20 Aralık 2014 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir!

Hekimoğlu İsmail - Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir!


Hekimoğlu İsmail
 
AİLE-SAĞLIK

Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir!


Hiç unutmam, hasat mevsimi yaklaşıyordu, mahsul bol mu bol. Bir gün, bir sam yeli esti, yapraklar sapsarı oldu, meyveler buruştu; bahçenin suyunu da kestiler, çiçekler soldu.

Felaket el ele, kol kola geliyordu… Çiçek gibi insanlar gitti, ibadet meyveleri döküldü, yemyeşil kültürümüzü sam yeli aldı, dünya dikenlere kalmıştı. Olmayan bahçenin bahçıvanını buldum, onun yanaına çırak girdim, “Dertlerden dert, dikenlerden diken beğen!” dedi. Birdenbire iç dünyamı bir şey kapladı: “Çilesini çekmediğin şey senin değildir!”

Bir cisim gökyüzünde ne kadar süratle seyrederse hava da ona o şiddetle karşı koyar. İşte öyle de hayırlı işlerin önünde hep imtihanlar vardır. İman, enfüsî bir varlıktır. Elle tutulmaz, gözle görülmez; yaptığı işlerle kendisini belli eder. Kur’ân’da “Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar yalnız inandık demekle hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” denilmiştir. Yani sadece iman etmek kâfi değildir.

İnsanlar, iman davasında binbir merhaleden geçirilir; Allah sağlık verir imtihan eder, servet verir, makam verir, şöhret verir bunlarla kulunu imtihan eder. Acaba her zaman, her halde mümin İslamiyet’e uyuyor mu, uymuyor mu, sabrediyor mu, yoksa isyan mı ediyor, buna bakılır. Bazen de Allah bir ateş gönderir, kulunun mahiyetini ortaya çıkarmak için imtihan eder. Mesela maden ocaklarında hurda demirleri yani cürufu ocağa doldurduktan sonra ateş verirler, eriyen madenler akmaya başlar. Maden mühendisi de başında durur ve der ki: “Bu gelen bakır, bu kurşun, bu demir,...” Yani ateş verirler ki, bakırla demir ayrışsın. İnsanların arasında da kadere teslim olanlarla olmayanlar, geçmişten ibret alanlarla almayanlar, gelecekten ümitli olanlar, aklını kullananlar imtihanlarla işte böyle birbirinden ayrılır.

Fuzuli demiş ki, “Herkese gelmez bela, erbabı istihkak arar.” Bela gafile zarar verir, arifin makamını yükseltir. Bela, aynı zamanda imtihandır. Mesela en çok bela peygamberlere gelmiştir; Hz. Adem (as)’den Peygamberimiz (sas)’e kadar bütün peygamberler musibetlere ve belalara maruz kalmışlardır.

Hz. Adem (as)’ın dünyaya gelişi imtihanla başlar. Eyüp Peygamber sağlığını, çocuklarını, malını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi. Yunus (as) için zahirdeki her şey aleyhinde ittifak etmişken o, “La ilahe illa ente!” deyip Allah’a imanını tasdik etti. “Zalim olan benim, bütün iyilikler Allah’tan, kötülükler nefsimdedir.” diyerek Allah’ın rahmetini celbetti. Peygamberimiz (sas) de, onca çileye ve musibete katlanırken: “Allah yolunda hiç kimsenin görmediği eziyetlere mâruz kaldım!” buyurmuştu. Onlar, derdi vereni buldular, razı oldular; eğer derdi vereni buldunsa sefa içinde sefadır. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Hadis-i şerifle sabittir ki, bu yüce makamla mütenasip çile çekecekler.

Emirdağ Lahikası’nda Üstad şöyle buyurur: “Ben maddî ve mânevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve mânevî her şeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.”

İmân bir lütuf, imtihan da onun miyarıdır. Bugün Müslümanların meşakkat çekmesi, musibet mektebinde tahsil gördükleri içindir. Bu sebepledir ki, zâlimlerin inananlara yaptıkları, zâhiren zulüm gibi görünse de imanını koruyabilen için lütuftur. Hadîs-i şerifte; “Meşakkat çektiğin kadar istifade edersin!” buyurulmuştur. Elde edilecek mükâfat ne kadar büyükse ödenecek bedel de o kadar yüksektir. Manevi kazançlar için ödenen bedel daha da fazladır. Biz cennete gitmek istiyoruz, bunun bedeli tahkiki iman ve ibadettir.

Üstad’ın ifadesiyle; “elleri bağlı, zaif ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği” halde, o, bu gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Bundan anlıyoruz ki, insanı koruyan, Allah’tır. İslamiyet’i gönderen Allah, dinine hizmet eden kullarını korumuştur, koruyacaktır.

Sebepler âlemindeyiz. İnsan sayısız dertlere, musibetlere namzettir. Allah dine hizmet edenleri göndermiş ve gönderecektir. İnandığı gibi yaşayan, insanlara tesirli olan İslam âlimleri, her zaman hedeftir. İmtihan içinde imtihan vardır. Cüneyd-i Bağdadi de musibetleri tarif ederken, “Ariflerin kandili, müminlerin silahı, gafillerin helak olma sebebidir.” demiştir. Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir, hakikat mutlaka galip gelecektir.

Her zorun sonu ferahlıktır; mümin yalnız ve yalnız Allah için çalışacaktır. Işığa perde çekilse de hakikat güneşi batmayacaktır.
 
 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder