23 Şubat 2017 Perşembe

KABZ

KABZ

 

‘Kabz’, avuçlama, sahip olma, yakalama, dürme, alma, kanat çırpma, bir şeyi teslim almak, ona sahip olmak, ele almak ve el koymak anlamındadır.

      

Tasavvuf terimi olarak kabz, sıkılma, sıkışma anlamlarında olup, yayılma, açılma, iç açılması demek olan ‘bast’ın zıddıdır.

 

Kabz, korku (havf) durağına tekabül eden ruhî bir haldir. İnsanda bu sıkıntı halini meydana getirenin Allah (c.c.) olduğu kabul edilir.

      

Es-Sarrâc bu iki terimi şöyle açıklar: ‘Kabz ve Bast yüce ve ruhî iki hal olup, ariflere mahsustur. Allah (c.c.) onları sıktığı zaman, yemek, içmek ve eğlenmek gibi caiz olan şeylerden ve gıdaların bir kısmından alıkoymada etkili olur. Ariflerin gönlünü açtığı zamanda, kendilerini korumayı üzerine almak suretiyle, o caiz olan şeyleri yine kendilerine iade eder. Kabz, arifin öyle bir halidir ki, kendisi bu durumda marifetullahtan başkasına elverişli bir mekân bırakılmamıştır.’ [1]

 

Orta çağ; Hıristiyan tasavvufunda kabzın karşılığı olan terim, Fransızca ‘desolation’dur. Bu kelime sözlükte; yıkıklık, haraplık, büyük iç sıkıntısı anlamına gelir.

      

Kur’an-ı Kerim’de;  “İnsanın gönlünde, işlerinde ve rızkında darlık meydana getiren de, genişlik ve bolluk veren de Allah’tır.” [2] buyurulur.

 

Hakikat ehli olanlar kabz ve bast hallerini, Allah (c.c.)’a sığınılması gereken haller olarak görürler. Çünkü bu iki hal, kulun helak olması ve hakikatin hükmüne girmesi gibi daha yüksek hallere göre fakirlik ve mahrumiyettir.

 

Her insanın kabzı bastına göre, bastı da kabzına göre olur. Bazen kabzın sebebini tayin etmek, kabz sahibi için müşkül olur. İnsan kalbinde bir kabz (sıkıntı, darlık) bulur, fakat sebebini ve bunu gerektiren şeyi bilemez. O zaman bu nevi kabız sahibi için kurtuluş yolu, bu hal ve vakit geçinceye kadar teslimiyettir. Çünkü zoraki hareketlerle bu nevi kabzı kendinden uzaklaştırmak veya kendisine gelmekte olan kabz halini iradesiyle defetmeye hazırlanmak kabz halini daha da fazlalaştırır. [3]

 

 [1] Kuşeyri Risalesi, S. Uludağ.

[2] Bakara sûresi,  2/245.
[3] Kuşeyri Risalesi, S. Uludağ.
BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
http://www.islamahlaki.com/default.asp?kat_no=643
 

--

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder