25 Haziran 2013 Salı

Çocuklarımı hangi prensiplerle büyüttüm?

Hekimoğlu İsmail

 
AİLE-SAĞLIK Yazarlar Hekimoğlu İsmail

Çocuklarımı hangi prensiplerle büyüttüm?



Hastalandığım zaman doktor dedi ki: “Bak ağabey, artık okumak, yazmak, konferans vermek yok! Bol bol yatıp, dinleneceksin.” İçimden geçirdim; “Ot gibi nasıl yaşarım yahu!”



O sırada Fethullah Gülen Hocaefendi imdadıma yetişti: “Yatmak yok! Okuyacaksın, yazacaksın, konferanslara devam edeceksin.” Çok şükür dedim, bitkisel hayattan kurtuldum. Doktorlara saygım sonsuz amma emri aldık bir kere; vazifeye devam…


  İşte bu konferanslar sırasında özellikle hanımlar, “Çocuklarımızı yetiştirirken hangi hususlara dikkat edelim?” şeklinde sorular soruyorlar. Bu soruya kendi tecrübelerimle cevap vermek isterim…  Bir kızım bir de oğlum var... Elhamdülillah, ikisiyle de çocukluklarından beri aram iyidir. Onları yetiştirirken özellikle dikkat ettiğim iki husus vardı: 


Birincisi, “Çocuklarımı değil, kendimi terbiye edeceğim.” kuralını kendime prensip edindim. Kendini terbiye eden, başkalarına tesir eder. Pek çok muhterem, mübarek şahısla tanıştım, görüştüm. Onların sözleri aklımdan çıkıp gitmiş olabilir amma hal diliyle söylediklerinin tesiri halen üzerimdedir; bu tesiri unutmak mümkün değil. Buradan hareketle, çocuk ebeveynini sever, beğenirse onu taklit eder. Bu taklit aynen fotoğraf makinesi gibidir. Makine ne görürse onu çeker; çocuk da ebeveyninden ne görürse, onu yaşantısına çeker. Anne-babalar çocuklarının karşısında kibre kapılır, “Benim gibi ol!” der. Amma bakalım çocuk karşısındakini seviyor mu, beğeniyor mu? İşyerindeki problemleri eve taşımadım. Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi, “Fevkalade ehemmiyetli olan sükûn ve temkin ve itidal-i dem ve sabır tahammülün kati lüzumu beni teskin etti.” Allah’ın yüreğime koyduğu şefkatle, çocuklarıma kırıcı söz söylememeye, onları memnun etmeye çalıştım. 


İkincisi, çocuklarımı başkalarının beğenisine, takdirine göre değil, Allah’ın beğeneceği şekilde yetiştirmeye çalıştım. Bir pedagogun kitabında okumuştum: “Nasıl ki küçük bir fidanın üzerine ince bir çizik atılsa, o fidan büyüyüp çınara dönüştüğünde küçük çizik koca bir yarık olarak karşımıza çıkar. Aynen bunun gibi, çocukluk döneminde çocuğun üzerine atılacak çizikler, yetişkinlik döneminde derin yaralar şeklinde ruhunda yerini alıyor.” 


Bazı anne-babalar çocuklarını “El âlem ne der?” diye terbiye etmeye çalışıyor. Hâlbuki çocuğuna “Allah’ın emaneti” şuuruyla bakan kişi, kendini ve evladını Allah’a beğendirmeye çalışır; başkasına değil… Bana göre çocuk eğitiminde uygulanacak en zevkli, en kolay ve huzur veren yol, çocuğu Allah rızasına göre terbiye etmektir. Böylece hem ana-baba hem de çocuklar yücelir. Meseleleri “el âlemin” ölçüsüne değil, Kur’an’ın mihengine vurarak çözmeye çalıştım… 


Üçüncü prensibim; çocuklarımı asla başkalarının çocuklarıyla kıyaslamadım. Falan çocuk şöyle akıllı, filan çocuk şöyle başarılı vs. gibi sözler çocuğun izzet-i nefsine dokunur. Kıyas, ancak çocuğuyla arasına uçurum sokmak isteyenin yapacağı iştir. Bırakın kıyaslamayı; başkasının çocuğunu övmek bile evladımızı mahcup eder. Başkalarıyla kıyaslanan, beğenilmeyen çocukların ileride korkak olduklarına şahit olmuşumdur…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder