1 Haziran 2015 Pazartesi

Günün Menkıbesi: Kalk ey Abdülmuttalib!

Günün Menkıbesi: Kalk ey Abdülmuttalib!
 

Abdülmuttalib, bir gece rüyada ses işitti:
- Kalk! Zemzem kuyusunu çıkar!

Uyandı, tekrar uyudu.

Aynı sesi yine duydu:
- Kalk ey Abdülmuttalib! Zemzem kuyusunu çıkar!

Üçüncü gece de gördü aynı rüyayı.

Ve sordu hemen:
- Zemzem nedir?
- O, bir sudur ki, susuzları kandırır, açları doyurur, hastalara şifa olur.

Sordu yine:
- Yeri neresidir?
- Kâbe’nin yanıdır. Yarın oraya git, bekle. Kırmızı gagalı bir karga gelip, gagasıyla yeri eşeler. İşte orasıdır.

Uyanıp mırıldandı:
- Hayırdır inşallah! Bu, ilahi bir işaret.

Oğlu Harisi alıp, koştu o yere.
Az sonra bir karga gelip, başladı yeri eşelemeye.
Gagası kırmızıydı.

- Tamam! dedi.
Ve başladı kazmaya.

Çok geçmeden göründü kuyu ağzı.

Sevinçle haykırdı:
- Allahü ekber!Fakat Kureyşliler toplanıp geldiler ve;
- Bu kuyuda bizim de hakkımız var! dediler.

Abdülmuttalib;
- Hayır! dedi. Bu, yalnız bana ihsan edilmiştir.

Tehdit ettiler:
- Ama sen yalnızsın. Bizimle baş edemezsin!

İçi burkuldu.

Bana on oğul verirsen…

Kalbinden;
“Ya Rabbi! Bana on oğul verirsen, birini senin için kurban edeceğim” dedi.

Ve bir teklifte bulundu onlara:
- Gelin, hakeme gidelim!
- Olur, gidelim!

Şam’da bir kâhin vardı.
Onun hakemliğinde anlaşıp düştüler yola.

Ancak hava çok sıcaktı.
Susuzluktan bir adım atamaz hale geldiler.

Herkes hayattan ümidini kesmişti ki, Abdülmuttalibin sesi yükseldi:
- Koşun! Koşun!

Hep oraya seğirttiler.

Abdülmuttalib sevinçle bağırdı:
- İşte size su!
Evet, çöl ortasında, Abdülmuttalibin ayağı dibinden bir su fışkırıyordu.
Hem de ne su.

Leziz ve serin.
Kana kana içip, hayat buldular.

Ölümden kurtulmuşlardı.

Büktüler boyunlarını.
- Ey Abdülmuttalib! Tamam. Zemzem kuyusu senindir, dediler. Geri dönüyoruz!

Ve döndüler.

Abdülmuttalibin alnında parlayan “Nur-u Muhammedi” hürmetine bu mucize gerçekleşmiş ve Zemzem kuyusunu çıkarma şerefi ona nasip olmuştu.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder