24 Ocak 2015 Cumartesi

Hekimoğlu İsmail - Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır

Hekimoğlu İsmail - Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır


Hekimoğlu İsmail

Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır


Hadis-i şerifte buyuruluyor ki, “Mü’minler bir vücudun azaları gibidir.” Nasıl ki bir mikrop vücuda girse hemen akyuvarlar harekete geçer, her organ, her hücre birlik ve beraberlik içinde, o mikrobu öldürmeye çalışır. Aynı şekilde İslam milletine de bir yerden zarar gelecek olsa akyuvarların yaptığını yapmak zorundayız. İttihad-ı İslâm; İslâm birliği demektir yani Müslümanların bütününü tek bir millet olarak değerlendirir.

Mademki Müslümanlar bir vücut gibidir; bu vücudun kuvvetli olması lazım… O zaman, her Müslüman tek tek hem bilgili olmalı hem de bildikleriyle amel etmeli ki, böyle mü’minlerden meydana gelen ümmet de kuvvetli olsun. Rabb’imiz bir, kitabımız bir peygamberimiz bir. Bu birler bizi, birlik ve beraberliğe götürmelidir.

Müslüman’ım diyen herkes İslam birliğine dâhildir. Bunun için İslamiyet’i öğrenmek de öğretmek de hepimizin üzerine vazifedir. Hayatım boyunca gördüm ki cemaat ve tarikat büyüklerinin hepsi, imandan, İslam’dan yana.

Mesela 1980’li yıllarda Millî Görüş’ten bir arkadaşın davetiyle Avustralya’ya gitmiştim. Oraya gittiğimi duyan İskenderpaşa cemaatinden bir arkadaşımız dedi ki, “Burada külliyeye benzer bir yurt yapacağız, paraya ihtiyacımız var, bir konuşma yapsanız…” Kabul ettim, büyük bir salonu dolduran insanlara hitaben dedim ki: “Kardeşlerim, İngilizlerin yönetiminde bulunan dünyanın en büyük adasındayız. Bir kardeşimiz arsa verdi, inşaat yapacağız. Usta olanlar ustalık yapsın, biz de ırgat olalım, maliyeti aşağı çekelim.”

Arka taraflarından bir hanım çantasını salladı, dedi ki: “Küpelerim, bileziklerim bunun içinde, hepsini veriyorum.” Dedim ki: “Yenge hanım, bunun yarısını veriniz.” “Hayır” dedi, “Benim hayrıma lütfen mani olmayınız.” Peki dedik, aldık. Bir başka şahıs elinde bir kâğıt sallıyordu; “Bu evimin tapusudur. Veriyorum; satın, okul yapın, yurt yapın!” Dedim ki, “Kardeşim, ikinci bir evin varsa ver.” “Hayır, evlatlarıma torunlarıma dünyalık değil âhiretlik bırakmak istiyorum, hepsini alın.” diye cevap verdi.

O inşaat bitti, yurt oldu, beni birkaç yıl sonra tekrar çağırdılar, gittim. O gün bir şahıs söz aldı: “Haylaz bir oğlum vardı. Canının istediği gibi yaşar, beni çok üzerdi. Bu yurda verdim, bir gün oğlumu ziyarete geldim. Baktım ki, önlüğü bağlamış, mutfakta tabakları kaşıkları topluyor. Gözlerime inanamadım. Bu haylazı nasıl adam yaptıklarına hayret ettim.”

Avustralya’da kıtasında başta Melbourne dahil il, ilçe dolaştık. Hangi cemaat, tarikat beni davet ederse gidiyorum. Mezheplerin esasında iman birliği vardır. Öyleyse biz Müslüman’ız, İslam milletindeniz; İslamiyet’i yanlış anlayanlara ve anlatanlara karşıyız. İşte, ittihad-ı İslam kafalarda yer ederse, İslam milleti filizlenir; en azından Müslüman Müslüman’a muhalefet etmez.

Nitekim Bediüzzaman bu hususta “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır... Bu ittihadın meşrebi muhabbettir. Husûmeti ise cehalet ve zaruret ve nifak’adır.” demiştir. Her cemaatten, her kesimden Müslümanların bir arada bulunması gücümüzü artırır; bu yönüyle ittihad-ı İslam farzdır.

Bu durum aileden devlete kadar uzar. Fertler kazanırsa millet kazanır, millet kazanırsa devlet kazanır, devlet kazanırsa ülke kazanır, kalkınır; ekonomide birlik sağlanır, ürettiğimiz malı satabiliriz, teknolojide ilerleyebiliriz, düşmanlarımıza karşı güçleniriz.

Bize gayret yaraşır, merhamet Allah’ındır. Müslüman’ın vazifesi İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır.
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder