5 Aralık 2013 Perşembe

Sen Büyük Bir Ahlâk Üzeresin

Sen Büyük Bir Ahlâk Üzeresin
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
(Ey Rasûlüm!) Muhakkak ki senin için tükenmeyen bir mükâfât vardır. Şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 3-4)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” (Muvatta’, Hüsnü’l-huluk, 8)
Peygamber Efendimiz (sav), hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır:

“Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel yaptı.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12)

 “Kıyâmet günü, mümin kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allâh Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.” (Tirmizî, Birr, 62)

“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” (İmâm Mâlik, Muvattâ, Hüsnü’l-hulk, 8

 Târihte, hâyâtının tamamı en ince teferruâtına kadar tesbît edilebilen tek peygamber ve tek insan, Hz. Muhammed Mustafa (sav)’dir. Onun bütün söz, fiil ve duyguları anbean kaydedilerek târihe bir şeref levhası hâlinde geçmiştir. Hz. Peygamberdeki “üsve-i hasene”, yâni örnek şahsiyet, bütün bir beşeriyyet için zirve teşkîl etmiştir. (Osman Nûri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yay
 

4 Aralık 2013 Çarşamba

Sahabenin iç dünyasını ifade eden soru ve cevaplar


AİLE-SAĞLIK Yazarlar Ahmed Şahin

Sahabenin iç dünyasını ifade eden soru ve cevaplar

 
 
Bana öyle geliyor ki, kafamızı, gönlümüzü sokağın cazibesi dolduruyor. Sosyal olaylar, siyasi vakalar, vitrin teşhirleri, deccal fitneleri
 
zihnimizi istila ve işgal ediyor. Akşam bunlarla yatıyor, sabah bunlarla kalkıyor, âlemimizi bunlarla meşgul ediyoruz. Şüphesiz ki, insanın kafasında neler yerleşir, zihnini neler meşgul ederse, kendinde de o şeylerin eseri görülür. İnkişaf ve istidadı da o şeylerin icabınca kalır. Adi şeyler insanı ali eylemez. Ali şeyler de insanı adi eylemez.. Böyle durumlarda insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:
 
 
- Acaba sahabenin âlemi de bizim gibi günlük olaylarla dolup taşıyor, başka şeyler düşünemez mi oluyorlardı? Yoksa onların zihinlerini manevî konular meşgul ediyor, onları anlayıp yaşamakla mı meşgul oluyorlardı? Bunu net olarak anlamak için sordukları sorulara ve aldıkları cevaplara bir bakalım diye düşündüm. Bu sebeple bugün onların ‘Kenz-ül’ummal’daki sorularına ve aldıkları kısa cevaplarına dikkatinizi çekmek istedim. Buyurun birlikte okuyoruz sahabe soru ve cevaplarını:
 
 
1- Ya Resulallah, ben ilim sahibi bir mümin olmak istiyorum? -Allah’tan en çok korkan insan en alim insan demektir. Sen Allah ile irtibatını kuvvetli tutmaya bak. İstediğin ilme ulaşırsın...
 
 
2- İnsanların en zengini olmak istiyorum. -Kanaatkâr olursan, insanların en zengini olursun.
 
 
3- İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum. –İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır. Sen de başkalarına faydalı ol ki, en hayırlı insan olasın.
 
 
4- İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum. - Öyle ise kendin için istediğini başkası için de iste. Kendin için istemediğini başkaları için de isteme. Bu halinle en adaletli insan olursun.
 
 
5- Allah’a en yakın kul olmak istiyorum. - Allah’ı çok zikret ki O’na en yakın kul olasın.
 
 
6-  İyi hal sahibi insan olmak istiyorum. - Öyle ise Allah’a, Allah’ı görüyor gibi ibadet et.
 
 
7- İmanımın mükemmel olmasını istiyorum. - Ahlakını güzelleştir, imanın kemale ersin.
 
 
8- Allah’ın itaatli bir kulu olmayı istiyorum. – Öyle ise ibadetlerini kusursuz olarak yerine getirmeye gayret et.
 
 
9- Rabb’imin huzuruna günah kirlerinden temizlenmiş olarak çıkmak istiyorum. – Cünüplük kirinden guslederek temizlendiğin gibi, günah kirlerinden de tövbe, istiğfar ederek temizlenmeye bak.
 
 
10- Mahşerde yolumun aydınlık olmasını istiyorum. - O halde hiç kimsenin yolunu kesme, gücüne güvenerek hakkından mahrum etme ki, mahşerde senin de yolun kesilmesin, karanlıkta kalmayasın.   
 
 
11- Rabb’imin merhametini arzuluyor, bana acımasını istiyorum. – Sen de Rabb’inin yarattığı bütün canlılara acıyıp merhamet eyle ki sana da acıyıp merhamet edilsin.
 
 
12- Günahlarımın azalmasını istiyorum. – O halde tövbe, istiğfarını çoğalt, bir daha yapmama konusunda azimli ol.
 
 
13- Rabb’imin rızkımı bol vermesini istiyorum. – Günlük hayatında rızkını veren Rabb’ini çok zikretmeye bak.
 
 
14- Ayıplarımın yüzüme vurulmamasını istiyorum. -Sen burada kimsenin ayıbını yüzüne vurma ki orada da senin ayıbın yüzüne vurulmasın..
 
 
15- Günah kirlerinden ruhumu temiz tutmak istiyorum? – Öyle ise, hatalarından sonra ruhunu gözyaşlarınla yıkamaya bak..   
 
 
İşte bir sahabenin zihnini meşgul eden soruları ve aldığı kısa cevapları.. Acaba bizler de bizi olgunlaştıran bu gibi önemli konuları sıkça düşünüyor, hata ve kusurlarımızdan tövbe istiğfar ederek günahsız bir hayat yaşamayı hayatımızın hedefi olarak görüyor muyuz? Bir düşünsek mi?
 
 

3 Aralık 2013 Salı

İnsanların Arasını Bulmak

​​
İnsanların Arasını Bulmak

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Mü’minler kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslâh ediniz!” (Hucurât, 10)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren (veya hayırlı söz söyleyen) kimse yalancı sayılmaz.” (Buhârî, Sulh, 2; Müslim, Birr, 101)

Ebu’d-Derdâ (ra)’dan rivâyete göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Bir gün Allah Rasûlü (sav):

“-Size derece itibariyle oruç, namaz ve zekâttan daha faziletli bir ameli söyleyeyim mi?” diye sordu.

“-Evet, söyleyiniz yâ Rasûlallah!” dediler.

“-İnsanların arasını ıslah etmek, düzeltmektir. İnsanların arasını bozmak ise (dini kökünden kazıyıp yok eder” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 50)
 

--
​​

2 Aralık 2013 Pazartesi

Şehit oğlunun hayali gerçek oldu

Şehit oğlunun hayali gerçek oldu

Şehit oğlunun hayali gerçek oldu

Şehit oğlunun hayali gerçek oldu

 
 
Babası şehit olmadan önce Fenerbahçe maçına götürme sözü veren ancak şehit olduğu için götüremediği 16 yaşındaki Emin Can Pişkin'in hayalini Ordu Valisi Kenan Çiftçi gerçekleştirerek şehidin oğlunu Fenerbahçe-Beşiktaş maçına götürdü.
 
                    
Ordu'nun Akkuş ilçesinde, 3 Ağustos 2010 yılında jandarma timine yönelik terörist saldırıda Uzman Çavuş Hacı Emin Pişkin şehit oldu. Pişkin şehit olmadan önce kendisi gibi fanatik Fenerbahçeli oğlu 16 yaşındaki Emin Pişkin'e Fenerbahçe maçına götürme sözü verdi. Ancak şehit olduğu için bu sözü yerine getiremedi. Bu nedenle Emir Can Pişkin her Fenerbahçe maçı öncesi babasının şehitlikteki mezarına Fenerbahçe formasıyla gidip ziyaret etmeye başladı.
 
Bu durumu öğrenen Ordu Valisi Kenan Çiftçi harekete geçti. Vali Çiftçi, Ordu'da şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Pişkin'in Adana'da yaşayan 16 yaşındaki oğlu Emin Can'ın bir süre önce basında çıkan haberlerinden çok etkilendiğini belirterek, "Şehit çocuğumuzun en büyük hayallerinden birinin, Kadıköy'de Fenerbahçe maçını izlemek olduğunu öğrendim. Hemen aile ve gerekli yerlerle iletişime geçerek şahidimizin oğlunun bu isteğini yerine getirmeye çalıştık. Girişimlerimizden de olumlu sonuç aldık" dedi.

 
Vali Çiftçi'nin girişimleriyle Emin Can'ın 30 Kasım 2013 günü Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisine babasının silah arkadaşıyla birlikte gönderildi. Emin Can Pişkin maçı protokolden izleme imkanı buldu. 3-3 biten maçı heyecanla izleyen Pişkin'in Fenerbahçe'nin attığı gollerde sevinci görülmeye değerdi. Maçın ardında Fenerbahçeli futbolcuların yanına giden Pişkin, Sow dışında bütün Fenerbahçeli futbolcularla fotoğraf çektirip sohbet etme imkanı buldu.

 
Maçtan sonra ise İstanbul'u gezen ve pazar akşamı Adana'ya babasının silah arkadaşıyla geri dönen Pişkin'i evde annesi Tülin Pişkin karşıladı. Oğlunun hayalini gerçekleştiğini gören anne duygulu anlar yaşadı. Emin Can Pişkin ise maçta giderek hayalinin gerçek olduğunu belirterek, "Babam da olsa daha iyi olurdu. Ama baba yanımdaymış gibi hissettim, onun yerine bağırdım, onun yerine gol dedim onun yerine de oturdum. Gerçekten mutluyum. Ordu valimize benimle ilgilenen herkese teşekkürler" dedi.

 
Kadıköy'e gittiğinde içindeki Fenerbahçe sevdası daha da büyük olduğuna dikkat çeken Pişkin şunları kaydetti:

"Hayatımda gitmek istediğim güzel yerlerden biriydi. Hayalimdeki bir yerdi. Orayı da gördüm çok mutluyum. Birazda duygulandım keşke babam da olsaydı diye. Ama Allah böyle yazmış böyle olmuş. Futbolcularla görüştüm fotoğraf çektim o yüzden daha mutluyum. Sadece Sow'u göremedim geç geldiği için sağlık olsun ama diğerlerini gördüm. Çok teşekkür ediyorum başka söyleyecek bir şey bulamıyorum."

 
Vali Çiftçi ise "Şehidimizin geride bıraktıkları, hem evlatları hem de eşi devletimizin sorumluluğu altında. Bizler o çocukların anne ve babası hükmündeyiz. Ben de 4 çocuklu bir babayım. Yaklaşık bir ay önce televizyondan haberleri izlediğim sırada şehit çocuğumuzu gördük. Şehit çocuğumuz Fenerbahçe formasını giymiş, babasının mezarı başında dua ediyordu.
 
Bu sırada gazetecilerin sorusuna 'Babam bana söz vermişti, sağ olsaydı herhangi bir derbi maçına gönderecekti' diye yanıt verdi. Ben de çocuğumuzun bu sözlerini duyunca hislendim, bu çocuğumuzun arzusunu yerine getirmek gerekiyor ve onu yerine getirdim" diye konuştu.
 
 
 

Muhammed Ali neden yanında hep kibrit taşırmış?

Muhammed Ali neden yanında hep kibrit taşırmış?
 



Ben sigara içmem, fakat yanımda her zaman kibrit paketini cebimde taşırım.
Ne zaman bir günah işlemeye kalksam,
bir kibriti yakıp elimi o ateşle ısıtırım ve kendime derim ki:
"Ali sen bu ateşe dayanamıyorsun, Cehennem ateşine nasıl dayanacaksın?"

 [ Muhammed Ali ]
 

Sahip Olduğunuz Nimetlerin Farkında mısınız?

Sahip Olduğunuz Nimetlerin Farkında mısınız?

 
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:


'Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..'

Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:

'Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor. Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?'

Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:

'Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:

Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.'

Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:

'Ver şu elini öyle ise' diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.

Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

'Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin?' der. İsa Peygamber:

'Belli olmuyor mu?' deyince:

'Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil' der. Tebessüm eden Hz. İsa:

'Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.

Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:

'Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O'ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O'na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:

'Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?

Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:

'Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..'

Derler ki:

'Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.

Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.

Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi'si:

'Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!'



Ahmet Şahin
 
 

1 Aralık 2013 Pazar

Depremler ilahi ikaz mı?

Depremler ilahi ikaz mı?


"Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. • Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. • Ve insan “Ne oluyor buna?” der. • O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. • Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir. (Zilzâl Sûresi: 1-5.)"



Umumi afet ve belaların manevi sebebi; insanlığı gaflet uykusundan uyandırmak, dehşetli tuğyan ve inkarlarından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri Kâinat Sultanı'nı tanıttırmak içindir." diyor ve ekliyor yazar;


Halbuki bu gibi büyük afet ve belaların zahiri sebepleri sadece bir bahane ve perdelerdir. O sebepleri tetikleyip harekete geçiren gerçek fail Allah’ın kudret elidir.


Tüfeğin tetiğini çeken faili görmeyip, tüfeğin mekanizmasını inceleyerek onu muhakeme edip yargılayan bir hakim hem nadan hem de zalimdir. Maktulün yakınlarını çileden çıkartır.


Tüfeği hapse atıp, tüfeğin gerçek failini serbest bırakmak nasıl bir inat ve nasıl bir ahmaklık ise, depremin oluşmasında sadece bir mekanizma olan fayın kırılmasını gerçek fail gösterip, onun arkasında asıl fail olan İlahi kudreti görmemek gerçekten bir garip bir inat, acayip bir ahmaklıktan başka bir şey değildir.


(Sorularlaislamiyet.com)
 

En Sadık nöbet

En Sadık nöbet


20 yıldır evinin bahçesine gömdüğü nun başından ayrılmayan Sadık dedenin hayatı belgesel oldu. Çok sayıda ödüle layık görüldü...
 
En Sadık nöbet
 
                        
, 20 yıl önce Van'da şehit verdiği oğlunu 'kendisine yakın olsun' diye evinin bahçesine gömdü. Herkesin terk ettiği köyde, oğlunu beklemeyi sürdüren Tokat'ın tek beklentisi ölünce evladının yanına gömülmek. Onun sadakatle geçen ömrü, oğluna bağlılığı, hayata bakışı 'Sadık' isimli bir belgeselin de konusu oldu.


ONURLU SUSKUNLUK
Kastamonu'nun Avlacık Köyü'nde eşi ile yaşayan 80 yaşındaki Sadık dede, 8 evladının sonuncusu Selahattin'in şehit olmasıyla sarsıldı. Her gün şehidinin başında dua eden Sadık dedenin hayatını Burcu Ayşe Esenç ile Cantekin Cantez'in filme çekti. Film, çok sayıda ödül aldı. Esenç ve Cantez, "Çocukları Sadık dedeyi yalnız bırakmıyor. Onun onurlu bir suskunluğu var" dedi. 


GÖZÜNÜ AYIRAMIYOR
Şehidinin mezarından gözünü ayırmayan Sadık Tokat, her sabah ilk iş olarak başucuna gidip dua ediyor.


Pervin METİN
http://www.takvim.com.tr/Guncel/2013/12/01/en-sadik-nobet-1385846347

 

(Evlilik Okulu 9.Ders) Cinsel İsteksizlik Sorunu Çözülebilir mi?

(Evlilik Okulu 9.Ders) Cinsel İsteksizlik Sorunu Çözülebilir mi?



Bir genç karı koca ile tanışmıştım geçen yıl. İki aylık evliydiler ve hiç birlikte olamamışlardı. Ülkemizde çok görülen klasik Vajinismus vakası. Böyle bir sorun olduğunda köylerine yakın köyde bir hoca varmış. Karı koca ona giderler, okunurlar geçermiş.


Aslında köylerde çok görülmüyor daha çok şehirlerde ve okumuş kızlarda görülüyor, cinsel sorunlar. Çünkü köylerde cinsellik daha doğal yaşanıyor. Fakat bu karı kocanın köyünde çok görülüyormuş, neredeyse her evlenenin başına geliyormuş bu durum. (Cinsellikle ilgili kızlara nasıl bir hikaye anlatılıyorsa.)


Bu karı koca da gitmiş okunmuşlar; fakat geçmemiş. Diğerlerine faydası olan okunma neden onlara fayda etmemişti? Çünkü genç kadın hocayı yakından tanıyor ve hocaya yakışmayacak hatalarını biliyor ve onun okuduğu duaların faydalı olacağına da inanmıyordu. Diğerlerine faydalı oluyor; çünkü sorun korkudan dolayı psikolojik zaten. Orada hocanın okuduğu dualardan ziyade “Okundum, artık bir şeyim kalmadı.” inancı ile kadının kendini kasmayı bırakması ile sorun çözülüyor. Yeni evlilerde cinsel sorunlar olduğunda kişiler duasının etkisi olacağına inandıkları bir hocaya giderlerse faydalanırlar. Fakat sorunların üzerinden zaman geçmişse okunma ile geçmesi zor.


Kadın ve erkekteki cinsel  sorunların  çoğunun psikolojik olduğunu daha önce de yazmıştım. Cinsel isteksizlik daha çok kadınlarda görülüyor. Bu sorunları ve çözümleri anlamak için beynimizin çalışma sistemini bilmemiz gerek. En önemlisi bir konu ile ilgili bilinçaltınızda hangi düşünce varsa vücudunuz o tepkiyi verir. Düşünceyi değiştirmedikçe, tepkiyi değiştiremezsiniz.


Mesela Çinliler fare, yılan, kurbağa, solucan, böcek kızartması yiyorlar. Lokantada canlı bekletilen hayvanların kızarmasını iştahla bekliyorlar. Aynı şey bizim başımıza gelse “İçerde kızaran hayvanları az sonra yiyeceksiniz.” deseler daha yiyecekler gelmeden öğürmeye başlarız. Midemiz tepkisini ortaya koyar. Neden? Çünkü biz o hayvanları yemeyi “dinen caiz değil, diye pis ve yenmez” diye şartlanmışız. Midemiz tepkisini düşüncemize göre verir. Yiyebilmek için o hayvanların etinin pis olmadığı ve lezzetli olduğu ile ilgili düşünce geliştirmek lazım. Bu da bir gün de olacak bir şey değil. Biz inancımız gereği zaten yemeyiz, böyle bir düşünce geliştirmeye ihtiyaç yok.


Konuyu cinselliğe bağlarsak, cinsellikle korkutulan, tiksindirilen kız çocukları evlendikleri zaman cinsellik yaşamak istemiyorlar. Eğer erkekte ilk günlerde aceleci ve sabırsız davranmışsa isteksizlik bir ömür boyu sürebiliyor. Kadın evlendiği zaman cinselliğin yaşanması gerektiğini bildiği halde vücudu tepki gösterip kasılıyor. Korku çok fazla ise Vajinismus oluyor yani hiç cinsel birliktelik yaşanmıyor.


Korku daha az seviyede ise cinsel birliktelik yaşanıyor; fakat kadın cinselliği sevmiyor. Kadında cinsel birlikteliğe engel olmayacak; fakat kadının canın acıtacak kasılmalar devam ediyor. Zamanla bu kasılmalar azalsa bile cinselliğin hoş bir şey olmadığı ile ilgili düşünceleri durduğu sürece kadın cinsellikten hoşlanmıyor, yataktan kaçmanın yollarına bakıyor.


Bu sorunu yaşayan kadına cinsel birlikteliğin gerekliliğini anlatmanın bir faydası yok. Bunu kadın da biliyor çoğu zaman; fakat vücuduna söz dinletemiyor. Cinsellikle ilgili olumsuz düşüncesi bir günde gelmediğine göre bir günde ya da bir sözle gitmeyecektir. Önce cinsellikle ilgili düşüncelerini değiştirmesi gerekiyor, bunun içinde bir süre uğraşması, çaba göstermesi lâzım.


Kadının cinsellikle ilgili “ayıp, günah, pis” gibi olumsuz düşünceleri atıp, yerine cinselliğin karı koca muhabbeti için yaratılmış, karı koca birbirlerinde rahatlasınlar diye onlara verilmiş Allah (c.c) ın bir ikramı olduğuna inanması gerek.


Eski düşünceleri nasıl atıp, yerine yenisini koyabileceğimizi daha önce evlilik okulu dersinde iki konuda işlemiştik. Yazıya oradan notlarda aldım. Burada ek bir konu daha var.


Bunun için birlikte yapılması gerekin iki yol var.


1. Telkin: Yeterince sık ve kuvvetle söylerseniz, insan beyni, ona yapmasını söylediğiniz, mümkün olan her şeyi yapacaktır.


Beynimize ne koyarsak, onu geri alırız. Bilinçaltı bir süngerdir; yeterince sık ve kesin söylerseniz ona söylediğiniz her şeye inanacaktır bir yalana bile. Beyin, ahlaki yargılarda bulunmaz, sadece ona söyleneni kabul eder. Şu anda var olan düşüncelerimiz de zaten bize zamanla yerleşmiş düşüncelerdir.


İlk adım; beyin tekrarla öğrendiği için kendimize doğru telkin cümleleri hazırlamalıyız.


Telkin cümlelerinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şimdiki zaman cümlesi olması: “Eşimle birlikte olmayı seviyorum” gibi. Beynin gelecek kavramı yok. Cek cakla söylediğiniz şeyleri hep erteliyor.” Yapıyorum” dediğinizde henüz yapmıyor bile olsanız, beyin sizi yapmaya teşvik ediyor. Kişi her gün hafif sesle ya da içinden yirmi dakika kadar aynı cümleyi tekrar tekrar söyleyerek kendine telkinde bulunmalı.


Bu çalışma en az üç hafta düzenli devam etmeli; tam bir iyileşme için kırk güne tamamlaması yerinde olur. Cümlelerin olumlu olması da önemli. İçinde korku ya da olmasını istemediğiniz cümleler geçmesin. Güzel bir cinsel hayat çağrışımı yapacak, eski olumsuzları silecek, bir kaç olumlu cümle ile isteksizlik yaşayan hanımlar bir süre telkin çalışması yaparlarsa sorunu yenmede çok önemli bir adım atacaklardır.


Bu konuyu ve telkinin şartlarını daha önce Evlilik Okulu 3. Dersin Ödevinde yazmıştım. 

http://www.cocukaile.net/nasil-degisebiliriz/


2-Hayal kurmak: Hayaller gerçeklerin provalarıdır. Provasını yaptığınız, emek verdiğimiz elbiseyi bir gün giyiverirsiniz. Beyin gerçek ve hayali ayırt edemiyor. Aynı telkindeki gibi söz ya da hayal de beynimize tekrarlı olarak geliyorsa bir süre sonra beyin bunu gerçek olarak algılıyor. Yine telkindeki gibi hayal süresi de bilimsel olarak en az üç haftadır; fakat kırk güne tamamlandığında daha kalıcı olur. Tam bir çözüm için hem telkin hem hayal ikisi de yapılmalı.


Beynimiz resimlerle düşünür. Ev dendiğinde gözünüzün önünde bir ev şekli canlanır. Sözcüklerin çağrışımına göre beyin hayal eder, resim çizer.


Cinsel isteksizlik yaşayan, cinsel sorunu olan kişi, her gün sessiz, sakin bir ortamda, (Gece yatarken uyku öncesi olursa etkisi daha da çok olur; fakat gece uykuya çabuk dalıyorsa gündüz de olur.) yirmi dakikaya yakın bir süre, kendini eşi ile birlikte zihninde güzel bir birliktelik içinde canlandırmalı.


Normal hayatın içinde cinselliğin başlangıç öncesinden sonuna kadar, hayalinde yirmi dakikalık kısa bir film. Yalnızca cinsel birlikteliği hayal etmek değil, ön hazırlık evresi de dahil, adım adım cinselliğin duygusal basamağını içine katarak sevgi dolu güzel bir birliktelik hayal ederse cinsel sorunlarını yenebilir.


Yalnız bu arada karı koca üç hafta hiç cinsel birliktelik yaşamayacaklar. Zihinde kurulan hayali sabote edecek bir durum olmasın, isteksizlik ve korkular zihinde tekrar canlanmasın diye.


Beyin üç haftadan sonra cinsellikle ilgili olumsuz düşüncelerin yerine, yeni gelen düşünceleri doğru olarak kabul etmeye başlar ve cinsellik yaşanacağı zaman vücut doğru tepkiler verir.


Vajinismus sorunu yaşayanlarda da en önemli adım budur, devam eden cinsel isteksizlikte de. Sadece bu adımla sorunu çözen aileler çok. Cinsel isteksizlik sorunları için ilaç tedavisinin faydası yoktur.

Bazı doktorlar tıbbı müdahale ya da ilaç tedavisi ile hastaları boş yere yormaktalar. Cinsel sorunlar ile ilgili uzmana gidilecekse kadın ve erkek için fark etmez ürolog ya da kadın doğumcuya değil, karı koca birlikte cinsel terapistlere gitmeliler.


Tabi cinsel terapistte de inançlı olanları tercih etmek gerekiyor. Cinsel isteksizlik sorununda bazı uzmanlar evli kadına “Eşin olması önemli değil, hayal kurarken, kimi beğeniyorsan kendini onunla hayal et.” diyorlarmış. Tabii mümin olarak ölçümüz hayal de olsa haram helal konusu bizim için önemli. Müslüman hayalini de kirletmez. Bu yüzden psikolog, danışman ya da terapistlere giderken dini hassasiyeti olanları tercih etmek gerek.


Gerçekte helal olmayan kişi ile ilgili hayal kurmak doğru olabilir mi? “Zinaya yaklaşmayın.” âyeti kerîmesi zina ile ilgili hayal kurmayı yasaklamıyor mu? Madem ki beynimiz böyle çalışıyor ve hayal edilen şeyi bir süre sonra normal kabul ediyor, zihnimizi de temiz tutmalıyız.


Bu tarz hayal kuranlara bir süre sonra zinanın normal gelmesi şaşılacak bir şey olmaz; çünkü beyin yargıda bulunmuyor. Beyne tekrarlı olarak ne çok gelmişse beyin bir süre sonra kabul ediyor ve kişiyi o davranışa yönlendiriyor.


Karı koca birbirini düşünerek hayal kurmalı. Cinsel korkusu olan gençler de evlilik öncesi hayal metodu ile sorunlarını yenebilirler. Ortada bir eş olmadığı için hayalinde nikahlı eşi ile birlikte olduğunu düşünerek ve eşi olarak hayal ettiği kişinin de yüz hatlarını gözünde canlandırmadan, tanıdığı ya da fotoğrafını gördüğü birini düşünmeden, hayal metodu ile korkusunu atabilir.


Toplumda zina çok yaygınlaştı. Dini hassasiyeti olan kaç anneden duydum, “Oğlumun cebinden prezervatif çıktı.” diye. Ya da dindar bilinen erkeklerin nikahsız ya da evli kadınlarla birlikte olduğunu duyuyoruz. Zinanın bu kadar normalleşmesinde internet, gazete ya da dergilerdeki manken, şarkıcı gibi tanınmış güzel kadınların çıplak pozlarının erkekler tarafından hayallerine malzeme olarak kullanılmasının çok önemli bir etkisi olduğuna inanıyorum. Zina hayali, zinayı getirir ve normalleştirir. Sonra kişi kendi bile nasıl zina yaptığına şaşar. Bu yüzden mümin hayalini de kirletmemeli. Hayal metodunu bilmeli ve hayırlı işler için kullanmalı.


Kısacası cinsel isteksizlik sorunu kendi kendine telkin ve hayal ile giderilebilir. Bunun yanında eş ile iletişimi iyi tutmak (her iki taraf içinde) kadının vücut temizliği, süslenme, çekici koku, güzel giyinme; erkeğin temizlik kurallarına, ağız ve diş sağlığına dikkat etmesi, eşinin hassasiyetlerini dikkate alıp özen göstermesi ve ”Cinsellik nedir?” yazımdaki cinselliğin fiziksel, ruhsal ve duygusal basamaklarına dikkat etmek çok önemlidir.

Okumayanlar için:  http://www.cocukaile.net/cinsellik-nedir-evlilik-okulu-6-ders/


       www.cocukaile.net 


Sema Maraşlı


 

Hikaye: Saliha bir hanım istiyorum – GERÇEK HİKAYE


Hikaye: Saliha bir hanım istiyorum – GERÇEK HİKAYE
 
Saliha bir Hanım istiyorum...

Çok etkileyici gerçek bir hayat hikayesidir...
Yaş 25, evlilik zamanı geldi geçti derken annem açtı yuva kurma konusunu. Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum. Yakın bir akrabamızdan haber geldi. komşuları çok dindarmış, kızlarının ailesinden dahada dine bağlı olduğunu duyunca sevindim.
 
 
Gittik bir görelim görüşelim dedim. Ilk ailesiyle konuştum... Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu.şaşırdım kaldım... Bir şey diyemedim... Kına gecesinde en iyi müzüsyenler olacakmış... Düğünde keza aynı... Ev dayalı döşeli olacakmış, hemde hepsi en pahalısından...

Araba olacakmış son model hemde, çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende... Anne hadi kalkalım diyecektim utandım... Kızla görüştürmek istediler... İslamiyete uygun olarak görüştük...

 

On beş bilezik... En güzel gelinlik (10 bin tl)... En büyük düğün salonu... Ne diyeceğimi bilemedim... Ben Saliha Bir Eş istiyordum sadace... Istekleri bir türlü bitmiyordu... O anda yan taraftaki aynaya gözucuyla baktım kendime... Görünüşümde de bir iş adamı profili de yoktu...

Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir dedi... Biran önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım, geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı... Tekrar sordu isteklerin nelerdir... Hayırlısı olsun dedim kalktım...

 

Nezaketle ayrıldık evden...Yolda giderken telefon geldi... Amcam arıyordu.. Yan komşuları serhat amcanın kızı varmış...Serhat amca çok iyidir... Cocukluğumdan beri tanırdım kendisini... Tamam dedim, dedim amcama geliriz...

 

Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle koyulduk yola, on beş dakika sonra ulaştık evlerine. Sohbet açıldı çocukluğumuzdan, başladı beni övmeye… Kızardıkça kızardım utancımdan birşeyde diyemiyorum…

 

Derken söz asıl konuya gelmişti… Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü tealanın izniyle dedi ve başladı isteklerini saymaya… O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı… En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi.

Birden gözlerim açıldı, şaşırmıştım açıkçası… Gözümü yerden alamadım uzun süre… Serhat amca gençleri görüştürelim dedi… Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı… Onceki görüştüğüm kız gibi ne varsa herşeyi istiyordu.

 

Konuşmasını çalan telefonu böldü, açıp konuştu, kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı… Sonra tekrar.. Dayanamadım sordum arayan kim diye.

Eski nişanlısıymış, ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. Oturduğun kişi kimdi ki? ... Calıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş… Demek önceden çalışıyordunuz?

 

Evet ben masörüm dedi… Şoktan şoka giriyordum.. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı… Evlilik amacını sordum… Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş, farklı bir hayat, farklı bir ortam istiyormuş… Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş… Daha fazla dayanamayıp izin istedim kalktım…

Ben sadece saliha bir eş istiyordum… Nezaketle evden ayrıldık annemle… Daha sonra öğrendim ki, Serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş… Gülümseyip, bugün öven yarın söver dedim içimden… Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup kitap okuyordum.

Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden ağlayıp dururdu her gece… Ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarıyor ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyordu… Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık.

 

Bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte çıktım balkona… Beni görünce o da çıktı balkona, bir konu bulup yine başladı konuşmaya… Her akşam kitap okuyorsun, nedir onlar… işte beklediğim fırsat gelmişti okumak istersen vereyim deyince olur dedi… Besmele çekip iki üç metre karşıdaki kıza attım kitabı.

Hadi gir de evde okumaya başla dedim… Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu… Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu… Aradan aylar geçmişti.o zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle… Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu…

 

Bir Salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum… O gece iki rekat namaz kılıp yattım… Acayip bir rüya gördüm… Birine anlatmalıydım bu rüyayı… O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı… Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım… Arayan ses tanıdıktı… Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki…

 

Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. çocukluğumuzdan açıldı konu sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim…

 

Tozlu bir köy yolunda gidiyordum elimde bir tane kılıç vardı etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafalarını yukarıya doğru…Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı… Kılıçla kendimi savunuyordum… Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum…

İleride uyuyan biri vardı, bilmediğim bir ses işittim ama ortalıkta kimse yoktu… Uyuyan kişiye baktım… O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm, biri Peygamberimizdi. SAV, diğerinin kim olduğunu göremedim…

 

Ali yorumlamaya başladı rüyamı… Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın, dedi… Konu evliliğe geldi yine… Başımdan geçenleri anlattım… Dertliydim bu konuda… benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı, sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı…

Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı… O konuşmaya başladı bu sefer. Evden çıkarken annem dedi, bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni. Yok Ali, bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim… Kızda pek istekli değilmiş zaten dedi…

 

Niye diye sordum.. O da birkaç kişiyle görüşmüş, daha sonra evlilikten soğumuş iyice… Alinin annesi ısrar edince de, olur görüşelim demiş...Tamam dedim yarın gideriz diye sözleştik… Rüyam gerçek mi olacaktı acaba…

Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allahü tealanın izniyle aşmıştım… Ali ile vedalaşıp eve geldim konuyu anneme açtım… Yarın gidecektik görüşmeye… Cok heyecanlıydım nedense… Sabah erkenden kalkıp giyindim…

 

Heyecan gitmek bilmiyordu bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum evin içinde… Ilk defa bu kadar heyecanlıydım… Oğle namazını kıldıktan sonra yola koyulduk annemle… Ali bizi kızın evine kadar götürdü… Kapıyı çaldım… Kapıyı babası açtı, eve buyuretti…

Biraz sohbet ettik, söz asıl konuya geldi sonra… kızın babası konuşuyordu; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok, sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum… dünyalık bir konu açılmamıştı ilk defa…

 

Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim… Sandalyeye oturdum, ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı… Odaya kız girdi nurani yüzlüydü… önüne bakarak konuşmaya başladı… Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya… Ilk sorusu namazdan oldu….

 

Bana namaz kılıyor musun demedi, namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor, dedi… on beş dakika civarında diye söyledim… Memnun oldu…

 

Sonra birikmiş ne kadar paran var deyince, önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim içimden… 45 bin lira var… Paranın zekatını veriyor musun deyince, yanlış düşündüğün için utandım.. Evet veriyorum dedim… Konuşmasına ağır ağır devam etti…

Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı. Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez.

 

Ailesinin hakkını gözetir haksızlık yapamaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlukat sever, mahlukatın sevdiğini de Allahü teala sever.

 

Allahü tealanın sevdiği kul ise makbul edilen kuldur… ve devam etti konuşmasına… Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da var.

Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü teala ondan nasıl razı olur ki… Ne kadar doğru konuşuyordu konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye dem etti...

 

Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum Ehli sünnet Alimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı, ben sormadan herşeyi anlattı bana.

Son olarak annemle konuşmak istedi, ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim dışarı çıktım… annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu.

 

Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş. çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü teala razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi…

 

Abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda sonra birkaç gün önce gördüğüm rüya geldi aklıma… Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım… Bu günden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık artık…

 

Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu...… akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor , ben ise dini yönden olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Düğün çalgılı olurmuş onlara göre.

 

Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış… Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum…

Bir akşam evde akrabalarla toplandık bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı… herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim…

 

Kimse yüzüme bakmıyordu artık utanmışlardı açıkçası… Bu konu da böylece şekilde kapamış oluyordu… Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık…

Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum…

 



Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu… düğün günü gelip çatmıştı… heyecandan ölecek gibiydim elim ayağıma dolaşıyordu adeta. Düğün tam istediğim gibi olmuştu…. Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekasına güzel ahlakına güler güzüne hayrandım…
Onsuz zaman geçmiyordu, işteyken fırsat buldukça arıyordum, sesini duyuncada çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi.

 

Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum çünkü. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum…

Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Arada bir arabamla gezerdik, gezdirince mutlu olurdu… Yine bir gün gezdirmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir, sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi.

 

Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım… biraz gezip eve gelmiştik… Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu. Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk…

Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu… benim uykum çok hafif olduğu içinde hemen uyanıyordum… O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı, kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi…Fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti…

 

Ben rahatsız olmayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı… kapı kilitliydI Eşim Bismillahirrahmanirrahim dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıkmıştı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı terlemeye başladım…

 

Yataktan kalktım gözlerim, kapıya odaklanmıştı… yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu… Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Fakat eşim kapıyı açmadan odaya girdi…
Kalp atışlarım iyice artınca dayanamadım uyanmış gibi yaparak Yatakta doğrulup oturdum… Eşimin yüzüne baktım… adeta yüzü nurlanmış parlıyordu… Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı.

 

Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim diye sordu. Yok çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı… Işe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi?... Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım.

Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum…  işten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş… Selam verip içeri girdim, elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık yemeği yedik… Bu gün neden durgunsun bir şey mi oldu? Diye sordu… Cevap veremedim… Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki…

 

Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı… gözlerinin içine bakıyordum… buyur söyle dedim… Hamileyim dedi… Ondan sonrasını hatırlamıyorum zaten…

O anda ayaklarım boşaldı… Düşüp kalmışım yerde… Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu… Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca utanıp yüzünü yere çevirdi… Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam…

 


Akşamları işten eve gelirken artık bebek eşyaları alıyordum… Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurap duruyorduk… Cocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı acaba… Ilk önce namaz kitabındaki bilgileri öğrenmeliydi.

Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık… Yok yok ilk önce Halifelerin menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini… Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik…

 

Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim ve gözlerimi dinlendirmek için kapattım. 212. Mektubu okuyordu…

 

Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı. Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti… anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu… mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi…

Peki kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi.. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti.. beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti… O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi…

 

Ilmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi… Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; ilmihalin şu sayfasında yazıyor diye söylerdi…

Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı… İslamiyeti yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allahü tealaya her saniye şükretsem yine az gelirdi… Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım kendisiyle…

 

her zamanki gibi işten geldim yemek yedik konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım… Igiderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım..

 

İslamiyetin en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum dediğim anda eşim konuşmaya başladı… "Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allahü teala ona daha iyilerini ihsan eder"…

 

Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu, eşimde konuşmasını bitirmişti… O günden sonra ona olan davranışlarım daha dikkatliydi. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum… bir akşam annem aradı komşu kızının düğünü varmış iki gün sonra, düğüne beni de davet etmişler.

Eşimle birlikte gittik düğüne, her şey İslama uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi… düğündeki İslama uyma titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan verdiğim Kıyamet ve ahiret kitabı geldi aklıma. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi, o kızın kardeşiydi bu. Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk…

Abi eğilir misin dedi.. eğildim kulağıma ablasının bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Ben vesile olmuşum onun bu duruma gelmesinde. Bunu öğrenince çok sevindim… Eşim hamile olduğu için fazla kalamadık düğünde eve gittik…

 

Aradan aylar geçmiş ve eşim doğurmuş ve Bir tane oğlum olmuştu… hayatımızdan çok memnunduk… Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk yine… Eşime üstadım diye hitap ediyordum… O benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesile idi… geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca çocuğu alıp başka odaya gidiyordum… aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü…

Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu… bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu… eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı.

 

İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu ilk önce uyuyor zannettim. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı.

Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemi aradım gelmesini istedim…. Eşimi diğer gün defnettik… Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan gelmeye başladı… Her gittiğimde o kokuyu duyardım… giremiyordum. Onu özlüyordum sadece.. Canım eşim, üstadım vefat etmişti.

 

Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum… her an onu düşünüyordum… Aylar sonra eve girme cesareti gösterdim… gözlerim doldu ağlamaya başladım. Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum.

Dolunay vardı… Alinin beni aradığı o akşam geldi aklıma… O akşamda aynı dolunay vardı… gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım… doğru üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım….

 


O güzel kokuyu hissetmeye başladım tekrar… arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda duruyordu… Heyecandan bir şey söyleyemiyordum.. Başım dönmeye başladı ve bayılmışım sonra…

 

Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu… Kalktım etrafıma baktım… Eşimi gördüğüm anda... sabret dediğini hatırladım… Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim…

 

Elimi cebime attım bir tane mendil vardı… Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil ayağa kalkarken yere düşmüştü bulamamıştım daha… demek ki eşim bulup saklamış… Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı…

 

*******
 
BU GERÇEK BIR HIKAYEDIR BU HIKAYENIN YAZARI YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR...
 
( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim… Hikayede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır…)
 
Allahü teala herkese böyle eş nasip eylesin…
 
SON..
 
(Çok teşekkür ediyorum kiymetli vaktinizi ayirip okudugunuz için , bekar ve evli kardeşlerimizin bu kissadan bolca hisse alacağına inaniyorum, bu hikayedeki saliha hanima bir fatiha bagislamayi da ihmal etmeyelim lütfen.. )

 

 


 

Görmediğime İnanmam Diyenlere Nasıl Cevap Veririz


Risale Ajans                 

Görmediğime İnanmam Diyenlere Nasıl Cevap Veririz

 
Çevremizde, az da olsa, “Görmediğime inanmam” diyen kişilerle karşılaşıyoruz. Bunlara bu yanlış düşüncelerinden vazgeçirmek için neler söylemeliyiz?
 
 
Şurası bir gerçektir ki; varlık alemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan, görme duyusu ile, sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar alemini, kulağıyla sesler alemini, burnuyla kokular alemini hisseder. Halbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.
 
 
İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar, görmediğime inanmam diyerek bütün varlık alemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Halbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu alemde gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.
 
 
“Görmediğim şeye inanmam.” sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Halbuki insandaki her bir duyu ayrı bir alemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.
 
Malumdur ki; herhangi bir eser, göz ile göründüğü halde, ustası akıl ile anlaşılır. “Görmediğime inanmam.” diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkar durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği halde, onun sanatkarını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.
 
Böyle bir insan, bu kainatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?
 
 
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”
 
 
Tarih : 13.08.2013 Kaynak : Sorularla İslamiyet