29 Ocak 2016 Cuma

Namaz kâinatın meyvesidir

Namaz kâinatın meyvesidir

 
Cemil Tokpınar

c.tokpinar@meydangazetesi.com.tr
22 Ocak 2016, 08:00

Diyebiliriz ki, Rabbimiz bütün kâinatı bizim için yaratmıştır. Bundan 12 milyar yıl önce evren yaratılmaya başlamış, 100 milyar galaksi ve her galakside bulunan ortalama 200 milyar yıldız, güneş sistemini ve dünyayı netice vermiştir. 5 milyar yıl önce yaratılan dünya, asırlarca bir beşik gibi süslenmiş, milyonlarca çeşit hayvan ve bitki yaratılmış, en sonunda kâinatın en şerefli misafiri olan insan gelmiştir.

Neden Rabbimiz, insan için bu kadar masraf etmiştir? Niçin her şeyi onun emrine vermiştir? Şöyle bir bakın: Bütün varlıkların bir görevi var. İnekler süt veriyor, arı bal yapıyor, tavuk yumurtluyor, balık bize et yetiştiriyor. Hatta lüzumsuz sandığımız bazı varlıklar bile hizmet ediyor. Yılanın zehirinden ilâç yapılıyor, karıncalar çıkardıkları gazla güneşin zararlı ışınlarını süzen ozon tabakasını güçlendiriyor, solucanlar fosforla toprağı besliyor. Gereksiz, hikmetsiz, boş ve zararlı hiçbir varlık yok.

Bunların hepsi insan için çalışıyorlar. İnsan da bütün varlıklardan yararlanıyor, kullanıyor, hatta sevdiği canlıyı yatırıp kesiyor ve etini yiyor. Ama, hiçbir varlığa insanın etini yeme, sütünü içme veya sırtına binip gezme yetkisi verilmemiş. İnsanın kullandığı bazı haklar hiçbir varlıkta yok.

Peki bunca emek çekilen, masraf yapılan, özenilen, yetkilerle donatılan insan niçin yaratılmış?

Acaba Rabbimiz bir solucana bile bir yaratılış hikmeti taksın, insanı başıboş bıraksın ve 60-70 yıl yeyip içip yatması ve sonunda ölmesi için yaratsın. Bu, mümkün mü?

Kesinlikle mümkün değil.
 
İnsanın aslî görevi

Şu âyet meallerine bakın, aklımıza gelen sorulara ne güzel de cevap veriyorlar:

“Göğü, yeri ve bunların arasında bulunan şeyleri boş yere yaratmadık.” (Sâd: 27) “Bizim sizi, boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn: 115)

“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)

Peki, başıboş değilsek, Rabbimiz bizi niçin yarattı? Çalışıp çabalamamız, yiyip içmemiz için mi? İşte bu soruları cevaplayan Kur’an ayetleri:

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi ancak Allah’tır.” (Zariyat: 56-58)

Bu ayet mealleri, bizim görevimizi çok kesin ve açık bir şekilde ortaya koyuyor. Aynı zamanda, dünyaya çalışıp rızık kazanmak için geldiğini sananlara da şu mesajı veriyor:
 
“Rezzak Cenab-ı Hak’tır. Rızkı O verir. Onun verdiği rızkı elde etmek için verdiğiniz uğraşı, namaza bahane göstermeyin.”

Tüm zamanların en büyük duası

Namaz, Hz. Âdem’den (a.s.) Peygamberimize (s.a.v.) kadar gelen bütün peygamberlerin, bütün sahabelerin, bütün Allah dostlarının ve tüm mü’minlerin birbirine dua etmesidir.
 
Namaz, manevî ve uhrevî bir şirkettir. Kim namaz kılarsa bu şirkete ortak olur. Tüm zamanların en büyük dua organizasyonu olan namazı kim kılarsa, hem gelmiş ve gelecek tüm Müslümanlara dua etmiş hem de onların duasını almış olur.

Söz gelişi, muazzam bir dua olan Fatiha Suresi’ni okuyan bir kimse, “Bizi doğru yola, kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerin ve onlara tabi olan salih kullarının yoluna ilet, gazabına uğrayanların ve haktan sapanların yoluna değil” diye dua eder. Burada “beni ilet” yerine “bizi ilet” denmesi öyle muhteşem bir nimettir ki, bizi bütün Müslümanların duasına ortak eder.
 
Zaten bu duanın muhtevası da çok geniş ve kapsamlıdır. Sadece bu duamız bile kabul olsa, bütün isteklerimize kavuşmuşuz demektir.

Manevi kazanç için 'biz' olmalı

Tahiyyat ve sonrasındaki salâvatlar, Rabbenâ Âtina, Rab bic’alnî, Rabbenağfirlî dualarıyla kendimize, neslimize ve mü’minlere dua ediyoruz. Dua eden milyarlarca mü’min içinde bir kişininki bile kabul olsa bizim duamız da kabul olmuş demektir. Kaldı ki, başta Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere Allah katında değeri büyük milyonlarca mü’minin duası kabul olunca inşallah bizim duamız da kabul olmuş olur. Çünkü hepimiz sadece kendimiz için değil, bütün Müslümanlar için istiyoruz.

Bu muhteşem manevî kazancı elde etmenin tek şartı, beş vakit namaz kılarak “biz” kavramının içine girebilmektir. Kimin namazdaki gayreti, şuuru, takvası, huşuu fazlaysa, manevî hisse senedi de fazla demektir. İşte o duaları okurken bütün mü’minleri, belki bütün varlıkları niyet ederek okumalıyız. Namazı terk ederek bu benzersiz menfaati kaybetmek akıl kârı mıdır?
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder