1 Kasım 2014 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Çekilen çileler ne oldu?

Hekimoğlu İsmail - Çekilen çileler ne oldu?



Çekilen çileler ne oldu?


1973 senesi… Erzurum’da on kadar Nurcu tevkif edilmişti. Bir gazeteci olarak Erzurum’a gittim.

Gerek dindar kimselerin muhakeme edilmesi ve gerekse Avukat Bekir Berk’in gelmesi mahkemenin önünü Paşa Camii’ne kadar doldurmuştu. Durumdan evhamlanan jandarma kumandanı sıkı tedbirler almak için bir hayli jandarma getirdi. Kumandan, “Hâkim Bey hiç değilse sizin emniyetinizi temin edelim.” deyince hâkim, “Bunların kimseye zararı olmaz. Görmüyor musun içlerinde rahatça dolaşıyorum.” cevabını verdi. Böylece jandarmalar çekildi, sanıklar getirildi, muhakeme oldu ve herkes dağılıp gitti.

1935’ten beri Risale-i Nur ve Nurculuk gerçeği vardır. 80 seneden beri Risale-i Nur talebelerinin asayişe muhalif hiçbir hareketleri görülmemiştir. O yıllarda durum şöyleydi: “Risale-i Nurlar ve Nur talebeleriyle ilgili karar sayısı binlere ulaşmıştı. Bunların ekserisi takipsizlik ve beraattı. Bir o kadar da lehte bilirkişi raporu vardı. Buna rağmen halen Risale-i Nur okuyanlar ayin yapıyor diye şikâyet edilir, 163. madde faaliyete geçer, takipler, tevkifler birbirini kovalar ve sonunda yine beraat!.. İyi amma çekilen çileler ne oldu? Nurcular, Süleymancılar, tarikatçılar şunlar bunlar… Bunların hepsinde bulunan suç aletleri aynıydı; Tespih, takke, dini kitap, cübbe, sarık… Üç kişi bir araya gelip Risale-i Nur okusa oraya bir baskın yapılır, kitaplara el konur, okuyanlar da Nurcu diye karakola götürülürdü.

Mesela o günlerde bir arkadaşa ‘geçmiş olsun’ ziyaretine gitmiştim. Abdest tazelemek isterken hela taşının kıbleye doğru olduğunu gördüm. Düşündüm; ev sahibi gerek maddi cihetten ve gerekse manevi yönden bu taşın yönünü değiştirecek kıratta değil. Birden aklıma geldi ki bu şahıs devletin temellerini değiştirmekten yargılanıyordu! Hela taşını değiştiremeyecek adamın devletin temellerini değiştirmekten yargılanması beni güldürmüştü.

12 Eylül öncesi şöyle garip bir tablo vardı: Anarşistlerin bulunduğu ev basılmış, 5 tane tabanca, 2 tane Kalaşnikof, 750 mermi, 60 tane şarjör ve birçok sol yayın bulunmuş. Bir başka evdeyse, 7 tane cübbe, 15 tane sarık, 35 tane tespih ve dini kitaplar bulunmuş… Her iki grup da mahkemeye sevk edilmişti. Anarşik hadiselere katılanlara da, basın savcılığının serbest bıraktığı kitapları okuyanlara da 163. madde gereği beş ile on beş yıl arasında hapis verildi.

Daha neler neler… Henüz akil baliğ olmamış birkaç gencin evinde bir kâğıt bulunmuştu. Bu kâğıda, “Her hafta falan evde toplanacağız, kahveye gitmeyeceğiz, dini ve milli kitaplar okuyacağız, İslamiyet’in bütün icaplarını yerine getireceğiz.” diye yazmışlar. Savcı bu son cümlenin üzerine basa basa çocukları tevkif etmişti. Bu kâğıttan savcılar neler çıkarmadı… İhtilal kadar büyüttüler. Teokratik devlet, hilafet, daha neler neler… O çocuklar yıllarca hapishane köşelerinde süründüler. O zaman şöyle derdik: “Devletin temellerini çoluk çocuk mu sarsabiliyor yoksa devlet büyükleri mi? Bir kocaman Türkiye’ye bakınız bir de hapse atılan garibanlara. Bu ne tezat!..”
 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder