13 Ağustos 2013 Salı

Ne sen beni gördün ne de ben seni...


Ne sen beni gördün ne de ben seni...

Ne sen beni gördün ne de ben seni...
 
Ünlü bestekarımız Necdet Tokatlıoğlu bir konserinde


Farzet
Ne sen beni gördün, ne de ben seni
O büyük tesadüf olmadı farzet
Tanışmamış gibi olalım senle
O sevda gönlüme dolmadı farzet


Farzet bir rüyaydı, uyandım bitti
Farzet bir hayaldi, kayboldu gitti
Farzet ki gözlerim bir oyun etti
İki gözüm seni görmedi farzet


Artık seni anmam, seni düşünmem
Sevgilimsin diye koşmam peşinden
Uçan bir kuş gibi geçtin başımdan
Ellerim elini tutmadı farzet.


Güfte: Ali Tekintüre
Beste: Necdet Tokatlıoğlu  (yakın zamanda kaybettik. 1933-2008 Allah rahmet eylesin.)

http://www.dailymotion.com/video/x6wrp8_necdet-tokatlioglu-farzet_music
 
 
 

ASLAN BEY ( KOMİK BİR HATIRAM.... )


  ASLAN BEY  ( KOMİK BİR HATIRAM.... )

 

    Bugün bir arkadaşla sohbet ederken bir anım canlandı. Sizlerle paylaşmak istedim. Hep beraber tebessüm etmek dileğiyle ...

 

      Meslek lisesinde okurken Ankara - Ulus'ta Ptt Başmüdürlüğünde staj yapıyorken geçti bu olay. Sanıyorum yıl 1990 dı. ( Henüz hastalığım belirginleşmemişti ,  yani yürüyebiliyordum )

 

   Bir gün öğle tatilinden atölyeye döndüğümde oradaki teknisyen abiler ablalar bana: 

 

- “Sen öğlen dışarıdayken birisi aradı” dediler... “Arayan kişi Aslan beydi ve bir numara bıraktı aramanı istedi”  dediler.

  

   Ben tabi saf çocuk :-) hemen o numarayı aradım. Ve şöyle bir konuşma geçti:

 

  -- “iyi günler Aslan bey le görüşebilir miyim ?”

 

  -- “Aslan bey yemeğini yedi, şu an uyuyor ve rahatsız edilmek istemiyor.”

 

   Teşekkür edip kapattım.   Ne dedi diye sordular,  konuşmayı anlatınca atölyedeki tüm abiler, ablalar kahkahaya boğuldu...

 

   Ben anlamadım sordum neden güldünüz diye...

 

   Meğerse o numara hayvanat bahçesinin numarasıymış. Aslan bey diye arattıkları gerçek aslanmış :) Yani bana şaka yapmışlar.

 

   İşin ilginç yanı, bu şakaya hayvanat bahçesi santral memuru da alışmış  :-)

 


Ramazan gitti, dinî hayat da bitti mi?



AİLE-SAĞLIK Yazarlar AhmedŞahin

Ramazan gitti, dinî hayat da bitti mi?

Derin bir sevgi ve mutlulukla yaşadığımız mübarek Ramazan-ı Şerif’te dini şuur kazanmış bir insan, Müslümanlığını elbette Ramazan ayı ile sınırlamaz, Ramazan’dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp da eski gaflet gömleğini giymeye yönelemez.
 
 
Belki Ramazan’da kazandığı ibadet ve itaat alışkanlıklarını iyice benimser, Ramazan sonrasında da aynen devam ettirme sadakati gösterir, bir ihmal ve ilgisizlik yanlışına düşmez. Zira Rabb’imizin emrettiği Müslümanlık, günlük aylık değil ömür boyu devam eden Müslümanlıktır.
 
Nitekim ibadetin son nefese kadar sürmesi gerektiğini emreden Rabb’imiz, Hicr Sûresi’nin son ayetinde bakın ne buyurmaktadır: 
 
- Sana ölüm anı gelinceye kadar Rabb’ine ibadete devam et!  Onun için Müslüman ‘Ramazan gitti, dinî hayat bitti’ demez. Ramazan gider; ama dinî hayat ömür boyu devam eder, hatta son nefese kadar da sürer. Makul ve mantıklı hiç kimse Ramazan Müslüman’ı durumuna düşmek istemez.  
 
 Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş. Elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan’dan sonra tesbihler, takkeler sandığa, dinî görevler gelecek Ramazan’a bırakılmış..  
 
İşte bu hal,  Allah yanında makbul olan Müslüman hali değildir. Allah’ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi eşsiz nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanıyorsak, O’nun emirlerine olan itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam ettirmeli, son nefese kadar sürdürmeliyiz.
 
O kadar ki, nasıl havasız, susuz yaşayamazsak, ibadetlerimizi de yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz. Ramazan ayı bize bu aşkı şevki vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple, bayram sonrasında bu önemli konuyu kendi vicdanımızda değerlendirmeli, Ramazan’da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan’dan sonra da devam ettirme kararı almış olmalıyız.
 
Bu karar bize, Ramazan’ı tam değerlendirenlerden olduğumuzu da ifade etmiş olur. Çünkü aldığımız bu karar, dini hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz bayramdan sonra.. 
 
Ramazan Müslümanlığı konusunda, 1960’larda görev yaptığım Süleymaniye Camii’nin baş imamı merhum Sadık Efendi’nin bir sohbetini hep hatırlarım. Bayram namazından sonra kendisinden helallik isteyen cemaatten biri şöyle der: 
 
- Hocam, Ramazan boyunca bize vaaz ettin, namaz kıldırdın hakkın geçti, helal et, gelecek Ramazan’da yine görüşmek üzere haydi Allah’a ısmarladık, kalın sağlıcakla! Merhum şöyle devam ettirirdi bu sohbetini: 
 
- Bayram namazında camiden böyle helalleşerek ayrılan bu Ramazan Müslüman’ı başında takkesi, elinde tesbihiyle evinin yolunu tutar. Kapıya gelince hanıma seslenir: -Hanım aç kapıyı da al şu takkeyi, tesbihi sandığın en emin yerinde sakla. Gelecek Ramazan’da yine lazım olacak. O zaman tekrar isteyeceğim bunları senden. Biliyorsun ben öyle bir aylık Müslüman değilim. Gelecek Ramazan’da da devam ettireceğim bu halimi? 
 
İşte bu tek aylık Müslümanlık, Allah’ın ve Resulü’nün istediği Müslümanlık değildir. Hadis bu yanlış anlayışı şöyle tashih etmektedir: 
 
-“Efdal’ül amali edvemü-ha!”  Amellerin efdali, az da olsa devamlı olanıdır. Ramazan’dan Ramazan’a yapılanı değil..
Bu itibarla, hayatımızın hedefi, Ramazan’da kazandığımız ibadet aşk ve şevkimizi Ramazan’dan sonra da aralıksız sürdürüp ömür boyu devam ettirmek, başlattığımız güzel ahlak ve alışkanlıklarımızı Ramazan’dan sonra hemen kaybeder hale gelmemek, Ramazan Müslümanı durumuna düşmemektir!


Sabreden Fakirler

Sabreden Fakirler

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Aramızdan Allah’ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!” demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?” (En’âm, 53)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Her şeyin bir anahtarı vardır. Cennetin anahtarı ise miskinleri sevmektir. Sabreden fakirler, kıyamet günü Allah ile berâberdirler.” (Münâvî, V, 287)

Ebû Said el-Hudri (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir:
Fakir muhacirlerden bir grupla oturuyordum. Birbirlerinin arkasına saklanarak avret yerlerini gizlemeye çalışıyorlardı. Bir kimse de bize Kur’an okuyordu. O sırada Rasûlullah (sav) çıkageldi, yanımızda durdu. O gelip durunca Kur’an okuyan sustu. Rasûlullah (sav), selam verdi ve: “Ne yapıyordunuz?” buyurdu. Biz de: “Ya Rasûlallah! Birimiz Kur’an okuyor, biz de Allah’ın kitabını dinliyorduk.” dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden kendileriyle beraber candan sabretmemi emrettiği bir topluluk yaratan Allah’a hamdolsun.” Ravi der ki: Sonra bizimle kendisini eşit yapmak için aramıza oturdu ve eliyle işaret etti. Oradakiler de halka şeklinde oturdular. Hepsinin yüzleri ona göründü. Ravi der ki: “Rasûlullah (as)’ın benden başka onlardan kimseyi tanıdığını bilmiyorum.” Buyurdu ki:

“Ey fakir muhacirler topluluğu! Kıyamet günü erişeceğiniz tam bir kurtuluştan dolayı size müjdeler olsun. Cennete zenginlerden yarım gün önce gireceksiniz. Bu yarım gün ise beş yüz yıldır.” (Ebû Dâvûd, İlim, 13; Müsned, III, 63,96)
 

--

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Eyvah Günahlarım!

Eyvah Günahlarım!

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer, 53)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Bir kul günah işler, sonra güzelce abdest alır, kalkıp iki rekât namaz kılarsa ve peşinden de Allah’dan bağışlanmasını dilerse, muhakkak Allah onu bağışlar.” (Terğîb, III, 130; İbn Kesîr, I, 407)

Bir adam Rasûlullah (sav)’e geldi ve iki ya da üç kez: “Eyvah günahlarım, eyvah günahlarım.” dedi bunun üzerine Rasûlullah (as) ona:

“’Allah’ım, senin mağfiretin benim günahlarımdan daha geniştir, rahmetin de amelimden bana daha çok ümit verir’ de.” buyurdu.

Adam bu duayı okuyunca Peygamber (sav):
“Tekrar et.” buyurdu.

O da tekrar etti. Sonra yine;
“Tekrar et.” buyurdu. Adam da tekrarladı.

Sonra Rasûlullah (as), “Kalk, Allah günahlarını affetti.” buyurdu. (Tergîb, III, 132)
 

--

11 Ağustos 2013 Pazar

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ


 
 
LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİBUNU YILDA BİR KEZ MUTLAKA YAPIN

Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü yüzlerce yıldır kullanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor. Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanm...ası, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.


Türkiye'deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ


- 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu

- 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu'da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)


- Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir)



HAZIRLANIŞI


2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.


25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)


YÜZDE 100 KANITLANMIŞ FAYDALARI


1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu

önlüyor.


2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.


3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.


4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin

yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.


6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.


7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.

 
 

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Allah’ı sevenler kendini belli eder…


Hekimoğlu İsmail
 
AİLE-SAĞLIK Yazarlar Hekimoğlu İsmail

Allah’ı sevenler kendini belli eder…

 
Evet; Allah’ı sevenler kendini belli eder... Bu ise en güzel ve en tesirli tebliğdir. Parayı seven, kazanmaya çalışır. Meyveleri seven bahçesine fidan diker. Çocuğunu seven gece evladı için belki on defa kalkar, of bile demez. Eşini seven ona itaat eder. İnsan, sevgisini ispatlamak için belki çok zahmetler çeker. Allah’ı sevenler de haramlardan kaçarak, ilmihale uyarak kendini belli eder...


Tanıştığım, görüştüğüm, konuştuğum pek çok şahsın devleti, milleti, ailesini, çocuklarını kurtarmaya çalıştığına şahit oldum; oluyorum… Kurtaramayınca, “kurtarılamıyormuş” deyip, ümitsizliğe düştüler. Halbuki Allah’ı sevenlerin derdi evvela kendisiyledir. Kendi hayatını, düşüncelerini, çalışmalarını, aile ve iş ortamını imanıyla ne kadar bütünleştirdiğini sorgular hep... “Bu hayatı bana veren Allah’tır. Peki ben bu hayatın ne kadarını Allah için yaşıyorum?” diyerek İslam’a aykırı bir hal var mı diye devamlı kendini teftiş eder. Adeta, “Say ki ben öldüm!” diyerek meleklere ilmen ve hayalen hesap verir…  

Allah’ı sevenler bilir ki, şartların zorlaması önemli değil; Allah’ın emirleri önemli. Şartların zorladığı yerde bahanelere sığınıp dinimi yaşamaktan vazgeçersem, hayatıma daha bu dünyadayken ateş düşer. Bu ateş cehennem ateşinden daha zorlu değil...    

Allah’ı sevenler bilir ki, şartlara uyanlar nehrin üzerindeki çöp gibidir. Nehir nereye akarsa o da oraya gider. Bir gün gelir; nehrin coşkun hali geçer ve pişmanlıklar gün yüzüne çıkar… Allah’ı sevenler bilir ki, dini yaşamamanın sebebi olmaz, bahanesi olur… Her bahane, sudan bir sebeptir. Bahanelere sığınan insan, o suda boğulabilir. Böylece insan, cehennemini “sudan sebeplerle” hazırlamış olur...  

Allah’ı sevenler bilir ki, İslamiyet’i öğrenmek, yaşamak ve anlatmak bizim vazifemiz; fakat ana-babamız, çocuğumuz, eşimiz de olsa başkalarının İslam’ı öğrenip yaşamaları Allah’ın takdir edeceği bir şeydir. Vazifemiz tebliğdir, hidayet Allah’a aittir...

İnsan ya canının istediği gibi yaşar veya Allah’ın istediği gibi hareket eder. Allah’ı sevenler bilir ki, en kötü duruma düşenler, canının istediği gibi yaşayanlardır… Bediüzzaman Said Nursi buyurmuş ki, “Ömür sermayesi çok azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Her Müslüman’ın başına cenneti kazanmak veya kaybetmek davası açılmıştır.” Allah’ı sevenler bilir ki, Ramazan bitse de Allah’ın emrine uyma hali devam etmeli ki, ömrümüz bayram gibi geçsin… Cennet hayatı için atılan her bir adım, bayramımızdır…
 

 

 

9 Ağustos 2013 Cuma

Müminler Yekvücud

Müminler Yekvücud

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Kim Allah’ın hürmet edilmesini emrettiği şeylere saygıda bulunursa bu, kendisi için Rabbi nezdinde mutlaka hayırlıdır.” (Hac, 30)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”

Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.(Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr 65. Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67)

Peygamberimiz, mü’minlerin birbirlerine yardımcı olmalarını, aralarında yardımlaşmalarını, bir binanın unsurlarının birbirini sımsıkı tutması, kenetlenmesi haline benzetmiştir. Böyle bir bina sağlam ve dayanıklı olur. Aksi takdirde ayakta duramaz, yıkılır. Şayet müslümanlar birbirlerine yardımcı olmaz, birlik ve beraberlik içinde bulunmaz, birbirlerine sımsıkı kenetlenmezlerse, güçlerini ve kuvvetlerini kaybeder, ayakta duramaz, yıkılırlar. Nitekim, İslâm tarihi, bunun hem müsbet hem de menfi tecrübeleriyle doludur. (Riyazü’s Salihin-2.Cilt, Erkam Yay.)
 

--

Bayramdaki Muhabbet


Bayramdaki Muhabbet

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.” (Âl-İmrân, 28)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Allâh’ım! Sen’den muhabbetini, Sen’i sevenlerin muhabbetini ve Sen’in sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allâh’ım! Sen’in muhabbetini bana nefsimden, âilemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” (Tirmizî, Deavât, 72/3490)

Ashâb-ı kirâm bir gün Rasûlullâh Efendimiz’e şöyle sordular:

“–Bir mü’mini huşû içinde, diğer bir mü’mini de huşûdan mahrum görüyoruz. Bu farklılığın sebebi nedir?”

Rasûlullâh (sav) şöyle cevap verdi:
“–Îmânın tadını alan mü’min, huşû sâhibi olur. Îmânın tadını alamayan mü’min ise huşû sâhibi olamaz!”

“–Peki, îmânın tadı nasıl elde edilir, ona nasıl ulaşılır?” diye sorulunca Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:

“–Ona Allâh sevgisinde sâdık olmakla ulaşılır.” Ashâb-ı kirâm bu sefer:

“–Allâh sevgisi ne ile elde edilir?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Allâh’ın Rasûlü’ne muhabbetle elde edilir. Bu sebeple siz, Allâh ve Rasûlü’nün rızâsını, yine Allâh ve Rasûlü’ne muhabbet beslemekte arayınız.” buyurdular. (Senderûsî, Keşf-i İlâhî, II, 651; Halebî, Mevsûatü’l-Ehâdis, VI, 492/16010)
 

--

Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı
 

Ramazan ayı denildiğinde akla ilk gelen şey oruçtur.Bir ay boyunca oruç tutulur. Nefsi arzuları bir kenara koyarak, Kur’an’ı Kerim okuyarak, zikrederek, selavat getirerek, teravih namazını kılarak, fitreyi vererek, günlerini iyilik ve fazilet üzerine  geçirerek  bir ay sabreden Müslümanlara  Allah’ın bahşettiği Ramazan Bayramı sevinç ve coşkunun yaşandığı, kardeşlik duygularının kabardığı, sevgi ve saygının öne çıktığı  bir gündür.

Bayramlar vesilesiyle dargınlıklara son vermeli, sırf Allah rızası için tanıdığımız veya tanımadığımız kimselerle bayramlaşmalı, hal ve hatırları sorulmalı.

Bayram günlerinde  İslam kardeşliği bir kez daha önem kazanır. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:  “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (Buhari.nikah.45.)

Sevgi barış ve kardeşliğin öne çıktığı bayram günleri dışında da  bu güzel hasletleri devam ettirmeliyiz. Birbirimizi Allah için sevmeliyiz. Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe  de Mü’min olamazsınız…” (Müslim,İman, 93.)

Kendimiz için istediğimizi din kardeşimiz için de istemeliyiz. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur : Hiç biriniz kendi nefsi için istediğini (Mü’min ) kardeşi için de istemedikçe (tam) Mü’min olamaz.”(Buhari,İman, 7) Başka bir hadiste ise peygamberimiz  şöyle buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hiyanet etmez,yalan  konuşmaz ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın her şeyı ; ırzı malı ve kanı müslümana haramdır…”  (Müslim ,birr ve sıla, 32.)

Bayram dolayısıyla küs ve dargınlıkarı  sonlandırmalı, barış ve sevgi içinde yaşamalıyız. Sevgili Peygamberimiz  şöyle buyurmaktadır: “ Bir müslümana kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. (Buhari, edeb, 57-62.)

Evet  bayram günlerinde  şunları yaparsak Allah’ın rızasını kazanmış oluruz:


1- Bayram namazını kılmak,

2- Bayram namazı sonrasında cemaatle bayramlaşmak,

3- Bayramlaşırken  selavat getirmek,

4- Çocukları ve yetimleri sevindirmek,

5- Ailemizle bayramlaşmak, aile fertleri arasında sevgi ve saygıyı artırmak,

6- Komşu ve akrabalarla bayramlaşmak,

7- Hastaları ziyaret etmek, onlarla bayramlaşmak, Engelli kardeşlerimizi ihmal etmemek.

8- İkramda bulunmak,

9- Mezarlıkları ziyaret etmek, Ölümü düşünmek,

10-Dargınları barıştırmak,

11- Bayram  vesilesiyle sevgi,barış,kardeşlik ve  höşgörüyü  yaygınlaştrmak ve bayram sonrasına taşımak.

        Ramazan bayramını tebrik eder, Milletimize ve tüm İslam alemine hayırlara vesile olmasını Yüce Allahtan dilerim.
   
       Nice bayramlara…….
     
EFKAN VURAL

http://blog.milliyet.com.tr/ramazan-bayrami/Blog/?BlogNo=425121

  


 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Bayram günahlarına girmeden bayram yapmak!



Ramazan2013 Yazarlar AhmedŞahin

Bayram günahlarına girmeden bayram yapmak!

 
Bir maneviyat büyüğünün bayram anlayışına ait meşhur misalini bir daha tekrar ederek girelim önümüzdeki bayrama isterseniz. Yatsı namazından sonra caminin avlusuna çıkıp herkese elini uzatarak:
 -Bayramım mübarek olsun, diye tokalaşıyormuş maneviyat büyüğü. Kendisine hatırlatma yapmışlar: 

-Efendi demişler, bugün bayram değil, bekle de, bayram günü bayramlaş! 

-Hayır, demiş büyük zat. Benim bayramım bugün. Çünkü demiş, bugün ben günah işlemedim. Günaha maruz kalmadığım gün benim bayram günümdür!.. 

İşte size gerçek bayram anlayışı! Daha doğrusu bizim de gönül verdiğimiz bayram günümüz.. Demek asıl bayram, günah işlemeden tamamladığımız günün bayramı. 

Bundan dolayıdır ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya çok dikkat edilir. Çünkü günah işlenen gün, bayram olmaktan çıkar, matem günü haline bile gelebilir.

Öyle ise bayram gününü, günah işleyerek matem günü haline getirmemeye azami dikkat göstermek gerekir. 

-Bayram günü de günah işlenir mi? demeyesiniz. Asıl günahlar maalesef bayram günü işlenir. Hatta öyle günahlar vardır ki, sadece bayram günlerinde işlenir. Onlara ‘bayram günahları’ adı verilir. 

-Nasıl mı olur bayram günahları? Arz edeyim. 

-Çocuklarınızı sevindirmezseniz, akraba ve komşuları ziyaret edip bayramlaşmazsanız, sahip olduğunuz imkanlarınıza uygun düşen hediyelerle yakınlığınızı pekiştirmezseniz başka günah aramaya hiç gerek yoktur bayram gününde... Bu ihmal ve ilgisizlikler yeter de artar bile bayram günahları olarak size. 

Halbuki, bayramı ortak olarak yaşayacaktık. Bilhassa çocuklarımızla, akraba ve dostlarımızla, konu-komşularımızla yeniden bir daha kucaklaşacak, gönül alacak, kalp kazanacak, sevgi saygımızı tazeleyecektik bayram günü.. 

Bundan dolayı bayramdan önce verdiğimiz zekâtımızla, fitremizle, diğer yardımlarımızla ihtiyaç sahipleriyle yeniden kucaklaşıyor, konu komşumuzla bir daha sevgi ve muhabbet tazelemesine gidiyoruz. Yani bayramı ortak bir neşe içinde yaşamaya gayret ediyoruz.

Çevremizde birileri sıkıntı içinde kıvranırken bizim tek başımıza bayramın mutluluğunu yaşamamız elbette mümkün olmuyor.

Efendimiz’den (sas) de böyle örnekler gördük zaten. 

Nitekim bir gün mescidin avlusunda bir sepet turfanda hurma ikram edilir kendisine: 

-Buyur Ya Resulallah, mevsimin ilk turfanda hurması derler. Uzatılan sepete tereddütle bakar ve sonra şöyle sorar: 

-Komşularımız da şu anda böyle mevsimin ilk taze hurmasını yemeye başladılar mı? 

-Hayır, derler, henüz kimsenin bahçesinde hurma olgunlaşmadı. Mevsimin ilk turfanda hurması bizim bahçede olgunlaşır. Biz de herkesten önce siz tadasınız diye getirdik turfanda hurmayı. 

Çevresine bakar, yolda oynayan çocukları görür, parmağıyla işaret ederek der ki: 

-Götürün bu taze hurmayı şu çocuklara verin. Ben yiyemem. Derler ki: 

-Ya Resulallah haram şüphesi yoktur. Tamamen kendi bahçemizin mahsulüdür. Buyurur ki: 

-Hurmanızı almayışım haram olma ihtimalinden dolayı değildir. Ben komşularımızın yemediklerini yiyerek, giymediklerini giyerek onlardan ayrı yaşamayı tercih etmem. Ne zaman çevremde konu komşu herkes turfanda hurma yemeye başlar, işte o zaman ben de konu komşularımızla birlikte taze hurmadan yiyebilirim. Onlardan ayrılmamış olurum!. 

Demek ki; İslam bizi konu komşu ve çevre ile böylesine kucaklaştırır, dert ve sevinçte, varlık ve yoklukta böylesine ortaklaştırır. Yani çevremizle birlikte ağlar, birlikte güleriz, bayramı da birlikte yaşarız.

Yazımızı, konuyu özetleyen bir hadisle bağlayalım isterseniz: 

-Müslümanlar tek bedenin farklı organları gibidirler. Hangi organında bir ağrı olsa beden tümüyle o acıyı hissettiği gibi, Müslüman da çevresinde nasıl bir acı ve sıkıntı olursa onu kendisi de aynen hisseder, bilgisiz ve ilgisiz kalamaz!. 

-Nitekim şu anda çevremizdeki organlarımızda yaşanan vicdan sızlatıcı zulümlerin acısını olanca derinliğiyle hissediyor, Rabb’imizden hepimize bunları düzeltecek birlik beraberlik şuuru ihsan etmesini diliyoruz.

Hep birlikte yaşayacağımız günahsız bayramlar dileğimle.