek,
(Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allahü teâlâ mübarek ve mesut etsin.)
İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri dünyaya geldi.
İmam-ı a’zamın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.
Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükrüğünde kan gördü. Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükrükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu.
Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler.
Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.
Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:
- Yediğin elmam için ne vereceksin?
- Altın gümüş neyim olsa veririm.
- Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.
- Teklifin nedir?
- Yapacaksan söyliyeyim...
- İslamiyete uygunsa yapabilirim.
- Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.
Sabit hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup,
(Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi!) Kayınpederi tebessüm ederek,
(Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allahü teâlâ mübarek ve mesut etsin.)
İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri dünyaya geldi.
16 Mayıs 2017 Salı
RÜŞD
RÜŞD
‘Rüşd’, sözlükte, doğru yolu bulup bağlanmak, hayra isabet etmek, akıl ve ruh bakımından olgunlaşmak, dinine ve malına gelecek zararı bilmek, doğru düşünmek, iyi ve doğru olan şeyleri yapabilme olgunluğuna ulaşmak demektir.
Rüşd, kavram olarak ‘ğayy’ın, (yani şaşırma, sapıtma ve doğru yolu bilememenin) zıddıdır.
Rüşd, doğruluktur, yani istikamet üzere olmaktır. Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde Rüşd kelimesi, dosdoğru yol, Hakk yol manalarında kullanılmaktadır. [1]
Türkçe’de kullanılan ‘Rüştünü ispat etmek’ deyimi, kişinin aklını iyi kullanması, doğru olan şeyi yapabilme, iyi olan şeyleri tercih edebilme olgunluğuna ulaştığını ifade eder. Rüşd bir bakıma mükemmelliğin başlangıcıdır. Çünkü kemale giden yolun ilk basamağını Rüşd oluşturmaktadır.
Kur’an, rüşd’ü hakk din olan İslâm’ın yerine de kullanmaktadır:
“Dinde zorlama yoktur. Gerçekte rüşd (doğru yol) ile ğayy (sapıtma yolu) belli olmuştur...” [2]
“Kullarım Beni sana soracak olurlarsa, işte Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da benim davetime cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” [3]
Tanrılık davasına kalkışan Firavun da kendi yolunun ‘rüşd’ yolu olduğunu iddia etti [4] ama şüphesiz ki onun yolu, daveti ve yaptıkları ‘rüşd’ değildi. Kur’an, Firavun’un bu şekilde yaptıklarının ‘reşid’ olmadığını açıklıyor. [5]
Ashab-ı kehf, mağaraya sığındıkları zaman Allah (c.c.)’a dua ettiler ve dediler ki:
“Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve işimizi rüşd’e ulaştır. (Bizi başarılı kıl).” [6]
Rüşd, burada en doğru olan şey, hidayet yönünden ulaşılan başarı veya Allah (c.c.) yolunda girişilen çalışmanın hayırla sonuçlanmasıdır.
Kur’an, bütün insanları ve cinleri ‘rüşd’ yoluna ulaştırmak için gönderilmiş bir kitaptır. Rüşd yolu, elbette ğayy (sapıklık) yolundan ayrıdır. O, Rabbimizin doğru yoludur. Kur’an’ın anlattığı, gösterdiği, bildirdiği ve içerisine aldığı şeyler işte bu irşad (rüşde ulaşma) prensipleridir. [7]
Allah (c.c.) bütün peygamberlere bu prensipleri öğretmiş, onlar da insanları bu rüşd yoluna davet etmişlerdir. Kendilerine ilim verilmiş olan güzel kullarına da bu rüşd yolunu özel olarak gösterebilir. [8]
Aynı kökten gelen ‘Mürşid’, irşad edici, rüşd yolunu gösterici anlamındadır.
Kur’an’da: “.. Allah kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi de saptırırsa onun için asla doğru yolu gösterici bir mürşid, bir veli bulamazsın.” [9] buyrulmaktadı r.
Allah (c.c.)’ın gönderdiği ‘rüşd’ yolu olan İslâm’a inanan bütün müminler, Kur’an’la ve Peygamber (s.a.v.)’in tebliği ile ‘irşad’ olmuş, böylece ‘Sebilü’r-Rüşd’e ulaşmış ve ‘raşid-reşid’ olmuş kimselerdir.
Kur’an, ‘raşid’ olma özelliğini müminler hakkında övücü bir sıfat olarak kullanıyor:
“Ve bilin ki Allah’ın Rasûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işler de uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah, size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip çekici kıldı ve size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar ‘raşidun’ (doğru yolu bulmuş) olanlardır.” [10]
[1] Bakara sûresi, 2/256; A’raf sûresi, 7/146; Kehf sûresi, 18/66; Enbiya sûresi; 21/51
[2] Bakara sûresi, 2/256.
[3] Bakara sûresi, 2/186.
[4] Mü’min sûresi, 40/29.
[5] Hûd sûresi, 11/97.
[6] Kehf sûresi, 18/10.
[7] Cin sûresi, 72/2.
[8] Kehf sûresi, 18/66.
[9] Kehf sûresi, 18/17.
[10] Hucurat sûresi, 49/7.
http://www.islamahlaki.com/
--
Tekerlekli Sandalye İle Bir Gün Geçirmek (Sosyal Deney)
Tekerlekli Sandalye İle Bir Gün Geçirmek (Sosyal Deney)
Günahların sel gibi aktığı bu ahir zamanda, Gençlerin imanını güçlendirip hayata daha imanlı bakmalarını sağlamak için faaliyetler yapan, bir grup imanlı gencin kurduğu Ankara'da bir gençlik derneği var: ÇINARALTI
Bu derneğin birde Youtube kanalı var. 400'den fazla video var.
Yakışıklı genç Furkan Öztürk kardeşim (Twitter= @benfurkanozturk ) geçen hafta abi senle bir röportaj yapsak diye rica etti ve bizim eve geldi, çektik.
Röportajı altyazı ile ve kendi çektiği sosyal deneyle çok güzel harmanlamış Allah razı olsun. Dün akşam yayınlamış. 15 mayıs 2017
İzlemek isterseniz 17 dk'lık video :
https://www.youtube.com/watch?v=rj9UthpJxio&t=71s
Sevgilerimle
Celal
Günahların sel gibi aktığı bu ahir zamanda, Gençlerin imanını güçlendirip hayata daha imanlı bakmalarını sağlamak için faaliyetler yapan, bir grup imanlı gencin kurduğu Ankara'da bir gençlik derneği var: ÇINARALTI
Bu derneğin birde Youtube kanalı var. 400'den fazla video var.
Yakışıklı genç Furkan Öztürk kardeşim (Twitter= @benfurkanozturk ) geçen hafta abi senle bir röportaj yapsak diye rica etti ve bizim eve geldi, çektik.
Röportajı altyazı ile ve kendi çektiği sosyal deneyle çok güzel harmanlamış Allah razı olsun. Dün akşam yayınlamış. 15 mayıs 2017
İzlemek isterseniz 17 dk'lık video :
https://www.youtube.com/watch?v=rj9UthpJxio&t=71s
Sevgilerimle
Celal
Çocuğun duası
Çocuğun duası
Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
– Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
– Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:
– Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
– Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. Dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:
– Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
– Allah isterse eğer, ona öğretir!. Dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.
Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah’tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın aniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşamüstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.
Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
– Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi. Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.
Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
– Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde “av” diye bir şey kalmadı.
– Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de “rasgele” derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:
– Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
– Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.
Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
– Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
– Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. Dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!.
Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da… Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
– Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. Dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?
Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
– Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
– Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:
– Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
– Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. Dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:
– Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
– Allah isterse eğer, ona öğretir!. Dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.
Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah’tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın aniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşamüstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.
Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
– Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi. Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.
Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
– Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde “av” diye bir şey kalmadı.
– Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.
Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de “rasgele” derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:
– Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?
– Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.
Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
– Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.
Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
– Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. Dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!.
Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da… Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
– Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. Dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?
15 Mayıs 2017 Pazartesi
EFKAN VURAL - Anne baba hakkı ve onlara karşı görevlerimiz
EFKAN VURAL - Anne baba hakkı ve onlara karşı görevlerimiz
Annemiz ve babamız bizim için en değerli kişilerdir. Bizler anne ve babamızın sayesinde bu günlere gelmişizdir. Annelerimizi ve babalarımızı yılın belli bir günün de hatırlayıp ellerini öperek, onlara karşı görevlerimizi yerine getirmiş olamayız.
Anne ve babalarımıza her zaman değer vermeliyiz. Onların bir ihtiyacı olduğunda hemen yardımcı olmalıyız.Onlara karşı hiçbir zaman kırıcı olmamalıyız.
Yüce dinimizde anne ve baba hakkına çok önem verilir. Allah birçok ayette anne ve babaya iyi davranmayı ; Onlara “öf ! “ bile dememeyi emreder. Anne ve babaya sürekli iyi ve güzel davranmamızı öğütler.
Kur’an’ı Kerimde Yüce Allah bazı ayetlerde anne ve baba hakkında şöyle buyurmaktadır:
“ Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir….. (Ankebut, Suresi,8.Ayet)
“ Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana –babaya … iyilik edin… (Nisa,Suresi,36.ayet)
“Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi , ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri , yada her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa ,sakın onlara “ öf ! “ bile deme; onları azarlama ; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve deki : ”Rabbim ! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı. ” (İsra,Suresi,23.ve24.ayet)
Peygamberimize bir kişi, yapılan işlerin hangisi daha üstündür diye soru sorar:
Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Vaktinde kılınan namaz “ diye cevap verdi.
Sonra hangisidir? diye sorar:
Peygamberimiz de “ Anne ve babaya iyilik etmektir.”diye buyurur…”(Tirmizi,birr ve sıla,2)
Allah’ın bizden memnun olmasını istiyorsak Anne ve babamızı memnun etmemiz gerekir. Bu konu da Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır : ”Allah’ın rızası, anne babanın rızasına; gazabı da anne babanın gazabına bağlıdır.” (Tirmizi, birr ve sıla.3)
Anne ve babamızın hakkını ödeyemeyiz.Çünkü onların üzerimize hakları çoktur.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. ”Hiçbir evlat babanın hakkını ödeyemez.Ancak onu köle olarak bulup satın alır ve özgür ederse müstesna.”(Tirmizi,birr ve sıla,8)
Cennete girmek istiyorsak anne ve babamıza karşı sorumluluklarımızın farkına vararak,onlara özellikle ihtiyarlık döneminde ve bize muhtaç olduklarında yanlarına koşmalıyız..Onlara üzücü hiçbir harekette bulunmamalıyız.
Onların dualarını almaya çalışmalıyız.Onların dualarının geri çevrilmeyeceğini bilmeliyiz.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası” (İbn Mâce, Dua, 11.)
Cennete girmek istiyorsak Anne ve babamıza iyi davranmalıyız. Cennetin anaların ayağının altında olduğunu unutmamalıyız.
Bu konu ile ilgili bir rivaye şöyledir:Muaviye b. Câhime’dir. Anlattığına göre, İbn Câhime (ra) bir gün Hz. Peygamber’e (sas) geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim” dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Annen var mı? (hayatta mı?)” diye sordu. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır” buyurdu. (Nesâî, Cihâd, 6)
Anne ve babamızın rızasını kazanarak cennete girme şansımızı artırmalıyız.
Bu konu ile ilgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün. ”Kimin ya Rasulallah denince .”İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine yahut her ikisine yetişip de (onların rızasını kazanarak) cennete giremeyenin ” buyurdu. (Müslim,birr ve sıla9,10.)
Anne ve babamıza karşı gelmemeliyiz. Onlara karşı saygıda ve sevgide kusur etmemeliyiz.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi? Deyince;
Sahabe:Evet ya Rasulullah! Dediler.
Peygamberimiz de:”Allah’a şirk koşmak,anne ve babaya karşı gelmek” buyurdu. (Tirmizi birr ve sıla,4.)
Bir adam Peygamberimize gelerek ey Allah’ın elçisi insanlar içinde en güzel şekilde davranmam gereken kimdir ? deyince Peygamberimiz de Annendir “ diye cevap verir. Adam sonra kimdir? diye ikinci ve üçüncü defa sorunca da Hz. Peygamber (s.a.v), “Annendir” buyurdu. Adam sonra kimdir? Deyince Peygamberimiz, “Sonra babandır.” diye cevap verdi.(Buhari,edeb,4)
Bir hadis-i şerifte anne ve babaya karşı yapılması gerekenler şöyle özetlenmiştir.
Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî (r.a.) şöyle dedi: Bir gün biz Resûlullah’ın huzurunda otururken Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve:
- Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu.
Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
– “Evet, onlara dua eder günahlarının bağışlanmasını dilersin; vasiyetlerini yerine getirirsin; akrabasını koruyup gözetirsin; dostlarına da ikramda bulunursun.” (İbni Mace,Edeb,2.)
Evet anneler günü sebebiyle , annemizin gönlünü alalım. Hediyelerimiz yanında, onlara vereceğimiz en büyük hediye ; yalnız olmadıklarını ,bir gün değil her gün gerektiğinde yanlarında olabileceğimiz güvenini verebilmektir.
Eğer anne ve babamız vefat etmişse ruhlarını analım.Onlar için sadaka verelim.İyilik yapalım.
Var mısınız anne ve babalarımıza iyi davranmaya…
Ve cenneti garantilemeye çalışalım İnşallah…
Efkan VURAL
Annemiz ve babamız bizim için en değerli kişilerdir. Bizler anne ve babamızın sayesinde bu günlere gelmişizdir. Annelerimizi ve babalarımızı yılın belli bir günün de hatırlayıp ellerini öperek, onlara karşı görevlerimizi yerine getirmiş olamayız.
Anne ve babalarımıza her zaman değer vermeliyiz. Onların bir ihtiyacı olduğunda hemen yardımcı olmalıyız.Onlara karşı hiçbir zaman kırıcı olmamalıyız.
Yüce dinimizde anne ve baba hakkına çok önem verilir. Allah birçok ayette anne ve babaya iyi davranmayı ; Onlara “öf ! “ bile dememeyi emreder. Anne ve babaya sürekli iyi ve güzel davranmamızı öğütler.
Kur’an’ı Kerimde Yüce Allah bazı ayetlerde anne ve baba hakkında şöyle buyurmaktadır:
“ Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir….. (Ankebut, Suresi,8.Ayet)
“ Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana –babaya … iyilik edin… (Nisa,Suresi,36.ayet)
“Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi , ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri , yada her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa ,sakın onlara “ öf ! “ bile deme; onları azarlama ; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve deki : ”Rabbim ! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı. ” (İsra,Suresi,23.ve24.ayet)
Peygamberimize bir kişi, yapılan işlerin hangisi daha üstündür diye soru sorar:
Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Vaktinde kılınan namaz “ diye cevap verdi.
Sonra hangisidir? diye sorar:
Peygamberimiz de “ Anne ve babaya iyilik etmektir.”diye buyurur…”(Tirmizi,birr ve sıla,2)
Allah’ın bizden memnun olmasını istiyorsak Anne ve babamızı memnun etmemiz gerekir. Bu konu da Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır : ”Allah’ın rızası, anne babanın rızasına; gazabı da anne babanın gazabına bağlıdır.” (Tirmizi, birr ve sıla.3)
Anne ve babamızın hakkını ödeyemeyiz.Çünkü onların üzerimize hakları çoktur.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. ”Hiçbir evlat babanın hakkını ödeyemez.Ancak onu köle olarak bulup satın alır ve özgür ederse müstesna.”(Tirmizi,birr ve sıla,8)
Cennete girmek istiyorsak anne ve babamıza karşı sorumluluklarımızın farkına vararak,onlara özellikle ihtiyarlık döneminde ve bize muhtaç olduklarında yanlarına koşmalıyız..Onlara üzücü hiçbir harekette bulunmamalıyız.
Onların dualarını almaya çalışmalıyız.Onların dualarının geri çevrilmeyeceğini bilmeliyiz.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası” (İbn Mâce, Dua, 11.)
Cennete girmek istiyorsak Anne ve babamıza iyi davranmalıyız. Cennetin anaların ayağının altında olduğunu unutmamalıyız.
Bu konu ile ilgili bir rivaye şöyledir:Muaviye b. Câhime’dir. Anlattığına göre, İbn Câhime (ra) bir gün Hz. Peygamber’e (sas) geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim” dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Annen var mı? (hayatta mı?)” diye sordu. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır” buyurdu. (Nesâî, Cihâd, 6)
Anne ve babamızın rızasını kazanarak cennete girme şansımızı artırmalıyız.
Bu konu ile ilgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün. ”Kimin ya Rasulallah denince .”İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine yahut her ikisine yetişip de (onların rızasını kazanarak) cennete giremeyenin ” buyurdu. (Müslim,birr ve sıla9,10.)
Anne ve babamıza karşı gelmemeliyiz. Onlara karşı saygıda ve sevgide kusur etmemeliyiz.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi? Deyince;
Sahabe:Evet ya Rasulullah! Dediler.
Peygamberimiz de:”Allah’a şirk koşmak,anne ve babaya karşı gelmek” buyurdu. (Tirmizi birr ve sıla,4.)
Bir adam Peygamberimize gelerek ey Allah’ın elçisi insanlar içinde en güzel şekilde davranmam gereken kimdir ? deyince Peygamberimiz de Annendir “ diye cevap verir. Adam sonra kimdir? diye ikinci ve üçüncü defa sorunca da Hz. Peygamber (s.a.v), “Annendir” buyurdu. Adam sonra kimdir? Deyince Peygamberimiz, “Sonra babandır.” diye cevap verdi.(Buhari,edeb,4)
Bir hadis-i şerifte anne ve babaya karşı yapılması gerekenler şöyle özetlenmiştir.
Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî (r.a.) şöyle dedi: Bir gün biz Resûlullah’ın huzurunda otururken Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve:
- Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu.
Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
– “Evet, onlara dua eder günahlarının bağışlanmasını dilersin; vasiyetlerini yerine getirirsin; akrabasını koruyup gözetirsin; dostlarına da ikramda bulunursun.” (İbni Mace,Edeb,2.)
Evet anneler günü sebebiyle , annemizin gönlünü alalım. Hediyelerimiz yanında, onlara vereceğimiz en büyük hediye ; yalnız olmadıklarını ,bir gün değil her gün gerektiğinde yanlarında olabileceğimiz güvenini verebilmektir.
Eğer anne ve babamız vefat etmişse ruhlarını analım.Onlar için sadaka verelim.İyilik yapalım.
Var mısınız anne ve babalarımıza iyi davranmaya…
Ve cenneti garantilemeye çalışalım İnşallah…
Efkan VURAL
Hz. Hatice
Hz. Hatice
İlk iman eden hanım:
Hatice-tül kübra
Hazret-i Hatice Validemiz cömertti, şefkatliydi, merhametliydi. Efendimizin âdeta üstüne titredi. İlk iman eden hanım o oldu, varını yoğunu İslamiyetin yayılması için sarf etti.
Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) 25 yaşına kadar evlenmediler. İlk izdivaçlarını, kendilerinden 15 yaş büyük, daha önce evlenip çocuk sahibi olan Hazret-i Hatice validemizle yaptılar.
Server-i Kâinatın mübarek evlâtlarından Kâsım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah (Tayyib) Hazret-i Hatice'den (aleyhimürrıdvan) doğdu.
Hazret-i Hatice Validemiz vefat ettiğinde 65, Efendimiz ise 50 yaşında idi. Bu bütün gençliklerini yaşlı ve dul bir hanımla geçirdiler demekti...
Hatice validemiz fevkalade kabiliyetli, âlime, tahire, fazıla idi.. Talibi çoktu ama hiçbirini düşünmedi. Bir gece rüyasında "Sen ahir zaman peygamberinin zevcesi olacaksın" denildi. Hayli tesirinde kaldı ve Mekke bilgelerinden akrabası Varaka bin Nevfel'e tabir ettirdi. Henüz Efendimizi tanımıyordu ama işaretler barizdi...
O günlerde Şam'a kervan çıkarıyordu. Kafilenin başına tecrübeli isimleri geçirebilirdi ama Muhammed-ül emini tercih etti. Dönüşte kâhyası Meysere'den Habibullah hakkında şaşırtıcı şeyler dinledi...
O sıra Efendimizin amcası Ebu Talib biricik yeğenini evlendirmeye çalışıyordu, lâkin eli dar, gücü belliydi. Hazret-i Hatice validemiz onları hiç üzmedi, nikâh teklifini memnuniyetle kabul etti..
Hatice-tül kübra cömertti, şefkatliydi, merhametliydi. Efendimizin âdeta üstüne titredi. İlk iman eden hanım o oldu, varını yoğunu İslamiyetin yayılması için sarf etti.
Hazret-i Aişe validemiz buyuruyor ki: "Efendimiz kurban kestikleri zaman Hatice'nin arkadaşlarını unutmaz tek tek et gönderirlerdi.
Onlara çok iltifat ederlerdi... Bir gün dayanamadım. 'Ya Resulullah' dedim, 'O yaşlı bir hanım idi, Allahü teâlâ size daha genç ve güzelini nasip etmedi mi?' dedim. Efendimiz 'hayır, bana ondan daha hayırlısını nasip etmedi. Herkes beni yalanlarken o bana iman etti. Herkes bana düşman iken o bana dost idi. İnsanlar mallarından beni mahrum ederken o servetini önüme serdi' buyurdular."
Bir gün Cebrail aleyhisselam vahiy getirmişti. Efendimize "Allahü teâlâ Hatice'ye selâm ediyor" dedi. Hazret-i Hatice bakın selâmı nasıl aldı: "Allahüsselâm ve minhüsselâm ve âlâ Cibril esselâm!" Allah (Celle celalühu) bizzat selâmın kendisidir. Sana ve Cebrail'e de selâm olsun!
Mâlumunuz selâm kendisine selâmet istenen kimseye verilir ki Allah teâlânın böyle bir temenniye ihtiyacı yoktur. Bu cevap Hazret-i Hatice'nin ilmini, zekâsını, ferasetini gösterir.
Efendimiz bir gece yalvara yakara sabahlamışlardı ki Hazret-i Hatice Validemiz "biraz dinlenseniz" dedi. "Gad meda vaktün nevmi ya Hatice!" Yani (Uyumanın zamanı geçti ya Hatice!)
M.SAİD ARVAS
İlk iman eden hanım:
Hatice-tül kübra
Hazret-i Hatice Validemiz cömertti, şefkatliydi, merhametliydi. Efendimizin âdeta üstüne titredi. İlk iman eden hanım o oldu, varını yoğunu İslamiyetin yayılması için sarf etti.
Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) 25 yaşına kadar evlenmediler. İlk izdivaçlarını, kendilerinden 15 yaş büyük, daha önce evlenip çocuk sahibi olan Hazret-i Hatice validemizle yaptılar.
Server-i Kâinatın mübarek evlâtlarından Kâsım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah (Tayyib) Hazret-i Hatice'den (aleyhimürrıdvan) doğdu.
Hazret-i Hatice Validemiz vefat ettiğinde 65, Efendimiz ise 50 yaşında idi. Bu bütün gençliklerini yaşlı ve dul bir hanımla geçirdiler demekti...
Hatice validemiz fevkalade kabiliyetli, âlime, tahire, fazıla idi.. Talibi çoktu ama hiçbirini düşünmedi. Bir gece rüyasında "Sen ahir zaman peygamberinin zevcesi olacaksın" denildi. Hayli tesirinde kaldı ve Mekke bilgelerinden akrabası Varaka bin Nevfel'e tabir ettirdi. Henüz Efendimizi tanımıyordu ama işaretler barizdi...
O günlerde Şam'a kervan çıkarıyordu. Kafilenin başına tecrübeli isimleri geçirebilirdi ama Muhammed-ül emini tercih etti. Dönüşte kâhyası Meysere'den Habibullah hakkında şaşırtıcı şeyler dinledi...
O sıra Efendimizin amcası Ebu Talib biricik yeğenini evlendirmeye çalışıyordu, lâkin eli dar, gücü belliydi. Hazret-i Hatice validemiz onları hiç üzmedi, nikâh teklifini memnuniyetle kabul etti..
Hatice-tül kübra cömertti, şefkatliydi, merhametliydi. Efendimizin âdeta üstüne titredi. İlk iman eden hanım o oldu, varını yoğunu İslamiyetin yayılması için sarf etti.
Hazret-i Aişe validemiz buyuruyor ki: "Efendimiz kurban kestikleri zaman Hatice'nin arkadaşlarını unutmaz tek tek et gönderirlerdi.
Onlara çok iltifat ederlerdi... Bir gün dayanamadım. 'Ya Resulullah' dedim, 'O yaşlı bir hanım idi, Allahü teâlâ size daha genç ve güzelini nasip etmedi mi?' dedim. Efendimiz 'hayır, bana ondan daha hayırlısını nasip etmedi. Herkes beni yalanlarken o bana iman etti. Herkes bana düşman iken o bana dost idi. İnsanlar mallarından beni mahrum ederken o servetini önüme serdi' buyurdular."
Bir gün Cebrail aleyhisselam vahiy getirmişti. Efendimize "Allahü teâlâ Hatice'ye selâm ediyor" dedi. Hazret-i Hatice bakın selâmı nasıl aldı: "Allahüsselâm ve minhüsselâm ve âlâ Cibril esselâm!" Allah (Celle celalühu) bizzat selâmın kendisidir. Sana ve Cebrail'e de selâm olsun!
Mâlumunuz selâm kendisine selâmet istenen kimseye verilir ki Allah teâlânın böyle bir temenniye ihtiyacı yoktur. Bu cevap Hazret-i Hatice'nin ilmini, zekâsını, ferasetini gösterir.
Efendimiz bir gece yalvara yakara sabahlamışlardı ki Hazret-i Hatice Validemiz "biraz dinlenseniz" dedi. "Gad meda vaktün nevmi ya Hatice!" Yani (Uyumanın zamanı geçti ya Hatice!)
M.SAİD ARVAS
14 Mayıs 2017 Pazar
EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 10
EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 10
İnsanlar için önemli olan şeyler vardır.Bunlar:Anne,baba,eş, çocuklar,yakın akrabalar,arkadaşlar …
Bunların hepsinin önemi çok büyüktür.
Anne babanın önemi ve büyüklüğü tartışılmazdır. Bizi her zorluğa rağmen ,karnında taşıyan ve bir çok eziyetlerle bizi doğuran annemizdir. Gecesini ve gündüzünü bizim için seferber ederek geçiren annemiz ve ona destek olan babamız; bizim her şeyimizdir. Onlar bizim canımızdır,ciğerimizdir
Sevgiyi,güveni,konuşmayı velhasıl hayatı anne ve babamızdan öğrendik. Onlara pek çok şey borçluyuz. Anne ve babamıza borcumuzu ödememiz mümkün değildir.
Anne ve babalarımızı bir günlük değer ve hediyelerle geçiştiremeyiz.
Anneler günü yılın bir gününe indirgenemez. Yılın her günü anneler günü olmalıdır. Onları her zaman hatırlamalıyız. Gerektiğinde her an yanlarında olmalıyız.
Onların isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılamalıyız.
Onların bizden istediği en önemli şey,iyi bir kişi olmamızdır. Yararlı işler yapmamız ve kötü davranışlardan uzak durmamız onları en fazla mutlu eden şeylerdendir.
Eğer anne ve babamız yanımızda veya yakınımızda iseler onları hiçbir şekilde incitmemeliyiz. Her zaman onların gönüllerini almalıyız.Sözlerimize ve davranışlarımıza dikkat etmeliyiz. Onları üzecek şeylerden uzak durmalıyız. Onlara “öf “ bile dememeliyiz.
Anne veya babamız uzakta ise,arayıp hal hatır sormalıyız.Sıkıntıları varsa yardımcı olmalıyız.
Onların dualarını almak için her zaman fırsat kollamalıyız. Onlar aslında bizim için bir hazine misalidir. Onlara,değerli olduklarını her zaman hissettirmeliyiz. Onların kalbini kıracak en küçük bir hareketten uzak olmalıyız.
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle”
(İsra Suresi 23. Ayet)
Ne mutlu bu ayeti kerimenin gereğini yerine getirenlere…
Bütün annelerin, anneler gününü kutlar,hepsine uzun ve huzurlu ömürler dilerim…
Efkan VURAL
Canım anneciğim
Canım anneciğim
Hayırlı pazarlar sevgili gönül dostlarımız,
Bugün anneler günü,
Grubumuzdaki tüm annelerin ve anne olmasa da anne şefkati gibi merhametli tüm bayanların anneler gününü kutluyoruz.
Aşağıda iki yıl önce annemle ilgili yazdığımız yazıyı paylaşmak istiyoruz.
Allah annemi ve tüm anneleri başımızdan eksik etmesin, sağlıklı hayırlı uzun ömür versin.
Rahmeti Rahman'a kavuşmuş tüm annelerimize de rahmet diliyoruz.
Sevgilerimle...
Celal Çelik
********************
Hakkını Helal Et Anne
Annem her zaman çok duygusaldı, hemen ağlardı. Hala da öyledir. Küçükken anlamazdım. Annemin annesi, doğumdan bir ay sonra ölmüş. Annem abisinin yanında büyümüş. Annemin babası olan dedem de yeni eşiyle on yıl evli kaldıktan sonra, annem ilkokuldayken ölmüş.
Canım anneciğim küçükken annesine, babasına sarılan arkadaşlarını gördükçe kimbilir geceleri yorganın altında nasıl ağlamıştır. Bazen anneannesi köylerine gelince geceleri anneannesine sarılıp uyurmuş.
Yani anneciğim, Peygamber Efendimiz SAV gibi hem öksüz hem yetim büyümüş. Annemi yirmi yaşındayken, onu büyüten abisi evlendirmiş.
Evlendiğinde babamın işi bile yokmuş. Ben doğduğumda altıma bağlayacak bezi çarşafları keserek yapmış. Babacığım yıllarca gurbette çalıştı. Anadoluda şeker fabrikalarına su kuyusu açtı. Ayda sadece birkaç gün izine Ankara’ya eve gelebilirdi.
Anneciğim Ankara Etimesguttaki gecekondu evimizde üç çocuğuyla kalırdı. Geceleri en küçük çocuğu Berrin’ine sarılır yatardı. Babam gurbette çalıştığı için evin her türlü işlerini ve çocuklarıyla ilgili her şeyi kendisi yapardı.
Ben annemin ilk çocuğuyum. 1993 te ilk rahatsızlandığım zamanlar annem çok üzüldü, çok ağladı. Ama ben hastalığımı/engelli oluşumu annemin açısından şöyle değerlendiriyorum:
Ben Allah’ın anneme bir hediyesiyim. İnşallah annem sabrederek (anneciğim zaten bebekliğinden beri hep sabrediyor) ve bana bakarak cennette makamı çok yükselecek. Allah, annemi ve babamı dünyada da ahirette de ayırmasın, uzun ömürler versin.
Ben şu an kırkiki yaşındayım. Annem hala bana bakıyor. Hele son altı aydır ameliyattan dolayı oturamıyorum. Annem yine bana bebeklikteki gibi yattığım yerde yemek yediriyor. ALLAH ebeden razı olsun.
Biliyorsunuz Kuran’da Rabbimiz ana-babaya Öf! bile demeyin, buyuruyor. Biz üç kardeş anne ve babamızı hep sevindirmeye çalışıyoruz. Çünkü Peygamber Efendimiz SAV (Ana-babasının rızasını alan mümine Cennetten iki kapı, üzene de Cehennemden iki kapı açılır.) [Beyheki] buyuruyor.
Ben engelli olduğum için annem babamla beraber yaşıyoruz. Bizi en çok sevindiren şey aranıp sorulmaktır. Kızkardeşim Çorum’da, erkek kardeşim Şanlıurfa’da evli ve çalışıyorlar. Sağolsunlar bizleri hergün arar ve hal-hatır sorarlar. Anne babasına saygı ve sevgide kusur etmezler.
Özellikle kızkardeşim, annemi ve babamı belki günde üç-dört kez arar. Yakın olduğu için bazen sürpriz yaparak Cuma akşamı okuldan çıkınca Çorum’dan Ankara’ya gelirler. Annem ve babam torunlarıyla hasret giderirler.
Ben küçükken babamdan bir şey gördüm. Ereğli’deki dedeme ölene kadar saygı ve sevgisinden, her ay maaşını alınca harçlık gönderirdi.
Ben de çalışırken, babam bankadan maaşımı çekince, tümünü O’na verirdim. Babam da borçlarımıza ve evin giderlerine harcardı. Sadece maaşımın çok az bir kısmını kendime alırdım.
Her ay o kısımdan mutlaka anneme para verirdim.
“Anne kendine bir kazak, ayakkabı, başörtü al” derdim. Ama annem çoğu zaman pazarda meyve sebzeye, günlük ekmek masraflarına harcardı.
Bazen bazı şeyleri düşünemiyoruz. Bunu anlatmazdım ama inşallah yazıyı okuyanlara acizane bir örnek olurum diye bahsettim.
Kardeşlerim de hala anne ve babama sık sık maddi ve manevi desteklerini esirgemezler sağolsunlar...
Anneciğim, küçükken benim için çok geceler uykusuz kaldı. Allah’ın beni yaratıp, dünya hayatına göndermesine vesilelik yaptı. Beni dokuz ay karnında taşıdı. Beni en güçsüz olduğum bebekken, göğsündeki sütle besledi.
Engelli olduğumda anneciğim, babamla beraber beni rahat yaşatmak için herşeyi yaptılar. Öyle ki çoğu zaman engelli olduğumu bile unuturdum. Allah onlardan razı olsun.
Anneciğim sana hakkını asla ödeyemem, ne olur hakkını helal et. Seni çok seviyorum.
Allah’ım binlerce kez dünyaya gelsem, yine Türkiye’de Nuriye-İsa Çelik’in oğlu olmayı isterdim. Sana sonsuz hamdolsun.
13 Mayıs 2017 Cumartesi
Ana Kuzusu
Ana Kuzusu
Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 14-15 yaşlarındaki gence:
– Saf’ı doldur evlat, dedi. Gel yanıma.
Çocuk, mahcup bir ifâdeyle:
– Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir.
Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek:
– Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun?
Ve öfkeyle devam etti:
– Anne kuzusu, ne olacak…
Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cuma’sını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken:
– Sana ‘anne kuzusu’ dediğim için kusura bakma yavrum, dedi. Bir anda ağzımdan kaçtı işte…
Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken:
– Bu söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefât ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da…
Cüneyd Suâvi (Hayatın İçinden)
Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 14-15 yaşlarındaki gence:
– Saf’ı doldur evlat, dedi. Gel yanıma.
Çocuk, mahcup bir ifâdeyle:
– Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir.
Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek:
– Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun?
Ve öfkeyle devam etti:
– Anne kuzusu, ne olacak…
Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cuma’sını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken:
– Sana ‘anne kuzusu’ dediğim için kusura bakma yavrum, dedi. Bir anda ağzımdan kaçtı işte…
Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken:
– Bu söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefât ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da…
Cüneyd Suâvi (Hayatın İçinden)
12 Mayıs 2017 Cuma
EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 9
EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 9
İnsan yaratılış özelliğine göre, güçlü bir varlığa inanma,ona boyun eğme ve O’na ibadet etme ihtiyacı duyar. İnsanın bu inanma ve ibadet etme arzusu yaratılıştan gelmektedir.
İnsan oğlu kendisini çok güçlü görse de aslında aciz bir varlıktır. İnsan herhangi bir virüs,hastalık veya bir kaza sonucu gücünü kaybedebilmektedir. Ölüm ise insanın en aciz olduğu andır.
İnsanoğlu acizliğini fark edince,kendinden çok daha güçlü ve hatta gücünün sınırı olmayan bir varlığa yönelir. Ve O varlıktan medet bekler.Bu duygu insanın doğasında vardır.
İnsan, inanma ihtiyacını gerçek olan Allah inancıyla gidermelidir. Allah’ın dışındaki ilahlara veya başka güçlere inanan ve onlara tapan insanlar kurtuluşa eremez.
Gerçekte inanılması ve ibadet edilmesi gereken “Tek Varlık”,kur’an’da anlatılan Yüce Allah’tır. Yalnızca O’na ibadet etmeliyiz.
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir. (Enbiya Suresi.25.Ayet)
Kur’an’da anlatılan ve Peygamberimizin öğrettiği imanın gereği olarak, Yüce Allah’ın özelliklerini(sıfatlarını) iyi bilmeliyiz.
Yüce Allah’a sıfatlarını tanıyarak inanmalıyız. O’ndan başka tanrılar edinmemeliyiz. Allah’ın dışında hiçbir güce boyun eğmemeliyiz.Yalnız O’na ibadet etmeliyiz ve yalnız O’ndan yardım istemeliyiz.
Ne mutlu Yüce Allah’a gerçek anlamda inanan ve ibadet edenlere…
Efkan VURAL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




