24 Ocak 2016 Pazar

Nereden nereye?

Nereden nereye?
 
 
 
“Fakirdik. Satıp kazacağımızla evin geçimini sağlayacağız diye tavuklarımızın yumurtasını yiyemiyor, tereyağı üreteceğiz diye ineğimizin sütünü içemiyorduk. Salı günleri annelerin Akçaabat pazarından getirdikleri beyaz ekmeği dünyanın en leziz pastası niyetine yiyorduk.
 
Bazen bir kilo portakal alınırsa, rahmetli babam arada bir bizi huzuruna topluyor ve tek bir portakalı dilimleyip aramızda dağıtıyordu. Yırtık lastik ayakkabılar ayağımızda durmadığı için toprakta çıplak ayak dolaşıyorduk ve nasır tutan tabanlarımızda bir santimlik çatlaklar oluşuyordu.
 
Hayal kurmuyorum, yaşadıklarımdan söz ediyorum. Kader insanları nelerden alıp nerelere savuruyor böyle… Ne varlık korunuyor yerinde, ne de yoklukta yok oluyor insan. Herkes duasına ve çabasına uygun bir geleceğe sürükleniyor.
 
Mısırı koçanıyla öğütüp ekmeğini yiyen… Uzak dağlardan sırtlarında odun taşıyan, şehirlere günlerce yürüyerek gidip gelen, giydiği kumaşı elleriyle örüp, toprağı bizzat elleriyle ekip biçen dedelerin ve ninelerin yaşadıklarını düşünmeli insan. Gece gündüz yürüdüler, hasırda uyudular, ekmekten başka yiyecek, bezden başka giyecek bulamadılar.
 
Bu günse inanılmaz bir değişim içerisindeyiz. Hayata tutunmak kaç nesildir hiç bu kadar kolay olmamıştı. Dağ köylerindeki çaresiz çocukların karşısına, şimdi adanarak çalışana bin türlü fırsat sunan bir çevre çıkıyor.
 
Öyleyse insan çevreye söz yetiştirmeyi terk etmeli de işine, dersine, görevine odaklanmalı, hayata başarıyla tutunmaya çalışmalıdır.”
 
 
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder