24 Mayıs 2017 Çarşamba

Haramdan kaçmak mühim

Haramdan kaçmak mühim
 

Bir gün Ali bin Şihab hazretleri “rahmetullahi aleyh”;
- Kardeşlerim, mühim olan, çok ibadet değildir, buyurdu.

- Ya nedir efendim? dediler.
- Günahlardan sakınmak, daha mühimdir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Hak teâlâ indinde kıymetli olmak isteyenin, haramlardan kaçması lazımdır.

Biraz dinlenseydiniz

Ömrünün sonlarında hacca gitti bu zat.
Dönünce, hiç dinlenmeden hizmete başladı.

Sevdikleri;
- Uzak yoldan geldiniz. Birkaç gün dinlenseydiniz efendim, dediler.

Cevaben;
- Biz dünyaya dinlenmeye gelmedik, buyurdu. Bize, çalışmayı emretti Rabbimiz.

Ve ilave etti:
- Vakit, keskin bir kılıç gibidir. İyi kullanılırsa, insan faydasını görür.

Topal bir merkep ile

Hac'dan sonra, ağlaması çoğaldı.
Gözünden akan yaşlar, yüzünü ıslatırdı.

Bir gün sevdiklerine, önceki Velilerin “rahmetullahi aleyhim” menkıbelerini anlattı.
Sonra, derin bir nefes aldı.

O Velileri kastederek;
- O güzel insanlar, güzel atlara binip kafilelerle gittiler. Bizse topal bir merkeple onları takib etmeye çalışıyoruz, buyurdu.

Toprak çürütmez

Oğlu naklediyor:

Babam Ali bin Şihab;
- Helalden yiyiniz. Toprak, helalle beslenen vücudu çürütmez, derdi.

Ancak bazıları itiraz eder,
- Toprak, yalnız Peygamberi “aleyhisselam” ve Sıddîkları çürütmez, derlerdi.

Babamın vefatından yirmi sene geçti.
Bu mevzu gündeme geldi yine.

Bunun doğruluğunu görmek için, gidip babamın mezarını açtılar.
Hiç çürümemişti.
 
 
 
 

Beş hikaye beş ders

Beş hikaye beş ders


Birinci ve de en onemli ders.

Okuldaki ikinci ayimda, hocamiz test sorularini dagitti.Ben okulun eniyiogrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada cakildim kaldim. Son soru soyleydi:

"Hergun okulu temizleyen hademe kadinin ilk adi nedir?.."

Bu herhalde bir cesit saka olmaliydi. Kadini yerleri silerken hemen hergun goruyordum.Uzun boylu, siyah sacli bir kadindi. 50'lerinde falan olmaliydi. Ama adini nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanitsiz birakip kagidi teslim ettim.Sure biterken bir ogrenci, son sorunun test sonuclarina dahil olup olmadigini sordu. "Tabii dahil" dedi, hocamiz.. "Is yasaminiz boyunca insanlarla karsilacaksiniz. Hepsi birbirinden farkli insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gulumsemeniz ve `Merhaba' demeniz gerekse bile.." Bu dersi hayatim boyunca unutmadim. O hademenin adini da.. Dorothy idi.



Ikinci onemli ders.. Yagmurda otostop!..

Bir gece vakit geceyarisina dogru Alama otoyolunun kenarinda duran bir zenci kadin gordum. Bardaktan bosanirca yagan yagmura ragmen, bozulan arabasinin disinda duruyor ve dikkati cekmeye calisiyordu. Gecen her arabaya el salliyordu. Yaninda durdum. 60'li yillarda bir beyazin bir zenciye hem de Alabama'da yardima kalkismasi pek olagan seylerden degildi. Onu kente kadar goturdum. Bir taksi duragina biraktim. Ayrilirken ille de adresimi istedi.Verdim. Bir hafta sonra kapim calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armaganda.. "Gecen gece otoyolda bana yardiminiza tesekkur ederim. O korkunc yagmur sadece elbiselerimi degil, ruhumu da sirilsiklam etmisti. Kendime guvenimi yitirmek uzereydim, siz cika geldiniz. Sizin sayenizde olmekte olan kocamin yataginin bas ucuna zamaninda ulasmayi basardim. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanri bana yardim eden sizi ve baskalarina karsilik beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasin!.. En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole."



Ucuncu onemli ders.. Size hizmet edenleri hep hatirlayin..

Bir pastanin uc otuz paraya satildigi gunlerde 10 yasinda bir cocuk pastaneye girdi. Garson kiz hemen kostu.. Cocuk sordu: "Cukulatali pasta kac para?.." "50 cent!.." Cocuk cebinden cikardigi bozuklari saydi. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.." "35 cent" dedi garson kiz sabirsizlikla.. Dukkanda yiginla musteri vardi ve kiz hepsine tek basina kosusturuyordu. Bu cocukla daha ne kadar vakit gecirebilirdi ki.. Cocuk parasini bir daha saydi ve "Bir dondurma alabilir miyim lutfen" dedi. Kiz dondurmayi getirdi. Fisi tabagin kenarina koydu ve oteki masaya kostu. Cocuk dondurmasini bitirdi. Fisi kasaya odedi. Garson kiz masayi temizlemek uzere geldiginde, gozleri doldu birden. Masayi sanki akan yaslar temizleyecekti. Bos dondurma tabaginin yaninda cocugun biraktigi 15 cent duruyordu..



Dorduncu onemli ders.. Yolumuzdaki engeller..
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun uzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu. Bakalim neler olacakti?.

Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri birer birer geldiler, sabahtan oglene kadar. Hepsi kayanin etrafindan dolasip saraya girdiler. Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi. Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu. Sonunda bir koylu cikageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarildi ve ikina sikina itmeye basladi. Sonunda kan ter icinde kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti. Tam kufesini yeniden sirtina almak uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu. Acti.. Kese altin doluydu. Bir de kralin notu vardi icinde.. "Bu altinlar kayayi yoldan ceken kisiye aittir" diyordu kral. Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almisti. "Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir.."



Besinci onemli ders.. Onemli olan vermektir..
Yillar once hastanede calisirken, agir hasta bir kiz getirdiler. Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu. Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu. Kucuk cocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve "Eger kurtulacaksa, veririm kanimi" dedi. Kan nakli ilerken, ablasinin gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyordu. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti, ama kucuk cocugun yuzu de giderek soluyordu.. Gulumsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: "Hemen mi olecegim?.." Kucuk doktoru yanlis anlamis, ablasina vucundaki butun kani verip, olecegini sanmisti.


https://www.frmtr.com/hayat-bilgisi/1303437-aglatan-ve-ders-veren-mukemmel-hikayeler-cok-etkileneceksiniz.html



23 Mayıs 2017 Salı

İmanın esaslarını kısaca anlatır mısınız?

İmanın esaslarını kısaca anlatır mısınız?


İmanın altı rüknü vardır:
Bunlar, Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere iman etmektir. Bir insanın mümin olabilmesi için bu altı esasın tamamına inanması gerekir. Bir tek iman rüknüne inanmayan insan, mümin olamaz. Zira, iman esasları birbiriyle alakalıdır.
 
1. Allah’a İman:
İman esaslarının birincisi Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Bir Müslüman her şeyden evvel iman eder ki Allah vardır ve birdir; bu kâinat Onun eseridir. Ne zatında, ne sıfatlarında ne de fiillerinde ortağı, eşi ve benzeri yoktur. Sıfatları mahlukatın sıfatlarına benzemez.
 
Bütün mevcudat Allah’ın varlığına delalet ettiği gibi birliğine de delalet etmektedir.
 
Ezeli ve ebedi olup, zamanda, mekândan, değişmekten, ihtiyaçtan, aczden, kusurdan münezzeh ve mahfuz olan ancak Allah’tır. Bu sıfatlara sahip olacak bir başka varlık düşünülemez.
 
Allah’ın bütün sıfatları her şeyi ihata etmiştir. Her şey onun iradesine tâbidir. Rahman, Rahim, Gafur gibi cemali isimleri olduğu gibi, Kahhar, Cebbar, Müntakim gibi celali isimleri de vardır. Kendine iman edenlere lütuf ile muamele eder. Küfür ve isyan ehlini de azabına uğratır.
 
İbadet ancak Allah’a yapılabilir. İnsanların dünya ve ahiret saadeti Onun emir ve yasaklarına uymakla gerçekleşir. Bu bir ilahî kanundur; bunda bir değişme düşünülemez.
 
İnsan aklı, Allah’ın zatını, mahiyet ve hakikatini anlayamaz. Zira akıl mahluktur ve sınırlıdır. Cenab-ı Hakk’ın zat ve sıfatları sonsuzdur. Sınırlı olanın, sonsuzu ihata edemeyeceği açık bir hakikattir. Yani, hatıra her ne gelirse Allah onun başkasıdır.
Allah’ın, zatında şeriki olmadığı gibi fiillerinde de şeriki yoktur. Bütün varlık aleminin tek yaratıcısı, tek maliki ve tek hakimidir. Sebepleri yaratan Allah olduğu gibi, sebeplerden çıkan neticeleri de yaratan yine Odur; ağacı O yarattığı gibi meyveyi de O yaratır.
 
Şükür ve ibadet, hamd ve sena ancak Ona mahsustur. Müminler yalnız Allah’a ibadet ettikleri gibi yardımı da ancak Allah’tan dilerler:

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha, 1/5)
 
Bir günah işlediklerinde de tövbelerini doğrudan doğruya Allah’a yaparlar. Zira insanların Allah’a karşı işledikleri günahı Allah’tan başkası affedemez.
 
 
2. Meleklere İman:
İmanın bir diğer rüknü de meleklere imandır. Her Müslüman iman eder ki; Cenâb-ı Hakk’ın "melek" namında latif mahlukları vardır. Bunlar Allah’ı tespih eder, ayrıca kendilerine verilen diğer vazifeleri de yerine getirirler. İsyansız olan bu mahluklar beşer gibi bir imtihana tabi değillerdir; fıtratları safi, kendileri masum, makamları sabittir.
 
Şu maddi alemin bir küçük misali olan insan bedeninde akla, hafızaya, hayale ve sevgi, korku, merak gibi binlerce hissiyata vazife gördüren Cenab-ı Hak, elbette şu muhteşem kâinatı boş bırakmamış, onu da meleklerle şenlendirmiştir.
 
 
3. Kitaplara İman:
İmanın rükünlerinden biri de semavî kitaplara imandır. İnsan, akıl aracılığıyla Allah’ın varlığını ve birliğini bilse bile, Onun emir ve yasaklarının neler olduğunu, Ona karşı ibadet vazifesini nasıl yapacağını, kısacası Allah’ın nelerden razı olup olmayacağını idrak edemez. Bunun için Cenab-ı Hak, semavî kitaplar inzal etmiştir. Semavî kitapların yüz tanesi sayfalar hâlinde, dört tanesi ise kitap hâlinde nazil olmuştu. Bu dört semavî kitap, inzal sırasına göre, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an’dır.
 
Bir Müslüman bunların tamamına inanmakla mükelleftir. Şu var ki, Kur'an'ın nazil olmasıyla diğer semavî kitaplar uygulama sahasından kalkmışlardır. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimize (asm) nazil olduktan sonra, bir harfine bile dokunulmadan günümüze kadar gelmiştir. Böylece Cenab-ı Hak,

“Kur’anı Biz indirdik, Biz muhafaza edeceğiz.” (Hicr, 15/9)
hükmünü gerçekleştirmiştir.
 
 
4. Peygamberlere İman:
Bir diğer iman rüknü de peygamberlere imandır. Cenab-ı Hakk’ın, insanları, yine insan nevinden bir peygamberle ikaz etmesi ilahî bir kanundur.
 
Peygamberlik beşer için azim bir ihtiyaç ve büyük bir nimettir. Cenab-ı Hakk, bu mürşit ve rehberlerin vasıtasıyla insanlara hidayet yollarını göstermiştir.
 
Peygamberlerin vazifesi, vahiy ve ilham yoluyla Cenab-ı Hakk’tan aldıkları emirleri beşeriyete tebliğ etmek, dünya ve ahiret saadetinin yollarını onlara göstermektir. Bu zatların iki cihetleri vardır. Birisi “kulluk”, diğeri “risalet”(İlâhî elçilik)tir. Kulluk cihetiyle Allah’ın emir ve yasaklarına en mükemmel manada, eksiksiz uyarlar; bu sahada insanlara örnek olurlar. Risalet cihetiyle, insanlara hak ve hakikati tebliğ ederler.
 
Peygamberler, Allah’ın mahluku ve kuludurlar. Bir Müslüman peygamberlerin hepsine inanmakla mükellef kılınmıştır. Herhangi birisinin peygamberliğini inkâr etse İslâm dairesinden çıkar.
 
Meselâ, Hazret-i Musa (as), yahut Hazret-i İsa’ya (as) inanmayan bir insan mümin olamaz. Bunların peygamberlikleri Kur’an ile sabittir. Onlara iman etmek, hem kitaplara hem de peygamberlere imanın bir gereğidir.
 
Peygamberlerin ilki Hazret-i Âdem (as), sonuncusu da Hazret-i Muhammed ( a.s.m.)’dir. Nübüvvet müessesesi Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile son bulmuştur. Bu bakımdan Hazret-i Muhammed (asm)’e, “Hatemü’l-Enbiya” denilir.

“Biz, seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Sebe, 34/28)
 
ayet-i kerimesinin, hükmünce Hazret-i Muhammed (asv) bir kavme değil, bütün insanlara peygamber olarak gönderilmîştir.

“Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107)
ayetinin hükmünce de O Zat (asm.), varlık alemine daimi bir nimet, ebedi bir rahmet olmuştur.
 
 
5. Ahirete İman:
İmanın en mühim bir rüknü de; öldükten sonra dirilmeye ve ahiret hayatına imandır. İnsanlara, bu dünya hayatında hem maddî hem de manevî nimetler ihsan eden Cenab-ı Hak, bu dünya imtihanını kazanan sevgili kullarını cennette yine hem cismanî hem de ruhanî hadsiz nimetlere mazhar kılacaktır.
 
Güz mevsiminde ölen bütün bitkileri ve hayvanları, baharda yeniden hayata kavuşturan Allah, elbette vefat eden insanları da ahirette yeniden diriltecektir. Bu Onun hem rahmetinin hem de adaletinin gereğidir.
 
 
6. Kadere İman:
İmanın rükünlerinden biri de kadere imandır. Kader iki kısımdır.
 
Birincisi; kâinattaki her varlığın, “zatı, şekli ve bütün özellikleriyle” Allah’ın ilminde takdir edilmesi ve buna göre yaratılmasıdır. Bu saha imtihana konu değildir.
 
İkincisi ise; insanın cüz’i iradesine bakar. İnsan, cüz’i iradesi ile hayır olsun, şer olsun her neyi tercih eder ve neyi işlerse Allah onu yaratır. İnsan bu ikinci kısımdan sorumludur. Cennet ve cehennem, insan iradesine tanınan bu tercih hakkının meyveleridir. 
 
 
 

 

Kalpte iman bulunduğuna alamet

Kalpte iman bulunduğuna alamet

Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, günahlardan sakınmamak, kalbin bozuk olmasındandır.

Sual: Bir kalpte imanın bulunup bulunmadığının alameti, işareti var mıdır, varsa bu alamet nedir?...
 

Cevap: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, günahlardan sakınmamak, kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, İslâmiyete tam inanılmamasıdır. Mümin olmak için, yalnız kelime-i şehadeti söylemek yetişmez. Münafıklar da, bunu söylüyor.

Kalpte iman bulunduğuna alamet, İslâmiyetin emirlerini severek yapmak, yasak ettiklerinden de severek uzaklaşmaktır. İslâmiyetin emirlerini yapabilmek, yasaklarından sakınabilmek için, dinde lazım olanları, öğrenmek ve öğretmek lazımdır.

Din bilgilerini öğrenmeden, başka şeyler öğrenenler ve çocuklarına doğru din bilgisi öğretmeyenler aldanmaktadır. Geleceği temin etmek, acaba bunları elde etmek midir yoksa, Allahü teâlânın rızasını kazanmak mıdır?

Niyetin doğru olması için korkmalı ve çok istiğfar etmelidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
“Teheccüd zamanında tövbe, istiğfar etmek, Allahü teâlâya yalvarmak, günahlarını düşünmek, ayıplarını, kusurlarını hatırlamak, kıyametteki azapları düşünüp korkmak, Cehennemin sonsuz acılarından titremek lazımdır. Af ve mağfiret için çok yalvarmalıdır. O zaman ve her zaman yüz kere

“Estağfirullahel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh” demeli ve manasını düşünerek söylemelidir. Bunu ikindi namazından, tesbihlerden ve duadan sonra yüz defa okumalıdır. Abdestsiz okunabilir.

Hadis-i şerifte; (Kıyamette, sayfasında çok istiğfar bulunanlara, müjdeler olsun!) buyuruldu.”
İstiğfar ve bütün dualar, temiz kalple söylenmez, yalnız ağızla söylenirse, faydası olmaz. İstiğfarı ağızla üç kere söyleyince, temiz kalp de söylemeye başlar. Günah işlemekle kararmış olan kalbin söylemesi için, ağızla çok söylemek lazımdır. Namaz kılmayanın ve haram lokma yiyenin kalbi kararır. Böyle kalplerin de söylemeye başlaması için, ağızla en az yetmiş kere istiğfar söylemelidir.
 

Fıkıh, ilmihal ve ahlak bilgilerini lüzumu kadar öğrenmek ve çoluk çocuğuna öğretmek, her Müslümana Farz-ı ayındır. Öğrenmeyenler ve çoluk çocuğuna öğretmeyenler büyük günah işlemiş olur.

Öğrenmeye lüzum görmeyen, ehemmiyet vermeyenin ise, imanı gider. Dinini öğrenen ise, dünya ve ahiret felaketlerinden kurtulur.

Osman Ünlü






Dün Youtubeda rastladığım şu video istiğfarın önemini anlatıyor:


Dualarının Kabul Edilmesini İstiyorsan

https://www.youtube.com/watch?v=gK2rB_7Lz44



22 Mayıs 2017 Pazartesi

EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 11

EFKAN VURAL - Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 11

 
Allah insanı özgür bir irade ile yaratmıştır. İnsanoğlu aklı ve  özgür iradesiyle istediğini yapabilir. İnsanın önünde hiçbir engel yoktur.Kişi iyiye de kötüye de yönelebilir.  Allah insana istediği şeye yönelme ve istediği şeyi yapma özgürlüğü vermiştir. İnsana, yaptıklarından sorumlu olması için hür bir irade verilmiştir.
 
 
Yüce Allah  insanlara iyi ve doğruyu,kötü ve çirkini elçileri vasıtasıyla göstermiştir. Allah insanı en iyi tanıyandır. İnsanı tasarlayıp yaratan  Allah, insan için  nelerin yararlı  ve nelerin zararlı olduğunu en iyi bilendir.
 
Allah, İnsanlar için  “Kendini ve hayatı kullanma kılavuzu” hazırlayıp göndermiştir.
 
Peygamberimizin,insanlara öğrettiği yaşam kılavuzu “Kur’an-ı Kerim ve Sünnet”tir.

Bu kullanma kılavuzuna göre hayatımızı tanzim etmeliyiz.
 
 
Garantili bir ürünü kılavuza ve kullanma talimatına uygun olarak kullanmamız gerektiğini hepimiz biliriz. Garanti süresi içinde kullanıcı hatasından kaynaklanan arızalar,garanti dışı sayılmaktadır. Yani hatalı ve yanlış kullanımlarda  kullanıcılar sorumludur.

İşte,Yüce Allah’ta insanlara kullanma kılavuzu olarak  İslam dinini göndermiştir. Allah insanlardan  talimata uyulmasını istemektedir.  Kullanma talimatı dışında yapılan şeylerden; Allah bizleri sorumlu tutacaktır.
 
 
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:
 

“Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.” (Tur sures,21.ayet)


“İşte orada herkes, geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler ve uydurdukları şeyler (batıl tanrılar), kendilerinden kaybolup gider.”
( Yunus suresi,30. Ayet)


Yaptıklarımızın  ve yapacaklarımızın Allah’ın rızasına uyup uymadığına dikkat etmeliyiz.
 
Yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız.
 
Efkan VURAL
 
 
 
 

Allah'ın varlığının delilleri nelerdir? Allah'ın varlığını nasıl ispatlarız / kanıtlarız?

Allah'ın varlığının delilleri nelerdir? Allah'ın varlığını nasıl ispatlarız / kanıtlarız?

 
Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez...
 
Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar...
 
İşte o kapı ve  delillerden birkaçı: 
 
İmkân Delili: İmkân, bir şeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da "mümkün" derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allah'tır. 
 
Hudus Delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre, bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. 
 
San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
• Büyük sanat değeri taşır.
• Çok kıymetlidir.
• Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
• Çok sayıda olmaktadır.
• Karışık ve çeşit çeşittir.
• Devamlıdır.
Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san'at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..
 
Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise, bir şeyin silsile hâlinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz: Bunu kim yarattı?.. 
 
Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. "Yumurtayı kim yaptı?" yahut "Meyveyi kim yaptı?" sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı.” diye cevap verilir.
 
İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz. 
 
Hikmet ve Gaye Delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah'a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz. 
 
Yardımlaşma Delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle âdeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler. Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir. 
 
Temizlik: Kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgâr, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.
 
Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır. 
 
Fıtrat ve Vicdan Delili: Allah'ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah'a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir.
Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır. 
 
Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.
 
Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır." derler.
 
Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir." demektedir...
 
 
 
 

21 Mayıs 2017 Pazar

HASTA ZİYARETİ

HASTA ZİYARETİ


6380 - Ebu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
"Müslüman için müslüman üzerinde dört haslet vardır: "Hapşırınca (elhamdulillah! derse) teşmit etmek (yerhamukallah! demek), davet edince icabet etmek, öldüğü zaman (cenazesinde) hazır bulunmak, hastalandığı zaman geçmiş olsun ziyareti yapmak."

Hastaları Ziyaret

Hastaları Ziyaret
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir kişi, akşamüstü bir hastayı ziyaret ederse kendi­siyle beraber yetmiş bin melek çıkar ve sabahlayıncaya kadar onun için istiğfar ederler. Her kim, sabahleyin hasta ziyaretine giderse kendisiyle be­raber yetmiş bin melek çıkar ve akşam oluncaya kadar onun için istiğfar ederler.”[1244]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hastaları ziyaret ediniz ve onlardan size dua etmelerini isteyiniz. Çünkü hastanın duası mücenaze,taziye,stecaptir ve günahı affedilmiştir.”[1245]

HASTA ZİYARETİNİN FAZİLETİ

4624 - Hz. Ali radıyallahu anh diyor ki: "Bir hastayı akşamleyin ziyaret eden hiçbir kimse yok ki beraberinde kendisine sabaha kadar istiğfar edecek yetmişbin melekle çıkmış olmasın. Ayrıca onun cennette bir baçesi de vardır. Kim de hasta ziyaretine sabahleyin gelirse onunla birlikte yetmişbin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfar ederler. Onun da cennette bir bağı vardır."
Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098, 3099, 3100).
4625 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

HASTA ZİYARETİNDE BULUNMAK


Müslümanların birbirlerine en fazla ihtiyacı olduğu zamanlar hastalık anlarıdır. Hasta ziyaretleri, kardeşlik duygularını pekiştirdiği gibi, hastaya moral desteği olması açısından çok önemlidir.
"Hasta ziyaretinde bulunan kimse ziyaretten dönünceye kadar cennet meyvaları arasındadır." (Müslim-Tirmizi)

http://www.kuranvehadis.com/hasta-ziyareti/default.asp


 

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Ahlaki Erozyon: Flört

Ahlaki Erozyon: Flört
 
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ, 32)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Bir kadınla bir erkek bir yerde baş başa kaldıklarında üçüncüsü şeytandır.” 

(İbn-i Hanbel, Müsned, I, 227; III, 339)

“Flört”, bize Batıdan geldi, kanser gibi bizi de sardı. Batı’da daha önce bu beraberliklere şöyle bir bakış açısı vardı: “Evlilik öncesinde fertlerin birbirlerini tanımalarını sağlayan, olgunlaşmada bir basamak olan, bir çeşit duygusal ilişki...

Gençlerimizin flörtle aradıkları sevgi huzur ve mutluluk, nikâh çatısı altında en güzel şekliyle gerçekleşiyor. Hangi yollarla gerçek mutluluğa varılacağını, Yaratan mı bilir, yoksa sınırlı görüş açısına sahip insan mı?

Sınırsız merhamet sahibi Rabbimiz, insanın her türlü ihtiyacını bilerek fıtratına uygun bir hayat tarzı olan dinimizi göndermiştir. Nikâh çatısı altında da muhabbet meylinin tatmini sağlanmıştır. Bunu, Allâh’ın ölçülerinde yaşamayı hedef edinmiş ve bunun üzerine evlilik yapan çiftlere sorduğumuzda çok net görüyoruz.

Evlilikten sonra hanım, kendisine verilmiş duygu zenginliğiyle beyine destek olurken, erkeğin de evin huzur kaynağı olarak gördüğü hanımına nâzenin ölçülerde kol kanat germesi de mutluluğun devamını sağlıyor. Ne kadın üstünlük davasında, ne de erkek.

Her ikisi de elmanın birer yarısı gibi birbirini tamamladığının farkında... Bu evlilikler, aşk, muhabbet ve huzurla beraber “cennet köşesi” oluyor.

Fakat öte yandan flört vb ilişkilerde bir süre sonra “cehennem provası” yaşanıyor. Huzur ve mutluluğun yerini hayal kırıklığı, kin, nefret ve düşmanlık alıyor. 

(Ayşegül Zobi, Şebnem Dergisi)



19 Mayıs 2017 Cuma

Hz Yunus Hayatı-Kısaca-Hakkında Bilgi

Hz Yunus Hayatı-Kısaca-Hakkında Bilgi


Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçen peygamberlerdendir. Ayrıca onun ismiyle anılan bir sûre de bulunmaktadır.
 

Hz. Yunus’un babası Metta isimli biridir. Bu sebeple ona Yunus Bin Metta denilir. Zünnun ismi ise bir balık tarafından yutulduğu için verilmiştir.Hz. Yunus M.Ö. 960-784 yılları arasında Ninova’da yaşamış ve bu kalabalık şehirde hayat süren Asurlulara peygamber olarak gönderilmiştir.

Yüz bin veya beş yüz bin kişinin yaşadığı rivayet edilen ve o devrin en büyük şehirlerinden sayılan Ninova, eski Asur Devleti’nin başkenti, Dicle Nehri’nin kenarında ve bugünkü Musul kentinin tam karşısında idi. Ninova’da yaşayan insanlar büyük bir ahlâk buhranı içinde bulunuyor, gerçeği görmek ve kabul etmek istemiyorlardı. Hz. Yunus onlara, peygamber olduğunu ve İslâm’dan başka bir hak yolun bulunmadığını ilan edince onu alaya aldılar. Hakaret ve işkencelerle davasından vazgeçirmek istediler.

Öyle ki Hz. Yunus tam otuz üç yıl bıkmadan, usanmadan tebliğine devam etti. Bu uzun ve çileli mücadele sonunda ona ancak iki kişi iman edince Hz. Yunus büyük bir kedere düşüp, Yüce Allah’ın iznini beklemeden Ninova’yı terketti. Bu, onun Ninovalılara olan kızgınlığını göstermek bakımından ilginçti. Kur’ân-ı Kerîm’de bu olay şöyle nakledilmektedir:

“Hiç şüphesiz Yunus da gönderdiğimiz peygamberlerdendir. Bir zaman Yunus, kavmine darılıp, dolu bir gemi ile kaçmıştı. Ve kura çekilerek denize atılanlardan olmuştu da nefsine levm eden Yunus’u bir balık lokma etmişti. Eğer Yunus Allah’ı çok teşbih edenlerden olmasaydı kıyamete kadar balığın kanunda kalacaktı.

Hemen biz onu hasta (baygın) bir halde boş bir sahaya fırlattık. Ve üzerine bal kabağı nevinden (gölgelemeye elverişli) bir ağaç bitirdik. Ve yüz bin, yahut daha çok (nüfuslu kavmine) gönderdik. Bu defa onlar iman ettiler. Biz de onları bir zamana kadar müstefit oldukları halde yaşattık.” (Saffat Sûresi: 139-148).

Yukarıda da belirtildiği gibi Hz. Yunus hatasını anlayıp tövbe istiğfara devam ederek, balığın karnında iken: “Senden başka ilah yoktur. Sen münezzehsin. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum” demişti. Bu dua üzerine balığın kamından çıkarılmış, eski sıhhatine kavuşturularak Ninova’ya gönderilmişti.

Hz. Yunus’un ümmeti, o dönünce, söylediklerini kabul etmiş ve büyük bir azaptan kurtulmuşlardır. Onlar ümitsizlik halinde tövbeleri kabul edilen ilk ve tek ümmet olarak da tanınmaktadır. Bu durum Yunus suresinin 99. ayetinde açıkça bildirilmektedir.Hz. Yunus’un kabri Musul’da kendi adıyla anılan caminin içindedir.


http://www.hakkindagenelbilgiler.com/hz-yunus-hayati-kisaca-hakkinda-bilgi.html


 

Dünya, çöplük gibidir

Dünya, çöplük gibidir
 

Yusuf bin Esbat hazretleri “rahmetullahi aleyh”, Allah adamlarındandır.
Ömrünü, yalnız iki gömlekle geçirmişti.
Birini yıkasaydı, öbürünü giyerdi.

Sohbetlerinde;
- Ahiretin sonsuz olan nimeti yanında, bu dünyanın hiç kıymeti olur mu? derdi. Dünya çöplük gibidir. Onu isteyen, derdini de hazırlansın çekmeye.

Allah’tan çok kork
Bir genç nasihat istemişti.

Ona cevaben;
- Allah’tan çok kork, buyurdu. Her günahı ateş bil, takvadan ayrılma.

Ve ekledi:
- Herkesin tadacağı, çare bulamadığı ölüm için şimdiden hazırlan. Yoksa mahşer gününde çok eyvah dersin, ama kimseden yardım gelmez o gün.

Ömür çabuk geçer

Bir gün de, bazı gençlere;
- Fırsatı nimet bilin, buyurdu. Zira bu ömür çabuk geçer. Bir hastalık gelmeden sıhhati, ölüm gelmeden de ibadeti nimet bilin.

Bir gün de;
- İyi Müslüman nasıldır efendim? diye sordular.
- İyi Müslüman güler yüzlü olur, buyurdu. Onu, tevazu, edeb ve hayâ süslemiştir. Arkadaşlarına itiraz etmez. Kimsenin ayıbını araştırmaz.

Ve ekledi:
- Birinde bir kusur görse, kapatır gözünü. Özür dileyenlerin özrünü kabul eder. Kendi kusurlarını düşünür. Bunların affı için tövbe istiğfar eder.

Kendi kusuruna bakar

Şöyle devam etti:
- Öyle kaplamıştır ki bu günah derdi onu, düşünemez gayrinin ayıp ve kusurunu. Devamlı kendi kusurlarına bakarak; Rabbimin huzuruna nasıl çıkarım? diye ağlar, sızlar.

Son olarak;
- O, Allah korkusu ile ağlar, inler ve titrer. Ahiret hesabını, kendine dert eder.
 
 
 

 
 

18 Mayıs 2017 Perşembe

Şeytanın Namazı Engelleme Metodları

Şeytanın Namazı Engelleme Metodları


Şeytan (Aleyhi´l-Lâ´ne) diyor:


 Kul namaz kilmak isteyince, ona vesvese veririm. Henüz vakit var, mesgulsün, isini bitir, sonra kilarsin, derim.



Namazini geciktiremezsem, insan seytanlarindan birini yollarim ve namazini geciktiririm.



Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. - Saga bak, sola bak, - derim, bakinca da yüzünü oksar, alnindan öperim. Sonra da „namazin bozuldu" diye vesvese verir namazdan cikaririm.



Saga sola baktiramazsam, yalniz basina namaz kildiginda yanina giderim. Cabuk kilmasini emrederim. Horozun yem yedigi gibi cabukca kildiririm



Bunu da yaptiramazsam, cemaâtle namaz kilarken, basina bir gem takarimm vebasini imamdan önce secde ve rükûya götürürüm ve namazini bozarim. Allah ise böylelerini kiyâmette esek basli olarak hasreder, diyor.



Bunu da yaptiramazsam, namazda parmaklarini cikirdatmasini emrederim. Böylece beni tesbih eder.



Miskinlere, zavallilara giderim, namazi birakmalarini emrederim. -Namaz size göre degil, siz rizkiniza bakin, isinizde calisin derim.



Hastalara giderim, hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kilarsin derim. Hattâ, hastayi isyân ettirir, küfre bile sokarim .


https://www.kunfeyekun.org/forum/kf/seytanin-namazi-engelleme-metodlari.4037/