3 Aralık 2017 Pazar

BİRLİKTE YAŞAMANIN GETİRDİĞİ GÖREV VE SORUMLULUKLAR-2

BİRLİKTE YAŞAMANIN GETİRDİĞİ GÖREV VE SORUMLULUKLAR-2
 
 
Komşu haklarını şöyle özetleyebiliriz;
 
1. Hastalandığında ziyaretine gitmek.
2. Öldüğünde cenazesine katılmak.
3. Borç istediğinde imkân nispetinde yardımcı olmak.
4. Darda kaldığında yardımına koşmak.
5. Bir konuyu istişare ettiğinde görüş beyan etmek.
6. Bir nimete kavuştuğunda tebrik etmek.
7. Düğün, sünnet ve benzeri davetlerine icabet etmek.
8. Başına bir musibet geldiğinde teselli etmek.
9. Kamuya zararı olmayan hata ve kusurlarını deşifre etmemek.
10. Gıybet ve dedikodusunu yapmamak.
11. Karşılaştığında selam vermek ve hal hatır sormak,
12. Sözlü veya fiili olarak her hangi bir şekilde eziyet etmemek.
13. Canına ve malına zarar vermemek.
14. Güler yüzlü davranmak.
 
Ayetin sonundaki “Allah kibirlenen ve övüp duran kimseleri sevmez” cümlesi, Allah’a ve Allah’ı kullarına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kimselerin Allah katındaki değersizliğini ve böyle olunmaması gerektiği vurgulu bir şekilde ifade eder.
 
Birlikte yaşmanın getirdiği görev ve sorumluluğun olmazsa olmazları vardır. Bunlar; can ve mal güvenliği, adalet ve eşitlik, din, ibadet ve düşünceyi ifade, ticaret ve seyahat özgürlüğü, mal-mülk edinme, mesken, aile mahremiyeti ve onurun her türlü tecavüzden korunması ve benzeri hususlardır.
 
Birlikte yaşamanın en önemli şartı can ve mal güvenliğidir. Bir toplumda yaşayan insan, evinde, iş yerinde, sokakta, piknikte kısaca nerede olursa olsun kimsenin canına ve malına kastedilmeyeceği ve kastetmek isteyenlere fırsat verilmeyeceği güveni içersinde olması gerekir. İnsanın en kıymetli varlığı canı ve malıdır. Hayat tehlikede olursa diğer haklar ve nimetlerin kullanılması mümkün olmaz. Mal canın yongasıdır. Mal ve mülk olmayınca hayatın devam ettirilmesi zordur. Bu itibarla bir toplumda yaşayanların mal ve can güvenliğine sahip olması gerekir. Bütün toplumlar temel yasalarında can ve mal güvenliğini güvence altına almışlar, cana ve mala taarruzu suç saymışlardır. Dinimiz de can ve mala tecavüzü şiddetle haram kılmıştır.[1] Dinî, inancı, ırkı ve cinsiyeti ne olursa olsun suçsuz yere bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibi günah kazanmış olur.[2]
 
Hırsızlık, soygun ve gasp gibi mala, mülke ve servete tecavüz etmek ve zarar vermek insan haklarını ihlal etmek, toplumsal güveni bozmaktır. Bu suçu işleyenlere ağır ceza öngörülmesi[3] bu haramı işlemenin büyük günah olduğunu ifade eder.
 
Adalet ve eşitlik, birlikte yaşamanın ve toplumsal güven ve barışın vazgeçilmez şartıdır. Topumda herkesin devlet imkânlarından yararlanma, eğitim-öğretim, ticaret ve seyahat, mal-mülk edinme ve benzeri temel hak ve hürriyetlere sahip olma konusunda eşit olması, vergi alma, işlenen suçlara ceza verme ve yüklenen sorumluluklar ve ücretlerde adaletli olunması gerekir. Adalet mülkün temelidir. Irk, renk, dil, cinsiyet, zengin veya fakir olma ve benzeri konularda ayırımcılık yapmak toplumsal barışı bozar. Toplumda ayrıcalıklı sınıfların varlığı adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Dinimiz herkesi Allah’ın kulu olarak görür. Üstünlük, ırkta, renkte, cinsiyette ve varlıklı olmada değil takvadadır.[4] Peygamberimiz bu hususu Veda hutbesinde şöyle dile getirmiştir:
 
“Ey insanlar! Rabb’iniz bir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en değerliniz en muttaki olanınızdır. Arap’ın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”[5]
 
Onurun her türlü tecavüzden korunması, özel hayatın gizliliği, mesken dokunulmazlığı, aile sırlarının korunması, kişisel kusur ve hataların araştırılmaması, kişilerin arkadan çekiştirilmemesi ve aile hayatının mahremiyetinin korunması temel insan hakkıdır ve birlikte güven ve huzur içinde yaşamanın temel şartıdır. Bunlar, İslam inanç ve ahlakı açısından çok önemlidir. Dinimiz kimsenin evine izinsiz girilmemesini istemekte,[6] onur ve haysiyete saldırıyı, iftira ve gıybeti haram kılmaktadır.[7]
 وَلاَ تَحَسَّسُوا وَلاَ تَجَسَّسُوا  
 
“Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayın, birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”[8]
إِنَّكَ إِن اتَّبَعْتَ عَوْرَاتِ النَّاسِ أَفْسَدْتَهُمْ
 
“İnsanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarırsan oları fesada sürüklemiş olursun.”[9]
اَلْمُسْلِمُ اَخُوا الْمُسْلِمِ لاَيَخُونُهُ وَلاَ يَكْذِبُهُ وَلاَ يَخْذُلُهُ كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ عِرْضُهُ وَمَالُهُ وَدَمُهُ
 
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hainlik etmez. Onu yalanlamaz. Onu yardımsız ve yüz üstü bırakmaz. Her müslümanın diğer Müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır.”[10]
 
Evrensel insan hakları beyannamesinde bu husus şöyle ifade edilmiştir:
 
“Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazış­ması hususunda keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korumağa hakkı vardır.” (Md. 12)
 
Din ve ibadet özgürlüğü, birlikte güven ve huruz içinde yaşamanın temel şartlarından biridir. Dinimiz insanlara tam bir inanç özgürlüğü tanımıştır. Dileyen Müslüman olur, dileyen müşrik, kâfir, Hıristiyan, Yahudi olarak yaşar.[11]Peygamberimiz (a.s.) Mekke’de insanları dine davet etti, ancak kimseyi dini kabule zorlamadı. Din özgürlüğü,
د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ لَكُمْ
 
“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır”[12] anlamındaki ayetle dile getirildi. Medine’de ise,
لَآ اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ
 
“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır[13] anlamındaki ayetle vurgulandı. Bu itibarla bir insan, bir dini kabul etmeye veya ibadet etmeye zorlanamayacağı gibi, inandığı bir dini veya o dinin gerektiği ibadetleri terk etmeye de zorlanamaz ve bu konuda engel çıkartılamaz. Din özgürlüğü; inanıp-inanmama, ibadet edip etmeme hürriyetini içerdiği gibi, o dini öğrenme ve başkalarına öğretme hakkını da içerir. İslam dini, insanların tam bir dön özgürlüğü içinde olmalarını ister. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde bu hak şöyle ifade edilmiştir: “Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır, bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette öğ­retim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir.” (Md.18)
 
Sonuç olarak; birlikte yaşamanın temel şartı o toplumda yaşayan insanların görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi, insan haklarına riayet etmesi, birlikte yaşadığı insanlara ihsanda bulunması ve saygı göstermesi gerekir. Şu hadislerin birlikte yaşamanın ilkelerini ortaya koymaktadır:  
وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ لاَتَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا 
 
“Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”[14]  
لاَيُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لاَِخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
 
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.[15]
اَلْمُوْمِنُ يَأْلَفُ وَيُؤْلَفُ وَلاَ خَيْرَ فِيمَنْ لاَ يَأْلَفُ وَلاَ يُؤْلَفُ
 
“Mümin başkalarıyla hoş geçinir ve kendisiyle hoş geçinilir. Başkalarıyla hoş geçinmeyen ve kendisiyle hoş geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.”[16]
لاَتَقَاطَعُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَلاَ تَبَاغَضُوا وَلاَتَحَاسَدُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ اِخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ اَنْ يَهْجُرَ اَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثٍ
 
“(Ey müminler!),Birbirinizle ilgiyi kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin tutmayın, haset etmeyin, kardeşler olun. Bir müslümanın üç günden fazla kardeşine dargın durup onu terk etmesi helal olmaz.”[17]
اَلْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ اَلْمُؤْمِنُ اَخُوا الْمُؤْمِنِ يَكُفُّ عَلَيْهِ ضَيْعَتَهُ وَيَحُوطُهُ مِنْ وَرَائِهِ
 
“Mümin müminin aynasıdır. Mümin, müminin kardeşidir. Onun malını, mülkünü yokluğunda saldırıya karşı korur ve onu gıyabında savunur.”[18]
اُنْصُرْ اَخَاكَ ظَالِمًا اَوْ مَظْلُومًا قَالَ يَا رَسُولَ اللَّه هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا؟ قَالَ  تَأْخُذُهُ فَوْقَ يَدَيْهِ
 
“(Ey mümin!) Kardeşine zalim olsun mazlum olsun yardım et” buyurdu, bunun üzerine kendisine,“Ya Resûlellah! Mazlum olan kişiye yardım edebiliriz, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz” dediler. Peygamberimiz (a.s.),“Zalimin iki elini tutar zulmüne mani olursunuz,”demiştir.[19]
                                                                                              
 
 Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
 
 
 BU YAZI AŞAĞIDAKİ SİTEDEN ALINMIŞTIR:
 
 
 


[1] İsrâ,17/32;  Bakara, 2/179. Mâide, 5/45.
[2] Mâide, 5/32.
[3] Mâide, 5/38.
[4] Hucûrât, 49/13.
[5] Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, I, 63, No: 61.
[6] Nur, 24/27–28.
[7] Hucûrât, 49/12; İbn Mâce, Hudûd, 5.
[8] Müslim, Birr, 28.
[9] Ebu Dâvud, 44.
[10] Müslim, Birr, 32.
[11] Teğabün, 64/2.
[12] Kûfirun, 109/6.
[13] Bakara, 2/256.
[14] Müslim, İman, 93.
[15] Buharî, İman, 7.
[16] Ahmed, II, 400; V, 225.
[17] Tirmizî, Birr, 24.
[18] Ebû Dâvûd, Edeb, 57.
[19] Buhârî, Mezalim, 4.

--


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder