18 Temmuz 2015 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Gönlümde bir bayram var…

Hekimoğlu İsmail - Gönlümde bir bayram var…


Hekimoğlu İsmail
AİLE-SAĞLIK

Gönlümde bir bayram var…


Sevinmek, insanların hakkıdır. Hep beraber sevinmenin tadı da bir başkadır. İşte bayramlar, insanları kaynaştırıp bir araya getiren güzel vesilelerden biridir.

30 gün aç, susuz kalarak “nefis” denilen şehvete, hırsa, kine, haram zevklere itaat etmeyip, Allah'a itaat etmenin bayramını yapıyoruz. Elhamdülillah, Müslüman'ız; Müslüman olmanın bayramını yapıyoruz; küfrün, dalaletin liderlerine tabi olmayıp, ‘Ölmeden evvel ölünüz' sırrınca günah âleminde ölüp sevap dünyasında dirilmenin bayramını yapıyoruz.

İbadetlerin bir “zâhir”i, yani dış görünüşü, merasim yönü bir de “bâtın”ı, yani içyüzü, mazrufu, özü, mânâsı vardır. Bayramın zahiri barışmak, hediyeleşmek, sevinmektir; o gün farklı şeyler yemek, farklı kıyafetler giyinmek, bayramlaşmak zahiri yöndür. Batını yöne gelince; “Allah'ım, emrine uyduk, becerebildiğimiz kadarıyla ibadet ettik, oruç tuttuk, namaz kıldık, zekât verdik. Herhalde bunların mükâfatı olarak sen de bize bayramı verdin. Çok şükür.” demektir.

Çocukken bayram günü babam beni sabahın erken saatinde “Bugün bayram.” diye kaldırırdı. Bayramlık elbisemizi giyer, babamla beraber erkenden camiye gider, yer bulurduk. Ulu Cami taş duvarlarıyla yüzlerce insanı içinde toplamış; babam sevinçli gözlerle yüzüme bakar; “Oğlum namaz kılıyor.” derdi. Büyükler beni gerideki saflara gönderecekler diye korkardım. Cemaati taklit ederek bayram namazımı kılardım. O zamanlar bayram yemekleri vardı. Bayramda bize harçlık verirlerdi. Zaten yeni elbise alınmışsa, cebine üç beş kuruş konulmuşsa uçar sevincinden çocuk, ne yapacağını bilemez.

İslamiyet'in gayesi dünyayı cennet etmektir; bunun için de insanların birbirine yardımcı olması esastır. Sevinenlerin sayıları arttıkça bayramlar bayram olur. Yani hem biz sevineceğiz, hem başkalarını sevindireceğiz. Bayramı da ibadetleri de külli planda yaşamaya gayret edeceğiz.

Onun için kandiller, bayramlar birer inkılap olmalı. Yani iyiliğe doğru değişim olmalı. Bu değişim olmazsa bayram çocukların bayramı olur o zaman.

Çünkü dindarlık, sadece Ramazan ayına ve muayyen günlere mahsus değildir; hakikî dindarlık ömürlük bir takvâ hayatı sürmektir. Nasıl ki hasta olan şahsa doktor ilaç verir, perhiz verir ve “Perhizine devam edeceksin, ilaçlarını her gün kullanacaksın!” der, bırakmak yok! Çünkü hasta şahıs ilacı almayı bıraksa hastalık tekrar başlayacak. Aynı şekilde Ramazan ayında nefsimizle ettiğimiz mücadeleyi bayramda bırakamayız; ekonomik, tıbbi, ahlaki hastalıklar devam ettikçe Ramazan da devam etmelidir. Yani hastalık devam ettikçe ilacı almak da devam eder; Ramazan'da sigarayı bırakan şahıs, kül tablasını, sigara paketini evden çıkarmamışsa o hastalık da tedavi olmamış demektir; geri gelir.

Hâlbuki oruçlu iken içilmeyen sigara, ömür boyu içilmezse... İnsan giyinirken, beslenirken, gezerken, çalışırken “Yaptığım bu işler İslam'a uygun mu?” deyip, ahirette hesap vermeyi düşünürse... Müslümanlar arasındaki ekonomik beraberliğe önem verilirse, ibadetler küllî planda da yaşanmış olur; Ramazan'daki hayat ömrümüzün her noktasına yayılır. Bayramın ne olduğu ancak böyle anlaşılır.

Aynı sofrada sevinen, aynı kıblede buluşan, aynı Peygamber'de birleşen, aynı kitaba inanan, yeryüzünde kimsenin burnu kanamasın diye çırpınan ecdadın torunlarıyız amma bugün İslam coğrafyasında esir Müslümanlar var; savaşanlar, işkence görenler, açlar, hapishanede yatanlar bayram arıyor…

Hasta, fakir, bayram arıyor…

Boynu bükük yetimler, ağlayan ihtiyarlar, sürünen gençler bayram arıyor...

İşte bu kara günlerin üzerine İslam güneşinin doğması bayram sabahıdır.

Çünkü insan, ağlatmak için değil, gözyaşı silmek için yaratılmıştır; yara açmak için değil, yara sarmak için, düşenin elinden tutmak için yaratılmıştır.

Gerçek bayram, insanın, insan olduğunun farkına varmasıdır…
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder