31 Ekim 2014 Cuma

NİHAT HATİPOĞLU - Siz kendinizi Kuran'da aradınız mı hiç!

NİHAT HATİPOĞLU - Siz kendinizi Kuran'da aradınız mı hiç!


Siz kendinizi Kuran'da aradınız mı hiç! (Bir müminin ayetlerde kendini arayışı)

Siz kendinizi Kuran'da aradınız mı hiç! (Bir müminin ayetlerde kendini arayışı)

                    
Her birinizi anlatan bir ayet vardır. Bazı ayetleri okuduğunuzda bir an irkilirsiniz. "Bu ayet beni anlatıyor" dersiniz. Birebir örtüşür ayetler sizinle.
 
Hz. Ali'nin iyi bir dostu olan Ahnef bin Kays bir gün Kuran okuyordu. Şu ayete denk geldi: "Biz size içinde sizin kendinizin anlatıldığı bir kitap indirdik. Siz bunu hâlâ anlamıyor musunuz? (Enbiya, 10)"
 
Bu ayeti okuyan Ahnef irkildi ve "Bana hemen Kuran-ı Kerim'i getirin de, orada kendimin anlatılışını arayıp bulayım, Kimlerle birlikte olduğumu, kimlere benzediğimi göreyim" dedi. O Kuran'da kendini bulmalıydı. Acaba Kuran-ı Kerim onu da anlatıyor muydu? Kuran-ı Kerim'i açtı. Birtakım insanlara rastladı ki onlar şöyle tanıtılıyordu:
 
Bu ayettekilere bir benzesem!
 
"Gecenin az bir bölümünde uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanmalarını istiyorlardı. Onların malları içinde dilenenlerin de, dilenmeyenlerin de (her ikisinin) hakları vardı." (Zariyat, 51/17, 18, 19)
 
Bu ayeti okuyunca şöyle dedi: "Ben bu ayetteki yüce ruha sahip değilim."
 
Başka bir ayette birtakım insanlara daha rastladı ki onların durumu da şöyleydi: "Onların yanları (gece namazına kalktıkları için) yataklarından uzak kalır. Rablerine korku ve umutla dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler." (Secde, 32/16)
 
Ahnef bu ayetlerden de umutsuzluğa kapıldı. Çünkü bu ayete de benzemiyordu.
 
Ahnef okumaya devam ediyordu. Ayette daha başka birtakım insanlara rastladı ki halleri şöyleydi: "Ve Rablerine secde ederek (acz ve edeble) geceyi ayakta geçirenler." (Furkan, 25/64) Bu ayeti okuyan Ahnef'in ümidi iyice sarsıldı.
 
Ahnef'in birtakım insanlara gözü ilişti ki onlar şu sözlerle anılıyordu: "Onlar bollukta da darlıkta da mallarını Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ise iyi şeyler yapanları sever." (Âl-i İmran, 3/134)
 
Ahnef okudukça halden hale giriyordu. Geriliyordu. İçi içini yiyordu. Bazı insanlara daha rastladı ki halleri şöyleydi:
 
"Bizzat kendileri muhtaç durumda olsalar bile başkalarını kendi canlarından daha üstün tutarlar. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir" (Haşr, 59/9).
 
Daha başka birtakım insanlara da gözü ilişti ki, onların karakterleri şöyle çiziliyordu: "(Bunlar) büyük günahlardan ve çirkince utanmazlıklardan kaçınanlar, öfkelendiklerinde ise bağışlayanlar." (Şûra, 42/37)
 
"Rablerinin emrine uyanlar, namazı dosdoğru kılanlar, kendi aralarında işlerini danışarak çözenler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden başkalarına verenler." (Şûra, 42/38)
 
Bu ayettekilerden değilim
 
Bu ayete gelince yorulan Ahnef; "Ya Rabbi! Ben kendi durumumu biliyorum. Ben bu kimseler arasında görülmüyorum" dedi.
 
Sonra başka bir yol tuttu. Bu sefer birtakım insanlarla karşılaştı ki onlar şöyle tasvir ediliyorlardı: "Çünkü onlar, Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur" denildiğinde büyüklük taslarlardı. 'Biz, mecnun bir şair için mabudlarımızdan vaz mı geçecekmişiz?' derlerdi." (Saffat, 37/35-36)
 
Ahnef dedi ki "hamd olsun ben bunlardan değilim." Sonra şöyle tanımlanan insanlarla karşılaştı: "Allah, bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa daha başkası anıldığında ise hemen sevince kapılırlar." (Zumer, 39/45)
 
Birtakım insanlara da rastladı ki onlara: "Sizi cehenneme sokan nedir? (diye sorulunca) günahkârlar: "Biz namaz kılmazdık" dediler. Yoksula da yedirmezdik, batıla dalanlarla beraber biz de dalardık. Din (ahiret) gününü yalan sayıyorduk. Sonunda kesin bir gerçek olan ölüm gelip bize çattı diye cevap verdiler." (Müddessir, 74/42, 46)
 
Ahnef ayetlerin baskısı altında geriliyor ve daralıyordu. Bir taraftan da gülümsüyor ve şöyle diyordu: "Hamd olsun bari böyle değilim."
 
Buraya gelince kısa bir süre için sessiz hareketsiz dikilip durdu. Sonra ellerini kulaklarına koyarak "Ey Allah'ım! Ben bunlardan sana sığınırım, ben onlardan uzağım" dedi.
 
Artık o Kuran-ı Kerim'in yapraklarını çeviriyor, kendisinin anlatıldığı yeri arıyordu. Sonunda şu ayete gelip durdu: "Onlardan başka bazı insanlar daha vardır ki onlar günahlarını açıkça itiraf ettiler. Onlar iyi bir ameli başka kötü bir amelle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Tevbe, 9/102)
 
Burada Ahnef sevindi. Elinde olmadan ağzından şu cümle döküldü: "Evet, evet işte benim durumum bu. İnşallah ben bu gruptan olurum."
 
Yüzünü kim çizdi?
 
Bir an düşünün. Altı milyar insan. Şu anda yaşayan insan sayısı... Ve tam 6 milyar değişik yüz. Değişik surat. Halbuki her yüzde iki kulak, iki göz, tek burun, tek ağız ve tek alın var. İnsan kafatasının büyüklüğü önden arkaya yaklaşık 18 cm ile 15 cm arasıdır. Şu Yüce Kudret'e bakınız ki bu küçük alana Yüce Rabbimiz 6 milyar farklı yüz yerleştirebiliyor. Hâlâ şüphe mi ediyorsunuz?
 
Immanuel Kant'ın diploması
 
Alman kökenli olan, 1724'te doğan ve "saf aklın tenkidi" felsefesi ile öne çıkan Kant'ın hayatı fırtınalı geçmiştir.
 
13 yaşında annesini kaybedince, ıstıraplı bir hale büründü. 80 yaşında öldüğünde son sözü "DES İS GUT" (Hayırlısı budur) olmuştu. Eleştirel felsefenin babasıydı. İmam Gazali, İbni Rüşd, İbni Sina ve Muhyiddin Arabi'den etkilendiği belirtilir.
 
Metafizik profesörü olan Kant'ın doktora diplomasının başındaki besmele dikkat çekicidir. Kant'ın besmeleyi kendi el yazısıyla yazdığı da ifade ediliyor. Bu nedenle de gizli Müslüman olup olmadığı hep tartışılmıştır. 1804'te hayata veda etti.
 
Lokomotifi kim çekiyor?
 
40 vagonlu bir tren. Bu vagonlardan her biri arkadakini çekiyor. Bütün vagonları çeken de aslında lokomotiftir. Artık lokomotifi kim çekiyor sorusu çok da anlamlı değil.
 
Tıpkı ilk elma ağacının fidanının nerden geldiğini bilememek gibidir bu.
 
Emir komuta zincirinde "ordunun en yukarısındaki komutan kimden emir aldı" diye sormak anlamsız aslında.
 
Özetle; Kâinatı yorumlarken şu şundan dolayı birbirleriyle bağlantılı silsileler halinde var demek isabetli değildir.
 
Allah (c.c.) vardır. Varlığı hiçbir varlığa bağlantılı olmadan, var olduğu için vardır. Varlığı hiçbir varlığa benzemez. Varlığı sorgulanmaz. İnanılır, iman edilir. Düşünebildiğiniz, var olan, dokunabildiğiniz, tasarlayabildiğiniz hiçbir varlığa benzemez. Zaten; "muhalefetün lil havadis" sonradan olanlara benzememek en önemli vasıflarındandır.
 
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder